top of page

İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE CEZASI

İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE CEZASI NEDİR?,  İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN ANAYASAL DAYANAĞI, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN HUKUKİ DAYANAĞI, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI RUHSATİYESİ ALINMADAN VEYA RUHSATA AYKIRI OLARAK BİNA YAPAN VEYA YAPTIRAN KİŞİ, TCK 184/1, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA BİNA KAVRAMI, RUHSATLI BİR BİNADA SONRADAN RUHSATSIZ OLARAK DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ, RUHSATSIZ YA DA RUHSATA AYKIRI OLARAK YAPILAN BAHÇE, İSTİNAT DUVARI, YÜZME HAVUZU, İSKELE, KÖPRÜ, TÜNEL, RIHTIM, YOL VE BENZERİ YAPILAR SUÇ KAPSAMINDA MIDIR?, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, YAPI KULLANMA İZNİ ALINMAMIŞ BİNALARDA HERHANGİ BİR SINAİ FAALİYETİN İCRASINA MÜSAADE EDEN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/3, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI, TCK 184/5, YAPI RUHSATİYESİ OLMADAN BAŞLATILAN İNŞAATLAR DOLAYISIYLA KURULAN ŞANTİYELERE ELEKTRİK, SU VEYA TELEFON BAĞLANTISI YAPAN KİŞİLERİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/2, 12 EKİM 2004 SONRASI ÖNCESİ YAPILARIN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK 184/6, 6360 SAYILI ON DÖRT İLDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE YİRMİ YEDİ İLÇE KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNUN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU AÇISINDAN ETKİSİ, RUHSATSIZ YAPININ FARKLI TARİHLERDE İNŞASINA DEVAM EDİLMESİNİN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK M. 184 İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI VE HESAPLANMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZALANDIRMA, DÜŞME, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, CEZANIN ERTELENMESİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI KAYIT BELGESİNİN CEZA SORUMLULUĞUNA ETKİSİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYDU GÖRÜNTÜLERİNDEN YARARLANILMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN FİKRİ İÇTİMA VE DİĞER SUÇLAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, SONUÇ: TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZA AVUKATININ ÖNEMİ


Günümüzde hızlı kentleşme, nüfus artışı ve yapılaşma ihtiyacının yükselmesiyle birlikte imar mevzuatına aykırı yapılaşma faaliyetleri önemli bir hukuki sorun haline gelmiştir. Şehirlerin planlı gelişimini sağlamak, çevreyi korumak, kamu güvenliğini temin etmek ve sağlıklı yaşam alanları oluşturmak amacıyla getirilen imar kurallarına aykırı davranışlar, yalnızca idari yaptırımlara değil, belirli durumlarda ceza hukuku yaptırımlarına da konu olmaktadır. Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşmanın önlenmesini amaçlayan önemli suç tiplerinden biridir.


Özellikle ruhsatsız bina yapılması, projeye aykırı kat ilavesi gerçekleştirilmesi, kaçak yapılara altyapı bağlantısı sağlanması veya yapı kullanma izin belgesi bulunmayan yapılarda belirli faaliyetlerin yürütülmesine izin verilmesi gibi fiiller, uygulamada sıklıkla ceza soruşturmalarına ve davalara konu olmaktadır. Ancak her imar aykırılığı imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmadığından, suçun unsurlarının, kapsamının, cezasının ve Yargıtay içtihatlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu makalede, imar kirliliğine neden olma suçunun hukuki dayanağı, suçun oluşum şartları, uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, etkin pişmanlık hükümleri, yapı kayıt belgesinin etkileri ve güncel yargısal yaklaşımlar ayrıntılı olarak incelenecektir.


İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE CEZASI NEDİR?,  İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN ANAYASAL DAYANAĞI,  İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN HUKUKİ DAYANAĞI, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI RUHSATİYESİ ALINMADAN VEYA RUHSATA AYKIRI OLARAK BİNA YAPAN VEYA YAPTIRAN KİŞİ, TCK 184/1, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA BİNA KAVRAMI, RUHSATLI BİR BİNADA SONRADAN RUHSATSIZ OLARAK DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ, RUHSATSIZ YA DA RUHSATA AYKIRI OLARAK YAPILAN BAHÇE, İSTİNAT DUVARI, YÜZME HAVUZU, İSKELE, KÖPRÜ, TÜNEL, RIHTIM, YOL VE BENZERİ YAPILAR SUÇ KAPSAMINDA MIDIR?, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, YAPI KULLANMA İZNİ ALINMAMIŞ BİNALARDA HERHANGİ BİR SINAİ FAALİYETİN İCRASINA MÜSAADE EDEN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/3, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI, TCK 184/5, YAPI RUHSATİYESİ OLMADAN BAŞLATILAN İNŞAATLAR DOLAYISIYLA KURULAN ŞANTİYELERE ELEKTRİK, SU VEYA TELEFON BAĞLANTISI YAPAN KİŞİLERİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/2, 12 EKİM 2004 SONRASI ÖNCESİ YAPILARIN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK 184/6, 6360 SAYILI ON DÖRT İLDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE YİRMİ YEDİ İLÇE KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNUN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU AÇISINDAN ETKİSİ, RUHSATSIZ YAPININ FARKLI TARİHLERDE İNŞASINA DEVAM EDİLMESİNİN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK M. 184 İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI VE HESAPLANMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZALANDIRMA, DÜŞME, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, CEZANIN ERTELENMESİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI KAYIT BELGESİNİN CEZA SORUMLULUĞUNA ETKİSİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYDU GÖRÜNTÜLERİNDEN YARARLANILMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN FİKRİ İÇTİMA VE DİĞER SUÇLAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, SONUÇ: TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZA AVUKATININ ÖNEMİ
İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE CEZASI NEDİR?,  İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN ANAYASAL DAYANAĞI,  İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN HUKUKİ DAYANAĞI, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI RUHSATİYESİ ALINMADAN VEYA RUHSATA AYKIRI OLARAK BİNA YAPAN VEYA YAPTIRAN KİŞİ, TCK 184/1, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA BİNA KAVRAMI, RUHSATLI BİR BİNADA SONRADAN RUHSATSIZ OLARAK DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ, RUHSATSIZ YA DA RUHSATA AYKIRI OLARAK YAPILAN BAHÇE, İSTİNAT DUVARI, YÜZME HAVUZU, İSKELE, KÖPRÜ, TÜNEL, RIHTIM, YOL VE BENZERİ YAPILAR SUÇ KAPSAMINDA MIDIR?, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, YAPI KULLANMA İZNİ ALINMAMIŞ BİNALARDA HERHANGİ BİR SINAİ FAALİYETİN İCRASINA MÜSAADE EDEN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/3, İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI, TCK 184/5, YAPI RUHSATİYESİ OLMADAN BAŞLATILAN İNŞAATLAR DOLAYISIYLA KURULAN ŞANTİYELERE ELEKTRİK, SU VEYA TELEFON BAĞLANTISI YAPAN KİŞİLERİN CEZALANDIRILMASI, TCK 184/2, 12 EKİM 2004 SONRASI ÖNCESİ YAPILARIN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK 184/6, 6360 SAYILI ON DÖRT İLDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE YİRMİ YEDİ İLÇE KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNUN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU AÇISINDAN ETKİSİ, RUHSATSIZ YAPININ FARKLI TARİHLERDE İNŞASINA DEVAM EDİLMESİNİN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, TCK M. 184 İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI VE HESAPLANMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZALANDIRMA, DÜŞME, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, CEZANIN ERTELENMESİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI KAYIT BELGESİNİN CEZA SORUMLULUĞUNA ETKİSİ, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYDU GÖRÜNTÜLERİNDEN YARARLANILMASI, TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN FİKRİ İÇTİMA VE DİĞER SUÇLAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, SONUÇ: TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZA AVUKATININ ÖNEMİ

1. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU NEDİR?


Kentleşme olgusunun hız kazanması, nüfus yoğunluğunun artması ve şehirlerin plansız biçimde büyümesi, imar hukukunu modern hukuk sistemlerinin vazgeçilmez alanlarından biri haline getirmiştir. İmar mevzuatı; şehirlerin sağlıklı, güvenli ve planlı biçimde gelişmesini sağlamak, çevreyi korumak, afet risklerini azaltmak ve kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş kurallar bütünüdür. Bu kuralların ihlal edilmesi yalnızca idari yaptırımlara değil, belirli şartların gerçekleşmesi halinde ceza hukuku yaptırımlarına da neden olabilmektedir.


Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşmanın önlenmesi amacıyla ihdas edilmiş özel bir suç tipidir. Kanun koyucu, özellikle büyükşehirlerde ve hızlı kentleşen bölgelerde ortaya çıkan kaçak yapılaşmanın şehir estetiğini, çevreyi, kamu güvenliğini ve planlı kentleşmeyi olumsuz etkilediğini dikkate alarak bu fiilleri ceza yaptırımı altına almıştır.


İmar kirliliğine neden olma suçu yalnızca bir binanın ruhsatsız şekilde yapılmasından ibaret değildir. Kanunda ayrıca ruhsata aykırı bina yapılması, ruhsatsız yapılara elektrik, su veya telefon bağlantısı sağlanması ve yapı kullanma izin belgesi bulunmayan yapılarda sınai faaliyet yürütülmesine izin verilmesi de suç olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle suçun kapsamı, uygulamada düşünüldüğünden çok daha geniştir.


Özellikle kat ilavesi yapılması, projeye aykırı bağımsız bölüm oluşturulması, çatı katlarının konuta dönüştürülmesi veya kaçak yapıların kullanımına imkan tanınması gibi durumlar ceza soruşturmasına konu olabilmektedir. Bununla birlikte her imar aykırılığı otomatik olarak ceza sorumluluğu doğurmamaktadır. Suçun oluşabilmesi için kanunda belirtilen şartların somut olayda gerçekleşmiş olması gerekmektedir.


Bu nedenle imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının, kapsamının ve Yargıtay içtihatlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.


2. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN ANAYASAL DAYANAĞI


Anayasamızın "VIII. Sağlık, çevre ve konut" bölümünün, "A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. Maddesi 1. ve 2. Fıkrasında "Madde 56 – Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." denilmektedir.


İmar kirliliğine neden olma suçunun anayasal dayanağını Anayasa'nın 56. maddesi oluşturmaktadır. Anılan maddede herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiş; çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi görevi hem devlete hem de vatandaşlara yüklenmiştir. Bu kapsamda kanun koyucu, planlı kentleşmeyi ve çevrenin korunmasını sağlamak amacıyla imar mevzuatına aykırı yapılaşma faaliyetlerini Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinde suç olarak düzenlemiştir.


3. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN HUKUKİ DAYANAĞI


İmar kirliliğine neden olma suçunun temeli, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu "Ceza Kanununun amacı" başlıklı " Madde 1- (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir."


Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesinde ceza hukukunun temel amaçlarından birinin çevrenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi olduğu açıkça ifade edilmiştir. İmar kirliliğine neden olma suçu da bu amacın somut bir yansımasıdır. Zira ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşma faaliyetleri, planlı kentleşmeyi ve çevre düzenini olumsuz etkileyerek kamu yararına zarar verebilmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, çevrenin korunması ve imar düzeninin sağlanması amacıyla Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinde imar kirliliğine neden olma suçunu düzenleyerek, çevre ve şehircilik ilkelerine aykırı yapılaşmanın önüne geçmeyi hedeflemiştir.


İmar kirliliğine neden olma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Çevreye Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 184. maddede "Madde 184- (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz." denilerek hüküm altına alınmıştır.

Kanun hükmüne göre;

  • Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi,

  • Yapı ruhsatiyesi bulunmayan binalara elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi,

  • Yapı kullanma izni alınmamış binalarda sınai faaliyet icrasına izin veren kişi,

cezalandırılmaktadır.


Suçun çevreye karşı suçlar arasında düzenlenmiş olması tesadüfi değildir. Kanun koyucu, yalnızca idarenin imar yetkisini değil; aynı zamanda çevrenin korunmasını, şehir düzeninin sağlanmasını ve kamu güvenliğinin muhafaza edilmesini amaçlamaktadır.


Bu nedenle suç ile korunan hukuki değer yalnızca belediyelerin ruhsatlandırma yetkisi olmayıp; planlı kentleşme, şehir estetiği, çevre ve toplum güvenliğidir.


4. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU KARMA BİR SUÇTUR


İmar kirliliğine neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu'nda çevreye karşı suçlar arasında düzenlenmiş olmakla birlikte, koruduğu hukuki değer yalnızca çevrenin korunması ile sınırlı değildir. Suç aynı zamanda imar mevzuatının etkinliğinin sağlanması, planlı kentleşmenin korunması ve ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşmanın önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönüyle TCK m.184, çevre hukukunun yanı sıra imar hukukunun temel ilkelerini de koruyan bir düzenleme niteliğindedir. Kanun koyucu, şehirleşmenin belirlenen plan ve projelere uygun şekilde gerçekleşmesini sağlamak, kaçak yapılaşmanın önüne geçmek ve imar düzenini muhafaza etmek amacıyla imar mevzuatına aykırı belirli fiilleri ceza yaptırımına bağlamıştır. TCK 184. madde kapsamında ceza verilebilmesi için 3194 Sayılı İmar Kanunu kapsamında da değerlendirilmeler yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle TCK 185. Madde aynı zamanda 3194 Sayılı İmar Kanunu kapsamındaki kanun maddelerini de koruyan bir yapısı bulunmaktadır. Bu hali ile imar kirliliğine neden olma suçu farklı kanunlara muhalefet etmenin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.


5. SADECE BİNAYI İNŞA EDEN YÜKLENİCİ, TAŞERON, USTA VEYA KALFA DEĞİL; İNŞAATIN SAHİBİ DE BU SUÇTAN DOLAYI FAIL OLARAK SORUMLU TUTULACAKTIR


5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 184. Madde hükmünün gerekçesinde "Madde metninde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşa faaliyetinde bulunmak, suç olarak kabul edilmiştir. Birinci fıkradaki suç, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmakla oluşur. Böylece, sadece binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta veya kalfa değil; inşaatın sahibi de, bu suçtan dolayı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Ayrıca, bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişiler de bu suçtan dolayı fail sıfatıyla cezalandırılacaktır..." denilmiştir.


TCK m.184'ün gerekçesine göre imar kirliliğine neden olma suçunda fail yalnızca ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıyı fiilen inşa eden kişi değildir. İnşaat sahibi, yüklenici, taşeron, usta ve kalfanın yanı sıra, hukuka aykırı yapılaşmaya katkı sağlayan teknik denetim ve kontrol görevlileri de suçun faili olarak sorumlu tutulabilmektedir. Bu düzenleme ile imar mevzuatına aykırı yapılaşmanın tüm sorumlularının cezalandırılması amaçlanmıştır. Tabi burada kimlerin sorumlu tutulacağı değerlendirilirken yapının ruhsata aykırı olarak yapıldığını bilen ve bilmeyen ayrımı yapılacaktır.


6. SUÇUN KONUSU: BELEDİYE SINIRLARI VEYA ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLERDE BULUNAN BİNADIR


5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 184 Madde 1. Fıkrası "(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." üzerinden ceza verilebilmesi için 184. Maddenin 4. Fıkrası gereği "(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır." denildiği için binanın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde olması gerekmektedir.


Bu açıklamamızın tersinden belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi olmayan yerlerde yapılan binalar için 184. Maddenin 1. Fıkrası üzerinden ceza verilemeyecektir.


7. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU KAPSAMINDA BİNA KAVRAMI


5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 184. Madde kapsamında binanın tanımına yer verilmemiştir. Bundan dolayı bina kavramını anlayabilmek için 3194 Sayılı İmar Kanunu "Tanımlar" başlıklı 5. Maddesi "...Bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarıyan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır..." denilmek suretiyle binanın tanımı yapılmıştır. 184. Madde kapsamında ele alınan bina denildiğinde, İmar Kanunu'nda yer alan bu tanımın esas alınması gerekmektedir.


Buna göre, imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak gerçekleştirilen yapının bina niteliğini taşıması şarttır. Bu nedenle her türlü yapı, tadilat veya inşai faaliyet TCK m.184 kapsamında değerlendirilmemektedir. Yapının üstünün örtülü olması, bağımsız şekilde kullanılabilmesi ve insanların ya da eşya ve hayvanların korunmasına elverişli bir yapı vasfı taşıması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da suçun oluşup oluşmadığının tespitinde, gerçekleştirilen imalatın bina niteliğinde olup olmadığı hususu öncelikli olarak değerlendirilmekte; bina vasfına ulaşmayan bazı yapı ve imalatların imar mevzuatına aykırılık teşkil etse dahi imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmayabileceği kabul edilmektedir.


5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 116. Madde kapsamında "konut" kavramı ile 184 Madde kapsamında "bina" kavramının karıştırılmaması gerekmektedir. Bu madde kapsamında konut her yer olabilirken, binanın kendine has fiziksel özellikleri bulunmaktadır. Hatta madde metninden binanın üzerinin kapalı olması gerektiği sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca birilerinin yaşıyor olması gerekmeyip, bina özelliklerine elverişli olması da yeterlidir.


Aynı zamanda binanın inşa edildiği materyalinin bir önemi olmayacaktır. Binanın çelik, betonarme veya ahşap olması suçun oluşumunda bina olma şartını sağlamaya yeterli olacaktır.

"Bu anlamda, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler dışında bulunan binalar, anılan düzenlemenin kapsamına girmemektedir. Binanın mutlaka betonarme olması gerekmeyip ahşap binalar da TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamındadır. Yine bu suç bakımından binanın ruhsata tabi olması yeterli olup belirli bir genişlikte veya yükseklikte olmasına gerek yoktur." (Ceza Genel Kurulu 2020/329 E.  ,  2022/823 K.)


8. RUHSATLI BİR BİNADA SONRADAN RUHSATSIZ OLARAK DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ


İmar kirliliğine neden olma suçu yalnızca yapı ruhsatı alınmaksızın yeni bir bina inşa edilmesi halinde değil, ruhsatlı olarak inşa edilmiş bir binada sonradan ruhsata aykırı değişiklikler yapılması durumunda da gündeme gelebilmektedir. Nitekim TCK m.184 hükmünde, yapı ruhsatı alınmadan bina yapılmasının yanı sıra "ruhsata aykırı olarak bina yapılması" da suç olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle başlangıçta hukuka uygun şekilde inşa edilmiş bir yapıda gerçekleştirilen sonradan ilave inşaat faaliyetleri, belirli koşulların varlığı halinde imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturabilecektir.


Ancak ruhsatlı bir binada yapılan her değişiklik ceza sorumluluğuna yol açmaz. Suçun oluşabilmesi için gerçekleştirilen değişikliğin basit bir tadilat veya kullanım değişikliği niteliğinde olmayıp, bina vasfını etkileyen ve ruhsata aykırı yeni bir yapılaşma meydana getiren nitelikte olması gerekir. Özellikle projede bulunmayan bağımsız bölüm oluşturulması, ilave kat çıkılması, çatı aralarının konuta dönüştürülmesi, binanın yapı alanının genişletilmesi veya taşıyıcı sistemi etkileyen ruhsatsız inşai faaliyetler uygulamada imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında değerlendirilebilmektedir.


Buna karşılık 3194 Sayılı İmar Kanunu "Yapı ruhsatiyesi" konu başlıklı 21. Maddenin 2. Fıkrasında "Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir." denildiğinden boya, sıva, kaplama, iç dekorasyon değişiklikleri veya bina niteliğinde yeni bir yapılaşma oluşturmayan basit tadilat işlemleri kural olarak TCK m.184 kapsamında suç teşkil etmemektedir.


Bu nedenle somut olayda yapılan değişikliğin niteliği, kapsamı ve ruhsatla olan ilişkisi dikkatle incelenmeli; gerçekleştirilen işlemin bina vasfında yeni bir yapılaşma meydana getirip getirmediği teknik ve hukuki açıdan değerlendirilmelidir.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Beraat

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

"Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Sanığın, ruhsatlı olan binanın çatısını kapatarak çekme kat inşa ettiğinin 02.05.2005 tarihli tutanak kapsamından anlaşılması karşısında, yapılan bu imalatların mevcut bir binanın tadilat ve tamiratı niteliğinde mi, yoksa bina yapma veya tamamlamaya yönelik esaslı bir yapım faaliyeti olup olmadığı ve bu işlerin yapılmasının ruhsata tabi olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınıp, yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihte inşaatın devam edip etmediği konusunda tutanak düzenleyen görevliler de dinlenerek, imalatların hangi tarihte yapıldığının tespit edildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,Yasaya aykırı ve katılan Avcılar Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi." (4. Ceza Dairesi 2009/10359 E.  ,  2011/8758 K.)


9. RUHSATSIZ YA DA RUHSATA AYKIRI OLARAK YAPILAN BAHÇE, İSTİNAT DUVARI, YÜZME HAVUZU, İSKELE, KÖPRÜ, TÜNEL, RIHTIM, YOL VE BENZERİ YAPILAR SUÇ KAPSAMINDA MIDIR?


İmar kirliliğine neden olma suçunun konusunu yalnızca bina niteliğindeki yapılar oluşturmaktadır. Bu nedenle ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapılan her yapı TCK m.184 kapsamında suç teşkil etmez. Nitekim bahçe duvarı, istinat duvarı, yüzme havuzu, iskele, köprü, tünel, rıhtım, yol ve benzeri yapılar, İmar Kanunu anlamında bina olarak kabul edilmediğinden imar kirliliğine neden olma suçunun konusuna dâhil değildir. Ancak bu tür yapılarda 3194 Sayılı İmar Kanunu "Yapı ruhsatiyesi" konu başlıklı 21. Maddenin 2. Fıkrası "...mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir." hükmü gereği, bu yapıların taşıyıcı unsurları etkileyip etkilemediği, 3194 Sayılı İmar Kanunu 5. Maddesinde belirtilen bina kavramına girip girmediği ve alanda metrekare olarak bir büyümenin olup olmadığı hususiyetleri mahkeme tarafından değerlendirilerek bir sonuca gidilecektir. 3194 Sayılı İmar Kanunu 5. Maddesine göre bina vasfında olmayan eklemeler eğer 3194 Sayılı İmar Kanunu 21. Maddesinin 2. Fıkrasına aykırı olursa bu durumda, mevzuata aykırı şekilde inşa edilmesi halinde 3194 Sayılı İmar Kanunu 42. Maddesi gereği idari yaptırımların uygulanması ve yıkım kararlarının verilmesi mümkün olabilecektir.


Bu nedenle bir yapının TCK m.184 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesinde, öncelikle yapının bina vasfını taşıyıp taşımadığının ve taşıyıcı sistemlere bir etkisinin olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2020/2522 E., 2021/2298 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olmak

HÜKÜM : Beraat

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sanığın beraatine karar verilerek istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılanın vekilinin temyiz istemi; ruhsat alınması gereken yapılardan olan istinat duvarı ve temel betonunun, izin alınmadan yapılmasının sanığın üzerine atılı suçu oluşturduğuna, kararın hatalı olduğuna ve bozulmasına vesaire yöneliktir.

III. GEREKÇE

Sanık hakkında beraat hükmü kurulmasına yönelik Bölge Adliye Mahkemesinin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile maddi ceza hukukuna ilişkin sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,06.03.2025 tarihinde karar verildi." (4. Ceza Dairesi 2023/3754 E.  ,  2025/4342 K.)


10. ESASLI TADİLATIN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Esaslı tadilat, 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği'nin "Yapı düzenine ait tanımlar" başlıklı 16. maddesinde; "4) (Değişik bent: 13/07/2000 - 24108 Sayılı R.G. Yön/6. md.) Esaslı Tadilat: Yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen ve/veya inşaat alanını ve ruhsat eki projelerini değiştiren işlemlerdir. Esaslı tadil, ruhsata tabidir." şeklinde tanımlanmış ve esaslı tadilatın ruhsata tabi olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay uygulamalarına göre de sonradan ruhsata aykırı olarak yapılan değişikliklerin bina niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinde binanın taşıyıcı unsurunu etkileyip etkilemediği veya alan kazanma niteliğinde olup olmadığı hususları dikkate alınmaktadır.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2021/835 E., 2022/1370 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olmak

HÜKÜM : Mahkumiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Yerel Mahkemece, sanığın imar kirliliğine neden olma suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz istemi özetle; cezanın ertelenmesi gerektiğine ilişkindir.Sanığın temyiz istemi özetle; yeterli inceleme yapılmadığına, bilirkişi raporunda suça konu yapının ne zaman yapıldığının belli olmadığına, zamanaşımının gerçekleştiğine, kararın bozulması gerektiğine dairdir.

III. GEREKÇE

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;5237 sayılı Kanun'un 184. maddesinde "yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ve yaptıran" kişilerin cezalandırılması öngörülmüş olup, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde de bina kavramının "Bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır." şeklinde açıklanmıştır.3194 sayılı Kanun'un 21/3. maddesine göre "Derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir". Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin 14 ve 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği'nin 16 ncı maddesine göre esaslı tadilat, "Yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen ve/veya inşaat alanını ve ruhsat eki projelerini değiştiren işlemler." şeklinde tanımlanarak, esaslı tadilatın, ruhsata tabi olduğu ifade edilmiştir.Somut olayda, suça konu imalatların binanın taşıyıcı unsurlarını etkileyip etkilemediği, statiğini bozup bozmadığı ve tadilatın yapılma tarihinin tespit edilmesi yönünde ayrıntılı bilirkişi raporu düzenlendikten sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine hükmedilmesi,Hukuka aykırı bulunmuştur.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,09.07.2025 tarihinde karar verildi. (4. Ceza Dairesi 2024/2704 E.  ,  2025/12673 K.)


11. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN MADDİ UNSURLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ


Suçun maddi unsurunu kanunda belirtilen seçimlik hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi oluşturur. Bu hareketler ruhsatsız bina yapılması, ruhsata aykırı bina yapılması, ruhsatsız yapılara altyapı bağlantısı sağlanması ve yapı kullanma izin belgesi bulunmayan yapılarda sınai faaliyete izin verilmesidir.


Suçun oluşabilmesi için yapılan yapının "bina" niteliğinde olması gerekmektedir. Yargıtay kararlarında da bu husus özellikle vurgulanmaktadır. Her yapı veya inşai faaliyet TCK m.184 kapsamında değerlendirilmemektedir. Ayrıca suçun maddi unsurları kapsamında Yargıtay bir kararında nelere dikkat edilmesi gerektiğini de özetlemiştir.


  1. Refakate inşaat mühendisi bilirkişi de alınarak ve keşif yapılarak,

  2. Taşınmazların niteliğinin belirlenmesi,

  3. Bina vasfında olup olmadığının değerlendirilmesi,

  4. Yapımı için ruhsat gerekip gerekmediğinin belirlenmesi,

  5. İmar mevzuatı içinde kalıp kalmadığının tespit edilmesi,

  6. Tecavüze konu binanın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olup olmadığının tespitinin yapılması,

  7. Binanın yapım tarihinin de araştırılması gerektiği vurgulanmıştır.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hakkı olmayan yere tecavüz

HÜKÜM : Hükümlülük

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen teknik bilirkişi raporunda sanığın ... Kasabası sınırları içinde kalan Hazineye ait taşınmaza ahır yaptığının belirtilmesi karşısında; refakate inşaat mühendisi bilirkişi de alınarak keşif yapılıp taşınmazların niteliği, bina vasfında olup olmadığı, yapımı için ruhsat gerekip gerekmediği, İmar mevzuatı içinde kalıp kalmadığı, tecavüze konu binanın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olup olmadığı ve binanın yapım tarihi de araştırılarak sonucuna göre TCK.nun 184. maddesi ile hükümden önce 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 154/1. madde ve fıkrası kapsamında sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 02.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi." (8. Ceza Dairesi  2011/10314 E.  ,  2012/29285 K.)


"İçtihat Metni"

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 816-149

Sanık ...’nun imar kirliliğine neden olma suçundan TCK’nın 184/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.06.2012 tarihli ve 16-1078 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.10.2014 tarih ve 24716-29228 sayı ile;"Yapı tatil tutanağı ve iddianameye göre, sanığa yükletilen; apartmanın terasını yanları açık kalacak şekilde, ön ve arka cepheden mevcut saçak seviyesinde ... konstrüksiyon ile birleştirmek biçimindeki eylemin, bina yapma vasfında olmaması nedeniyle TCK'nın 184/1. maddesindeki suçun oluşmayacağı gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesince 19.02.2015 tarih ve 816-149 sayı ile;"Kovuşturma aşamasında alınan keşif sonrası bilirkişi raporu doğrultusunda projede çatı terası olarak düzenlenen ön ve arka cephesinde bulunan 25,40 x 4.50 metre boyutlarındaki bölümlerin mevcut çatı saçak seviyesinde ... konstrüksiyon ile birleştirilerek (çatı terasının tamamının) kullanıma açıldığı tespit edilmiş olup belediye TİB İmar Yönetmeliği gereğince de esaslı tadilat olup ruhsata tabi olduğu ve gerekçeye de sahip bulunduğu ve terasın %60 ını aşacak şekilde son kat tabliyesinin tamamını kapsadığının sabit olduğu..." şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnilerek önceki hüküm gibi sanığın imar kirliliğine neden olma suçundan TCK’nın 184/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye karar verilmiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.06.2018 tarihli ve 134884 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş ve Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesinin 13.11.2019 tarihli ve 4333-16152 sayılı görevsizlik kararı üzerine, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.06.2020 tarih ve 437-6902 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın, ikamet ettiği apartmanın terasındaki ön cepheyi 25,40 x 4,50 metre, arka cepheyi ise 4,50 x 25,40 metre olmak üzere toplam 228,60 metrekarelik alanı ... konstrüksiyon ile kapattığına ilişkin Karatay Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 04.10.2011 tarihli ve 000911 sayılı Yapı Tatil Zabtı, kendisine verilen süre içerisinde ruhsat almadığına dair Karatay Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğünün 04.11.2011 tarihli yazısı, apartmanın terasında sonradan yapılan inşaat tadilatlarının ruhsata tabi olduğu ve binanın taşıyıcı sistemini etkilediği yönündeki inşaat yüksek mühendisi tarafından keşif sonrası tanzim edilen 30.03.2012 tarihli bilirkişi raporu, sanığın teras kısmından alt kısma su vurduğu için izolasyon yapamamaları nedeniyle teras yaptırdığı yönündeki savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın Konya ili ... Caddesi adresinde bulunan ve tapuda 18 pafta, 24079 ada, 17 parselde kain apartmanın terasını, ön cepheden 25,40 x 4,50 metre, arka cepheden ise 25,40 x 4,50 metre olmak üzere toplam 228,60 metrekarelik alanı ... konstrüksiyon ile kaplattığı hususunda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.5237 sayılı TCK'nın "İmar kirliliğine neden olma" başlıklı 184. maddesi;"1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesinde de;"Madde metninde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşa faaliyetinde bulunmak, suç olarak kabul edilmiştir. Birinci fıkradaki suç, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmakla oluşur. Böylece, sadece binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta veya kalfa değil; inşaatın sahibi de, bu suçtan dolayı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Ayrıca, bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişiler de bu suçtan dolayı fail sıfatıyla cezalandırılacaktır. İkinci fıkrada; yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılması ya da bu hizmetlerden yararlanılmasına müsaade edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Üçüncü fıkraya göre, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade edilmesi, ayrı bir suç oluşturmaktadır. Dördüncü fıkrada bu madde hükümlerinin uygulanma alanı ile ilgili sınırlama getirilmiştir. Bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanabilecektir. Örneğin organize sanayi bölgeleri, özel imar rejimine tabi bölge niteliği taşımaktadır. Ancak, sınai ürünlerin üretiminin yapıldığı tesisler açısından bu sınırlama kabul edilmemiştir. Bu bakımdan, köy sınırları içinde inşa edilen, sınai ürünlerin üretiminin yapıldığı tesisler açısından bu madde hükümleri uygulanabilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.Görüldüğü gibi uyuşmazlığa konu TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için failin yapı ruhsatiyesi almadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapması ya da yaptırması gerekmektedir.TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerlerde bulunan binadır. Bu anlamda, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler dışında bulunan binalar, anılan düzenlemenin kapsamına girmemektedir. Binanın mutlaka betonarme olması gerekmeyip ahşap binalar da TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamındadır. Yine bu suç bakımından binanın ruhsata tabi olması yeterli olup belirli bir genişlikte veya yükseklikte olmasına gerek yoktur.Maddede belirtilen "Bina" kavramından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olup, bu kavram İmar Kanunu’nun 5. maddesine göre belirlenmektedir. Anılan düzenlemede bina, "Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır." şeklinde tanımlanmıştır.TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasında yalnızca binadan söz edilmiş olup "Yapı" kavramına yer verilmemiştir. Bu nedenle, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yapılan bahçe, istinat duvarı, yüzme havuzu, iskele, köprü, tünel, rıhtım, yol ve benzeri yapılar suç kapsamına dâhil değildir (Abdulbaki Giyik, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, TBB Dergisi, Yıl: 2018, S. 134, s. 77.).Öğretide, ruhsata uygun olarak yapılan binada ruhsat alınmaksızın sonradan değişiklik yapılmasının TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamında olmadığı ileri süren yazarlar (Mine Arısoy, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, 2007, S. 13, s. 90; ... Ceyhan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, CHD, 2009, S. 10, s. 94.) bulunmakla birlikte, böyle bir durumda suçun oluşup oluşmadığı, binada sonradan yapılan değişikliklerin niteliğine göre belirlenmelidir.Mevcut bir bina üzerinde ve binanın kapsamı dâhilinde olmak koşuluyla, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 3. fıkrası uyarınca "Derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar" ruhsata tabi olmadığından, yapılan değişikliğin bu kapsamda kalması hâlinde suç oluşmayacaktır.Ancak, yasal düzenlemede sayılan hususlar dışında yapılan değişikliklerin mutlaka imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturacağı sonucuna ulaşılmamalıdır. İmar Kanunu’nun 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sınırlamalar dışında kalan değişiklikler bakımından imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için;Söz konusu değişikliklerin ya İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina olarak nitelendirilmesi ya da yapılan esaslı tadilatların binanın taşıyıcı unsurunu etkilemesi gerekmektedir.Yapılan değişiklikler bina olarak nitelendirilemiyorsa, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 2. fıkrasına aykırı davranılması nedeniyle aynı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen idari yaptırımların uygulanmasıyla yetinilmelidir (Giyik, s. 78-79.). Buna karşın, yapılan değişikliklerin İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina vasfını taşıması durumunda TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasındaki imar kirliliğine neden olma suçu oluşacaktır. Yapılan değişikliklerin bina olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinde başvurulan ölçütlerden birisi, bunların "Esaslı tadilat" kapsamında kalıp kalmadığıdır. Esaslı tadilat, 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği'nin 16. maddesinde; "Yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen ve/veya inşaat alanını ve ruhsat eki projelerini değiştiren işlemler" şeklinde tanımlanmış ve esaslı tadilatın ruhsata tabi olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay uygulamalarına göre de sonradan ruhsata aykırı olarak yapılan değişikliklerin bina niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinde binanın taşıyıcı unsurunu etkileyip etkilemediği veya alan kazanma niteliğinde olup olmadığı hususları dikkate alınmaktadır. Yine İmar Kanunu'nun 5. maddesine uygun kapalı alanda kullanılan malzemenin kalıcı olup olmadığı ve değişikliğin sabit şekilde yapılıp yapılmadığı da Yargıtay Özel Ceza Dairelerince değişikliklerin bina vasfında olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanılan ölçütlerdendir.TCK’nın 344. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun, Kanun'un yayımlandığı 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girmesi ve 765 sayılı TCK’da bu suça yer verilmemesi nedeniyle hükmün yürürlüğe girdiği 12.10.2004 tarihinden önce bitirilmiş binalarla ilgili TCK’nın 184. maddesi uygulama alanı bulamayacaktır. Bu nedenle anılan suçun oluşabilmesi için sonradan ruhsata aykırı olarak yapılan değişikliklerin 12.10.2004 tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Sanığın, ikamet ettiği apartmanın terasındaki ön cepheyi 25,40 x 4,50 metre, arka cepheyi ise 4,50 x 25,40 metre olmak üzere toplam 228,60 metrekarelik alanı ... konstrüksiyon ile kapattığına ilişkin Karatay Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 04.10.2011 tarihli ve 000911 sayılı Yapı Tatil Zabtı, kendisine verilen süre içerisinde ruhsat almadığına dair Karatay Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğünün 04.11.2011 tarihli yazısı, apartmanın terasında sonradan yapılan inşaat tadilatlarının ruhsata tabi olduğu ve binanın taşıyıcı sistemini etkilediği yönündeki inşaat yüksek mühendisi tarafından keşif sonrası tanzim edilen 30.03.2012 tarihli bilirkişi raporu, sanığın teras kısmından alt kısma su vurduğu için izolasyon yapamamaları nedeniyle teras yaptırdığı yönündeki savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın ...Caddesi adresinde bulunan ve tapuda 18 pafta, 24079 ada, 17 parselde kain apartmanın terasını, ön cepheden 25,40 x 4,50 metre, arka cepheden ise 25,40 x 4,50 metre olmak üzere toplam 228,60 metrekarelik alanı ... konstrüksiyon ile kaplattığı hususunda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmayan olayda;İnşaat yüksek mühendisi tarafından keşif sonrası tanzim edilen 30.03.2012 tarihli bilirkişi raporunda; apartmanın terasında sonradan yapılan inşaat tadilatlarının ruhsata tabi olduğunun ve binanın taşıyıcı sistemini etkilediği belirtilmiş ise de;Sanığın apartman terasını kapladığı ... konstrüksiyonun, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan "Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır." şeklinde tanımlanan bina kapsamında kalmaması ve kaplanan ... yapının etrafının açık olması nedeniyle, sanığın teras kısmından alt kısma su vurduğu için izolasyon yapamamaları nedeniyle teras yaptırdığı yönündeki savunması da gözetilerek, eylemin alan kazanma niteliğinde bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığa yüklenen imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, unsurları oluşmadığı hâlde sanığın imar kirliliğine neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulması gerekmektedir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2015 tarihli ve 816-149 sayılı direnme kararına konu hükmünün, unsurları oluşmadığı hâlde sanığın imar kirliliğine neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.12.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi." (Ceza Genel Kurulu 2020/329 E.  ,  2022/823 K.)


12. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN MANEVİ UNSURLAR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ


İmar kirliliğine neden olma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin gerçekleştirdiği yapının ruhsatsız veya ruhsata aykırı olduğunu bilerek hareket etmesi gerekir. Taksirli hareketler nedeniyle bu suçun oluşması mümkün değildir. Ancak failin ruhsat durumunu araştırmaması veya açık hukuka aykırılığı bilmesine rağmen inşa faaliyetini sürdürmesi kastın varlığı açısından yeterli kabul edilmektedir.


12. Ceza Dairesi 2025/1788 E.  ,  2026/248 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI: 2020/1851 E., 2023/2573 K.,

SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

HÜKÜM: Mahkumiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düşme

Sanık hakkında bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

Sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 318. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.02.2016 tarihli ve 2015/639 Esas, 2016/216 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan, beraatine karar verilmiştir.

2. Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.02.2016 tarihli ve 2015/639 Esas, 2016/216 Karar sayılı kararının katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (4). Ceza Dairesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/20056 Esas, 2020/13116 Karar sayılı kararı ile "iddianameye konu tadilatların nelerden ibaret olduğu, onaylanan tadilat projesine uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususlarında ayrıntılı ek rapor alınması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

3.Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 09.11.2023 tarihli ve 2020/1851 Esas, 2023/2573 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan 2863 sayılı Kanun 65/1, TCK 62, 52/2,51 maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan düşme görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A. Sanık müdafinin temyiz istemi; Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, sanık hakkında CMK 231. maddesinin uygulanması gerektiğine, yapılan tadilatlar için izin istendiğine, basit tadilat dışında tadilat yapılmadığına, yapılan tadilatların mimar aracılığıyla yapıldığına, bilirkişi raporunun yetersiz olduğuna, sanığın suça konu alanın sit alanı olduğunu bilmediğine, sanığın suça konu tadilatları eski haline döndürme sürecinde olduğuna, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve sair nedenlere ilişkindir.

B. Katılan ... vekilinin temyiz istemi; erteleme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Mahkemece, toplanan deliller ile tüm dosya kapsamında göre, Sanık ...'in Eskişehir İli, ... Mahallesi 12840 ada, 3 parselde bulunan taşınmazın sahibi olup, söz konusu yerde gerekli olan yapı ruhsatı alınmadan taşınmaz üzerinde sanığın ruhsatsız inşaat yaptığı, ... Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekiplerince yapılan inceleme sonucu tanzim edilen 14.04.2015 tarih ve 52/2572 sayılı inşaat ve tamirata ait tutanak içeriğinden anlaşıldığı, Taşınmazın imar planında kentsel sit alanı içerisinde bulunduğu ve özel imar rejimi içerisinde kaldığı koruma amaçlı imar planında 1B yapı grubu olarak tanımlandığı taşınmazın 41. 02... alanlı olup parsel üzerinde 33... ana yapı ve 9 m2 sundurma ilavesinin bulunduğu cephe ve gabari bakımından korunması gerekli yapı statüsünde olduğu B grubu yapının 2863 sayılı kültür varlıklarını koruma kanunu gereği yapılacak müdahelelerde yetkili makamım ... olduğu sanığın yapmış olduğu ameliyenin basit tadilat ve tamiratı aştığı bu hali ile ile sanığın yaptığı işlemlerin esaslı tadilat kapsamında olup ruhsata tabi olduğu sanığın ruhsat için belediyeye de başvurmadığı gibi kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulunun 21.9.2021 tarih ve ... sayılı cevabi yazısı ile taşınmazın 1 B Yapı grubu içerisinde kalan parselin ... kültür ve Tabiat varlıklarını koruma bölge kurulunun 19.9.2007 tarih ve 2167 sayılı kararına göre ... kentsel sit alanı içerisinde kaldığı ve koruma kuruluna sunulan bir projenin de bulunmadığı böylece yapılan yargılama toplanan deliller, sanık savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın 2863 sayılı kanun kapsamında kalan taşınmaz yönünden inşai müdahele ile sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit görülmekle cezalandırılmasına dair karar verilmiştir.

IV.GEREKÇE VE KARAR

A. Katılan ... vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulu'nun 11.04.2000 gün ve 65–69, 22.10.2002 gün ve 234–366, 04.07.2006 gün ve 127–180, 03.05.2011 gün ve 155–80, 21.02.2012 gün ve 279–55, 15.04.2014 gün ve 599-190, 28.03.2017 gün ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2003 gün ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında; katılan ...'nın, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan yapılan yargılamaya katılma ve tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan nedenle Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 09.11.2023 tarihli ve 2020/1851 Esas, 2023/2573 Karar Sayılı Kararına yönelik katılan ... vekilinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, oy birliğiyle REDDİNE,

B. Katılan ... vekili ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Her ne kadar tebliğnamede zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi talep edilmiş ise de; suç tarihinin 14.04.2015 tarihi olduğu sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan düzenlenen iddianame tarihinin 13.06.2022 tarihi olduğu , sanığın bu suç yönünden alınan savunma tarihinin 26.01.2023 tarihi olduğu dolayısıyla zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılarak yapılan incelemede;Kentsel sit alanı içerisinde bulunan taşınmaz üzerinde izinsiz inşaat yaptığından bahisle sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında gerekli izinleri aldığını beyan ettiği ve dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporunda ... tarafından ön izin verildiğinden bahsedilmekle, öncelikle dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararı dosya arasına getirtilerek, kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması akabinde koruma kurulundan dava konusu yerde gerçekleştirilen müdahalelere ilişkin olarak sunulan ve onaylanan proje bulunup bulunmadığının sorulması var ise onaylanan projenin tüm ekleri ile birlikte getirtilmesi ile dava konusu taşınmazın bağlı bulunduğu yerde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunup bulunmadığı araştırılıp, mahallinde farklı sanat tarihçi ve inşaat bilirkişisi refakatinde yeniden keşif icra edilerek;iddianameye konu aykırılıklar raporda tek tek irdelenmek suretiyle, dava konusu taşınmazın son durumunun, onaylanmış ise onaylanan projeye uygun olup olmadığının ve müdahele neticesinde zarar meydana gelip gelmediği hususunun, müdahalenin niteliğinin (esaslı-basit) açık şekilde tespiti ile uygun hale getirilmesi ve zarar meydana gelmemiş olması halinde atılı suçun manevi unsuru oluşmayacağından sanığın beraatine eylemin basit müdahale niteliğinde olması halinde veya esaslı müdahale niteliğinde olup KUDEB bulunması halinde; 65/4, esaslı müdahale niteliğinde olup KUDEB bulunmaması halinde ise; 65/1. maddesi gereğince sanığın hukuki durumumun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,08.01.2026 tarihinde karar verildi."


4. Ceza Dairesi         2023/12733 E.  ,  2025/5369 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2022/521 E., 2023/4 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜMLER : Mahkumiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanıklar hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükümleri kaldırılarak mahkumiyet kararları verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; müvekkilin yapılan taşınmazları denetleme ve takip etme yetkisi bulunmadığına, davaya konu olan bölümün yapı vasfında olduğuna, beraat kararı verilmesine, suçun işlenmediğine yöneliktir.Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; yapı kullanma izin belgesinde yazılı şantiye şefi, yapı müteahhidi ve yapı maliki yazılı ise de inşaat aşamasında her türlü denetim ve sorumluluğun diğer sanık ...'ya ait olduğuna, müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığına, yeni alıcıya teslim edildikten sonra mı önce mi yapıldığının araştırılmadığına, yapılan inşai faaliyetin bina vasfında olmadığına, beraat kararı verilmesine, suçun işlenmediğine yöneliktir.Sanık ...'nın temyiz istemi; ilgili yapının yeni malik tarafından yapıldığına, kararın gerekçesinin yetersiz olduğuna, yeni alıcıya teslim edildikten sonra mı önce mi yapıldığının araştırılmadığına, yapılan inşai faaliyetin bina vasfında olmadığına, beraat kararı verilmesine, suçun işlenmediğine yöneliktir.

III. GEREKÇE

Sanıklar hakkında kurulan hükümlere ilişkin olarak yapı tatil tutanağı, müzekkere cevapları, bilirkişi raporları, fotoğraflar, keşif ile tüm dosya kapsamına göre sanıkların atılı suçu işlediği yönünde Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.Sanıklara yükletilen imar kirliliğine neden olma eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu,Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık ... ile sanıklar ... ve ... müdafileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Fethiye 5. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,20.03.2025 tarihinde karar verildi."


13. YAPI KULLANMA İZNİ ALINMAMIŞ BİNALARDA HERHANGİ BİR SINAİ FAALİYETİN İCRASINA MÜSAADE EDEN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASI


Sınai kelime Türk Dil Kurumu sözlüğünde "Sanayi ile ilgili; endüstriyel." kelimeleri ile açıklanmıştır. O halde sınai faaliyet dediğimizde sanayi veya endüstri ile ilgili olan faaliyetleri kapsamaktadır.


Türk Ceza Kanunu 184 Maddesinin 3. Fıkrası "(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kapsamında, yapı kullanma izni (iskan) alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler hakkında imar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle cezai sorumluluk doğabilmektedir.


Yapı kullanma izni, 3194 Sayılı İmar Kanunu "Yapı kullanma izni" başlıklı "Madde 30 – Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik (...) bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.

Belediyeler, valilikler (...) mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.(...)

Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz." denilmek suretiyle yapı kullanma izninin nelere bağlı olduğu hüküm altına alınmıştır.


Bir yapının ruhsat ve eklerine uygun şekilde tamamlandığını gösteren ve kullanılabilmesi için gerekli olan resmi bir belgedir. Kanun koyucu, henüz hukuken kullanımına izin verilmemiş binaların üretim, imalat veya benzeri sınai faaliyetlere konu edilmesini önlemek amacıyla bu fiili ayrıca suç olarak düzenlemiştir. Bu düzenleme ile hem imar mevzuatına uygun yapılaşmanın teşvik edilmesi hem de teknik ve güvenlik şartları tam olarak sağlanmamış yapılarda faaliyet yürütülmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için söz konusu faaliyetin sınai faaliyet niteliğinde olması ve faaliyete izin veren kişinin bu durumu bilerek hareket etmesi gerekmektedir. Bu nedenle her somut olayda yapının yapı kullanma izin belgesinin bulunup bulunmadığı ve yürütülen faaliyetin sınai faaliyet kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ayrıca incelenmelidir.


Ayrıca yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişinin cezalandırılmasında TCK 184. maddenin 4. Fıkrası gereği bu binanın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde olmasına gerek yoktur. Ayrıca bu kullanım izni eğer ticari bir amaçla verilmişse, kanunilik ilkesi gereği bu suçtan dolayı ceza verilmesine engel teşkil edecektir.


2. Ceza Dairesi         2014/7160 E.  ,  2015/2459 K.

"İçtihat Metni"

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olmak, 2960 sayılı Kanuna aykırılık

Hüküm : Sanık ... hakkında beraat

Sanık ... hakkında, 2863 sayılı Kanun'un 65/a- b, 5237 sayılı TCK'nın 62/1, 53/1, 51/1-3-7-8 maddeleri; 5237 sayılı TCK'nın 184/3, 62/1, 53/1, 51/1-3-7-8 maddeleri; 2960 sayılı Kanun'un 18/3, 62/1, 51/1-3-7-8 maddeleri gereğince mahkumiyet

2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olmak ve 2960 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından sanık ...'in beraatine ilişkin hüküm, suçtan zarar gören kurum vekili, sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hüküm ise sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suçtan zarar gördüğü anlaşılan ve verdiği temyiz dilekçesi ile katılma isteğini ortaya koyan ...'nın CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede;

Katılan vekilinin, sadece sanık ... hakkında kurulan beraate ilişkin hükmü temyize getirip, sanık Memet Koçaslan hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminde bulunmadığı görülmekle;Sanıklardan ....'ın yetkilisi olduğu,..... Turizm Otelcilik Restaurant ve Eğlence Hizmetleri LTD. şirketi tarafından kiralanan, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 14/12/1974 gün, 8172 sayılı kararı ile tespit ve tescil edilen, ...i Sit Alanında bulunan,....ilçesi, ... Mahallesi 369 ada 2 parsel üzerinde bulunan ve diğer sanık ...'in mesul müdürlüğünü yaptığı işletmeye ek olarak, çelik konstrüksiyon, üstü açılıp kapatılabilen branda ile örtülü bir yapı inşa edildiğinin tespiti üzerine açılan kamu davası ile ilgili olarak;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık .... müdafiinin, eksik araştırma ile karar verildiğine, uygulamalardan sanığın sorumlu olmadığına, suç tarihinde sanığın yurt dışında olduğuna, eylemin ruhsat gerektirmediğine, teşdide yönelik ve sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Sanık ...'in mesul müdür olarak görevlendirilmesine ilişkin dosya kapsamında mevcut ...Turizm Otelcilik Restaurant ve Eğlence Hizmetleri LTD. şirketinin 10/07/2008 gün, 33 sayılı kararı incelendiğinde, sanığın suça konu işletmede tüm tadilat, tamirat ve inşaat işlerinden sorumlu tutulduğunun anlaşılması karşısında, atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, beraatine ilişkin yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,

2-Sanık .... hakkındaki hükme ilişkin olarak, 5237 sayılı TCK'nın 44 maddesinde düzenlenen fikri içtima kaidesinin objektif koşullarının “tek bir fiilin bulunması” ve “birden fazla kanun hükmünün ihlali”nden ibaret olduğu, sanığın işlediği fiille birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet verdiği, bu kapsamda 5237 sayılı TCK'nın 44. maddesindeki fikri içtima hükmünün uygulanarak, eylemine temas eden en ağır hükümden mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3-Sanık .... hakkındaki hükme ilişkin olarak, kabul ve uygulamaya göre de,

a-01/12/2009 tarihinde suça konu uygulamaların tespit edilip, belediye görevlileri tarafından yapılan uyarı üzerine, 03/12/2009 tarihinde kaldırıldıktan sonra, 21/12/2009 tarihinde yapılan denetimlerde tekrar yapıldığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında temel ceza tayin edilirken, TCK'nın 61/1 maddesinde belirtilen, suçun işleniş biçimi, konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınarak, asgari hadden uzaklaşılması gerektiğinin nazara alınmaması,

b-5237 sayılı Kanun'un 184/3 maddesinde, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişinin cezalandırılacağı öngörülmüş olmasına karşın, suça konu yerde sınai faaliyette bulunma gibi bir durumun söz konusu olmadığının anlaşılması karşısında, belirtilen suçun oluşmayacağının gözetilmemesi,

c-5237 sayılı TCK'nın 53/1-c maddesinde belirtilen güvenlik tedbirinin, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca cezası ertelenen hükümlü hakkında kendi alt soyu üzerindeki yetkileri bakımından uygulanamayacağının nazara alınmaması,

d- Adli para cezası hesaplanırken, temel para cezasının gün olarak belirlenmesi, artırım ve indirimlerin gün üzerinden yapılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle TCK'nın 61/8. maddesine aykırı hareket edilerek, sanık hakkında doğrudan adli para cezasına hükmedilmesi,

e-Bünyesinde koruma, uygulama denetim büroları kurulan idarelerden izin almaksızın veya izne aykırı olarak izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunanların, 2863 sayılı Kanunun 65/d maddesi gereğince cezalandırılması gerekeceği, bu kapsamda, suça konu taşınmazın bulunduğu ilde İlçe Belediye Başkanlığı, Büyükşehir Belediye Başkanlığı veya İl Özel İdaresi bünyesinde koruma, uygulama denetim bürosu kurulup kurulmadığı araştırılıp, eğer kurulmuş ise, taşınmazın bulunduğu yerin kurulan koruma, uygulama denetim bürosunun sorumluluk alanı kapsamında olup olmadığı hususu tespit edilip, hükümden sonra, 11.10.2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1 ve 65/4 maddeleri gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince sanık Memet Koçaslan'ın ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı tutularak, isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."


14. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI


İmar kirliliğine neden olma suçu bakımından etkin pişmanlık hükümleri, Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinin beşinci fıkrasında "(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar." özel olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, imar mevzuatına aykırı olarak gerçekleştirilen yapılaşmanın sonradan hukuka uygun hale getirilmesini teşvik etmek amacıyla bu suç bakımından genel etkin pişmanlık hükümlerinden farklı ve daha kapsamlı bir düzenleme öngörmüştür. Buna göre, kişinin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yaptığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde hakkında kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, verilmiş mahkûmiyet kararı ise bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır.


TCK m.184/5 hükmünün uygulanabilmesi için yalnızca ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşmanın bulunması yeterli değildir. Yapının, ilgili idare tarafından verilen ruhsata ve imar mevzuatına uygun hale getirilmiş olması gerekmektedir. Bu uygunluk, yapının yıkılması, projeye uygun hale getirilmesi veya gerekli ruhsat işlemlerinin tamamlanması suretiyle sağlanabilir. Dolayısıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için fiilin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması ve imar düzeninin yeniden tesis edilmesi şarttır. Eğer aykırılığın giderilmesi için yıkım yapılacaksa bu yıkımın kişi tarafından yapılmış olması gerekmektedir. Eğer yıkım idare tarafından yapılmışsa etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bu yıkıma dair bedelin idareye ödenmiş olduğunun kanıtlanması halinde yararlanılabilecektir.


İmar kirliliğine neden olma suçunda etkin pişmanlık, fail lehine son derece önemli sonuçlar doğurmaktadır. Zira diğer birçok suç tipinden farklı olarak, yalnızca cezada indirim yapılması değil, belirli şartların gerçekleşmesi halinde ceza soruşturmasının veya kovuşturmasının tamamen sona ermesi mümkün olabilmektedir. Bu nedenle hakkında imar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle soruşturma veya dava bulunan kişilerin, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma imkânlarını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır.


4. Ceza Dairesi         2024/4162 E.  ,  2025/7872 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2023/3220 E., 2024/89 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Mahkûmiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaYapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında, imar kirliliğine neden olma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan duruşmalı inceleme neticesinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık 23.01.2024 tarihli temyiz dilekçesinde yıkım bedelini ödediğini belirterek mahkumiyet kararının yeniden incelenmesi talebinde bulunmuştur.

III. GEREKÇE

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.10.2018 tarih ve 2017/18-684 Esas, 2018/479 sayılı kararı dikkate alındığında, 5237 sayılı Kanun'un 184/5. maddesi uyarınca ruhsatsız binanın yıkılarak eski hale getirilmesi halinde sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanabileceği, ancak bina belediye tarafından yıkılmış ise yıkım masraflarının iradi olarak karşılanması gerekmektedir.Bu açıklamaya göre somut olayda, ruhsat almaksızın bina yapan sanığın temyiz dilekçesi ekinde yıkım bedelini ödediğine ilişkin makbuz ibrazı karşısında; yıkım masraflarının sanık tarafından ilgili belediyeye ödenip ödenmediğinin araştırılarak sonucuna göre hukuksal durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302. maddesi gereği, tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2025 tarihinde karar verildi."


15. 12 EKİM 2004 SONRASI ÖNCESİ YAPILARIN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ


12 Ekim 2004 tarihinden önce yürürlükte olan eski Türk Ceza Kanunu'nda (765 sayılı mülga TCK) "imar kirliliğine neden olma" şeklinde müstakil bir suç tipi bulunmuyordu. Bu fiiller o dönemde yalnızca İmar Kanunu kapsamında idari para cezası ve yıkım gibi idari yaptırımlara tabiydi. "İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu" ilk kez 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesi ile bir suç olarak düzenlendi. Ceza hukukunun evrensel kuralı olan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi gereği, bu düzenleme geriye yürütülemez. Kanunun açıkça belirttiği üzere, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılar için bu suç hükümleri uygulanamaz. Bundan dolayı 12 Ekim 2004 öncesi yapılar için "İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu" konu olamayacaktır


İmar kirliliğine neden olma suçunun uygulanması bakımından yapının inşa edildiği tarih büyük önem taşımaktadır. Ayrıca 5237 Sayılı son Trük Ceza Kanununda da 12 Ekim 2004 tarihi 184. maddesinin altıncı fıkrasında, "(6) (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz." hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca,  Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinin 2. ve 3. fıkrası uyarınca "(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükümleri de 12 Ekim 2004 öncesi yapılar için uygulanamayacaktır.


4. Ceza Dairesi         2021/42247 E.  ,  2023/21764 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2014/77 E., 2016/150 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Beraat

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama

Sanık müdafiinin yüzüne karşı 16.06.2016 tarihinde usûlüne uygun şekilde tefhim edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 23.09.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu belirlenmiştir.Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 184 ncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz isteğinin; suçun oluştuğu, eksik inceleme ile karar verildiği, kararın bozulması gerektiğine, vesaire ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Şikâyetçinin hissedarı olduğu taşınmaz üzerinde şüpheli tarafından imar mevzuatına aykırı olarak bina yapıldığı iddiasıyla açılan davada bahse konu yapının 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapıldığı, yüklenen fiilin, fiilin işlendiği tarihte kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığa atılı suçtan beraat kararı verildiği, Yerel Mahkemece kabul olunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. Sanık Müdafiinin Temyizi Yönünden

Karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanunun 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği resen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteğinin,1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

B. Katılan Vekilinin Temyizi Yönünden

1. Sanığın yargılamaya konu eylemi için, 5237 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezasının türü ve üst sınırlarına göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.2. 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin sanığın 26.03.2015 tarihli savunması olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.

V. KARAR

A. Sanık Müdafiinin Temyizi YönündenGerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

B. Katılan Vekilinin Temyizi Yönünden

Gerekçe bölümünün

(B) bendinde açıklanan nedenlerle, Mahkemenin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün,1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA,

bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,28.09.2023 tarihinde karar verildi."


16. YAPI RUHSATİYESİ OLMADAN BAŞLATILAN İNŞAATLAR DOLAYISIYLA KURULAN ŞANTİYELERE ELEKTRİK, SU VEYA TELEFON BAĞLANTISI YAPAN KİŞİLERİN CEZALANDIRILMASI


Kanun koyucu, TCK 184. Maddenin 2. Fıkrasında "(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." diyerek kaçak şantiyelerin kullanılabilir hale getirilmesine katkı sağlayan kişileri de cezalandırmaktadır.


TCK m.184/2 hükmü uyarınca, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişiler, imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında cezalandırılmaktadır. Kanun koyucu, ruhsatsız yapılaşmanın yalnızca inşaat faaliyetini gerçekleştiren kişiler tarafından değil, bu yapılaşmanın devamına ve kullanılabilir hale gelmesine katkı sağlayan kişiler tarafından da desteklenebileceğini dikkate alarak bu fiili bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Böylece ruhsatsız yapılaşmanın teşvik edilmesinin ve fiilen sürdürülmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.


Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle ortada yapı ruhsatı bulunmaksızın başlatılmış bir inşaatın ve bu inşaat nedeniyle kurulmuş bir şantiyenin mevcut olması gerekmektedir. Ayrıca elektrik, su veya telefon bağlantısının yapılmasına izin veren kişinin, yapının ruhsatsız olduğunu bilerek hareket etmesi aranır. Dolayısıyla suç, kasten işlenebilen bir suç olup, ruhsatsızlık durumunun bilinmemesi halinde failin cezai sorumluluğu gündeme gelmeyecektir.


Maddenin amacı, henüz hukuki varlık kazanmamış ve imar mevzuatına aykırı şekilde yürütülen inşaat faaliyetlerinin kamu hizmetlerinden yararlanarak fiilen desteklenmesini engellemektir. Zira elektrik, su ve haberleşme hizmetlerinin sağlanması, ruhsatsız yapılaşmanın sürdürülmesini kolaylaştırmakta ve kaçak yapıların tamamlanmasını teşvik edebilmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, yalnızca ruhsatsız yapıyı inşa edenleri değil, bu yapının inşa sürecine dolaylı olarak katkı sağlayan kişileri de cezai yaptırım kapsamına almıştır.


İmar kirliliğine neden olma suçunun bu görünüm biçimi, planlı kentleşmenin sağlanması, imar mevzuatının etkin şekilde uygulanması ve kaçak yapılaşmanın önlenmesi bakımından önemli bir koruma mekanizması oluşturmaktadır. Bu kapsamda soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde, şantiyenin ruhsat durumunun, bağlantının hangi aşamada gerçekleştirildiğinin ve izin veren kişinin hukuka aykırılığı bilip bilmediğinin ayrıntılı şekilde araştırılması gerekmektedir.


4. Ceza Dairesi         2013/23720 E.  ,  2014/29703 K.

"İçtihat Metni"

Tebliğname No : 4 - 2013/170851

MAHKEMESİ : Eğil Asliye Ceza Mahkemesi

TARİHİ : 25/03/2013

NUMARASI : 2011/207 (E) ve 2013/61 (K)

SUÇLAR : İmar kirliliğine neden olma

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak,

1- Sanık M.. A..’ un orman arazisine kaçak ev yapmaktan ibaret eyleminde; ruhsatsız bina yapılan yerin belediye mücavir alanında olup olmadığının saptanması bakımından İmar Kanununun 45. maddesi uyarınca alınmış bir mücavir alan kararının bulunup bulunmadığının araştırılması, mücavir alan kararı varsa sözkonusu orman alanı içindeki yerin özel imar rejimi kapsamında olduğu gözetilerek TCK' nın 184. maddesinin uygulanması, mücavir alan kararı yoksa 6831 sayılı Orman Kanununn 93. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile karar verilmesi,

2- .. Eğil İşletme Şefi olan sanık M.. K..’ ın, diğer sanık M..Ş..tarafından yapılıp tamamlanan bağ evine elektrik bağlama izni vermesinden ibaret eyleminin; TCK’ nın 184/2. maddesindeki ‘yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaat için kurulan şantiyeye elektrik bağlanmasına müsaade etme’ ve aynı maddenin 3. fıkrasındaki ‘yapı kullanma izni alınmamış binada sınai faaliyetin icrasına müsaade etme’ eylemleri kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilmeden; ayrıca, anılan Kanunun 184/2. maddesi kapsamında açılan davada CMK’ nın 226. maddesine aykırı olarak, ek savunma alınmadan 3. fıkra kapsamında hüküm kurulması,

3- Kabule göre ise; sanık M.. K..’ ın adli sicil kaydındaki taksirli suçtan sabıkası gerekçe gösterilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanık M.. A.. müdafii ve sanık M.. K..’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."


17. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZANIN ALT SINIRINDAN UZAKLAŞILMASI VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR


İmar kirliliğine neden olma suçunda temel cezanın belirlenmesi, yalnızca suçun işlendiğinin tespiti ile sınırlı olmayıp, cezanın hangi miktarda tayin edileceğinin de ayrıca değerlendirilmesini gerektirmektedir. Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca hâkim, kanunda öngörülen alt ve üst sınırlar arasında temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kastının yoğunluğu ile suçun işlenme amacı ve saiki gibi ölçütleri dikkate almak zorundadır.


Bu kapsamda imar kirliliğine neden olma suçunda cezanın alt sınırdan uzaklaştırılabilmesi için öncelikle somut olayın özelliklerinin bunu haklı gösterecek nitelikte olması gerekmektedir. Özellikle yapılan yapının büyüklüğü, kaçak yapılaşmanın kapsamı, imar planına aykırılığın boyutu, çevre ve şehircilik düzeni üzerindeki etkileri ile meydana getirdiği tehlikenin ağırlığı cezanın belirlenmesinde önem taşımaktadır. Örneğin basit nitelikte ve sınırlı bir aykırılık ile çok katlı, geniş kullanım alanına sahip ve ciddi imar ihlali oluşturan bir yapının aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.


Bununla birlikte, cezanın alt sınırdan uzaklaştırılması soyut ve genel gerekçelere dayandırılamaz. Mahkeme, TCK m.61'de sayılan kriterlerden hangilerinin somut olayda gerçekleştiğini açıkça ortaya koymalı ve temel cezanın neden alt sınırın üzerinde belirlendiğini denetime elverişli şekilde gerekçelendirmelidir. Aksi halde cezanın belirlenmesinde keyfiliğin önüne geçilemeyeceği gibi, TCK'nın 3. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi de ihlal edilmiş olacaktır.


Nitekim Yargıtay uygulamasında da cezanın alt sınırdan uzaklaştırılabilmesi için suç konusunun önem ve değeri, yapının niteliği, bulunduğu yer, imar düzenine verdiği zarar ve failin kusur yoğunluğu gibi hususların somut olarak ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir. Buna karşılık yalnızca suçun işlendiğinin tespit edilmiş olması veya kanuni unsurların gerçekleşmiş bulunması, tek başına alt sınırdan uzaklaşmayı haklı kılan bir neden olarak kabul edilmemektedir.


Bu nedenle imar kirliliğine neden olma suçlarında temel cezanın belirlenmesinde, bir yandan çevrenin ve imar düzeninin korunması amacı gözetilirken diğer yandan cezanın işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı olması zorunludur. Ceza adaletinin sağlanabilmesi için alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektiren nedenlerin somut olayın özelliklerine dayalı, objektif ve denetlenebilir gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir.


(4. Ceza Dairesi 2025/12343 E.  ,  2026/2207 K.)

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2023/956 E., 2024/752 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet

İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Dairemizin 21.04.2025 tarihli ve 2024/6437 Esas, 2025/7272 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.11.2025 tarihli ve 2025/99217 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İTİRAZ SEBEPLERİ

''İmar kirliliğine neden olma suçuyla imar mevzuatıyla belirlenen usul ve esaslara aykırı olarak inşa edilen binaların suç kapsamında olduğu kabul edilerek her türlü ruhsatsız yada ruhsata aykırı olarak yapılan inşaatların çevrede görüntü kirliliği oluşturmaması ve çarpık ve düzensiz bir kentleşmenin önüne geçilmesi amacıyla eylemlerin müeyyide altına alınmış olması, sanık müdafi tarafından dosyaya sunulan dava konusu yapı ili ilgili olarak Sakarya 2. İdare Mahkemesinin 10.10.2024 tarihli kararında, ruhsatsız durumda bulunan konut niteliğindeki yapının bulunduğu yerde yürürlükte olan 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre ruhsatsız durumdaki konutun ruhsata bağlanma imkanı da bulunduğunun bildirilmiş olması, sabıkasız olup polis memuru olarak görev yapan ve suça konu taşınmazın bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı sanığın ihtiyacı için tarla vasfındaki taşınmazına konut yaptığının anlaşılması karşısında; Bölge Adliye Mahkemesince belirtilen "birinci derecede deprem bölgesi olan bir bölgede iki katlı bina yapmış olması" şeklindeki gerekçelerin oluşa ve dosya kapsamına uygun olmadığı, sanığa atılı suçun işleniş biçiminin benzer olaylar ile de karşılaştırıldığında bir vehamet göstermediği gibi temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirecek bir özellik de arz etmediği, bu hâliyle eylem ile ceza arasındaki dengeyi bozacak şekilde teşdidi gerektirir bir neden bulunmadığı, dikkate alındığında; Bölge Adliye Mahkemesince TCK'nın 184/1. maddesi gereğince bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta 2 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin olunan temel cezanın dosya içeriğine uygun, adalet, hak ve nasafet kuralları ve orantılılık ilkesiyle bağdaşacak şekilde belirlenmediğine ve gösterilen gerekçelerin dosya kapsamı ile uyumlu, yasal ve yeterli olmadığına'' ilişkindir.

II. GEREKÇE

5237 sayılı Kanun'un 3. maddesinde "suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" şeklindeki düzenleme bulunmaktadır. Aynı Kanun'un '' Cezanın belirlenmesi'' başlıklı 61. maddesine göre ise; Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları ,c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. Somut olayda; sanığın imara aykırı şekilde yaptığı binanın niteliği, yeri ile suç konusunun önem ve değeri dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle belirlenen ceza miktarının isabetli bulunması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

III. KARAR

1.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dairemizin 21.04.2025 tarihli ve 2024/6437 Esas, 2025/7272 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2.6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,Oy çokluğuyla, 02.02.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OYSanık hakkında İlk Derece Mahkemesince TCK’nın 184/1, 62, 50/1-a, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca verilen 6000 TL adli para cezasının Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılarak TCK’nın 184/1, 62, 53. maddeleri uyarınca verilen 2 yıl 1 ay hapis cezası ve hak yoksunluğuna dair kararın ONANMASI’na yönelik Dairemizin kararına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin karara;5237 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin birinci fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlar ile dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte değerlendirilip, denetime olanak verecek şekilde ilgili kanun maddesindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkı kullanılırken makul bir oranda teşdit uygulanarak temel cezanın belirlenmesi yerine, alt sınırdan ayrılarak belirlenmesi suretiyle aynı Kanun'un üçüncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi ile hak ve nesafet kurallarına muhalefet edilmesi Hukuka aykırı olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüyle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASI gerektiği düşüncesiyle katılmıyorum."


18. ÖZETLE HANGİ YAPILAR İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNA KONU OLABİLİR?


İmar kirliliğine neden olma suçunun uygulamasında en çok tartışılan konu, hangi yapıların "bina" olarak kabul edileceğidir. Yargıtay uygulamasında suçun oluşabilmesi için gerçekleştirilen yapının bina niteliğinde olması gerektiği kabul edilmektedir. Yargıtay kararları ışığında da özetle her somut olay mutlaka kendi içinde değerlendirilmesi gerekir uyarısı sonrası;


  • Basit sundurmalar,

  • Geçici nitelikteki bazı yapılar,

  • Duvar örülmesi,

  • Çevre düzenlemeleri,

  • İstinat duvarı

  • Basit tadilatlar

gibi ruhsata tabi olmayan, yapının taşıyıcı sistemini ve statiğine etki etmeyen yapılar Türk Ceza Kanunu kapsamında "İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu" kapsamına girmeyecektir.

Buna karşılık;

  • Kaçak kat çıkılması,

  • Yeni bağımsız bölüm oluşturulması,

  • Çatı katlarının yaşam alanına dönüştürülmesi,

  • Yapının büyütülmesi,

gibi yapının taşıyıcı sistemine ve statiğine etki eden yapılar çoğu durumda bina kavramı kapsamında değerlendirilebilmektedir.


Ceza Genel Kurulu         2018/466 E.  ,  2021/364 K.

"Madde metninde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşa faaliyetinde bulunmak, suç olarak kabul edilmiştir. Birinci fıkradaki suç, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmakla oluşur. Böylece, sadece binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta veya kalfa değil; inşaatın sahibi de, bu suçtan dolayı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Ayrıca, bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişiler de bu suçtan dolayı fail sıfatıyla cezalandırılacaktır. İkinci fıkrada; yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılması ya da bu hizmetlerden yararlanılmasına müsaade edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Üçüncü fıkraya göre, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade edilmesi, ayrı bir suç oluşturmaktadır. Dördüncü fıkrada bu madde hükümlerinin uygulanma alanı ile ilgili sınırlama getirilmiştir. Bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanabilecektir. Örneğin organize sanayi bölgeleri, özel imar rejimine tabi bölge niteliği taşımaktadır. Ancak, sınai ürünlerin üretiminin yapıldığı tesisler açısından bu sınırlama kabul edilmemiştir. Bu bakımdan, köy sınırları içinde inşa edilen, sınai ürünlerin üretiminin yapıldığı tesisler açısından bu madde hükümleri uygulanabilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi uyuşmazlığa konu TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için failin yapı ruhsatiyesi almadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapması ya da yaptırması gerekmektedir.

TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerlerde bulunan binadır. Bu anlamda, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler dışında bulunan binalar, anılan düzenlemenin kapsamına girmemektedir. Binanın mutlaka betonarme olması gerekmeyip ahşap binalar da TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamındadır. Yine bu suç bakımından binanın ruhsata tabi olması yeterli olup belirli bir genişlikte veya yükseklikte olmasına gerek yoktur.

Maddede belirtilen "bina" kavramından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olup, bu kavram İmar Kanunu’nun 5. maddesine göre belirlenmektedir.

Anılan düzenlemede bina, "Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılar" şeklinde tanımlanmıştır.

TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasında yalnızca binadan söz edilmiş olup "yapı" kavramına yer verilmemiştir. Bu nedenle, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yapılan bahçe, istinat duvarı, yüzme havuzu, iskele, köprü, tünel, rıhtım, yol ve benzeri yapılar suç kapsamına dâhil değildir (Abdulbaki Giyik, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, TBB Dergisi, Yıl: 2018, S. 134, s. 77).

Öğretide, ruhsata uygun olarak yapılan binada ruhsat alınmaksızın sonradan değişiklik yapılmasının TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamında olmadığını ileri süren yazarlar (Mine Arısoy, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, 2007, S. 13, s. 90; İbrahim ..., İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, CHD, 2009, S. 10, s. 94) bulunmakla birlikte, böyle bir durumda suçun oluşup oluşmadığı, binada sonradan yapılan değişikliklerin niteliğine göre belirlenmelidir.

Mevcut bir bina üzerinde ve binanın kapsamı dâhilinde olmak koşuluyla, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 3. fıkrası uyarınca "Derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar" ruhsata tabi olmadığından, yapılan değişikliğin bu kapsamda kalması hâlinde suç oluşmayacaktır.

Ancak, yasal düzenlemede sayılan hususlar dışında yapılan değişikliklerin mutlaka imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturacağı sonucuna ulaşılmamalıdır. İmar Kanunu’nun 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sınırlamalar dışında kalan değişiklikler bakımından imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için;

Söz konusu değişikliklerin ya İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina olarak nitelendirilmesi ya da yapılan esaslı tadilatların binanın taşıyıcı unsurunu etkilemesi gerekmektedir.

Yapılan değişiklikler bina olarak nitelendirilemiyorsa, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı davranılması nedeniyle aynı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen idari yaptırımların uygulanmasıyla yetinilmelidir (Giyik, s. 78-79). Buna karşın, yapılan değişikliklerin İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina vasfını taşıması durumunda TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasındaki imar kirliliğine neden olma suçu oluşacaktır.

Yapılan değişikliklerin bina olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinde başvurulan ölçütlerden birisi, bunların "esaslı tadilat" kapsamında kalıp kalmadığıdır. Esaslı tadilat, 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği'nin 16. maddesinde "Yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen ve/veya inşaat alanını ve ruhsat eki projelerini değiştiren işlemler" şeklinde tanımlanmış ve esaslı tadilatın ruhsata tabi olduğu ifade edilmiştir.

Yargıtay uygulamalarına göre de sonradan ruhsata aykırı olarak yapılan değişikliklerin bina niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinde binanın taşıyıcı unsurunu etkileyip etkilemediği veya alan kazanma niteliğinde olup olmadığı hususları dikkate alınmaktadır. Yine İmar Kanunu'nun 5. maddesine uygun kapalı alanda kullanılan malzemenin kalıcı olup olmadığı ve değişikliğin sabit şekilde yapılıp yapılmadığı da Yargıtay Özel Ceza Dairelerince değişikliklerin bina vasfında olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanılan ölçütlerdendir."


19. 6360 SAYILI ON DÖRT İLDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE YİRMİ YEDİ İLÇE KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNUN İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU AÇISINDAN ETKİSİ


06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak uygulanması 30.03.2014 tarihinde yapılacak mahalli idareler genel seçimine kadar ertelenen “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 1. ve 2. maddelerindeki düzenleme nedeniyle aralarında bulunan bazı Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluk alanlarının il mülki sınırları olarak belirlenmiş olması karşısında, il sınırlarının tümünde imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanun maddesi uygulanacaktır. Bu anlamda Büyük Şehir Belediyelerinin sınırlarının il mülki sınırları olarak belirlenen illerde "mücavir alan" kavramından bahsedilemeyecektir.


"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2022/1697 E., 2022/1622 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince karar kaldırılıp sanığın beraatine ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz istemi özetle; 6360 sayılı Kanun uyarınca suça konu yerin belediye sınırları içerisinde bulunmasının, suçun oluşması açısından yeterli görülmesi nedeniyle sanığın mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.

III. GEREKÇE

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak;5237 sayılı Kanun'un 184/4. maddesinde “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağının” belirtilmiş olması, 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak uygulanması 30.03.2014 tarihinde yapılacak mahalli idareler genel seçimine kadar ertelenen “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1/2. maddesindeki düzenleme nedeniyle aralarında Kayseri ilinin de bulunduğu bazı Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluk alanlarının il mülki sınırları olarak belirlenmiş olması, suça konu yapının 30.03.2014 tarihinden sonra yapıldığının sanık beyanı ve bilirkişi raporuyla sabit bulunması, Kayseri il sınırının tümünde imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanun maddesinin uygulanacağının anlaşılması karşısında, istinaf başvurusunun esastan reddi yerine sanığın beraatine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Develi Asliye Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,15.04.2025 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

I)OLAY:

Sanık ...'e yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi olmaması'' nedeniyle kaldırılarak beraat kararı verilmesinden sonra, söz konusu karara karşı Katılan vekilinin suçun yasal unsurlarının oluştuğu ve yeterli somut delil bulunduğuna yönelik temyizi üzerine, Dairemizce kurulan hükümde bozmayı gerektirecek hukuka aykırılık bulunduğundan İstinaf Dairesinin kararı usul ve yasaya aykırı bulunmakla, katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca temyiz isteminin kabulü ile Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının BOZULMASINA karar verilmiştir.Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin BOZMA kararına aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı katılmıyoruz.

II)DELİLLER:

A-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

''İmar kirliliğine neden olma" suçu 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesinde;''1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz'' şeklinde düzenlenmiştir.

Bu hükme göre; yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere su, elektrik veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler maddede yazılı cezalarla cezalandırılacaktır.

Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca; üçüncü fıkra dışındaki hükümler, ancak belediye sınırları içinde veya özel infaz rejimine tabi yerlerde uygulanacaktır. Ancak, failin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi durumunda, maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır.

Düzenlemenin dördüncü fıkrasından anlaşılacağı üzere belediye sınırları ile özel imar rejimine tabi yerler haricindeki alanlar bu suç tipiyle korunmak istenen hukuki yararın dışındadır. Kanun koyucu bu suçun ülke sınırları içerisindeki belli yerlerde işlenmesi durumunu cezai yaptırım altına almıştır. Dolayısıyla Kanun’da geçen belediye sınırları ve özel imar rejimine tabi yerler ile bu bağlamda mücavir alan kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Mücavir Alan;Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre "mücavir" kelimesi; "Yakın komşu olan" anlamına gelmektedir.3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir. (İmar Kanunu m.2)Belediye, Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari, malî özerklik ve kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetimin adıdır. Belediye Sınırı, bir belediyenin idari sınırlarını oluşturur.Mücavir alan sınırı ise; belediye sınırlarının dışında, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti adına verilmiş olan sınırdır.Mücavir alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş alanlardır. Mücavir alan sınırları idari sınırlar olmayıp, iktisadi, sosyal ve kentsel gelişmeleri mekânsal olarak planlı bir şekilde yönetmek ve denetlemek amacıyla imar bakımından belediyelerin yetkisine verilen yerlerdir. Bu nedenle bir belediyenin mücavir alanında bulunan alanların bir kısmı veya tamamının belediye olması durumunda, belediye sınırına dahil edilen yerlerdeki belediyenin mücavir alan sınırı herhangi yeni bir işleme gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Ancak belediye sınırı dışında kalan alanlar mücavir statüsünü korumaya devam eder ve yeni bir onaylama yapılıncaya kadar bağlı bulunduğu belediyenin mücavir alanı olur.3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır.Mücavir Alan'ın tarihsel gelişimi;1956 tarihli ve 6785 sayılı İmar Kanunu'nun 47. maddesinde ilk olarak yer alan 'mücavir alan' kavramı, bundan önce imar faaliyetlerini düzenleyen 1933 tarihli ve 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nda benzer bir düzenleme yer almamaktadır.6785 sayılı Kanunun 47. maddesinde ''Belediye hudutlarına mücavir bulunan ve beldenin müstakbel inkişafı bakımından lüzumlu görülen ve belediyenin teklifi üzerine vilayet idare heyetinin kararı ve Nafıa Vekâletinin tasdiki ile kabul edilen sahalarda da bu kanun hükümleri uygulanır'' denilmektedir.6785 sayılı Kanun'da sadece belediye sınırları içerisindeki imar faaliyetlerinin düzenlemesine amir hükümlere yer verilmekte ve belediye sınırları dışında kalan alanlarda uygulanabilecek imar ile ilgili hükümler bulunmamaktaydı. Bunun sonucunda şehirlerin çevresinde her türlü denetimden uzak bir şekilde gelişebilecek yapılaşmanın önlenmesi gereği ortaya çıkmıştır.6785 sayılı Kanun ile bu görev, mücavir alan kavramı getirilerek belediyelere verilmiş, belediye sınırları civarında kalan ve o gün için belediye sınırları içerisine alınmasında yarar görülmeyen alanlarda düzensiz, mevzuata aykırı yapılaşma, çarpık kentleşme ve arsa spekülasyonunun önlenmesi amaçlanmıştır.1972 yılında 20.7.1970 tarihli ve 1605 sayılı Kanun ile 6785 sayılı İmar Kanunu'nun pek çok maddesi değiştirilmiş bu arada dokuz ek madde getirilmiştir. Mücavir alanlar ile ilgili 47. madde'ye, bu alanların belediye sınırlarına bitişik olmasının gerekmediği ve köyleri de ihtiva edebileceği hakkında bir fıkra daha eklenmiştir.9.11.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı imar Kanunu, 1605 sayılı Kanun ile değişik 6785 sayılı kanunun yerini almıştır.3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır.Doktirinde Mücavir alanlar;Toplumsal, ekonomik ve şehirleşmeyle ilgili gelişmeleri belli bir coğrafyaya özgü ve planlı bir şekilde yönetip denetlemek amacıyla imar mevzuatı bakımından belediyelerin yetkisine bırakılan yerlerdir. Mücavir alan belirlenmesindeki amaç, belediyeye yakın çevredeki imar faaliyetlerinin denetimini sağlayıp, rantı ve plansız yapılaşmayı önlemektir (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2012, Ankara, s. 72).İmar Kanun’un 45. maddesinde mücavir alan sınırlarının belediye meclisi ve il idare kurulu kararına dayanarak vilayetlerce Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderileceği, Bakanlığın bunları inceleyerek aynen veya değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkili olduğu, mücavir alandan çıkarılmanın da aynı usule tabi olduğu, Bakanlığın gerekli görmesi halinde mücavir alana alma ve çıkarma hususunda resen karar verebileceği ve ayrıca mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmediği, bu alanların köyleri de kapsayabileceği belirtilmiştir.3194 sayılı İmar Kanunu’nun 2, 5 ve 19. maddelerinde, "belediye sınırları" tabirinin yanı sıra ayrıca "mücavir alandan" da bahsedilmesi karşısında, her iki kavram arasında farklılık olduğunun ve kanun koyucunun 5237 sayılı TCK’da "özel imar rejimine tabi olan yerler" ve "belediye sınırları" terimlerini bilinçli olarak seçtiği kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde de "Bu madde hükümlerinin uygulanma alanı ile ilgili sınırlama getirilmiştir" denilmektedir. Kaldı ki, yürürlükten kaldırılan 09.07.1956 tarihli ve 6785 sayılı önceki İmar Kanunu’nun 47. maddesinde "Belediye hudutlarına mücavir bulunan… sahalarda" denilmek suretiyle de mücavir alanın belediye sınırları dışında olduğu, ancak bu sahaların İmar Kanunu hükümlerine tabi olduğuna yönelik bir düzenleme getirilmişti. Dolayısıyla belediye sınırları içerisindeki alanlar ile özel imar rejimine tabi olan yerler haricindeki alanlar bu suçla korunmak istenen hukuki yararın dışında tutulmuştur. Belediye sınırları dışına bazı belediyecilik hizmetlerinin götürülmesi veya imar mevzuatı bakımından bir yerin belediyenin yetki sınırları içerisinde olması, buranın kendiliğinden belediye sınırları içerisinde olduğu anlamına gelmez. Nitekim, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesinden anlaşılacağı üzere bir alanda belediye kurulup belediyenin seçilmiş organlarının iş başına gelmesi bu alan içindeki köylerin idari varlığının ve tüzel kişiliğinin sona ermesine yol açacaktır. Ancak, bir köyün mücavir alan sınırlarına alınması köyün idari ve tüzel kişiliğinin sona erdiği anlamına gelmemektedir.Ceza hukukunda "kanunilik ilkesinin" bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir (Murat Kaplan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Doktora Tezi, Antalya, 2016, s. 200-201).İmar kirliliğine neden olma suçu belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır ilkesi uyarınca belediye sınırlarının belirlenmesi ve özel imar rejimine tabi yerler ile ilgili mevzuatın incelenmesinde;5393 sayılı Belediye Kanunu’nun "Sınırların tespiti" başlıklı 5. maddesinde;"Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur.d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir."''Sınırların kesinleşmesi" başlıklı 6. maddesinde ise,"Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir.Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez."5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesine göre;"Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.İlçe belediyelerinin sınırları, bu ilçelerin mülki sınırlarıdır."12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı "On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un suç ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren "Büyükşehir belediyesi kurulması ve sınırlarının belirlenmesi" başlıklı 1. maddesine göre ise;"(1) Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür.(2) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır.(3) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.(4) İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır.(5) Birinci, ikinci ve dördüncü fıkrada sayılan illerdeki il özel idarelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır.(6) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illerin bucakları ve bucak teşkilatları kaldırılmıştır."Düzenlemelerine yer verilmiştir.Bu düzenlemelerle belediye ve büyükşehir belediye sınırlarının ne şekilde tespit edileceği, kesinleşme usulü ve belediye sınırlarının kapsadığı alanlar belirlenmiş, büyükşehir olan belediyeler bakımından belediye sınırlarının il mülki sınırları, ilçe belediyeleri bakımından ise belediye sınırlarının bu ilçelerin mülki sınırları olduğu kabul edilmiştir.Özel imar rejimine tabi yerler kavramının tanımına kanunlarda rastlanmamaktadır. TCK’nın 184. maddesinin gerekçesinde organize sanayi bölgelerinin özel imar rejimine tabi yerlere örnek olarak sayıldığı görülmektedir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.02.2012 tarihli ve 570-51 sayılı kararında da belirtildiği üzere, organize sanayi bölgeleri haricinde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 4691 sayılı Teknoloji Bölgeleri Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu gibi kanunların kapsamındaki yerler de özel imar rejimine tabi yerlere örnek sayılabilir. Suçun işlendiği yerin özel imar rejimine tabi olan bir yer olması durumunda, belediye sınırları içerisinde kalıp kalmadığına ilişkin ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek yoktur.B) İncelenen dosyada; Sanık hakkında Develi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesiyle TCK'nın 184/1,53/1. maddeleri uyarınca İmar kirliliğine neden olma suçundan iddianamenin hazırlandığı, Develi asliye ceza mahkemesi tarafından da sanık hakkında İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı suçun yasal unsurları olutuğu gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildiği, bu karara karşı yerel cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi olmaması'' nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle Develi Asliye Ceza Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA karar verilerek sanığa İmar kirliliğine neden olma suçundan BERAAT kararı verildiği,Sanık hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından 15.04.2025 tarihli 2023/7596 Esas, 2025/6786 sayılı karar ile Sanığa yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza dairesi kararına yönelik olarak katılan vekilinin temyiz isteminin, 5238 sayılı Kanun'un 184/4. maddesinde “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağının” belirtilmiş olması, 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak uygulanması 30.03.2014 tarihinde yapılacak mahalli idareler genel seçimine kadar ertelenen “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1/2. maddesindeki düzenleme nedeniyle aralarında Kayseri ilininde bulunduğu bazı Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluk alanlarının il mülki sınırları olarak belirlenmiş olması, suça konu yapının 30.03.2014 tarihinden sonra yapıldığının sanık beyanı ve bilirkişi raporuyla sabit bulunması, Kayseri il sınırının tümünde imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanun maddesinin uygulanacağının anlaşılması karşısında, istinaf başvurusunun esastan reddi yerine sanığın beraatine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.'' gerekçesiyle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak, CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA karar verildiği,C-Dosya kapsamı tüm açıklamaları ile birlikte değerlendirildiğinde;İlgili Ceza Genel Kurulu Kararları;Ceza Genel Kurulu;15.11.2018 tarihli 2015/4-71 Esas 2018/540 Karar sayılı kararında;''Kadınhanı Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince 07.05.2009 tarihinde Kayabaşı Mahallesi Taban Yaylası 677 ada 131 parselde yapılan kontrolde, sanık Abdülkadir Bulut’un ruhsatsız olarak yaptığı inşaatın mühürlenerek durdurulduğu ve Belediye Başkanlığının 08.06.2009 tarihli ve 357 sayılı yazısı ile 30 günlük süre içerisinde mührün bozularak inşaata devam edilmesi nedeniyle TCK’nın 184. maddesi gereğince işlem yapılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu olayda, suçun Konya Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasında önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında ancak Kadınhanı İlçe Belediyesinin mücavir alanında kalması, TCK’nın 184. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü fıkra hariç ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanabilmesi karşısında, suçla korunmak istenen hukuki yarar ve ceza hukukunda kanunilik ilkesi bağlamında imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenememesi nedeniyle suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından anılan yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.'' şeklinde belirtilerek imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenemeyeceği açıkça kabul edilmiştir.Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 21.08.2020 olan 18.03.2025 tarihli 2023/10852 esas 2025/5161 karar sayılı kararında;''Dava konusu taşınmaz hakkında düzenlenen raporda "Taşınmazın mücavir alan içinde bulunmakta olup, özel imar rejimine tabi yerler arasında olmadığının" belirtilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 184. maddesinde düzenlenen suçun "belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde" uygulanacağının açıklanması karşısında, suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olması gerektiği, mücavir alanda bulunması halinde ise suçun oluşmayacağı gözetilerek, somut olayda dava konusu yerin suç tarihi itibarıyla mücavir alanda kalıp kalmadığı, özel imar rejimine tabi olup olmadığı belediyeden sorularak kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi'' şeklinde belirtilerek 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesine göre; "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır''. Şeklindeki kabülünden sonra İzmir Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Menderes ilçesinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir.Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 12.07.2019 olan 22.05.2024 tarihli 2023/1397 Esas 2025/7226 Karar sayılı kararında;5237 sayılı Kanun'un 184. üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olması gerektiği, mücavir alanda bulunması halinde ise suçun oluşmayacağı göz önüne alındığında; somut olayda; dosya içerisindeki bilirkişi raporunda suça konu yerin mücavir alan içerisinde kaldığı ve özel imar rejimine tabi yerlerden olmadığının belirtilmesi karşısında, söz konusu yerin, yapıldığı tarihte, belediye sınırları içerisinde veya özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, şeklindeki kabülünden sonra İzmir Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Menderes ilçesinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir.Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 01.10.2014 olan 04.06.2024 tarihli 2023/10852 2015/4-71 Esas 2025/5161 Karar sayılı kararında;5237 sayılı Kanun'un 184. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerden olması gerektiği, mücavir alanda anılan maddenin birinci fıkrasının uygulanamayacak olması, Şahinbey Belediye Başkanlığı'nın 24.11.2015 tarih ve 19900 sayılı yazısında davaya konu yerin belediye mücavir alan içerisinde bulunduğunun belirtilmesine karşın, 10.05.2021 tarih ve 25254 sayılı yazısında dava konusu yerin imar planı kapsamında olduğunun belirtilmesi nedeniyle, suça konu yapının belediye sınırları içinde kalıp kalmadığı veya özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığı konusunda çelişki giderilerek kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra ve mücavir alanda kaldığı takdirde atılı suçun oluşmayacağı gözetilerek, sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, şeklindeki kabülünden sonra Gaziantep Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Şahinbey ilçesinde Mücavir Alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir.Yargıtay 4.Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 16.04.2013 olan 23.05.2024 tarihli 2021/43349 Esas 2024/7340 Karar sayılı kararında;... Manisa Belediyesinin 09.05.2013 tarihli yazısında ''yapının belediyenin mücavir alanı ve imar planı içerisinde olduğunun'' belirtilmesi karşısında; 5237 Kanun'un 184 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.” hükmü uyarınca suça konu yer mücavir alanda ise anılan maddenin birinci fıkrasındaki imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağı gözetilerek anılan yerin suç tarihi itibarı ile mücavir alanda kalıp kalmadığı ya da özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığı araştırılıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik inceleme sonucu mahkumiyet kararı verilmesi şeklindeki kabülünden sonra Manisa Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin yukarıda açıklanan istikrar kazanmış kararlarında görüldüğü üzere, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesi ile yapılan "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' şeklindeki düzenlemeden öncesinde ve sonrasında mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağı kabul edilmiştir.12.11.2012 tarihinde yürülüğe giren "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' şeklindeki düzenlemeden sonra Develi Belediye Başkanlığının cevabı yazısında belirtildiği gibi halen uygulamaya devan eden mücavir alan uygulamasına rağmen Büyükşehir belediyesi sınırlarında bulunan mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun uygulanması ,diğer belediye sınırları içerisinde bulunan mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun uygulanmaması Anayasanın 10. maddesinde açıklanan Kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edecektir.TCK'nun 184. maddesinin gerekçesinde ''Madde metninde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşa faaliyetinde bulunmak, suç olarak tanımlanmıştır.'' şeklinde belirtilmiştir. Dolayısı ile herhangi bir imar uygulaması yapılmayan mücavir alan statüsündeki yerlerde İmar kirliliğine neden olma suçu uygulanamayacaktır. Ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir.Somut olay incelendiğinde de; Sanığa yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı ilk derece Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ...'nın ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi yerlerden olmaması'' şeklindeki cevabı yazısı nedeniyle kaldırılarak CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi,Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin yukarıda açıklanan istikrar kazanmış kararlarında görüldüğü üzere, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesi ile yapılan "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' Şeklindeki düzenlemeden öncesinde ve sonrasında mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağnın kabul edilmesi,Anayasanın 10. maddesinde açıklanan Kanun önünde eşitlik ilkesi,Herhangi bir imar uygulaması yapılmayan mücavir alan statüsündeki yerlerde İmar kirliliğine neden olma suçunun uygulanamaması,Ceza hukukunda "kanunilik ilkesinin" bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabileceği nedenleriyle isabetlidir.SONUÇ:Yukarıdaki açıklamalar ışığında;Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken BOZULMASINA, karar verilmesine karşıyız. 15.04.2025 "4. Ceza Dairesi 2023/7596 E.  ,  2025/6786 K."


20. RUHSATSIZ YAPININ FARKLI TARİHLERDE İNŞASINA DEVAM EDİLMESİNİN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Ruhsatsız yapının farklı tarihlerde inşasına devam edilmesi, imar kirliliğine neden olma suçu bakımından uygulamada en sık karşılaşılan ve hukuki değerlendirme gerektiren konulardan biridir. Özellikle ekonomik nedenler, inşaatın aşamalı olarak tamamlanması veya idari denetimlerin ardından inşaat faaliyetlerinin yeniden başlatılması nedeniyle aynı yapı üzerinde farklı zamanlarda inşai faaliyetlerin gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu durumda, her bir inşai faaliyetin bağımsız bir suç oluşturup oluşturmadığı veya tek bir suçun devamı niteliğinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekmektedir.


İmar kirliliğine neden olma suçu, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapılmasıyla oluşan bir suç olmakla birlikte, ruhsatsız yapının inşasının farklı tarihlerde sürdürülmesi tek başına her inşai faaliyetin ayrı bir suç teşkil ettiği anlamına gelmez. Aynı yapının tamamlanmasına yönelik olarak kesintisiz veya birbirini tamamlayan inşaat faaliyetleri, kural olarak tek suç kapsamında değerlendirilmektedir. Buna karşılık, önceki inşai faaliyetlerden bağımsız nitelikte yeni bir yapılaşmanın gerçekleştirilmesi, ilave kat yapılması veya yeni bir bina meydana getirilmesi hâlinde, yeni gerçekleştirilen imalatın ayrıca ceza sorumluluğu doğurup doğurmayacağı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.


Bu kapsamda mahkemeler tarafından yalnızca inşaatın farklı tarihlerde devam etmiş olması değil; gerçekleştirilen imalatların niteliği, birbirleriyle bağlantısı, yapı bütünlüğü içerisindeki yeri ve hukuki bağımsızlığı da dikkate alınmaktadır. Ayrıca, suçun oluşum tarihi, zamanaşımı süresi, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması ve 12 Ekim 2004 tarihine ilişkin geçiş hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından da inşaat faaliyetlerinin hangi tarihlerde gerçekleştirildiğinin teknik raporlar, belediye kayıtları ve diğer delillerle kesin olarak tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır.


Sonuç olarak, ruhsatsız yapının farklı tarihlerde inşasına devam edilmesi hâlinde ceza sorumluluğu, her somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İnşai faaliyetlerin tek bir yapılaşma sürecinin devamı mı, yoksa bağımsız ve yeni bir yapılaşma mı oluşturduğu hususu, imar kirliliğine neden olma suçunun oluşumu bakımından belirleyici niteliktedir. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında teknik bilirkişi incelemeleri ile belediye kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunludur.


Ceza Genel Kurulu         2020/350 E.  ,  2020/529 K.

"İçtihat Metni"

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 198-438

Sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, mükerrer açılan kamu davasının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine ilişkin Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2013 tarihli ve 8-373 sayılı hükmün, katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 12.01.2016 tarih ve 15197-291 sayı ile;"Sanığın, dava konusu taşınmazla ilgili olarak imar kirliliğine neden olmak suçundan dolayı Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/105 E. 2012/613 K. sayılı dosyası üzerinden yargılandığı, söz konusu dosyada suça konu tutanak tarihlerinin 12.03.2009 ve 03.04.2009 olduğu, dosyadaki iddianamenin 16.02.2012 tarihinde düzenlendiği, davamızdaki yapı tatil tutanağının ise 01.10.2012 tarihinde tutulduğu, ilk ve ikinci tutanak ile ilgili iddianame tanzim edilmesiyle eylemin hukuki kesintiye uğradıktan sonra üçüncü tutanağın tanzim edildiğinin anlaşılması karşısında, incelmeye konu üçüncü tutanağın ayrı bir suça esas teşkil edeceği düşüncesiyle yargılamaya devamla sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle kamu davasının reddine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesi ise 24.05.2016 tarih ve 198-438 sayı ile;

"Sanık savunması, Bursa 8.Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/105 Esas, 2012/613 Karar sayılı ilamı, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu, keşif sırasında dinlenilen tanıklar ... ve ...'un suça konu binanın iki kat olarak aynı anda yapıldığını ve 2009 yılından beri binanın üst katında sanığın oturduğunu beyan etmeleri karşısında sanığın Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesine dava açılan 16.02.2012 tarihinden sonra suça konu yerde her hangi bir değişiklik yaptığı hususunun sabit olmadığı, sanığın yeni bir eyleminin tespit edilemediği anlaşıldığından," gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi mükerrer açılan kamu davasının reddine karar vermiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2016 tarihli, 310944 sayılı ve "Ceza Genel Kuruluna gönderme" istekli tebliğnamesi ile dosyanın geldiği Yargıtay 18. Ceza Dairesince 06.02.2017 tarih ve 55-1131 sayı ile Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya 15.11.2019 tarih ve 293-663 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye iade edilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 10.09.2020 tarih ve 23016-9131 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasının mükerrer olup olmadığı ve bu bağlamda açılan davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Osmangazi Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Yapı Kontrol Bürosu görevlilerince düzenlenen 01.10.2012 tarihli ve 2566 sayılı yapı tatil zaptına göre; zapta konu yapının Osmangazi ilçesi ...1271 ada ve 19 parselde bulunduğu, toplam 270 m2 alana sahip olduğu, yapı sahibi ...’nun 02.04.2009 tarihli ve 100-4362 sayılı 2. fen zaptına riayet etmeyerek inşaata devam ettiğinin, zemin+1. normal katların sıvalarını tamamladığının, kapı pencere doğramalarını takarak meskûn hâle getirdiğinin görüldüğü, yapının imar planı bulunan bir alanda ve ruhsatsız olduğu,Osmangazi Belediye Encümeninin 01.11.2012 tarihli ve 2813 sayılı kararına göre özetle; 12.03.200 tarihli birinci ve 02.04.2009 tarihli ikinci fen zaptlarına riayet etmeyerek hakkında 01.10.2012 tarihli üçüncü fen zaptı düzenlenen sanık ...’dan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca 24.767 TL para cezası alınmasına, söz konusu kaçak yapının yıktırılarak masraflarının sahibinden tahsil edilmesine oy birliğiyle karar verildiği,Osmangazi Belediye Başkanlığının 22.01.2013 tarihli ve 328/4225 sayılı yazısına göre; kaçak yapının belediye sınırları içinde kaldığı, özel imar rejimine tabi olmadığı, inşaatın yapı ruhsatının bulunmadığı, bahse konu parsele ilişkin uygulama imar planı kapsamında bu yerde müstakil inşaata izin verilmesinin mümkün olmadığı,08.04.2013 tarihinde mahallinde icra edilen keşif sonrası düzenlenen 13.04.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre; Gülbahçe Mahallesi ... adresinde yer alan taşınmaz üzerinde zemin ve 1. normal kat olmak üzere 2 katlı betonarme karkas bir binanın yer aldığı ve bu binanın zemin katının dıştan bittiği, içinin ise çıplak tuğla duvar şeklinde bırakıldığı, üst katının ise bitmiş meskûn hâlde olduğu, yapılan incelemede ve tutulan 3. zabıt ve ekindeki fotoğraf dikkate alındığında inşaatın Mart 2009 tarihinde diğer bir deyişle 12.10.2004 tarihinden sonra yapıldığı, 1, 2 ve 3. zabıtlara rağmen inşaata devam edildiği, binanın ruhsatsız ve kaçak olduğu, sanığın bu binanın zemin ve 1. normal katının kaba inşaat seviyesine ilişkin olarak Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/195 sayılı dosyasında yargılandığı,Yerel Mahkemece dosya arasına alınan Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/195 esas ve 2012/613 karar sayılı dosyasının tetkikinde; 12.03.2009 ve 02.04.2009 tarihli tutanaklarla ilgili olarak imar kirliliğine neden olma suçundan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.02.2012 tarihli iddianame tanzim edilerek sanığın, TCK’nın 184/1, 43/2 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı, yargılama sonucu Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında TCK’nın 184/1, 62 ve CMK’nın 231/5. maddeleri uyarınca herhangi bir yükümlülük yüklenmeksizin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği,Anılan dosyadaki;12.03.2009 tarihli ve 4399 sayılı yapı tespit ve tatil zaptına göre; zapta konu yapının Osmangazi ilçesi Gülbahçe Mahallesi...bila kapı numarası 1271 ada 19 parselde bulunduğu, ruhsatsız olarak yapılan 135 m2 alanda zemin katın temel-kolon betonlarının döküldüğünün, tabliye ve kiriş kalıplarının çakıldığının, demir donatılarının bağlanırken görüldüğü,Aynı yere ilişkin 02.04.2009 tarihli ve 4962 sayılı yapı tespit ve tatil zaptına göre; 1. fen zaptına riayet edilmeyerek zemin ve 1. normal katların kaba inşaatının tamamlandığı ve sıvasının yapıldığı,Sanık tarafından savunma dilekçesi ekinde sunulan belgelerden;Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığının "Kapı Numarası" konulu 06.04.2009 tarihli yazısına göre; sanığın binasının adresinin numarataj operatörleri tarafından "Gülbahçe Mahallesi ..." olarak tespit edildiği,Bursa Büyükşehir Belediyesinin 29.04.2009 tarihli ve 850607 No.lu vezne alındısına göre; sanıktan numaralama geliri adı altında 25 TL tahsil edildiği, sanığın adresinin "Gülbahçe Mahallesi ... Osmangazi/Bursa" olarak belirtildiği,24.03.2010 tarihli ve 480550 sayılı Bursa Osmangazi Belediyesi Hesap İşleri Müdürlüğü Tahsilat Makbuzuna göre; makbuzun türünün bina vergisi, döneminin 2010-1 olduğu ve sanıktan 78.20 TL tahsil edildiği, adres kısmında ise "Namıkkemal mh/Akıncı ... Bursa" yazdığı,27.03.2009 düzenlenme tarihli ve 28181 arşiv No.lu Bursa Osmangazi Belediyesi Hesap İşleri Müdürlüğü Tahakkuk Fişine göre; dönemin 2009, türün bina, matrahın 70.900,00 ve 2.840,00 TL olduğu, adı soyadı kısmında "...", adres kısmında ise "Namıkkemal mh/Akıncı ...-Bursa" yazdığı.Anlaşılmıştır.Tanık ... kovuşturma aşamasındaki keşifte; sanığın komşusu olduğunu, hatırladığı kadarıyla iki kat binayı aynı anda 1999 yılında yaptığını, üst katta oturduğunu, alt katı tamamlayamadığını,Tanık ... kovuşturma aşamasındaki keşifte; sanığın komşusu olduğunu, iki kat binayı aynı anda yaptığını, 2009 yılından beri üst katta oturduğunu, alt katın bitmemiş durumda olduğunu,Beyan etmişlerdir.Sanık ... aşamalarda; 2009 yılının Şubat ayında inşaata başladığını, iki kat inşaatı Mart ayında tamamlayıp içine girdiğini, bu davadan dolayı Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinde de yargılandığını, 20 Mayıs tarihinde eve taşındığını, o tarihte her şeyin bitmiş olduğunu,Savunmuştur.Ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "Olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır.Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da uygulanan bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan "Non bis in idem" ilkesi 1412 sayılı CMUK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir."Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7 numaralı Ek Protokolü’nün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez." şeklinde ifade edilmiştir.Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.Aynı suç işleme kararının varlığının, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir.Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "Hukuki kesinti" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumunda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu ahvalde sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.Bu aşamadan sonra zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının mevcudiyeti halinde cezanın nasıl belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü halinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK'nın 43/1. maddesi gereğince artırım yapılacaktır.Zincirleme suçlardan biri hakkında açılan kamu davası sonucunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadan hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş ise henüz sonuca bağlanmayan zincirleme suça tabi diğer suç hakkında nasıl hüküm kurulması gerektiği meselesine gelince;Zincirleme suça dahil olan suçlardan biri hakkında beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af, şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebebe dayalı olarak hüküm kurulmuşsa artık o suç bakımından zincirleme suç ilişkisi kalkacağından henüz sonuca bağlanmayan suçla ilgili kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır.Zincirleme suça dahil olan bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise zincirleme suça konu ikinci suçla ilgili olarak mahkemece; kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulmalı, kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmeli, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin ceza belirlenmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 847-128 sayılı ve 25.12.2018 tarihli ve 732-678 sayılı kararlarında da bu şekilde yapılan uygulamanın isabetli olduğu belirtilmiştir.Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna da değinmek gerekmektedir.5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra hukuken varlık kazanacağından ancak bu hâlde istinaf ve temyiz incelemesine konu olabilecek, istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde ise koşulları bulunduğu taktirde kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecektir.Bu aşamada sanık hakkında "İmar kirliliğine neden olma" suçundan dava açılmış olması nedeniyle bu suça ilişkin kanuni düzenlemelere de değinilmesi gerekmektedir.5237 sayılı TCK'nın "İmar kirliliğine neden olma" başlıklı 184. maddesi;"1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir.Bu hükme göre; yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere su, elektrik veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler maddede yazılı cezalarla cezalandırılacaktır.Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca; üçüncü fıkra dışındaki hükümler, ancak belediye sınırları içinde veya özel infaz rejimine tabi yerlerde uygulanacaktır.Ancak, failin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi durumunda, maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır.Diğer taraftan maddenin altıncı fıkrası uyarınca; ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanamayacaktır.Öte yandan, hükümden sonra 18.05.2018 tarihli ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu'na eklenen geçici 16. maddede yer alan;"Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususlar Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedilir.Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılmak üzere kaydedilen gelirler karşılığı Bakanlık bütçesine ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenek, dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılarak kullanılır. Kayıt bedeline ilişkin oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar azaltmaya, yapının niteliğine ve bölgelere göre kademelendirmeye, ayrıca başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir.Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir. Bu durumda, ikinci fıkrada belirtilen bedelin iki katı ödenir.Beşinci fıkra uyarınca kat mülkiyetine geçilmiş olması 6306 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez.Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu durumda elde edilen gelirler bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca bu gelirler hakkında 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır.Üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar bu madde hükümlerinden yararlandırılmaz.Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.Bu madde hükümleri, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmaz.Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir." şeklindeki düzenleme, maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi hâlinde ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapılarla ilgili yapı kayıt belgesi verilmesinin sağlaması bakımından sanık lehine hükümler içermektedir.Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Osmangazi Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğü Yapı Kontrol ve Takip Bürosu görevlilerince 12.03.2009 tarihinde Osmangazi ilçesi Gülbahçe Mahallesi...1271 ada 19 parselde yapılan kontrolde, sanık ... tarafından ruhsatsız olarak 135 m2 alanda zemin katın temel-kolon betonlarının döküldüğü, tabliye ve kiriş kalıplarının çakıldığı ve demir donatılarının bağlanırken görülmesi üzerine aynı tarihli yapı tespit ve tatil zaptının düzenlendiği, 02.04.2009 tarihinde aynı yerde yapılan kontrolde; ilk tutanağa riayet edilmediği, zemin ve birinci normal katın kaba inşaatı tamamlanıp sıvasının yapıldığı belirlenerek ikinci zaptın düzenlendiği, söz konusu eylemler nedeniyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.02.2012 tarihli iddianamesi ile zincirleme şekilde imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davası açıldığı, Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında TCK’nın 184/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve herhangi bir yükümlülük öngörülmeksizin CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 05.06.2012 tarihinde kesinleştiği, 01.10.2012 tarihinde ise yine aynı adreste yapılan kontrolde daha önceki fen zabıtlarına riayet edilmeyip inşaata devam edildiği, zemin ve birinci normal katın sıvalarını tamamlandığı, kapı pencere doğramaları takılarak binanın meskûn hâle getirildiği görülerek üçüncü kez yapı tespit ve tatil tutanağı düzenlenen sanık hakkında 25.12.2012 tarihli iddianame ile imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davasının açıldığı,Keşif sırasında dinlenen tanıkların, sanığın iki katlı binayı aynı anda yaptığını, 2009 yılından beri üst katta oturduğunu aktardıkları, sanığın ise aşamalarda 2009 yılının Mayıs ayında eve taşındığını, o tarihte her şeyin bitmiş olduğunu savunduğu, bu hususta sanığın kovuşturma aşamasında sunmuş olduğu belgelerden Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığının "Kapı numarası" konulu yazısına göre; sanığın binasının adresinin numarataj operatörleri tarafından "Gülbahçe Mahallesi ..." olarak tespit edildiği ve yine sanığın bu yere ilişkin ilgili belediyeye bina vergisi ödediğine dair makbuz sunduğu dosya kapsamında;Suça konu bina ile ilgili görevlilerce düzenlenen her üç tutanağın da inşaatın farklı yapım evrelerine ilişkin olduğu ve sanığın ilk iki tutanağa rağmen inşaat faaliyetine devam ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak keşif sırasında dinlenen tanık beyanları ve sanığın aşamalardaki istikrarlı ve aksi kanıtlanamayan savunmalarına göre binanın 2009 yılı içerisinde tamamlandığı, üçüncü tutanağın ise sonradan yapılan kontrol esnasında ve gecikmiş olarak 01.10.2012 tarihinde düzenlendiği, aslında bu eylemin 16.02.2012 tarihli ilk iddianameye konu edilmesi gerektiği, fakat tespitte yapılan gecikme nedeniyle önce iddianamenin daha sonra ise üçüncü yapı tespit ve tatil tutanağının düzenlenmiş olması karşısında;Sanık hakkında aynı yerle ilgili olarak düzenlenen her üç yapı tespit ve tatil zaptının, inşaatın farklı yapım aşamalarına ilişkin olması, imar kirliliğine neden olma suçunun işleniş biçimi ile özellikleri gözetildiğinde sanığın gerçekleştirdiği üç eylem arasında kısa sayılabilecek bir zaman aralığının bulunması ve 01.10.2012 tarihli yapı tespit ve tatil tutanağına konu edilen durumun, Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davaya ilişkin iddianame tarihinden önce olması nedeniyle hukuki kesintinin oluşmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında atılı imar kirliliğine neden olma suçunu değişik zamanlarda ve birden fazla işlemesi nedeniyle eylemleri zincirleme şekilde imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturacağından, 25.12.2012 tarihli iddianameyle açılan kamu davasına konu eyleminden dolayı davanın reddi kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir.Ulaşılan bu sonuca göre, Yerel Mahkemece öncelikle, hükümden sonra 18.05.2018 tarihli ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu'na eklenen geçici 16. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi ve sanığın yapı kayıt belgesi almadığının saptanması hâlinde;Sanık hakkında düzenlenen 12.03.2009 ve 02.04.2009 tarihli yapı tespit ve tatil tutanaklarına ilişkin olarak açılan dava sonucunda Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın TCK’nın 184/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, herhangi bir yükümlülük yüklenmeden CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup bu kararın kesinleşmesi ve her ne kadar anılan davaya konu eylemler, incelemeye konu Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesince görülen davaya ilişkin iddianame tarihinden önce gerçekleştirilmiş ise de bu eylemlerle ilgili yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi sebebiyle hüküm henüz hukuken varlık kazanmadığından, söz konusu davanın incelemeye konu dava ile bu aşamada birleştirilmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin cezanın hükmolunacak cezadan indirilmesine imkân bulunmamaktır. Ancak, Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden itibaren beş yıllık denetim süresi geçmiş olup Yerel Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bu dosyanın akıbeti araştırılıp gerektiğinde sonuçlandırılması da sağlanarak;1- Sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlememesi nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi ve bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması durumunda, TCK’nın 43. maddesi uygulanmaksızın tek bir imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulması,2- Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün açıklanıp kararın kesinleşmiş olması hâlinde, kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulması ve kesinleşen hükümdeki cezanın sonuç cezadan indirilmesi,3- Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlediği hususunda yapılan ihbar üzerine sanığın kasten yeni bir suç işlediğinin tespiti hâlinde hükmün aynen açıklanması zorunluluğu nedeniyle her iki davanın birleştirilmesi mümkün olmadığından bu davanın sonucu bekletici mesele yapılarak, açıklanan bu hükmün veya düşme kararı verilmesi üzerine verilen kararın yasa yollarına konu edilmesi hâlinde ise;a) Yapılan inceleme sonucu kararın bozulması durumunda, bozma sonrası her iki davanın birleştirilmesi, sanığın 01.10.2012 tarihli eylemine ilişkin olarak imar kirliliğine neden olma suçu sabit görüldüğü takdirde, farklı tarihlerdeki eylemleri nedeniyle imar kirliliğine neden olma suçundan zincirleme suç hükümleri uygulanarak cezanın belirlenmesi,b) Yapılan inceleme sonucu kararın onanması durumunda; onamaya ilişkin kararın düşme kararı olması hâlinde TCK’nın 43. maddesi uygulanmaksızın tek bir imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulması, mahkûmiyet hükmü olması hâlinde ise kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulması ve kesinleşen hükümdeki cezanın sonuç cezadan indirilmesi,Gerekmektedir.Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.SONUÇ:Açıklanan nedenlerle;1- Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.05.2016 tarih ve 198-438 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturması nedeniyle davanın reddi kararı verilemeyeceğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden ve hükümden sonra 3194 sayılı İmar Kanunu'na eklenen geçici 16. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.12.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi."


21. TCK M. 184 İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI VE HESAPLANMASI


İmar kirliliğine neden olma suçunda zamanaşımı, soruşturma ve kovuşturmanın hangi süre içerisinde yürütülebileceğinin belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Dava zamanaşımı, devletin suç nedeniyle cezalandırma yetkisini belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldıran ceza hukuku kurumudur. TCK m.184 kapsamında zamanaşımının başlangıcının doğru tespit edilmesi, soruşturma ve kovuşturmanın hukuka uygun şekilde yürütülmesi bakımından belirleyici niteliktedir.


5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca, imar kirliliğine neden olma suçu bakımından öngörülen ceza dikkate alındığında olağan dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Ayrıca imar kirliliğine neden olma suçunun olağanüstü zamanaşımı ise on iki yıldır. Zamanaşımı süresi, kural olarak suçun tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu nedenle ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak inşa edilen binanın hangi tarihte tamamlandığının veya suçun hangi tarihte gerçekleştiğinin teknik raporlar, belediye kayıtları ve diğer delillerle belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle farklı tarihlerde devam eden ruhsatsız yapılaşmalarda zamanaşımının başlangıç tarihi, gerçekleştirilen son inşai faaliyetin niteliğine göre her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.


İmar kirliliğine neden olma suçunda zamanaşımının hesaplanmasında yalnızca sürenin başlangıcı değil, zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı da dikkate alınmalıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler düzenlenmiş olup, bu hallerin gerçekleşmesi durumunda dava zamanaşımı yeniden işlemeye başlamaktadır. Buna göre;


  • Şüpheli veya sanığın Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifadesinin veya sorgusunun alınması,

  • Şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilmesi,

  • Suçla ilgili olarak iddianamenin kabul edilmesi,

  • Sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi,


dava zamanaşımını kesen başlıca nedenler arasında yer almaktadır. Zamanaşımının kesilmesi halinde süre yeniden işlemeye başlamakla birlikte, uzamış dava zamanaşımı süresi, Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca olağan dava zamanaşımı süresinin en fazla yarısı kadar uzayabilmektedir. Buna göre imar kirliliğine neden olma suçunda sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi, kesilme nedenlerinin gerçekleşmesi halinde en fazla on iki yıla kadar uzayabilecektir.


Öte yandan, zamanaşımını kesen işlemlerin kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Hukuken geçerli olmayan veya kanuni şartları taşımayan işlemler zamanaşımını kesici etki doğurmayacaktır. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma dosyalarında zamanaşımı süresi hesaplanırken yalnızca suç tarihi değil, zamanaşımını kesen usul işlemlerinin tarihleri de ayrıntılı şekilde incelenmelidir.


Sonuç olarak, TCK m.184 kapsamında düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçunda zamanaşımının başlangıcı, suçun tamamlandığı tarihin doğru tespitine bağlıdır. Ayrıca belediye tarafından yapılan tespit ve yapı tatil tutanaklarının tarihleri de suçun işlendiği zaman olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında, TCK m.67'de düzenlenen zamanaşımını kesen nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediği de ceza soruşturması ve kovuşturmasının devam edip edemeyeceğini doğrudan etkileyen hukuki bir kriter niteliğindedir. Bu nedenle zamanaşımı süresinin hesaplanması, somut olayın özellikleri ile ceza dosyasındaki usul işlemleri birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.


Ceza Genel Kurulu         2018/392 E.  ,  2021/444 K.

"Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 25.09.2012 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 11.12.2012 tarihli sorgu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık asli zamanaşımı süresi 11.12.2020 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.02.2015 tarihli ve 809-101 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,"


4. Ceza Dairesi         2025/12541 E.  ,  2026/4303 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2024/903 E. 2025/702 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Düşürülmesi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ

Bozma üzerine, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkeme kararıyla sanık hakkında İmar kirliliğine neden olma suçundan Düşürülmesine kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz isteğinin; kaçak yapının tarihi ve mahkemenin belirtmiş olduğu zamanaşımının kesilme tarihlerinin yanlış hesaplanmış olduğuna, verilen mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik olduğu belirlenmiştir.

III. GEREKÇE

1. Sanığın yargılama konusu eylemi için 5237 sayılı Kanun'un 184/1. maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre, aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereği 8 yıllık olağan dava zamanaşımı öngörüldüğü anlaşılmıştır.5237 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca zamanaşımını son kesen işlem olan, bozma öncesi mahkumiyet hükmünün kurulduğu 17.11.2021 tarihinden hüküm tarihine kadar, 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilmeden, kamu davasının düşmesi hükmü kurulması,

2.Kabule göre de; 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle kamu davasının “düşmesine” yerine “düşürülmesine” karar verilmesi,Nedenleriyle karar hukuka aykırı görülmüştür.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, sair yönleri incelenmeksizin, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,26.02.2026 tarihinde karar verildi."


22. TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA DÜŞME, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI VEYA CEZANIN ERTELENMESİ KARARLARI VERİLMESİ


İmar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle yürütülen ceza yargılamalarında, mahkûmiyet kararı verilmesi her zaman zorunlu değildir. Somut olayın özellikleri ile sanığın hukuki durumu dikkate alınarak, şartlarının oluşması halinde kamu davasının düşmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) veya cezanın ertelenmesine karar verilebilmektedir. Bu kurumlar, hukuki nitelikleri ve sonuçları bakımından birbirinden farklı olmakla birlikte, ceza yargılamasının önemli koruma mekanizmaları arasında yer almaktadır.


İmar kirliliğine neden olma suçunda düşme kararı, başta TCK m.184/5'te düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması olmak üzere, sanığın ölümü, dava zamanaşımının gerçekleşmesi ve genel af gibi ceza muhakemesini sona erdiren nedenlerin varlığı halinde verilebilmektedir. Bu hallerde mahkeme, suçun esası hakkında mahkûmiyet veya beraat kararı vermeksizin kamu davasının düşmesine karar verir.


Buna karşılık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde hükmün hukuki sonuç doğurmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesini ifade etmektedir. Denetim süresi içerisinde yükümlülüklere uygun davranılması ve kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davası düşmektedir. Bu nedenle HAGB kararı, özellikle ilk kez suç işleyen sanıklar bakımından önemli bir ceza muhakemesi kurumudur.


Cezanın ertelenmesi ise, Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesinde düzenlenmiş olup, mahkûm olunan hapis cezasının belirli şartlar altında infaz edilmemesini ifade etmektedir. Cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için kanunda öngörülen ceza sınırlarının ve sanığa ilişkin sübjektif koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Erteleme kararı verilmesi halinde mahkûmiyet hükmü varlığını korumakta, ancak sanığın denetim süresini yükümlülüklere uygun şekilde tamamlaması halinde ceza infaz edilmemektedir.


Sonuç olarak, TCK m.184 kapsamında imar kirliliğine neden olma suçunda düşme kararı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumları, farklı hukuki şartlara ve sonuçlara sahip olmakla birlikte, somut olayın özelliklerine göre uygulanabilmektedir. Bu nedenle mahkemeler tarafından karar verilirken yalnızca suçun işlendiğinin tespiti değil, sanığın kişisel durumu, ceza muhakemesine ilişkin şartlar ve ilgili kanun hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.


4. Ceza Dairesi         2025/9624 E.  ,  2026/3154 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2024/999 E., 2025/459 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Mahkûmiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü:

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre, sanığın hükümden sonra 13.12.2025 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu'nun 321/1. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1-1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkındaki kamu davasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 64/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mudanya 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,12.02.2026 tarihinde karar verildi."


4. Ceza Dairesi         2021/41560 E.  ,  2024/8184 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2020/454 E., 2021/128 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Düşme

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 184 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşme kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz isteği özetle; gerekçeli kararda yapı kayıt belgesi alınıp alınmadığına dair açıklama bulunmadığına, 06.08.2010 tarihinde imar kirliliğine konu suç ile işbu davadaki imar kirliliğine konu suçun aynı eylemlerden kaynaklandığına dair bir tespit bulunmadığına, resen gözetilecek nedenlerle hükmün bozulması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan 06.08.2010 tarihinde açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda söz konusu imar kirliliğinin halen devam ettiğinin tespit edilmesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğu, sanığın suça konu parselde bulunan binayı ruhsata uygun ... getirmediği, ruhsata aykırı olarak müştemilat binası yaptığı iddiasıyla kamu davasının açıldığı ve Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, olağanüstü zamanaşımı dolmuş olduğundan sanık hakkında düşme kararı verildiği belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE

1.Sanık savunması, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı karşısında; sanık hakkında düşme kararı verilmesine ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesi yerinde görülmüştür.

2.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKMÜN, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,05.06.2024 tarihinde karar verildi."


12. Ceza Dairesi         2024/2865 E.  ,  2025/8090 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2024/170 E. 2024/244 K.

SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

HÜKÜM : Mükerrerlik nedeniyle davanın reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düşme

Dairemizin bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.06.2016 tarih, 2015/917 Esas, 2016/559 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-b maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.

2.Dairemizin 28.12.2023 tarih, 2021/1354 Esas, 2023/6074 Karar sayılı bozma ilamında;"Sanık hakkında III. derece doğal sit alanı içerisine 1, 50... metre ebatlarında, üzeri açılıp kapanabilen, etrafı kısmen katlanır camlı yapı yaptığından bahisle açılan kamu davası kapsamında, sanık hakkında daha önce aynı eylem nedeniyle imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davası açıldığı, İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/275 Esas sayılı dosyasında imar kirliliğine neden olma suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 23.06.2015 tarihinde kesinleştiği, iddianame konusu eylemin eldeki davaya konu eylem ile aynı olduğu, eldeki davanın, aynı eylem nedeniyle farklı suç nitelendirmesi yapılarak sanık hakkında açılan ikinci dava olduğu anlaşılmakla, davanın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası gereğince reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur. " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.3.İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.02.2024 tarih, 2024/170 Esas, 2024/244 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan açılan kamu davasının mükerrerlik nedeniyle reddine karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 11.06.2024 tarih, 2024/48187 sayılı ve düşme görüşlü tebliğname ile Dairemize tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın cezalandırılması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Mahkemece, her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanık hakkında Mahkememizin 2015/275 esas sayılı dosyasında imar kirliliğine neden olma suçundan HAGB kararı verildiği, bu kararın 23/06/2015 tarihinde kesinleştiği, iddianame konusu eylemin eldeki davaya konu eylem ile aynı olduğu, eldeki davanın aynı eylem nedeniyle farklı suç nitelendirilmesi yapılarak sanık hakkında açılan ikinci dava olduğu anlaşılmakla; CMK'nın 223. maddesinin 7. fıkrası gereğince açılan kamu davasının reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

IV.GEREKÇE VE KARAR

Dairemizin 28.12.2023 tarih, 2021/1354 Esas, 2023/6074 Karar sayılı bozma kararı üzerine, mahkemece bozma ilamına uyulup uyulmadığı hususunda bir ara karar verilmemiş ise de; Ceza Genel Kurulunun kararlılık gösteren içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, mahkemece bozma kararı doğrultusunda uygulama yapılması karşısında, mahkemenin bozmaya eylemli olarak uyduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20/11/2025 tarihinde karar verildi."


23. TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YAPI KAYIT BELGESİNİN CEZA SORUMLULUĞUNA ETKİSİ


7143 sayılı Kanun ile 3194 sayılı İmar Kanunu'na eklenen Geçici 16. madde kapsamında düzenlenen Yapı Kayıt Belgesi, belirli şartları taşıyan ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların kayıt altına alınmasını sağlayan istisnai bir hukuki düzenlemedir. Yapı Kayıt Belgesi, yalnızca idare hukuku bakımından değil, imar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle yürütülen ceza yargılamaları açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır.


İmar Kanunu'nun Geçici 16. maddesi uyarınca, Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapılar hakkında TCK m.184/5 kapsamında açılmış kamu davaları düşmekte, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ise bütün sonuçlarıyla ortadan kalkmaktadır. Ancak bu sonucun doğabilmesi için belgenin kanuna uygun şekilde düzenlenmiş, hukuki geçerliliğini koruyor ve suç konusu yapıyı kapsıyor olması gerekmektedir. Gerçeğe aykırı beyanla alınan veya sonradan iptal edilen Yapı Kayıt Belgeleri ise ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.


Bu nedenle Yargıtay uygulamasında, yapı kayıt belgesi ibraz edildiğinde mahkemelerin öncelikle belgenin geçerliliğini ve suç konusu yapıyı kapsayıp kapsamadığını araştırması gerektiği kabul edilmektedir. Sonuç olarak, Yapı Kayıt Belgesi, TCK m.184 kapsamında ceza sorumluluğunu doğrudan etkileyen önemli bir hukuki kurum olup, hukuki sonuç doğurabilmesi belgenin geçerli olmasına bağlıdır.


Ceza Genel Kurulu         2020/350 E.  ,  2020/529 K.

"Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılmak üzere kaydedilen gelirler karşılığı Bakanlık bütçesine ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenek, dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılarak kullanılır. Kayıt bedeline ilişkin oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar azaltmaya, yapının niteliğine ve bölgelere göre kademelendirmeye, ayrıca başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir.

Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.

Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir. Bu durumda, ikinci fıkrada belirtilen bedelin iki katı ödenir.

Beşinci fıkra uyarınca kat mülkiyetine geçilmiş olması 6306 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu durumda elde edilen gelirler bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca bu gelirler hakkında 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır.

Üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar bu madde hükümlerinden yararlandırılmaz.

Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.

Bu madde hükümleri, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir." şeklindeki düzenleme, maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi hâlinde ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapılarla ilgili yapı kayıt belgesi verilmesinin sağlaması bakımından sanık lehine hükümler içermektedir."


4. Ceza Dairesi         2025/2658 E.  ,  2026/3234 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2020/403 E., 2022/144 K.

SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

HÜKÜM : Düşme

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı temyiz isteminin vekalet ücreti ile sınırlı olduğu tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararıyla sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan taşınmaza ilişkin yapı kayıt belgesinin alınmış olması nedeniyle düşme kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz istemi, katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yöneliktir.

III. GEREKÇE

Sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi nedeniyle katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığından katılan vekilinin temyiz nedeni yerinde görülmemiştir.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkeme kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,12.02.2026 tarihinde karar verildi."


24. TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYDU GÖRÜNTÜLERİNDEN YARARLANILMASI


İmar kirliliğine neden olma suçunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, delillerin birlikte ve bütüncül şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Bu kapsamda yapı ruhsatı, mimari proje, belediye kayıtları, yapı tatil tutanakları, bilirkişi raporları, keşif incelemeleri ile uydu görüntüleri ceza yargılamasında önemli delil niteliği taşımaktadır. Özellikle yapının hangi tarihte inşa edildiğinin, ruhsata aykırılığın kapsamının ve sonradan ilave yapılaşma bulunup bulunmadığının belirlenmesinde uydu görüntülerinden yararlanılabilmektedir.


12. Ceza Dairesi         2025/4878 E.  ,  2026/1638 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2019/802 E. 2024/1127 K.

SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle düşme

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 12.06.2025 tarihli, 2025/68195 sayılı ve onama görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan vekilinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, zamanaşımı süresinin dolmadığına, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Mahkemece, sanığın üzerine atılı zincirleme şekilde 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmış ise de, sanığın üzerine atılı suç için öngörülen cezanın üst sınırına göre 5237 sayılı TCK'nun 66... . mddeleri uyarınca tespit edilen 12 yıllık uzatılmış dava zamanaşımı süresinin suç tarihinden (08.11.2024-24.12.2024 tarihli kök-ek bilirkişi heyet raporlarına, 07.09.2023 tarihli keşif sırasında yapılan incelemelere ve dosya kapsamında aşamalarda alınan sanık savunmaları ile tanık beyanlarına göre sanığın 2019/802 esas sayılı asıl ve birleşen Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/369 esas,...'nin 2020/356 esas ve ...'nin 2022/848 esas sayılı dosyalarına konu 08.11.2024 tarihli kök bilirkişi heyet raporunda uydu görüntüsünde 4 numara ile gösterilen,118, 03... zemin kat ve 132, 72... birinci kattan oluşan toplam 250, 75... alanlı 2 katlı yapının, uydu görüntüsünde 5 numara ile gösterilen yapının 4 nolu yapının birinci kat balkon altının kapatılması ile elde edilen 14, 96... ve yapının önüne doğru tuğla duvar ile kapatılarak elde edilen 27, 20... bölümlerinin, etrafının elektrikli açılır kapanır panjur, üzerinin ise çatı ile örtülerek elde edilen 38, 25... 'lik bölümünün, uydu görüntüsünde 3 numara ile gösterilen tek katlı yapının ve uydu görüntüsünde 2 numara ile gösterilen yapı ve bu yapının zemin kat önüne ahşap ve çelik malzemeden inşa edilmiş 18, 00... alanlı deponun inşa tarihlerinin sanık hakkında yapılan lehe değerlendirmeye göre 18.05.2011 olduğu görülmüştür.) karar tarihine kadar geçtiği anlaşıldığından sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle CMK 223/8 maddesi gereğince düşmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE VE KARAR

1-Mahkemece 2019/802 Esas sayılı asıl dosya ile birleşen Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/369 Esas, Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/356 Esas, Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/848 Esas sayılı dosyalarına ilişkin olarak, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçu açısından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği anlaşılmakla, 2019/802 Esas sayılı asıl dosya ve Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/369 Esas sayılı dosyalarının imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin olduğu, 2019/802 Esas ve Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/369 Esas sayılı dosyaları açısından 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan açılan kamu davası bulunmadığının gözetilmemesi,

2-Her ne kadar mahkemece suç tarihi olarak "18.05.2011" tarihi kabul edilmek suretiyle 12 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmiş ise de; 21.01.2021 tarihinde mahallinde icra edilen keşif neticesinde alınan 28.05.2021 tarihli bilirkişi raporunda; 18.05.2011 tarihli uydu fotoğrafında dava konusu yapıların hiçbirinin bulunmadığının belirtildiği, 12.10.2022 tarihli ek raporda da yine; 18.05.2011 tarihli uydu fotoğrafına dava konusu yapıların hiçbirinin görünmediği, dava konusu eylemlerin 05.08.2013-15.10.2014 tarihleri arasında yapıldığının belirtildiği, 08.11.2024 tarihli rapor ve 24.12.2024 tarihli, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporlarında ise; 18.05.2011-05.08.2013- 22.05.2014 tarihleri arasında yapıldığının belirtildiği, bu hali ile 28.05.2021 tarihli bilirkişi raporundaki 18.05.2011 tarihli uydu fotoğrafında yapılarının hiçbirinin bulunmadığına ilişkin kanaat ve sanığın 15.07.2014 tarihinde bir kısım eylemine ilişkin olarak verdiği, 2013 yılının sonlarına doğru yapmaya başladığına ilişkin kolluk beyanı göz önüne alındığında suç tarihinin tereddüte mahal vermeyecek şekilde belirlenmediği anlaşılmakla;Mahallinde önceki bilirkişilerden farklı iki inşaat, fen ve çevre mühendisi bilirkişi refakatinde yeniden keşif icra edilerek, eski tarihli ulaşılabilecek tüm uydu fotoğraflarından da yararlanılmak suretiyle, yapılarda kullanılan malzemelerin eskiliği, renkteki solmalar ve yıpranma durumu da dikkate alınarak, asıl ve birleşen dava iddianamelerine konu tüm eylemlerin ayrı ayrı yapım tarihlerinin ( suç tarihi ) bilirkişi raporları arasındaki çelişki de giderilmek suretiyle tereddüte yer vermeyecek şekilde tespitinden sonra, hangi eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiği de gözetilerek sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,19.02.2026 tarihinde karar verildi."


25. TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN FİKRİ İÇTİMA VE DİĞER SUÇLAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ 


İmar kirliliğine neden olma suçu, bazı durumlarda tek başına işlenebileceği gibi aynı fiille birden fazla suçun oluşmasına da neden olabilmektedir. Bu gibi hâllerde, fikri içtima hükümleri ile suçların özel görünüş şekillerine ilişkin kurallar dikkate alınarak failin hangi suçtan sorumlu tutulacağı belirlenmektedir.


Özellikle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki suçlar ile çevrenin ve kültür varlıklarının korunmasına ilişkin diğer suç tipleri bakımından, fiilin hukuki niteliğinin her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, imar kirliliğine neden olma suçu yönünden ceza sorumluluğunun belirlenmesinde yalnızca TCK m.184 hükümleri değil, diğer ceza normları ile fikri içtimaya ilişkin düzenlemeler de birlikte göz önünde bulundurulmalıdır.


12. Ceza Dairesi         2025/6116 E.  ,  2026/1060 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2021/1934 E. 2022/3897 K.

SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma

HÜKÜMLER : Mahkumiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk derece mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, sanık müdafii, katılan ... vekili, katılan ... Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Bergama 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.05.2021 tarihli, 2020/170 Esas, 2021/260 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 53. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

2.Kararın sanık müdafii, katılan ... vekili, katılan ... Belediye Başkanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince duruşma açılarak 15.11.2022 tarih, 2021/1934 Esas, 2022/3897 Karar sayılı kararı hüküm kaldırılarak sanığın 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2-4, 53. Maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis ve 5000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 184/1, 62/1, 51/1-3-7-8. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 11.05.2023 tarih, ... nolu ve bozma görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafinin temyiz isteği; yargılama aşamasındaki savunmalarının tekrarı ile ve resen gözetilecek nedenlerle hükmün bozulması gerektiğine ilişkindir.Katılan ... vekilinin temyiz isteği açısından; alt sınırdan ceza verilmesinin ve cezada indirim yapılmasının yerinde olmadığına, sanığa en üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine, hükmün sanık aleyhine bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.Katılan ... Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz isteği açısından; alt sınırdan ceza verilmesinin ve cezada indirim yapılmasının yerinde olmadığına, sanığa en üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine, erteleme hükümleri uygulanmasının yerinde olmadığına, hükmün sanık aleyhine bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Bölge Adliye Mahkemesince, sanığın 19.03.2019 tarihli iddianame ile 2863 sayılı kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmiş bulunan ... Mahallesi ... Sokak 4 44... Parsel üzerinde tescilli bulunan binaya , ev yaptırmak sureti ile tescilli taşınmaza zarar verdiği ve bu nedenle 2863 Sayılı Yasanın 65/1 maddesi gereği cezalandırılması iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması sırasında bu kez de aynı parsele hiçbir izin almadan 3 katlı ev yaptırması nedeniyle açılan davanın mevcut yargılama dosyası ile birleştirildiği, sürdürülen yargılama neticesinde Bergama 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/05/2021 tarihli kararı tescilli binayı yıkarak ortadan kaldırmak ve aynı parsele 3 katlı bina yapması eyleminden sadece 2863 sayılı Yasanın 65. maddesine muhalefet etiği kabul edilerek verilen kararda, tescilli binanın yıkılmasından sonra gerçekleştirilen 460 m²'lik 3 katlı bina yapımının imar kirliliği suçunu da oluşturacağının gözetilmemiş olmasının hukuka aykırı görüldüğü , bu hukuka aykırılığın giderilmesi için duruşma açılmasına karar verildiği, yapılan yargılamada, ilk derece mahkemesince sanık hakkında Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının 19/03/20 20... /560 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında 2863 sayılı yasanın 6. Maddesi kapsamında ... Mahallesi 4 44... Parselde bulunan tescilli yapıya zarar verilmesi nedeniyle 2863 sayılı yasanın 65/1 maddesi gereğince cezalandırılması için kamu davası açıldığı , yargılama sürerken sanığın aynı parsele 3 katlı bina yaptırması nedeniyle yine 2863 sayılı yasanan 65/1 maddesi gereği açılan kamu davası yargılama dosyası ile birleştirilerek sadece bir kez 2863 sayılı yasa 65/1 maddesi gereği cezalandırılmasına karar verilmiş ise de ; sanığın 1/2 sahibi olduğu sahibi olduğu ... Mahallesi ... Sokak 4 44... Parsel üzerinde bulunan bina hakkında Korunması gerekli kültür varlığı kararının ... Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 07.06.2002 tarihinde Korunması gerekli kültür varlığı kararı alınarak 22.08.2002 tarihinde de tapu şerh işleminin gerçekleştiği, sanık tarafından 2863 sayılı yasa kapsamında tescilli binanın tamamen yıkılıp kaldırılması eylemin bir suç, aynı parsele yeni bir binanın yapılması eyleminin ayrı bir suç olduğunun her türlü tereddütten uzak olduğu, tescilli yapının bulunduğu alanın doğal sit, arkeolojik sit , kentsel veya tarihi sit özelliğinin bulunmaması nedeniyle sanığın 1/2 pay sahibi olduğu parsele bina niteliğinde bulunan 3 katlı yaklaşık 460 m²'lik konut yapması eyleminin TCK 184/1 maddesinde tanımını bulan imar kirliliğine aykırılık suçunu oluşturduğu, sanığın savunmalarında da özetle, suça konu parselde bulunan evin babasından kaldığını yıllardır bakımsız olduğu için tamir ettirip içine girdiğini halen orada kaldığını söyleyerek suçunu inkar etmiş ise de, gerek tescilli yapıya ait görüntüler ile yeni binaya ilişkin görüntüler, gerekse 11.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda eski ev ile yeni evin parsel krokisinin de gösterildiği raporda eski evin parsele oturum alanı ve şekli ile yeni evin parsele oturum alanı ve şeklinin birbirinden çok farklı olduğu bu nedenle sanık savunmasının hakikate uygun olmadığı kanaatine varıldığı, tüm dosya kapsamı, sanık savunması ile sanık tarafından gerçekleştirildiği sabit olan tescilli kültür varlığının tamamen yıkılıp kaldırılması eylemi nedeniyle sanığın 2863 sayılı Yasanın 65/1 maddesi gereği, aynı parsele 3 katlı yaklaşık 450 m²'lik bina yapılması eyleminden dolayı ise imar kirlililğine neden olmasından dolayı sanığın cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın cezalandırılması yönünde hüküm kurulurken, 2863 sayılı yasa kapsamında tescilli binanın niteliksel ve niceliksel özellikleri dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak, yine sanık tarafından gerçekleştirilen imar kirliliğine neden olmak eyleminden hüküm kurulurken yeni yapılan binanın yaklaşık 450 m² olması ve niteliksel özellikleri gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edildiği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE VE KARAR

1-2863 Sayılı Kanuna Aykırılık Suçundan Kurulan Hüküm Açısından;

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve Kanun'a uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

2-İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Kurulan Hüküm Açısından;Sanık hakkında, korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli binayı izinsiz olarak yıkarak yerine yeni ev yaptırdığı eylemlerine ilişkin olarak 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan asıl ve birleşen dosya kapsamında, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, sanık tarafından 2863 sayılı Yasa kapsamında tescilli binanın tamamen yıkılıp kaldırılması eylemin bir suç, aynı parsele yeni bir binanın yapılması eyleminin ayrı bir suç olduğu, tescilli yapının bulunduğu alanın sit alanında kalmaması nedeniyle sanığın 1/2 pay sahibi olduğu parsele bina niteliğinde bulunan 3 katlı yaklaşık 460 m²'lik konut yapması eyleminin imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle ayrıca imar kirliliğine neden olma suçundan da mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanık hakkında açılan asıl ve birleşen davaların 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan açıldığı, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık hakkında açılan bir kamu davası olmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesisi,Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılan ... Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2026 tarihinde karar verildi."


26. SONUÇ: TCK M.184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA CEZA AVUKATININ ÖNEMİ


İmar kirliliğine neden olma suçu, yalnızca ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşmanın tespitinden ibaret olmayıp; imar mevzuatı, ceza hukuku ve idare hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik bir suç tipidir. Yapının hukuki niteliğinin belirlenmesi, ruhsat ve projelerin incelenmesi, bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi, suç tarihinin tespiti, zamanaşımı, etkin pişmanlık, yapı kayıt belgesi, fikri içtima ve diğer hukuki kurumların doğru uygulanması, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.


Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma sürecinin başlangıcından itibaren alanında uzman bir ceza avukatı tarafından hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır. Avukat; dosyadaki teknik ve hukuki eksikliklerin tespit edilmesi, bilirkişi raporlarına etkili şekilde itiraz edilmesi, lehe delillerin mahkemeye sunulması, etkin pişmanlık ve diğer lehe hükümlerin uygulanmasının sağlanması ile müvekkilin hak kaybına uğramasının önlenmesi bakımından önemli bir rol üstlenmektedir.


Sonuç olarak, TCK m.184 kapsamında imar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle yürütülen ceza yargılamalarında profesyonel hukuki yardım alınması, hem adil yargılanma hakkının etkin şekilde kullanılmasını hem de somut olayın özelliklerine göre en doğru hukuki sonuca ulaşılmasını sağlayan en önemli güvencelerden biridir.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page