top of page

BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU

BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIKTA MAĞDURUN DİKKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ, İNTERNET DOLANDIRICILIĞI, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, HİLELİ HAREKET DOLANDIRICILIK, DOLANDIRICILIKTA HİLE UNSURU, MAĞDURUN ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PARA GÖNDERME RİSKİ, İNTERNETTEN ALIŞVERİŞ DOLANDIRICILIĞI, YARGITAY KARARI, HER ALDATILMA DOLANDIRICILIK MIDIR, İNTERNETTEN ÜRÜN ALMADAN PARA GÖNDERMEK DOLANDIRICILIK MI, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA MAĞDURUN KUSURU, DOLANDIRICILIKTA HİLE NASIL OLUR, DOLANDIRICILIKTA BASİT ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, YARGITAY DOLANDIRICILIK İÇTİHATLARI, YARGITAY HİLE KRİTERİ, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HİLENİN YOĞUNLUĞU, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN OLUŞMAMASI, SAHTE İŞE ALIM, KRİPTO PARA, SUÇUN MADDİ UNSURLARINDA HATAYA DÜŞME, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KAST, OLASI KAST, SOMUT OLAYDA DOLANDIRICILIK DEĞERLENDİRMESİ, TCK 157, TCK 158, BANKA HESABIN KİRALANMASI


Dijitalleşmenin ve elektronik bankacılık sistemlerinin günlük hayatın vazgeçilmez bir unsuru hâline gelmesi, ekonomik işlemlerin hızını ve kolaylığını artırmakla birlikte, ceza hukuku bakımından yeni suç tiplerinin ve nitelikli görünüm biçimlerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Özellikle banka hesapları ve elektronik para transfer sistemleri aracılığıyla işlenen dolandırıcılık fiilleri, hem suçun icra biçimi hem de faillerin tespiti bakımından klasik dolandırıcılık anlayışının ötesine geçen sorunları beraberinde getirmektedir.


Bu bağlamda, son yıllarda uygulamada sıklıkla karşılaşılan banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmekte; ancak özellikle hesap sahibi konumundaki kişilerin cezai sorumluluğunun belirlenmesi noktasında ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Çoğu zaman ekonomik sıkıntı, kolay kazanç vaadi ya da üçüncü kişilerce yönlendirilme sonucu banka hesabını kullandıran kişilerin, işlenen suçtaki konumunun fail mi, iştirakçi mi yoksa cezai sorumluluğu bulunmayan bir üçüncü kişi mi olduğu hususu, hem doktrinde hem de yargı kararlarında farklı yaklaşımlara konu olmaktadır.


Nitelikli dolandırıcılık suçunun, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde ağırlaştırılmış bir yaptırıma bağlanmış olması, kusur ilkesi ve şahsilik prensibi açısından daha dikkatli bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Zira sırf banka hesabı sahibi olmanın, otomatik olarak nitelikli dolandırıcılık suçunun faili sayılmak için yeterli olup olmadığı; hesap sahibinin bilgi ve iradesinin suçun oluşumuna ne ölçüde etki ettiği, ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kilit rol oynamaktadır.


Bu çalışma, banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri, Yargıtay içtihatları ve uygulamada karşılaşılan somut örnekler ışığında ele almayı amaçlamaktadır. Makalede, özellikle banka hesabını kullandıran kişinin hukuki konumu ayrıntılı biçimde incelenecek; fail, iştirak ve kusur değerlendirmesi çerçevesinde adil ve ölçülü bir ceza sorumluluğunun nasıl tesis edilmesi gerektiği tartışılacaktır.

BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIKTA MAĞDURUN DİKKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ, İNTERNET DOLANDIRICILIĞI, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, HİLELİ HAREKET DOLANDIRICILIK, DOLANDIRICILIKTA HİLE UNSURU, MAĞDURUN ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PARA GÖNDERME RİSKİ, İNTERNETTEN ALIŞVERİŞ DOLANDIRICILIĞI, YARGITAY KARARI, HER ALDATILMA DOLANDIRICILIK MIDIR, İNTERNETTEN ÜRÜN ALMADAN PARA GÖNDERMEK DOLANDIRICILIK MI, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA MAĞDURUN KUSURU, DOLANDIRICILIKTA HİLE NASIL OLUR, DOLANDIRICILIKTA BASİT ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, YARGITAY DOLANDIRICILIK İÇTİHATLARI, YARGITAY HİLE KRİTERİ, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HİLENİN YOĞUNLUĞU, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN OLUŞMAMASI, SAHTE İŞE ALIM, KRİPTO PARA, SUÇUN MADDİ UNSURLARINDA HATAYA DÜŞME, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KAST, OLASI KAST, SOMUT OLAYDA DOLANDIRICILIK DEĞERLENDİRMESİ, TCK 157, TCK 158, BANKA HESABIN KİRALANMASI
BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIK SUÇU, DOLANDIRICILIKTA MAĞDURUN DİKKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ, İNTERNET DOLANDIRICILIĞI, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, HİLELİ HAREKET DOLANDIRICILIK, DOLANDIRICILIKTA HİLE UNSURU, MAĞDURUN ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PARA GÖNDERME RİSKİ, İNTERNETTEN ALIŞVERİŞ DOLANDIRICILIĞI, YARGITAY KARARI, HER ALDATILMA DOLANDIRICILIK MIDIR, İNTERNETTEN ÜRÜN ALMADAN PARA GÖNDERMEK DOLANDIRICILIK MI, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA MAĞDURUN KUSURU, DOLANDIRICILIKTA HİLE NASIL OLUR, DOLANDIRICILIKTA BASİT ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI, YARGITAY DOLANDIRICILIK İÇTİHATLARI, YARGITAY HİLE KRİTERİ, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HİLENİN YOĞUNLUĞU, DOLANDIRICILIK SUÇUNUN OLUŞMAMASI, SAHTE İŞE ALIM, KRİPTO PARA, SUÇUN MADDİ UNSURLARINDA HATAYA DÜŞME, DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KAST, OLASI KAST, SOMUT OLAYDA DOLANDIRICILIK DEĞERLENDİRMESİ, TCK 157, TCK 158, BANKA HESABIN KİRALANMASI

1. BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KANUNİ MEVZUAT VE HUKUKİ ÇERÇEVE


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun hukuki nitelendirilmesinde, öncelikle Türk Ceza Kanunu’nda yer alan dolandırıcılık suçuna ilişkin temel ve nitelikli düzenlemeler ile bu suçun işleniş biçimine göre gündeme gelebilecek ilgili kanun maddeleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira bu suç tipi, doğrudan bağımsız bir suç olarak düzenlenmemiş; dolandırıcılık suçunun nitelikli görünüm biçimlerinden biri olarak kanuni zemine kavuşturulmuştur. Tipiklik yönünden bu suçun oluşabilmesi için temel kanun maddelerini sıralayacak olursak;


A. HİLELİ DAVRANIŞLARIN VARLIĞI


Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde dolandırıcılık suçu "Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir." denilmektedir. Kanun maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlama şeklinde tanımlanmıştır. Bu düzenleme uyarınca dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; hileli davranış, aldatma, zarar ve yarar unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Banka hesabının kullanılması veya kiralanması, tek başına bu suçun oluşumu için yeterli olmayıp, ancak hileli davranışların icrasında bir araç olarak kullanılması hâlinde hukuki anlam kazanmaktadır.


B. BANKA HESABININ SUÇUN İCRASINDA ARAÇ OLARAK KULLANILMASI İLE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNUN OLUŞMASI


Dolandırıcılık suçunun nitelikli hâlleri ise Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenmiştir. "Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,

İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.[71]

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır." kanun maddesinin eksiksiz halini, nitelikli hallerine ilişkin tüm detaylarına burada yer vermeyi uygun gördük. Ancak makalenin konusu olan banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında, maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde, suçun “banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” işlenmesi, nitelikli dolandırıcılık hâli olarak kabul edilmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu düzenlemenin temel amacı, bankacılık sistemine duyulan güvenin korunması ve bu güvenin kötüye kullanılmasının önüne geçilmesidir.


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen dolandırıcılık fiili, çoğu zaman bu nitelikli hâl kapsamında değerlendirilmekte; zira banka hesapları ve elektronik transfer sistemleri, suçun icrasında doğrudan araç olarak kullanılmaktadır. Ancak burada önemle vurgulanması gereken husus, banka veya kredi kurumunun araç olarak kullanılmış olmasının, otomatik olarak her hesap sahibinin nitelikli dolandırıcılık suçunun faili sayılmasını gerektirmediğidir. Kanun koyucu, nitelikli hâli düzenlerken, failin kastı ve suçun icrasındaki rolü bakımından bir istisna öngörmemiş; bu nedenle genel ceza hukuku ilkelerinin uygulanmasını zorunlu kılmıştır.


C. BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KAST VEYA OLASI KAST ŞARTI


Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinde düzenlenen kast ilkesi ile olası kast ilkeleri "Madde 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir." kanun koyucu tarafından mevzuatta belirlenmiştir.


Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinde düzenlenen kast ve olası kast kavramlarına değinmek gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre suçun oluşabilmesi, kural olarak kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesini ifade eder. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, failin suçun kanuni unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili icra etmesi hâlinde olası kastın varlığı kabul edilmiştir. Kanun koyucu, olası kast hâlinde failin kusur yoğunluğunu dikkate alarak cezada indirim öngörmüş; ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarını gerektiren suçlar bakımından özel bir yaptırım sistemi benimsemiş, diğer suçlar yönünden ise temel cezanın üçte birden yarısına kadar indirilmesini hükme bağlamıştır. Bu çerçevede, kast ve olası kast ayrımı, özellikle failin iç dünyasına ilişkin değerlendirme yapılmasını gerektiren suç tiplerinde büyük önem taşımaktadır.


D. BANKA HESABINI KULLANDIRAN KİŞİNİN FAİL OLARAK SORUMLULUĞU


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu konusunda Türk Ceza Kanunu "Madde 37- (1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.

(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır." denilerek fiilin birlikte gerçekleştirilmesi durumunda, gerçekleştiren kişinin de cezai sorumluluğu fail olarak sorumlu tutulacağı belirtilmiştir. Banka hesabını kullandıran kişinin, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi hâlinde, doğrudan fail veya suç ortağı olarak sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Buna karşılık, suçun işlendiğini bilmeyen veya bu sonucu öngörmeyen bir kişinin, sırf banka hesabının kullanılmış veya kiralanması nedeniyle cezalandırılması, kanunilik ve kusur ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.


E. BANKA HESABI KULLANDIRILMASI SURETİYLE İŞLENEN DOLANDIRICILIK SUÇUNDA ZARARIN GİDERİLMESİNİN CEZAYA ETKİSİ VE İYİ HAL İNDİRİMİ


Türk Ceza Kanunu etkin pişmanlık başlığı altında "Madde 168 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/20 md.)

(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.

(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.

(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.

(5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz." denilmektedir.


Türk Ceza Kanunu Takdiri indirim nedenleri başlığı altında "Madde 62- (1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri (…) göz önünde bulundurulabilir. (Ek cümle:12/5/2022-7406/1 md.) Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz. Takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilir."


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçlarında, mağdurun uğradığı zararın giderilip giderilmediği hususu, cezanın belirlenmesinde ve hukuki sonucun tayininde önemli bir rol oynamaktadır. Türk Ceza Kanunu sistematiğinde zararının giderilmesi, suçun maddi ve manevi unsurlarını ortadan kaldıran bir hâl olmamakla birlikte, fail lehine değerlendirilebilecek bir husus olarak kabul edilmektedir. Özellikle kovuşturma veya soruşturma aşamasında mağdur zararının tamamen karşılanması, failin kusur yoğunluğunun ve suçtan sağladığı menfaatin değerlendirilmesinde etkili olmaktadır.


Uygulamada, zararın giderilmesi hâli hem verilecek cezada indirim sağlamada ve ayrıca TCK m.62 kapsamında takdiri indirim nedeni olarak ele alınmakta; ayrıca somut olayın özelliklerine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi gibi lehe sonuçların uygulanmasına da zemin hazırlayabilmektedir. Yargıtay içtihatlarında da, özellikle banka hesabını kısa süreli kullandıran ve dolandırıcılık fiilinden doğrudan menfaat temin etmeyen kişiler bakımından, mağdur zararının giderilmiş olması sanığın lehine güçlü bir değerlendirme kriteri olarak kabul edilmektedir. Ancak bu indirimin uygulanabilmesi için, zararın gerçek ve samimi biçimde giderilmiş olması gerekmektedir.


F. BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRLANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA FİİLİNİN DİĞER SUÇ TİPLERİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Öte yandan, banka hesabını kullandıran kişinin fiilinin, her somut olayda yardım etme, suç eşyasının aklanması, yasa dışı bahis suçları, suç örgütüne yardım etme veya üyelik suçu gibi başka suç tipleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de ayrıca gündeme gelebilecektir. Bu değerlendirme yapılırken, kişinin suçun icrasına katkı düzeyi, menfaat temin edip etmediği ve suç sonrası davranışları dikkate alınabilecektir. Nitekim kanuni mevzuat, cezai sorumluluğun belirlenmesinde şekli değil, maddi gerçeğin esas alınmasını gerektirmektedir.


Sonuç olarak, banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında kanuni mevzuat, otomatik ve genelleştirici bir sorumluluk anlayışına değil; failin kastı, iradesi ve fiile olan katkısının somut biçimde ortaya konulmasına dayalı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım, hem ceza adaletinin sağlanması hem de masum kişilerin ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmasının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.


2. BANKA HESABINI KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA KİŞİNİN CEZAİ SORUMLULUĞU BAKIMINDAN İKİLİ AYRIM


I. KASTEN SUÇA KATILMA SURETİYLE BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında ilk ihtimal, banka hesabı sahibi konumundaki kişinin, işlenen suçun mahiyetini bilerek ve isteyerek suça katılmasıdır. Bu durumda kişi, banka veya kredi kurumlarının suçun icrasında araç olarak kullanıldığının bilincinde olup, hesabının dolandırıcılık fiilinin gerçekleştirilmesine hizmet edeceğini öngörmektedir.


Kasten suça katılma hâlinde, banka hesabını kullandıran kişinin kastı, dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarını kapsamakta; hesap, suçtan elde edilen menfaatin toplanması, aktarılması veya gizlenmesi amacıyla bilinçli biçimde kullanılmaktadır. Uygulamada bu durum, çoğu zaman belirli bir suç organizasyonu kapsamında, hesap sahibine sağlanan maddi menfaat karşılığında ortaya çıkmaktadır. Hesabın birden fazla kez kullanılması, hesap hareketlerinin suçtan elde edilen gelirle doğrudan bağlantılı olması ve hesap sahibinin bu süreçte aktif rol üstlenmesi, kasten suça katılımın varlığını gösteren önemli emareler arasında yer almaktadır.


Bu ihtimalde, banka hesabını kullandıran kişinin hukuki konumu, somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. Kimi durumlarda kişi, dolandırıcılık fiilinin icrasında belirleyici rol oynayarak doğrudan fail veya müşterek fail olarak sorumlu tutulabilirken; kimi hâllerde ise suçun icrasına bilinçli katkı sunan bir iştirakçi olarak değerlendirilmesi mümkündür. Ancak her hâlükârda, kişinin bilerek ve isteyerek suçun icrasına katkı sunduğunun ortaya konulması, cezai sorumluluğun tesisinde zorunludur.


Bu bağlamda, sırf banka hesabının suçta kullanılmış olması değil; hesap sahibinin bilgi düzeyi, iradesi ve suçtan elde edilen menfaatle olan ilişkisi, kasten suça katılımın varlığının tespitinde esas alınmalıdır. Aksi bir yaklaşım, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı sonuçlar doğuracaktır.


II. KANDIRILMA SURETİYLE SUÇUN ARAÇSALLAŞTIRILMASI VE BANKA HESABI SAHİBİNİN DURUMU


Zira Türk Ceza Kanunu madde 157’de düzenlenen dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılmasını ve bu suretle haksız bir menfaat sağlanmasını gerektirmekte olup, bu unsurların tamamı failin bilinçli ve iradi hareketlerini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, banka hesabını kullandıran kişinin fiilinin, yalnızca dikkatsizlik, özensizlik veya öngörüsüzlük sonucu gerçekleşmesi hâlinde, dolandırıcılık suçunun manevi unsurunun oluştuğundan söz edilemeyecektir.


Bu bağlamda, kandırılma suretiyle suçun araçsallaştırılması hâllerinde, banka hesabı sahibi konumundaki kişinin, dolandırıcılık fiilinin işlendiğini bilmemesi ve bu sonucun gerçekleşeceğini öngörmemesi durumunda, cezai sorumluluğu dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilemez. Zira taksirle işlenemeyen bir suç bakımından, failin kusurunun bulunmadığı veya yalnızca ihmal ve dikkatsizlik seviyesinde kaldığı hâllerde, suçun oluşumu mümkün değildir. Bu durum, özellikle iş vaadi, kolay kazanç veya hukuka uygun bir işlem izlenimi verilerek kandırılan kişilerin, sırf banka hesaplarının kullanılmış olması nedeniyle fail veya iştirakçi sıfatıyla sorumlu tutulmalarının önüne geçilmesi bakımından önem taşımaktadır.


Dolayısıyla, banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, kandırılan kişilerin hukuki durumunun değerlendirilmesinde, fiilin taksir kapsamında kalıp kalmadığı ile kast veya olası kastın varlığının somut olayda ortaya konulup konulmadığı titizlikle incelenmelidir. Aksi yöndeki genelleştirici yaklaşımlar, dolandırıcılık suçunun taksirle işlenemeyeceği yönündeki temel ceza hukuku ilkesine aykırı sonuçlar doğuracaktır.


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında ikinci ihtimal ise, banka hesabı sahibi konumundaki kişinin, üçüncü kişiler tarafından kandırılarak suçun icrasında bir araç hâline getirilmesidir. Bu durumda hesap sahibi, işlenen dolandırıcılık fiilinin gerçek niteliğinden habersiz olup, kendisine sunulan iş vaadi, kolay kazanç veya hesap kiralama teklifinin hukuka aykırı bir suçun parçası olduğunu bilmemekte ya da öngörememektedir.


Uygulamada özellikle öğrenciler, işsizler veya ekonomik sıkıntı içinde bulunan kişilerin, “para transferi yapılacak”, “ödeme alınacak”, “aracı hesap kullanılacak” gibi gerekçelerle yönlendirildiği ve bu suretle banka hesaplarının dolandırıcılık suçunda kullanıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu hâllerde banka hesabı sahibi, suçun icrasında iradi bir hâkimiyete sahip olmaktan ziyade, fail veya failler tarafından yönlendirilen pasif bir unsur konumundadır.


İlk derece ceza mahkemesince verilen bir kararda "Sanığın savunmasında internet üzerinden bulduğunu düşündüğü iş sebebiyle atılı işlemleri gerçekleştirdiğini beyan ettiği, bu savunmasının aksine sanığı cezalandırmaya yetecek delilin dosyada bulunmadığı, sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiğine dair delil elde edilemediği, mağdurun zararının da giderildiği, tüm bu açıklamalar doğrultusunda sanık hakkında sanığın üzerine atılı Bilişim Sistemleri, Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık suçunu işlediği yönünde cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, somut, maddi delil elde edilemediği anlaşılmakla; sanığın CMK 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE," denilerek beraat kararı verilmiştir.


Ceza hukuku bakımından bu tür durumlarda, banka hesabı sahibinin kastının varlığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilmesi veya en azından bu sonucun gerçekleşeceğini öngörerek hareket etmesi gerekir. Oysa kandırılma suretiyle suçun araçsallaştırılması hâlinde, kişinin iradesi aldatmaya dayalı olarak şekillenmekte; suçun hukuki anlam ve sonuçları kişi tarafından kavranmamaktadır. Bu durumda, sırf banka hesabının kullanılmış olması veya kiralanmış olması, kişinin nitelikli dolandırıcılık suçunun faili olarak cezalandırılması için yeterli değildir.


Bu nedenle, banka hesabı sahibinin kandırıldığı ve suçun icrasında bilinçli bir katkısının bulunmadığı hâllerde, cezai sorumluluğun doğup doğmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Kişinin suçtan menfaat elde edip etmediği, suçun icrasına yönelik bilgi ve öngörüsünün bulunup bulunmadığı ve somut olayda gerçek faillerle arasında iradi bir bağın varlığı, belirleyici kriterler olarak ele alınmalıdır.


Kandırılan kişilerin, ağır cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakılması, ceza adaletinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, suçla mücadelede de hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır.


A. DOLANDIRICILIK SUÇUNUN TAKSİRLE İŞLENEMEYECEĞİ VE BANKA HESABINI KULLANDIRAN KİŞİNİN CEZAİ DURUMU


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu, gerek Türk Ceza Kanunu’nun sistematiği gerekse suçun kanuni tanımında yer alan unsurlar itibarıyla taksirle işlenmesi mümkün olmayan suç tipleri arasında yer almaktadır. Türk Ceza Kanunu "Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir."


Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu öngörülmeyen bir neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Ancak dolandırıcılık suçunda aranan hile, aldatma ve menfaat sağlama unsurları, failin bilinçli ve iradi davranışlarını zorunlu kıldığından, yalnızca ihmal, dikkatsizlik veya öngörüsüzlük ile bu suçun meydana gelmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, banka hesabını kullandıran kişinin fiilinin yalnızca özensizlik veya yeterli araştırma yapmama kapsamında kalması hâlinde, dolandırıcılık suçunun manevi unsurunun oluştuğundan söz edilemeyecektir.


Bu durum, banka hesabını kullandıran kişilerin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde özel bir önem taşımaktadır. Zira uygulamada, hesap sahiplerinin çoğu zaman üçüncü kişiler tarafından yönlendirildiği, kendilerine sunulan işlemleri hukuka uygun bir faaliyet olarak algıladığı ve hesabın dolandırıcılık suçunda kullanılacağını bilmediği görülmektedir. Bu hâllerde, hesap sahibinin davranışı, kast veya olası kast seviyesine ulaşmadığı sürece, dolandırıcılık suçunun faili ya da iştirakçisi olarak sorumlu tutulması mümkün değildir.


Ceza hukukunun temel ilkeleri uyarınca, taksirle işlenemeyen bir suç bakımından, failin yalnızca ihmali veya dikkat eksikliği cezai sorumluluğun doğması için yeterli değildir. Banka hesabını kullandıran kişinin, suçun işlendiğini bilmemesi ve bu sonucun gerçekleşeceğini öngörmemesi hâlinde, ortada ancak cezai sorumluluk doğurmayan bir davranış söz konusu olacaktır. Bu nedenle, sırf banka hesabının dolandırıcılık fiilinde kullanılmış olması, hesap sahibinin otomatik olarak cezalandırılmasını haklı kılmaz.


Sonuç olarak, banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, hesap sahibinin cezai sorumluluğu belirlenirken, fiilin taksir kapsamında kalıp kalmadığı ile kast veya olası kastın varlığı titizlikle araştırılmalıdır. Dolandırıcılık suçunun taksirle işlenemeyeceği yönündeki bu temel ilkenin göz ardı edilmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesiyle bağdaşmayan sonuçlar doğuracaktır. Bu sebeple, banka hesabını kullandıran kişilerin hukuki durumunun her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi zorunludur.


“Sanığın, kartının iptal olduğunu belirten diğer sanığa arkadaşlık ve ahbaplık ilişkisine dayalı güvenle banka hesabını kullandırdığı, hesaba aktarılan tutarlardan herhangi bir pay, komisyon veya menfaat temin ettiğine dair somut delil bulunmadığı gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Sanık hakkında TCK 158. maddesinin nitelikli halinin uygulanması için gereken dolandırıcılık kastı ve menfaat temini unsurları ispatlanamadığından, sanığın beraatine karar verilmesi gerekir.” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/16966, K. 2024/7470 (4 Haziran 2024): şeklinde değerlendirilmiştir.


Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 04.06.2024 tarihli kararında, sanığın banka hesabını diğer sanığa arkadaşlık ve ahbaplık ilişkisine dayalı güven çerçevesinde kullandırdığı, hesaba aktarılan tutarlardan herhangi bir pay, komisyon veya menfaat elde ettiğine dair somut bir delil bulunmadığı hâllerde, nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmayacağı vurgulanmıştır. Kararda, TCK’nın 158. maddesinin uygulanabilmesi için sanığın dolandırıcılık kastının ve menfaat temin ettiğinin açık ve kesin delillerle ispatlanması gerektiği, bu unsurlar ortaya konulmadan verilen mahkûmiyet kararlarının hukuka aykırı olduğu belirtilmiş; somut olayda sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.


İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2024/2192 E. - 2024/3237 K. Sayılı karara göre, "Sanık ....... 'in hesabına gelen paradan haberinin olmadığını, tarafına ait hesabın ne şekilde kullanıldığını bilmediğini , üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, sanık .....' in ....... Kuyumculuk isimli iş yerinin olduğunu, sanık ...... Tarafından hesabına gönderilen paranın satmış olduğu mal bedeli olabileceğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, sanık ..... 'in kuyumcu olduğunu , sanık ....... Tarafından hesabına gönderilen paranın iş yerinden alının ürün karşılığında gelmiş olabileceğini üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği, sanık ...... Müdafinin iş yerinde ilişkin vergi levhasını ve iş yeri görüntülerini dosya arasına sunduğu, sanık ....... 'İn mağdurun zararının tamamını kovuşturma aşamasında giderdiği, mağdurun şikayetçi olmadığı sanıkların hesaplarının dolandırıcılık suçuna özgülendiğine ilişkin tespit ve delillerin mevcut olmadığı hususları ve ''şüpheden sanık yararlanır '' evrensel hukuk ilkesi göz önünde bulunduruluğunda sanıkların kendilerine isnat edilen bu suçu işlediği hususunda cezalandırılmalarına yetecek her türlü şüpheden arınmış yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğininden sanıkların yüklenen suçtan CMK 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine dair oy birliği karar verilmiştir."


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2024/2192 E., 2024/3237 K. sayılı kararında; sanıkların banka hesaplarına gelen paradan haberdar olmadıklarını, hesaplarının ne şekilde kullanıldığını bilmediklerini ve söz konusu para transferlerinin ticari faaliyetleri kapsamında satılan malların bedeli olabileceğini savundukları, bu beyanların iş yerine ait vergi levhası ve iş yeri görüntüleriyle desteklendiği tespit edilmiştir. Ayrıca mağdur zararının kovuşturma aşamasında tamamen giderildiği ve mağdurun şikâyetçi olmadığı, sanıkların hesaplarının dolandırıcılık suçuna özgülendiğine dair somut ve kesin delillerin bulunmadığı vurgulanmıştır. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, sanıkların dolandırıcılık suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir.


B. BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMASI SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA MADDİ HATADAN YARARLANMA


Türk Ceza Kanunu "Madde 30- (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) (Ek fıkra: 29/6/2005 – 5377/4 md.) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." denilmektedir.


Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen maddi hata (olgu hatası), failin suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurlar hakkında yanılgıya düşmesi hâlinde, kastının ortadan kalkacağını öngörmektedir. Anılan hükme göre, failin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını belirleyen maddi olgulara ilişkin hatası, kastın oluşmasına engel teşkil eder. Bu durum, özellikle kastla işlenebilen ve taksirli hâli kanunda düzenlenmeyen suçlar bakımından, cezai sorumluluğun tamamen ortadan kalkmasına yol açabilmektedir.


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, maddi hatanın uygulama alanı bulduğu hâller, çoğunlukla hesap sahibi konumundaki kişinin, hesabının hileli davranışlarla gerçekleştirilen bir dolandırıcılık fiilinde kullanılacağını bilmemesi durumlarında ortaya çıkmaktadır. Hesap sahibinin, kendisine sunulan iş teklifinin veya hesap kullanımına ilişkin talebin hukuka aykırı bir suçun parçası olduğunu bilmemesi; yapılan işlemleri hukuka uygun, meşru ve sıradan bir bankacılık faaliyeti olarak algılaması hâlinde, suçun maddi unsurlarına ilişkin bir yanılgı içinde bulunduğu kabul edilmelidir.


Bu tür durumlarda, banka hesabını kullandıran kişinin yanılgısı, suçun hukuki vasfına değil; doğrudan suçun maddi vakıalarına ilişkindir. Zira kişi, hesabı üzerinden yapılan para transferlerinin dolandırıcılık suçuna konu olduğunu bilmemekte, mağdurun aldatıldığına dair bir farkındalık taşımamakta ve suçtan kaynaklanan bir menfaat sağlandığını öngörmemektedir. Bu hâlde, Türk Ceza Kanunu madde 30 kapsamında maddi hatadan söz edilmesi mümkün olup, kişinin kastı ortadan kalkmaktadır.


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suç, kanun gereği taksirle işlenmesi mümkün olmadığından, maddi hata nedeniyle kastı ortadan kalkan kişinin, dolandırıcılık suçundan cezalandırılması hukuken mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, maddi hata hâlinde, fiil tipik ve hukuka aykırı görünse dahi, suçun manevi unsuru oluşmadığından, dolandırıcılık suçu tamamlanmamış sayılacaktır. Bu durum, özellikle kandırılan, yönlendirilen veya suç organizasyonları tarafından araçsallaştırılan hesap sahiplerinin korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.


Bu nedenle, banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, hesap sahibinin suçun maddi unsurlarına ilişkin hataya düşüp düşmediği, her somut olayda titizlikle araştırılmalıdır. Kişinin bilgi düzeyi, kendisine yapılan yönlendirmelerin içeriği, işlem sürecindeki davranışları ve suçtan menfaat sağlayıp sağlamadığı hususları birlikte değerlendirilmeden, sırf banka hesabının kullanılmış olması gerekçesiyle cezai sorumluluk yüklenmesi, TCK m. 30’un amacına ve ceza hukukunun kusur ilkesine aykırı olacaktır.


Sonuç olarak, banka hesabını kullandıran kişinin, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilmemesi ve suçun maddi unsurları hakkında yanılgı içinde bulunması hâlinde, TCK m. 30 kapsamında maddi hatadan yararlanması mümkün olup, bu durumda dolandırıcılık suçunun oluştuğundan söz edilemeyecektir. Bu yaklaşım, hem ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin hem de adil yargılanma hakkının doğal bir sonucudur.


KONYA BAM 8. CEZA DAİRESİ 2025/4657 Esas, 2025/5334 K ​"İncelenen dosya içeriğinden, iş arayan sanık ......'ın sahibinden.com sitesinde görmüş olduğu iş ilanı ile ilgili olarak tespit edilemeyen şüpheli veya şüpheliler ile yaptığı yazışmalar sonucunda, işe alındığından bahisle, banka hesabına gelen suça konu dolandırıcılık mahsulü paralardan kendisine bırakılan miktarları düştükten sonra kalan miktarları şahısların talimatı ile kripto paraya çevirerek görüştüğü şahsın kripto para cüzdanına aktaran sanığın, kandırılmak suretiyle kendisine ait banka hesap bilgilerinin nitelikli dolandırıcılık suçunda kısa zaman aralığı içerisinde kullandırması şeklinde hataya düşürüldüğü anlaşıldığından, Ceza Genel Kurulu; 23.06.2022 tarihli 2018/14 -226 esas ve 2022/478 karar sayılı kararında; TCK 30/4 fıkrasında, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu-sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği, buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise yargılandığı müsnet suçtan cezalandırılmayacağı, hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, aldığı eğitim, içerisinde bulunduğu sosyal - kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacağı dikkate alınarak, sanık ......'ın işe alındığından bahisle kandırılıp kısa zaman süreci içerisinde banka hesaplarını müsnet suçta kullandırması şeklinde asli olarak iştirak ettiği nitelikli dolandırıcılık eyleminde kaçınılmaz hata sebebiyle TCK 30/1 ve CMK 223/3-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı yerine yazılı şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, sanık müdafinin istinaf iddiaları bu nedenle yerinde ise de; 05/08/2017 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 7035 sayılı yasanın 15. maddesi ile değişik C.M.K.'nun 280/1-a maddesi yollamasıyla C.M.K.'nun 303/1-a maddesi gereğince, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi suretiyle hukuka aykırılığın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, ilk derece mahkemesinin sanık ........ hakkında Bilişim Sistemleri Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık suçundan verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılarak, sanık hakkında hata nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde karar verilmiştir.


Ceza Genel Kurulu’nun 23.06.2022 tarihli, 2018/14-226 E., 2022/478 K. sayılı kararında; iş arama sürecinde sahte bir ilan aracılığıyla kandırılan sanığın, işe alındığı düşüncesiyle kısa süre içerisinde banka hesaplarını dolandırıcılık eyleminde kullandırdığı ve gelen paraları talimatla kripto paraya dönüştürerek aktardığı olayda, sanığın fiilinin hukuka aykırı ve haksızlık oluşturduğunu bilebilecek durumda olmadığı kabul edilmiştir. Kararda, TCK’nın 30. maddesi kapsamında sanığın kaçınılmaz hataya düştüğü, bu nedenle kusurluluğunun bulunmadığı, dolayısıyla nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasının mümkün olmadığı vurgulanmış; bu hâllerde hükmün açıklanmasının geri bırakılması yerine, maddi hata nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.


C. KISA SÜRELİ BANKA HESABININ KULLANDIRILMASI VEYA KİRALANMA SÜRESİNDE KAST VEYA OLASI KAST YOĞUNLUĞUNUN OLUŞMAMASI


Kısa süreli banka hesabının kullandırılması veya kiralanması hâllerinde, nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için yalnızca hesabın kullanılmış olması yeterli olmayıp, hesap sahibinin fiilin dolandırıcılık amacıyla gerçekleştirildiğini bilmesi veya en azından bu ihtimali öngörerek kabullenmesi gerekmektedir. Yargıtay uygulamasında da vurgulandığı üzere, kast veya olası kastın varlığı; hesabın kullandırılma süresi, kullanım şekli, işlemlerin yoğunluğu ve sanığın bu süreçteki davranışları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Özellikle kısa zaman aralığında gerçekleşen, süreklilik arz etmeyen ve sanığın denetim imkânının sınırlı olduğu kullanımlarda kast yoğunluğundan söz edilmesi güçtür.


Bu tür olaylarda, sanığın dolandırıcılık fiilinden menfaat temin edip etmediği, işlemlerin olağan bir ticari veya sosyal ilişki kapsamında mı gerçekleştiği ve sanığın hesap hareketleri üzerindeki bilgi ve kontrol düzeyi önem taşımaktadır. Hesap sahibinin, arkadaşlık, güven ilişkisi ya da iş vaadi gibi nedenlerle kısa süreli olarak hesabını kullandırması; elde edilen paradan pay, komisyon veya çıkar sağladığına dair somut delillerle desteklenmediği sürece, dolandırıcılık kastının varlığına karine oluşturmaz. Bu bağlamda, maddi unsurların eksikliği hâlinde TCK m.158 kapsamında cezai sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir.


Öte yandan, sanığın fiilinin hukuka aykırı bir haksızlık oluşturduğunu bilmediği veya bilmesinin kendisinden beklenemeyeceği hâllerde, TCK m.30 kapsamında maddi hata hükümlerinin uygulanması gündeme gelmektedir. İşe alındığı düşüncesiyle veya meşru bir işlem yaptığı inancıyla kısa süreli hesap kullandıran kişilerin, kaçınılmaz hata içerisinde hareket ettiklerinin kabul edilmesi hâlinde kusurlulukları ortadan kalkmaktadır. Bu yaklaşım, hem Ceza Genel Kurulu kararları hem de Yargıtay daire içtihatlarıyla uyumlu olup, kısa süreli hesap kullandırma fiillerinin her durumda nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturmadığını açıkça ortaya koymaktadır.


D. DOLANDIRICILIK SUÇUNDA MAĞDURUN DİKKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE PARA GÖNDERME RİSKİ


Dolandırıcılık suçuna ilişkin uygulamada ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında açıkça kabul edildiği üzere, her aldatılma fiili tek başına dolandırıcılık suçunun oluşumu için yeterli değildir. Özellikle ülke genelinde internet üzerinden yapılan alışverişler, kiralama ve satış işlemleri bakımından kamuoyuna sürekli uyarılar yapılmakta; para gönderilmeden önce satıcının, ilanın ve ödeme talep edilen hesap bilgilerinin araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda, mağdurun basit ve makul bir araştırma ile gerçeği teyit etme imkânının bulunduğu hâllerde, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Zira hilenin, mağdurun denetim ve kontrol imkânını ortadan kaldıracak ölçüde ağır, yoğun ve ustaca olması gerekir. Aksi hâlde, özellikle farklı kişiler adına kayıtlı hesaplara ürün görülmeden para gönderilmesi gibi durumların, mağdurun kendi dikkatsizliği ve temkinsizliğinden kaynaklandığı kabul edilmekte ve somut olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılabilmektedir.


Bu bağlamda banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu konusu üzerine yapılan bir hukuki değerlendirmede "...ülke genelinde yürütülen soruşturmalarla sabit olduğu üzere dolandırıcılık eylemini gerçekleştirilen gerçek şüphelilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespitini engellemek amacıyla iyi niyetli üçüncü kişilere ait hesapları ve yabancı uyruklu şahıslar adına kayıtlı hatları kullandığının bilinen bir yöntem olduğu, bu bağlamda, anlatıldığı şekilde müştekinin dolandırıldığı iddiasına konu olaya ilişkin yürütülen soruşturma neticesinde, soruşturmaya konu olayın şüpheliler tarafından gerçekleştirildiğine dair yeterli delil ve şüphe hasıl olmamakla birlikte, soruşturmaya konu olayın yapılan hukuki değerlendirilmesinde; Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile belirlendiği üzere, dolandırıcılık suçunun maddi unsurunu teşkil eden hileli hareketin, fail tarafından belli oranda ağır, yoğun ve sergileniş açısından mağdurun denetim imkanının ortadan kaldıracak düzeyde ustalıkta olması gerektiği, dolayısıyla mağdur kimsenin subjektif olarak aldatıldığını beyan etmesinin suçun oluşumunda yeterli olmayıp, failin bir kimseyi mağdurun kendisinden kaynaklı özelliklerinden veya tutum ve davranışlarından ari olarak, herhangi bir kimsesin objektif olarak aldanabileceği düzeyde, basit yalan boyutunu aşan hareketler içerisinde irade fesadına uğratmasıyla suçun gerçekleşebileceği, Yargıtay ve doktrinde kabul gören dolandırıcılık suçuna ilişkin hukuksal değerlendirme ve Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; hata doğuran her davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağı, bir başkasının sözünün doğruluğunun basitçe araştırma imkanının bulunduğu durumlarda bunun mağdur tarafından yapılması gerektiği, hilenin belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olması, ifade ediliş ve sergileniş tarzı açısından yöneldiği kimsenin denetim yapma imkanını elinden alması gerektiği, somut olayda şüphelilerin müştekiyi hataya düşürecek ve aldatacak nitelikte, aldatmaya elverişli, içerisinde bir kurgu barındıran hileli bir davranışının söz konusu olmadığı, internetten satış, kiralama gibi ilanların yayınlandığı yaygın satış platformları incelendiğinde; alım satım güvenliğine ilişkin müşterilerine satıcı veya ürünle doğrudan temas kurulmaksızın herhangi bir talebin kabul edilmemesi, özellikle para gönderilmemesi yönünde uyarıların yapıldığının bilindiği, internet üzerinde ilanın gerçekliğine dair teyit alınmadan ürün satın alınmasının ve para gönderilmesinin risk barındırdığının bilinebilir olduğu, somut olayda müştekinin ilanın doğruluğunu basit bir araştırma ile teyit etme imkanı varken; almak istenen ürünü görmeden kendisine bildirilen farklı kişiler adına kayıtlı hesaplara farklı miktarda para gönderme eyleminin kendi dikkatsizlik ve temkinsizliğinden kaynaklandığı, olayda müştekinin iradesini sakatlayacak nitelikte ağır, yoğun ve ustaca bir hareketin bulunmadığından soruşturmaya konu olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmayacağı" değerlendirilmesinde bulunulmuştur.


Anılan değerlendirmede, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için fail tarafından gerçekleştirilen hileli hareketlerin basit yalanı aşacak şekilde ağır, yoğun ve ustaca olması; mağdurun denetim ve kontrol imkânını ortadan kaldıracak nitelik taşıması gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, her hata doğuran davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağı, mağdurun basit bir araştırma ile gerçeği öğrenme imkânının bulunduğu hâllerde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin suçun oluşumunu engelleyebileceği ifade edilmiştir. Somut olayda, internet üzerinden yapılan işlemde ilanın doğruluğu araştırılmadan, ürün görülmeden farklı kişiler adına kayıtlı hesaplara para gönderilmesinin mağdurun kendi dikkatsizliği ve temkinsizliğinden kaynaklandığı, iradeyi sakatlayacak nitelikte hileli bir davranış bulunmadığından dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.


3. CEZA HUKUKUNDA KANUNİLİK İLKESİ GEREĞİ HER SOMUT OLAYIN AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ VE BU DEĞERLENDİRMELERDE GÖZ ÖNÜNDE TUTULMASI GEREKEN KRİTERLER


Ceza hukukunun temel taşlarından biri olan kanunilik ilkesi Türk Ceza Kanunu "Madde 2- (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." suç ve cezanın ancak kanunda açıkça tanımlanan fiiller bakımından söz konusu olabileceğini ifade eder. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, özellikle banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, otomatik ve genelleyici bir cezalandırma yaklaşımı hukuken mümkün değildir. Her somut olay, failin kast durumu, fiilin süresi, yoğunluğu, tekrar edilip edilmediği ve maddi unsurların gerçekleşme biçimi dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.


Yukarıda daha ayrıntılı ve yargı kararları ile açıklamaya çalıştığımız olguları tek tek ele aldığımızda banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşması için göz önünde bulundurulması gereken kriterleri kısaca ele alacak olursak;


A. BANKA HESABININ KULLANDIRILMA SÜRESİ İLE KAST YOĞUNLUĞU


Banka hesabının kısa süreli ve tek seferlik kullandırılması ile uzun süreli, sistematik ve çok sayıda işlem içeren kullandırılması arasında ceza sorumluluğu bakımından önemli farklar bulunmaktadır.


  • Kısa süreli ve sınırlı kullanım: Hesap sahibinin, hesabını bir defaya mahsus olmak üzere ve sınırlı bir işlem için kullandırması hâlinde, çoğu durumda suçun hileli yapısına ilişkin bilgi ve iradeye sahip olduğunun kabulü güçtür. Bu tür durumlarda failin, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilerek ve isteyerek hareket ettiğinden söz etmek mümkün olmayabileceği gibi, olası kastın varlığı da her zaman kabul edilemez.


  • Uzun süreli ve tekrarlanan kullanım: Buna karşılık, hesabın haftalar veya aylar boyunca farklı kişiler tarafından kullanılması, hesaba düzenli para giriş-çıkışlarının yapılması, üçüncü kişilere aktarım talimatlarının verilmesi gibi hâllerde, hesap sahibinin artık “bilmeme” iddiası zayıflamakta; en azından olası kast kapsamında bir irade atfı gündeme gelebilmektedir.


Bu noktada süre, tek başına belirleyici olmamakla birlikte, kastın yoğunluğunu tespit bakımından önemli bir emare niteliğindedir.


B. OLASI KASTIN SINIRLARI: SONUCUN ÖNGÖRÜLMESİ VE KABULLENİLMESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ


Olası kasttan söz edilebilmesi için failin, fiilin suç teşkil edebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek hareket etmesi gerekir. Banka hesabını kullandıran kişinin;


  • Hesabın yasa dışı işlerde kullanılabileceğine dair açık uyarılar almasına rağmen kullanımına devam etmesi,


  • Banka tarafından şüpheli işlem bildirimleri yapılmasına karşın hesabı kapatmaması,


  • İşlemlerin niteliği konusunda makul bir açıklama olmaksızın para transferlerine aracılık etmeyi sürdürmesi,


gibi durumlarda olası kastın varlığı tartışılabilir hâle gelmektedir. Buna karşılık, yalnızca dikkatsizlik, tecrübesizlik veya ekonomik sıkıntı nedeniyle yapılan hatalı bir davranış, olası kast kapsamında değerlendirilemez. Ceza hukukunda bilinçli kayıtsızlık ile basit ihmal arasında net bir ayrım yapılması zorunludur.


C. DOLANDIRICILIK SUÇUNUN TAKSİRLE İŞLENEMEMESİ


Türk Ceza Kanunu’nun sistematiği gereği dolandırıcılık suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bu nedenle, banka hesabını kullandıran kişinin sadece gerekli özeni göstermemesi, işlemlerin sonucunu yeterince araştırmaması veya kandırılması hâlinde, taksirle dolandırıcılık suçu oluşmaz.

Örneğin:


  • Sosyal medya üzerinden “evden çalışma” vaadiyle kandırılan bir kişinin, hesabını kısa süreliğine kullandırması,


  • Yakın bir tanıdığın yönlendirmesiyle hesabın geçici olarak kullanıma açılması,


  • Hukuka aykırı bir fiile aracılık edildiğinin sonradan öğrenilmesi,


gibi hâller, taksir veya ihmal kapsamında kalmakta olup dolandırıcılık suçunun maddi ve manevi unsurlarını tek başına karşılamaz.


D. MADDİ UNSURLAR VE TCK M.30 KAPSAMINDA MADDİ HATADAN YARARLANMA


Banka hesabı kullandırma veya kiralama suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu fiilinde, failin suçun maddi unsurlarına ilişkin kaçınılmaz bir yanılgı içinde bulunması hâlinde;


  • İşsiz bir bireyin, “sadece para transferi yapacağı” söylenerek kandırılması,


  • Yaşlı bir kişinin, teknik bilgi eksikliği nedeniyle hesabının kontrolünü üçüncü kişilere bırakması,


  • Üniversite öğrencisi bir kişinin, “banka promosyonu” gerekçesiyle hesabını birkaç günlüğüne kullandırması,


gibi örneklerde, kast veya olası kastın varlığı peşinen kabul edilemez. Bu tür olaylarda ceza hukukunun koruyucu ve ölçülü yaklaşımı gereği, fail lehine değerlendirme yapılması kanunilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur. TCK m.30 kapsamında maddi hatadan yararlanma gündeme gelebilecektir.

Özellikle;


  • Hesabın hangi amaçla kullanılacağının açıkça gizlenmesi,


  • Kullanım amacının hukuka uygun bir faaliyet gibi gösterilmesi,


  • Failin bilgi ve eğitim düzeyinin sınırlı olması,


gibi durumlarda, kişinin dolandırıcılık suçunun icrasında rol aldığını bilmediği ve bilebilecek durumda da olmadığı kabul edilebilecektir. Bu hâllerde, kastın oluşmadığı ve dolayısıyla suçun unsurlarının tamamlanmadığı sonucuna varılmalıdır.


E. MAĞDURUN GEREKLİ ARAŞTIRMAYI YAPMADAN PARA GÖNDERMESİNİN HİLE UNSURU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Günlük hayatta, mağdurların gerekli araştırmayı yapmadan para göndermeleri sıkça karşılaşılan bir durum olmakla birlikte, bu olgunun her somut olayda dolandırıcılık suçunun hile unsurunu ve kastın varlığını otomatik olarak ortaya koyduğu söylenemez. Örneğin, internet üzerinden uygun fiyatlı bir ürün ilanı gören bir kişinin, satıcının yönlendirmesiyle ürünü görmeden ve ilanın doğruluğunu teyit etmeden ödeme yapması, mağdurun dikkatsizliği olarak değerlendirilebilir; ancak bu durum, her hâlükârda karşı tarafın iradeyi sakatlayacak ölçüde ağır ve ustaca bir hile kullandığını göstermeye yetmez. Bu tür durumlarda, hilenin mağdurun denetim imkânını tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.


Benzer şekilde, iş arayan bir kişinin “yalnızca para transferi yapılacağı” söylenerek kısa süreliğine banka hesabını kullandırması, üniversite öğrencisinin “banka promosyonu” veya “kampanya ödemesi” gerekçesiyle hesabını birkaç günlüğüne üçüncü kişilerin kullanımına açması ya da yaşlı bir bireyin teknik bilgi eksikliği nedeniyle hesap hareketlerini takip edemeden hesabının yönetimini başkasına bırakması hâllerinde, ilgili kişilerin dolandırıcılık fiilinin parçası olduklarını bilmedikleri ve çoğu zaman bilebilecek durumda olmadıkları görülmektedir. Bu gibi örneklerde, hesabını kullandıran kişinin fiilinin hukuka aykırı bir haksızlık oluşturduğunu bilerek hareket ettiğinden söz etmek güçtür.


Bu çerçevede, mağdurun araştırma yapmadan para göndermesi veya üçüncü kişilerin yönlendirmelerine güvenerek işlem tesis etmesi, hilenin aldatıcı yoğunluğunu tek başına ortaya koymadığı gibi, banka hesabını kullandıran kişi bakımından da kastın veya olası kastın varlığını göstermez. Hesabın kullanım amacının açıkça gizlenmesi, işlemlerin hukuka uygun bir faaliyet izlenimiyle sunulması ve kişinin bilgi, eğitim ve deneyim düzeyinin sınırlı olması hâllerinde mağdurun hileli davranışlarla aldatılmış olma yoğunluğuna erişilip erişilmediği ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür olaylarda suçun maddi ve manevi unsurlarının tamamlanmadığı sonucuna varılarak, ceza hukukunun koruyucu ve ölçülü yaklaşımı gereği şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği fail lehine değerlendirme yapılması gerekir.


CEZA DAVALARINDA AVUKATIN ÖNEMİNE İLİŞKİN SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS)


1. Ceza Davalarında Avukat Tutmak Zorunlu mudur?


Ceza davalarında kural olarak avukat tutmak zorunlu değildir; ancak özgürlüğü bağlayıcı ceza ihtimali bulunan, teknik ve ağır sonuçlar doğurabilecek suçlarda avukatla temsil edilmek fiilen bir zorunluluk hâline gelmektedir. Özellikle nitelikli dolandırıcılık, banka hesabı kullandırma, suç örgütü bağlantılı suçlar gibi dosyalarda hukuki destek olmaksızın savunma yapılması ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.


2. Ceza Avukatı Olmadan İfade Vermek Riskli midir?


Evet. Soruşturma aşamasında verilen ifadeler, ilerleyen aşamalarda geri alınması veya düzeltilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Avukat olmaksızın verilen ifadelerde;


  • Kastın yanlış yorumlanması,


  • Maddi hatanın ortaya konulamaması,


  • Lehe hukuki ihtimallerin gözden kaçırılması, sıkça karşılaşılan durumlardır.


3. Banka Hesabı Kullandırma Dosyalarında Avukatın Rolü Neden Önemlidir?


Bu tür dosyalarda temel tartışma genellikle kast, olası kast ve maddi hata ekseninde yürütülür. Ceza avukatı;


  • Fail ile mağdur ayrımının doğru kurulmasını,


  • TCK 21, 30, 37 gibi maddelerin somut olaya uygun şekilde uygulanmasını,


  • Fiilin dolandırıcılık mı, yardım etme mi, yoksa suçsuzluk hâli mi olduğunu, hukuki temellere dayalı biçimde ortaya koyar.


4. Ceza Davasında Avukat Sonucu Değiştirir mi?


Evet, çoğu durumda değiştirir. Etkin bir savunma ile;


  • Beraat,


  • Ceza verilmesine yer olmadığı,


  • Suç vasfının değişmesi,


  • HAGB veya lehe hükümlerin uygulanması, gibi sonuçlar elde edilebilmektedir.


  • Avukat, davanın yalnızca sonucunu değil, yargılamanın seyrini de belirler.


5. Ceza Avukatı Hangi Aşamalarda Müdahale Edebilir?


Ceza avukatı;


  • Gözaltı ve ifade aşamasında,


  • Soruşturma sürecinde,


  • İddianamenin değerlendirilmesinde,


  • Kovuşturma ve duruşmalarda


  • İstinaf ve temyiz kanun yollarında, aktif rol alarak müvekkilin haklarını korur.


6. Ceza Davalarında Uzman Avukat ile Genel Avukat Arasında Fark Var mıdır?


Ceza hukuku, kendine özgü teknik kavramlar ve içtihatlarla şekillenen özel bir alandır. Ceza hukuku alanında uzman avukat, Yargıtay uygulamalarını, delil değerlendirme kriterlerini ve savunma stratejilerini etkin şekilde kullanarak dosyanın kaderini doğrudan etkileyebilir.


7. SONUÇ OLARAK


Ceza davalarında avukat, yalnızca bir temsilci değil; bireyin özgürlüğünü ve hukuki güvenliğini koruyan asli aktördür. Özellikle banka hesabı kullandırılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçlarında, her somut olayın farklı hukuki sonuçlar doğurabileceği dikkate alındığında, uzman bir ceza avukatıyla hareket edilmesi önem arz etmektedir.


Banka hesabının kullandırılması veya kiralanması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, sürecin teknik ve ispat yönü son derece karmaşık olduğundan ceza hukuku alanında uzman bir avukatın desteği hayati önemdedir. Bu tür dosyalarda kastın varlığı, olası kast ihtimali, maddi hata savunması, menfaat temini olup olmadığı, hesabın kullanım süresi ve mağdur zararının giderilmesi gibi unsurların her biri ayrı ayrı değerlendirilmekte ve çoğu zaman dosya kapsamındaki delillerin doğru okunmasına bağlı olarak sonuca gidilmektedir. Etkili bir savunma, yalnızca beyanla değil; banka hareketlerinin analizi, Yargıtay içtihatlarının somut olaya uyarlanması, TCK ve CMK hükümlerinin doğru şekilde işletilmesiyle mümkündür. Bu nedenle, sürecin başından itibaren alanında deneyimli bir avukatla hareket edilmesi, haksız bir mahkûmiyetin önlenmesi ve sanık lehine en elverişli hukuki sonucun elde edilmesi açısından belirleyici bir rol oynamaktadır.

Yorumlar


bottom of page