top of page

DELİL AVANSI NEDİR? 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU KAPSAMINDA NİTELİĞİ, 7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSI AYRIMI VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR

DELİL AVANSI NEDİR? 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU KAPSAMINDA NİTELİĞİ, 7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSI AYRIMI VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU, 7251 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN, DELİL AVANSI NEDİR? GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR? DELİL AVANSININ YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI NEDİR? DELİL AVANSINDA KESİN SÜRE NEDİR? DELİL AVANSI DAVA ŞARTI MIDIR? DELİL AVANSI HANGİ MASRAF KALEMLERİNİ KAPSAR? HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU DELİL AVANSI TARİFESİ NEDİR? HMK'DA DÜZENLENMİŞ DELİLLER NELERDİR? DELİL AVANSININ EKSİKLİĞİ SONRADAN GİDERİLEBİLİR Mİ? RESEN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER NELERDİR? DELİL AVANSI YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında yürütülen yargılamalarda, tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmalarını ispat edebilmeleri büyük ölçüde delillerin doğru ve zamanında sunulmasına bağlıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Taraflarca getirilme ilkesi" konu başlıklı "MADDE 25- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz." ilkesinin doğal sonucu olarak iddianın ispatına yönelik delillerin toplanabilmesi için gerekli giderlerin mahkeme veznesine yatırılması gereklidir. Bu çerçevede delillerin toplanması ve incelenmesi sürecinde ortaya çıkan bazı giderlerin karşılanması için delil avansı kurumu düzenlenmiştir. Delil avansı, tarafların dayanmış oldukları delillerin ikamesi amacıyla yapılacak bilirkişi incelemesi, keşif, tanık giderleri ve benzeri masrafların karşılanabilmesi için mahkeme veznesine yatırılması gereken bir avans niteliğindedir.


7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında, delil avansı ile gider avansı arasındaki ayrım daha açık ve sistematik bir şekilde ortaya konulmuş; özellikle delil avansının dava şartı olmadığı, yalnızca ilgili delile dayanan tarafın katlanması gereken bir yargılama gideri olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte uygulamada, delillerin ikamesine yönelik masrafların zaman zaman gider avansı kapsamında değerlendirilmesi veya mahkeme veznelerine bu şekilde yatırılması gibi karışıklıklar hâlen görülebilmektedir.


Bu yazıda, delil avansının hukuki niteliği, hangi giderleri kapsadığı, hangi tarafça ve hangi aşamada yatırılması gerektiği ile yatırılmamasının yargılamaya etkileri ayrıntılı şekilde ele alınacaktır. Öncelikle delil avansının daha iyi anlaşılabilmesi için gider avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

DELİL AVANSI NEDİR? 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU KAPSAMINDA NİTELİĞİ, 7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSI AYRIMI VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU, 7251 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN, DELİL AVANSI NEDİR? GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR? DELİL AVANSININ YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI NEDİR? DELİL AVANSINDA KESİN SÜRE NEDİR? DELİL AVANSI DAVA ŞARTI MIDIR? DELİL AVANSI HANGİ MASRAF KALEMLERİNİ KAPSAR? HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU DELİL AVANSI TARİFESİ NEDİR? HMK'DA DÜZENLENMİŞ DELİLLER NELERDİR? DELİL AVANSININ EKSİKLİĞİ SONRADAN GİDERİLEBİLİR Mİ? RESEN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER NELERDİR? DELİL AVANSI YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI
DELİL AVANSI NEDİR? 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU KAPSAMINDA NİTELİĞİ, 7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSI AYRIMI VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU, 7251 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN, DELİL AVANSI NEDİR? GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR? DELİL AVANSININ YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI NEDİR? DELİL AVANSINDA KESİN SÜRE NEDİR? DELİL AVANSI DAVA ŞARTI MIDIR? DELİL AVANSI HANGİ MASRAF KALEMLERİNİ KAPSAR? HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU DELİL AVANSI TARİFESİ NEDİR? HMK'DA DÜZENLENMİŞ DELİLLER NELERDİR? DELİL AVANSININ EKSİKLİĞİ SONRADAN GİDERİLEBİLİR Mİ? RESEN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER NELERDİR? DELİL AVANSI YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI

DELİL AVANSI NEDİR? 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU KAPSAMINDA NİTELİĞİ, 7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSI AYRIMI VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU, 7251 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN, DELİL AVANSI NEDİR? GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR? DELİL AVANSININ YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI NEDİR? DELİL AVANSINDA KESİN SÜRE NEDİR? DELİL AVANSI DAVA ŞARTI MIDIR? DELİL AVANSI HANGİ MASRAF KALEMLERİNİ KAPSAR? HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU DELİL AVANSI TARİFESİ NEDİR? HMK'DA DÜZENLENMİŞ DELİLLER NELERDİR? DELİL AVANSININ EKSİKLİĞİ SONRADAN GİDERİLEBİLİR Mİ? RESEN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER NELERDİR? DELİL AVANSI YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI

DELİL AVANSI NEDİR?


Delil avansı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Delil İkamesi için Avans" başlıklı "MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." denilmiştir.


Tarafların dayandıkları delillerin ikamesi için gerekli olan giderlerin karşılanması amacıyla mahkeme veznesine yatırılması gereken mali bir ön ödemedir. Delil avansı; bilirkişi incelemesi, keşif, tanık giderleri ve benzeri delillerin toplanması sırasında ortaya çıkabilecek masrafların karşılanmasını amaçlamaktadır. Delil avansının temel amacı, tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmalarını dayandırdıkları delillerin sağlıklı şekilde incelenmesini temin etmek, delillerin toplanması sürecinde ortaya çıkacak giderlerin ilgili tarafça karşılanmasını sağlamak ve yargılamanın düzenli biçimde yürütülmesine katkıda bulunmaktır.

DELİL AVANSI DAVA ŞARTI MIDIR?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Dava şartları" başlıklı "MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır."

denilerek dava şartları maddeler halinde sayılmıştır. Görüldüğü üzere delil avansı dava şartları arasında sayılmamıştır. Bundan dolayı dava açılırken delil avansının yatırılmamış olması davanın usulden reddedilmesine sebebiyet vermeyecektir.


"Dava açıldığı tarih itibariyle 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmemiş olup, 1086 sayılı HUMK’nda hüküm bulunmadığından gider avansının dava açılırken yatırılması zorunlu ve dava şartı olmadığı gibi yatırılması gereken avansın ara karar kurulduğu 27.12.2012 tarihinde yürürlüğü girmiş olan 6100 sayılı HMK’nın 324. maddesinde ifade edilen delil avansı niteliğinde olduğu, onun içinde hangi delil için ne miktarda avans yatırılması ve avans yükümlüğünü yerine getirmezse sonuçlarının açıklanması gerekirken açıklanmadığı ve bu halde dahi delil avansı dava şartı olmayıp HMK 324/II. maddesine göre delil ikamesinden vazgeçmiş sayılması gerektiğinden, usulüne uygun delil avansı yatırılmak üzere sonuçları da açıklanarak davacıya süre verilip yatırılması halinde HMK 324. maddesi uyarınca yargılamayı devamla sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın açıldığı tarih gözden kaçırılarak yanlış değerlendirme ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması uygun bulunmuştur." (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2020/2726 E.  ,  2020/3029 K."


"Delil avansı ise HMK'nın 324. maddesinde düzenlenmiş olup, dayanılan delil için mahkemece belirlenen avansın verilecek kesin süre içerisinde yatırılması gerekir. Aksi halde delil ikamesinden vazgeçilmiş sayılacaktır. Gider avansı dava şartı olduğu halde, delil avansı dava şartı olmayıp, yatırılmaması halinde taraflar dayandıkları delilden vazgeçmiş sayılmaktadır." (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2014/6434 E.  ,  2014/6809 K.)


6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNUNDA DÜZENLENMİŞ DELİLLER NELERDİR


Medeni usul hukukunda deliller genel olarak kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Bu ayrım, mahkemenin delilleri değerlendirme biçimi bakımından önem taşımaktadır. Kesin deliller, varlığı hâlinde hâkimi bağlayan ve kural olarak aksi ispat edilemeyen delillerdir. Buna karşılık takdiri deliller ise hâkimin serbestçe değerlendirebildiği deliller niteliğindedir.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen kesin deliller; Kanun’un 188. maddesinde ikrar, 199. maddesinde senet, 225. maddesinde yemin ve 303. maddesinde kesin hüküm olarak sayılmıştır. Bu deliller, kanun koyucu tarafından özel bir ispat gücüne sahip olacak şekilde düzenlenmiş olup belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde hâkimi bağlayıcı nitelik taşımaktadır.


Buna karşılık takdiri deliller arasında ise 240. maddede düzenlenen tanık, 266. maddede düzenlenen bilirkişi, 288. maddede düzenlenen keşif ve 192. maddede ifade edilen kanunda açıkça düzenlenmemiş diğer deliller yer almaktadır. Bu deliller bakımından hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak serbest bir değerlendirme yapma yetkisine sahiptir.


Bu çerçevede özellikle keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık beyanı, kanunda açıkça düzenlenen ve uygulamada sıklıkla başvurulan delil türleri arasında bulunmaktadır. Tarafların bu delillere dayanması durumunda ortaya çıkan masraflar ise delil gideri niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gibi masrafların, yargılamanın genel giderlerini karşılamak amacıyla alınan gider avansından değil, ilgili delilin ikamesi için yatırılması gereken delil avansından karşılanması gerekmektedir.


Nitekim kanun koyucunun yaptığı düzenlemeler de, delillerin toplanmasına ilişkin giderlerin ayrı bir kategori olarak değerlendirilmesini ve bu giderlerin delil avansı kapsamında karşılanmasını öngörmektedir. Bu yaklaşım, hem delil avansı ile gider avansı arasındaki ayrımın korunmasına hem de yargılama sürecinde tarafların ileri sürdükleri delillerin mali sonuçlarına katlanmaları ilkesine uygun düşmektedir.


7251 SAYILI KANUN SONRASI GİDER AVANSININ VE DELİL AVANSININ BİRBİRİNDEN AYRILMASI


Delil avansı kurumunun doğru anlaşılabilmesi için, öncelikle gider avansı ile hangi noktada ayrıştığının ortaya konulması gerekmektedir. Gider avansına dair daha ayrıntılı bilgi için https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemize ulaşabilirsiniz. Nitekim gider avansının kapsamına hangi gider kalemlerinin dâhil olduğu hususu kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in 205. maddesinde bu konuya ilişkin bir açıklama yer almaktadır. Anılan maddede;“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.” hükmüne yer verilmiş ve gider avansının kapsamı içinde tebligat ve posta giderlerinin yanı sıra keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri de sayılmıştır. Ancak sonraki yıllarda yapılan kanuni değişiklikler ve yayımlanan gider avansı tarifeleri dikkate alındığında, yönetmelikte yer alan bu düzenlemenin güncel mevzuat sistemi ile tam olarak örtüşmediği görülmektedir.


Nitekim 01.10.2019 tarihli ve 30905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi’nin 3. maddesinde; “(1) Davacı, bu Tarifede gösterilen gider avansını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri ile dosyanın bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay’a gidiş dönüş ücretleri gibi giderleri kapsar.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiş ve bu dönemde keşif giderleri ile bilirkişi ve tanık ücretleri açıkça gider avansı kapsamında değerlendirilmiştir.


Buna karşılık 24.09.2020 tarihli ve 31254 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi’nin 3. maddesinde;“(1) Davacı, bu Tarifede gösterilen gider avansını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı her türlü tebligat ücreti, dosyanın bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay’a gidiş dönüş ücreti ile diğer posta ücretleri gibi giderleri kapsar.” hükmüne yer verilmiş ve önceki tarifeden farklı olarak keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gider avansının kapsamından çıkarılmıştır.


Benzer şekilde 02.11.2021 tarihli ve 31254 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi’nin 3. maddesinde de;“(1) Davacı, bu Tarifede gösterilen gider avansını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı her türlü tebligat ücreti ile posta ücretleri gibi giderleri kapsar.” düzenlemesine yer verilmiş; yine keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gider avansının kapsamına dâhil edilmemiştir. Aynı yaklaşım 2022, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında yayımlanan gider avansı tarifelerinde de korunmuştur. Böylece 2020 yılından itibaren söz konusu gider kalemleri gider avansının kapsamından çıkarılmıştır.


Bu değişikliğin temel sebebi ise 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7251 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yapılan düzenlemelerdir. Anılan Kanun’un 9. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120’nci maddesinin başlığı “Harç ve gider avansının ödenmesi” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir:“(3) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır.”


Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 120. maddesinin başlığı daha önce “Harç ve avans ödenmesi” şeklindeydi. Yapılan değişiklik ile başlık “Harç ve gider avansının ödenmesi” olarak yeniden düzenlenmiş; ayrıca maddeye eklenen üçüncü fıkra aracılığıyla delil avansı kurumuna açık biçimde atıf yapılmıştır. Böylece kanun koyucu, gider avansı ile delil avansı arasındaki ayrımı kanun düzeyinde de netleştirmiştir.


Her ne kadar kanun öncesi yıllarda da Yargıtay uygulamasında keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gibi kalemler uzun süredir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesinde düzenlenen “Delil ikamesi için avans” başlıklı hüküm çerçevesinde değerlendirilmekteyse de, yapılan kanun değişikliği ile bu ayrım artık kanun metninde de açık bir şekilde yer almıştır. Söz konusu maddede;“MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.”

hükümlerine yer verilmiştir.


Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gibi delillerin ikamesine yönelik masrafların artık delil avansı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Başka bir ifadeyle bu giderler, 6100 sayılı Kanun’un 120. maddesinde düzenlenen gider avansı sistematiğinin dışında bırakılmış ve 324. madde kapsamında ele alınan delil avansı rejimine dâhil edilmiştir.


Bu gelişmeler karşısında Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in 205. maddesinde yer alan düzenlemenin güncel kanuni sistemle uyumlu hâle getirilmesi gerektiği de açıktır. Zira normlar hiyerarşisi gereğince yönetmeliklerin kanuna aykırı veya kanunla çelişir nitelikte hükümler içermesi mümkün değildir.


Sonuç olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. maddesinde gider avansının kapsamı ayrıntılı şekilde belirlenmemiş olsa da, kanunda yapılan değişiklikler ve sonrasında yayımlanan gider avansı tarifeleri birlikte değerlendirildiğinde gider avansının esasen tebligat ve posta giderleri gibi yargılamanın yürütülmesine ilişkin temel usuli masrafları kapsadığı söylenebilecektir. Buna karşılık keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri, 120. maddeye eklenen üçüncü fıkranın 324. maddeye yaptığı atıf sebebiyle artık delil avansı kapsamında değerlendirilmesi gereken gider kalemleri hâline gelmiştir. Bu nedenle uygulamada bir giderin gider avansı mı yoksa delil avansı mı kapsamında yer aldığının tespitinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesi temel ölçüt olarak dikkate alınmalıdır.


DELİL AVANSINDAN DAVACI MI SORUMLU MUDUR YOKSA DAVALI MI?


  1. Her tür tebligat ve posta giderleri: Gider avansı ile delil avansı arasındaki farkı ayrıntılı olarak ele aldığımız üzere, dava açılış esnasında gider avansından sorumlu kişi davacıdır. Gider avansı davanın açılışı sırasında her türlü tebligat ve posta gideri için davacıdan alınan avansı içermektedir. Gider avansına dair daha ayrıntılı bilgi için https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemize ulaşabilirsiniz. Davacı yönünden her türlü tebligat ve posta gideri davacının gider avansından karşılanması gerekirken, davalı yönünden gider avansı yatırmak gibi bir zorunluluğu olmadığından davalının her türlü tebligat ve posta giderleri delil avansından karşılanmalıdır. Ancak uygulamada davalıdan da her tür tebligat ve posta giderleri için gider avansı talep edilebilmektedir. Gider avansı dava şartı olarak ön görülmüş bir kurum iken, delil avansı dava şartlarından değildir. Bu halde gider avansını davacı yatırdıktan sonra, davaya ilişkin her tür tebligat ve posta gideri bu avanstan karşılanması gerekirken, davalının talep ettiği delillerden ötürü yapılacak olan her tür tebligat ve posta giderleri ise, davalının yatıracağı delil avansından karşılanması gerekmektedir. Özellikle 7251 Sayılı Kanun sonrası bu ayrım kanunun ruhuna da uygun düşmektedir.


  2. Keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri: Taraflardan her biri, dava konusu uyuşmazlığın ispatı amacıyla dayandıkları delillerin ikamesi için gerekli olan giderlerden sorumludur. Bu kapsamda keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gibi masraflar delil avansı kapsamında değerlendirilir ve ilgili delile dayanan tarafça karşılanır. Davacı veya davalı taraf olması bakımından bir farklılık bulunmamakta olup, hangi taraf bir delilin incelenmesini veya dinlenmesini talep ediyorsa, o delilin ikamesi için mahkemece belirlenen delil avansını verilen süre içinde mahkeme veznesine yatırmakla yükümlüdür.


    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Delil İkamesi için Avans" başlıklı "MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler." denilmiştir. Tarafların aynı delile birlikte dayanması hâlinde ise, delilin ikamesi için gerekli giderler taraflar arasında paylaştırılır ve kural olarak eşit şekilde avans olarak yatırılır.


    Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Delil İkamesi için Avans" başlıklı "MADDE 324- ...(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir..."  denilmiştir. Taraflardan birinin kendisine düşen delil avansını süresi içerisinde yatırmaması durumunda diğer taraf bu avansı yatırarak delilin ikamesini sağlayabilir. Aksi takdirde, ilgili delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılması söz konusu olacaktır.


    Dolayısıyla delil avansı sisteminde temel ilke, delile dayanan tarafın delilin ikamesi için gerekli giderlere katlanmasıdır. Bu düzenleme, hem yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemeyi hem de tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmaların dayandığı delillerin mali sonuçlarına katlanmalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede keşif yapılması, bilirkişi incelemesi veya tanık dinlenmesi gibi işlemler için gerekli giderler, ilgili delili talep eden tarafça yatırılan delil avansından karşılanmaktadır.


"Somut olayımıza gelince; dava tarihi 03.04.2006 tarihi olup, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde açılmıştır. Anılan yasada HMK’nın 120. maddesinde düzenlenen gider avansına benzer bir hüküm bulunmadığı ve hükmüne uyulan Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 31.03.2016 tarih, 2015/856 Esas ve 2016/2020 Karar sayılı bozma ilâmı gereğince mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olduğundan davacının karşılaması gereken gider HMK’nın 120. maddesindeki gider avansı değil, 324. maddesinde düzenlenen delil avansı niteliğindedir. Aynı maddenin 2. bendine göre de delil avansının verilen sürede yatırılmaması halinde talep edilen delilin toplanmasından vazgeçmiş sayılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Delil avansı dava şartı olmadığından davanın HMK’nın 114/1-g ve 115/2. maddeleri gereğince davanın usulden reddi mümkün değildir.


Diğer yandan mahkemece 27.03.2017 tarihli celsede davacı Kooperatifin tasfiye memurlarının her birine ayrı ayrı tebligat çıkartılarak keşif avansı ile birlikte her bir bilirkişi için 500,00 TL olarak belirlenen ücretin karşılanması için bir aylık kesin süre verildiği, 04.12.2017 tarihli celsede tasfiye memurlarına her bir bilirkişi için 500,00 TL bilirkişi ücreti ile keşif masrafı olan 221,80 TL yi karşılamaları için iki haftalık kesin süre verildiği, 02.02.2018 tarihli celsede davacı vekiline 100,00 TL gider avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere iki haftalık kesin süre verildiği, meşruhatlı davetiyenin tasfiye memurlarına 28.02.2018 ve 05.03.2018 tarihlerinde tebliğ edildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davacı Kooperatif davada vekille temsil edildiğinden tebligat ve uyarıların vekile yapılması zorunlu olup, tasfiye memurlarına gider avansı adı altında meşruhatlı davetiye çıkartılıp tebliğ edilmesi doğru olmadığı gibi, uyarıda delil avansı talep edildiği ve delil avansının mahkeme veznesine yatırılmaması halinde gerçekleşecek sonuçları da belirtilmediğinden meşruhatlı davetiyenin hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.


O halde mahkemece davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden davacı vekiline hükmüne uyulan bozma ilâmı uyarınca yapılacak keşif ve bilirkişi masraflarını karşılamak için yeterli delil avansını yatırmak üzere iki haftalık ve delil avansının verilecek sürede yatırılmaması halinde HMK’nın 324/2. maddesi gereğince belirtilen delilin toplanmasından vazgeçmiş sayılacağı uyarısını da taşıyan kesin süre verilip, kesin süreye rağmen delil avansının yatırılmaması halinde belirtilen keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasından vazgeçilip toplanan kanıtlara göre işin esası incelenip değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Bu husus üzerinde durulmadan tasfiye memurlarına ihtarda bulunularak ve delil avansının dava şartı olmadığı gözden kaçırılarak eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir." (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2018/5066 E.  ,  2019/2851 K.)


RESEN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLERE İLİŞKİN GİDERLER


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler" başlıklı "MADDE 325- (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir."


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 325. maddesi, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde hâkimin resen başvurduğu delillerin giderlerinin nasıl karşılanacağını düzenlemektedir. Bu tür davalarda kamu düzeni veya toplumsal menfaatler söz konusu olduğundan, hâkim yalnızca tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı kalmayıp gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla kendiliğinden delil toplanmasına karar verebilmektedir.


Madde hükmüne göre hâkim, resen başvurulan bir delilin incelenmesi için gerekli olan giderlerin taraflardan biri tarafından veya her iki tarafça belirli bir oranda karşılanmasına karar verebilir. Bu durumda hâkim, söz konusu giderlerin yatırılması için taraflara bir haftalık kesin süre verir. Taraflar, hâkimin belirlediği süre içerisinde gerekli avansı mahkeme veznesine yatırmakla yükümlüdür.


Ancak taraflar verilen süre içinde bu giderleri karşılayacak avansı yatırmazlarsa, yargılamanın aksamaması ve gerekli delilin toplanabilmesi amacıyla söz konusu giderlerin geçici olarak Hazineden karşılanmasına karar verilebilir. Böylece delilin ikamesi engellenmemiş olur ve yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesi sağlanır. Bununla birlikte Hazineden yapılan bu ödeme nihai bir yüklenme anlamına gelmez. Yargılama sonunda, bu giderlerin ileride ödemekle yükümlü olacak taraftan tahsil edilmesi söz konusu olacaktır.


Bu düzenleme ile amaçlanan; özellikle kamu düzenini ilgilendiren veya tarafların iradesiyle serbestçe sona erdirilemeyen dava ve işlerde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak ve tarafların avans yatırmaması nedeniyle delillerin toplanmasının engellenmesini önlemektir. Böylece hem yargılamanın etkinliği korunmakta hem de gerekli delillerin toplanması güvence altına alınmaktadır.


"Dosya kapsamından; davalı vekilince davacı kazalının Kurumca belirlenen sürekli iş göremezlik oranı olan %34,2 oranına itiraz edildiği, Mahkemece 11.01.2023 tarihli celsede davalı itirazının değerlendirilmesi amacıyla dosyanın Yüksek Sağlık Kurulu'na gönderilmesine karar verildiği, aynı celsenin 1.nolu ara kararının "Davalıların maluliyet raporuna itirazlarının kabulü ile dosyanın maluliyet oranının tespiti yönünden SGK YSK'ya gönderilmesine, masrafın davalı tarafça karşılanmasına, eksik olan 200,00 TL gider avansını yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içinde yatırılmadığı takdirde maluliyet raporuna yapılan itirazın yapılmamış sayılmasının ihtarına. İhtaratın duruşma zaptının tebliği ile yapılmasına " şeklinde oluşturulduğu, davalı vekilinin celsede mazeretli olması nedeniyle duruşma zaptının tebliğe çıkarıldığı. 18.01.2023 tarihinde duruşma zaptının davalıya tebliğ olunduğu, takip eden 10.04.2023 tarihli celsede davalının masrafı yatırmadığı gerekçesiyle dosyanın YSK'ya gönderilmediği açıklandıktan sonra taraf itirazlarının değerlendirilmesi amacıyla dosyanın hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, 16.08.2023 tarihli hesap raporunda davacının davaya konu kaza nedeniyle %34.2 oranında sürekli iş göremezlik uğradığı kabulü ile davacının maddi zararının 613.572,00 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin anılan rapor doğrultusunda talebini arttırdığı, Mahkemece davacı lehine 613.572,00 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır.


5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.


5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.


Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.


Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.



Öte yandan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 324. maddesinde “Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır" düzenlemesine yer verilmiştir.


Yine aynı Kanunun 325. maddesinde ise “Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir” şeklinde düzenleme mevcuttur.


Delil avansının yatırılmaması halinde ilgili taraf “ o “ delilden vazgeçmiş sayılarak mevcut delil durumuna göre karar verilmelidir.


Kesin süre müessesine gelince;


Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken, bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlenmesi için hakime bırakmıştır.


Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz.


Hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.


Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikle getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır.


Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uymamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.


Somut olayda, Mahkemece 11.01.2023 tarihli celsede davalı vekiline verilen masrafın yatırılmasına dair kesin süre yatırılacak masrafın gider avansı mahiyeti taşımaması yönü ve masraf kalemlerinin neye ilişkin olduğuna ilişkin açıklama içermemesi nedeni ile usulüne uygun olmadığından verilen sürede masrafın yatırılmadığı gerekçesiyle yukarıda açıklanan prosedür işletilmeksizin hüküm tesisi hatalıdır. Ayrıca yine yukarıda belirtilen 6100 sayılı HMK'nın 325.maddesi'nin gözden kaçırılarak hüküm tesisi de hatalı olmuştur.


Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranına ilişkin yukarıda açıklanan prosedür işletilmek suretiyle davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde davacının temyiz isteminin bulunmadığı gözetilerek 16.08.2023 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak ve davacının maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetecek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.


VI. KARAR


Açıklanan sebeplerle,

Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,

Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden;

Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA," ( Yargıtay 10. Hukuk Dairesi  2025/4126 E.  ,  2025/13317 K.)


DELİL AVANSI YATIRILMASI İÇİN KESİN SÜRE


6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Kesin Süre" başlıklı"MADDE 94- (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar." denilerek kanun tarafından belirlenen sürelerin kesin olduğu vurgulanmıştır.


"3. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikle getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli olmalı, emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uymamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.


4. Somut olayda; davalı ... vekilinin 04.11.2016 tarihli cevap dilekçesinde ve 22.03.2017 tarihli delil listesinde dahili davalı ... haricinde tanık olarak ..., ...'yı tanık olarak bildirdiği, 16.05.2019 tarihli dilekçe ile davalı ... vekili Avukat ...'nin vekillikten çekilme dilekçesi sunduğu, çekilme dilekçesinin 19.06.2019 tarihinde davalı ...'a tebliğ edildiği, 18.06.2020 tarihli celsede davalı tarafın bildirdiği tanıkların dinlenmesi için Kocaeli Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmasına karar verildiği, 15.10.2020 tarihli 11. Celsede davalı ...'a bildirdiği tanıkların dinlenmesi için gerekli 200,00 TL delil avansını yatırmadığı takdirde bu tanıklar yönünden tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağını içerir muhtıra çıkarılmasına karar verildiği, 15.10.2020 tarihinde davalı ...'a aynen "tanık delili sunmuş olduğunuz ancak tanıklarınızın dinlenilmesi için gerekli delil avansı yatırmamış olduğunuz anlaşılmış (olmakla) tanıkların dinlenilmesi için muhtıranın tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde 200,00 TL delil avansı yatırmanız Mahkemenin yukarıda yazılı dosyasında ihtar olunur." şeklinde muhtıranın tebliğe çıkarıldığı, muhtıranın davalı ...'a 26.10.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 10.12.2020 tarihli 12. celsede davalı ...'ın kesin sürede delil avansını yatırmadığının duruşma tutanağına dercedildiği, sonraki celselerde de davetiye çıkarılmak suretiyle davalı tanıklarının dinlenmediği ancak delil avansının ikmali için davalı ...'a tebliğ edilen muhtıranın usulüne uygun olduğunun söylenemeyeceği görülmektedir.


5. Şöyle ki; davalıya tebliğ edilen 15.10.2020 tarihli muhtırada tanıklarının dinlenmesi için gereken 200,00 TL delil avansının ikmâli için verilen 2 haftalık kesin süre sonunda yatırmaması halinde uygulanacak müeyyide yani tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtarı bulunmamaktadır. Bu nedenle hakim tarafından verilen kesin sürenin sonuçları doğmayacağı gibi, davalı tanıklarının dinletilmesinden vazgeçilmiş sayılması sonucuna da varılamayacağı açıktır.


6. Hal böyle olunca, Mahkemece HMK'nın 324. maddesi gereği davalıya usulüne uygun ihtarat yapılması, hakim tarafından verilen kesin sürede eksik delil avansının ikmal edilmemesi halinde, tanık deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edilmesi, eksik delil avansının verilen sürede ikmali halinde davalı tanıklarının usulüne göre dinlenmesi ve tüm deliller bir arada değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davalı tarafın bildirdiği hiç bir tanık dinlenmeksizin davalının savunma hakkının kısıtlanması suretiyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir." ( Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/3987 E.  ,  2025/6060 K.)


Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 94. maddesi, yargılama sürecinde sürelerin niteliğini ve kesin süre kurumunu düzenlemektedir. Bu hükme göre kanunda açıkça belirlenen süreler zaten kesin süre niteliğindedir ve taraflar bu süreleri geçirdiklerinde ilgili işlemi yapma haklarını kaybederler. Bunun yanında hâkim de yargılamanın düzenli ve hızlı yürütülmesini sağlamak amacıyla bazı işlemler için süre tayin edebilir ve bu sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Ancak hâkim, verdiği kesin sürenin hangi işleme ilişkin olduğunu tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklamak ve süreye uyulmaması hâlinde doğacak hukuki sonuçları açıkça tutanağa geçirerek taraflara ihtar etmek zorundadır. Hakim bazı yargılamaya dair konular için kesin süre verdiği takdirde, bu kesin süre hakimi de bağlayacaktır. Hakim bu kararından dönemeyecektir. Ayrıca bu kesin süre diğer taraf lehine hak doğuracaktır. Eğer verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemişse ve taraf bu süreyi kaçırmışsa, yeniden süre talep edebilir; fakat bu şekilde verilecek ikinci süre artık kesin nitelikte olup tekrar uzatılamaz. Sonuç olarak kesin süre içinde yapılması gereken bir işlemin süresinde yerine getirilmemesi hâlinde, ilgili tarafın o işlemi yapma hakkı usulen ortadan kalkar.


Delil avansının yatırılması için hakim taraf ya da taraflara süre verecektir. Eğer hakimin verdiği süre kesin ise, bu süre artık hakimi de bağlayacağından dolayı bu süre tekrar azaltılıp, artırılamayacaktır. Taraf ya da taraflardan herhangi biri bu süre içerisinde delil avansını yatırmadığı takdirde, bu delilden vazgeçmiş sayılacaktır. Ancak hakimin belirlediği süre kesin değilse ve taraf ya da taraflardan herhangi biri bu süre içerisinde delil avansını yatırmadığı takdirde taraflar tekrar hakimden süre talep edebileceklerdir. Ancak verilen bu ikinci süre artık kesin süre olacaktır ve azaltılıp ya da artırılamayacaktır. İkinci defa verilen süre içerisinde de taraf veya taraflardan biri delil avansını yatırmadığı takdirde tekrar üçüncü defa süre verilemeyecektir. Artık delil avansını yatırmayan taraf veya taraflar bu delilden vazgeçmiş sayılacaktır.


"Mahkemece keşif ve bilirkişi ücretine ilişkin delil avansı eksikliğinin tamamlanması için davacı tarafa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 324. maddesinin ikinci fıkrası gereği kesin süre verilmesine, verilen süreye uyulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının usulüne uygun olarak ihtar edilmesine ve ihtara rağmen kesin süre içerisinde delil avansı eksikliğini tamamlamaması nedeniyle keşif ve bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek, davanın usulden reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.


Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. " (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2025/103 E.,  2025/7690 K.)


"Mahkemece tanıkların dinlenmesi konusunda verilen ara kararların ve kesin sürenin taraflarda duraksamaya neden olmayacak açıklıkta olması gerekir. Hangi işlemler için ve ne miktar avans talep edildiği, delil avansının nereye yatırılacağı buna ilişkin ara kararda gösterilmemiş ise, verilen kesin süre sonuç doğurmaz. Somut olayda mahkemece çıkartılan muhtırada tanık delili için gereken delil avansının nereye yatırılacağı açıkça ve net olarak gösterilip bildirilmemiştir. Tarafların tanıklarını duruşmada hazır bulundurma yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenin davacıya tanıkları yönünden verdiği süreler usule uygun değildir. O halde Mahkemece davacı tarafa, bildirdiği ve dinlenmelerinden açıkça vazgeçmediği tanıklarının dinlenmesi amacıyla hesaplanacak masrafın tamamlanması için usule uygun ihtaratlı kesin süre verilmesi, masrafın tamamlanması halinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 240 ncı ve devamı maddeleri uyarınca tanıklarının dinlenmesi ve toplanan diğer delillerle birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, davacının hukuki dinlenilme hakkına (HMK m.27) aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir." (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/1239 E.  ,  2025/7915 K."


DELİL AVANSI YATIRILMASI İÇİN VERİLMESİ GEREKEN SÜRE


6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde bazı süreler kanunla ön görülmüştür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 94. Madde gereği kanunla belirlemiş süreler kesindir. Örneğin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 120. Madde "..."(2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir..." kanun maddesinde olduğu gibi bazı süreler kanunla düzenlenmiştir. Kanunla belirlenen sürelerin azaltılabilmesi ya da artırılabilmesi mümkün değildir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Sürelerin belirlenmesi" konu başlıklı "MADDE 90- (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. (2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler." Ancak yargılamaya dair bazı süreler kanunla düzenlenmemiştir ve hakimin takdirine bırakılmıştır.


Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 90. maddesi, hukuk yargılamasında uygulanacak sürelerin kaynağını ve hâkimin süreler üzerindeki yetkisini düzenlemektedir. Buna göre yargılamadaki süreler ya doğrudan kanun tarafından belirlenir ya da kanunun izin verdiği durumlarda hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda açıkça düzenlenmiş olan süreler bakımından temel kural, hâkimin bu süreleri değiştiremeyeceğidir; yani kanunda belirtilen süreler, kanunda ayrıca istisna öngörülmedikçe artırılamaz veya kısaltılamaz. Buna karşılık, hâkimin kendisinin belirlediği süreler bakımından daha esnek bir düzenleme kabul edilmiştir. Hâkim, haklı sebeplerin varlığı hâlinde kendi belirlediği süreleri artırabilir veya eksiltebilir. Ayrıca hâkim gerekli görürse bu konuda karar vermeden önce tarafları dinleyerek, süre değişikliğinin yargılamanın adil ve düzenli yürütülmesine uygun olup olmadığını değerlendirebilir. Bu düzenleme, hem yargılamanın düzenli ilerlemesini sağlamak hem de somut olayın koşullarına göre usul ekonomisini ve hakkaniyeti korumak amacı taşımaktadır. Ayrıca yukarıda ifade ettiğimiz gibi hakimin takdirinde verilen bu sürelerin 94. Madde kapsamında, sürenin kesin olarak verilip verilmediği ayrıca süre içerisinde tekrar değerlendirilmelidir. Bu sürelerin kaçırılarak hak kaybına uğramak gibi bir sonucu olabilmektedir.


Delil avansının yatırılması için kanunda süre şartı konulmamıştır. 90. Madde kapsamında bu süre hakimin takdirine bırakılmıştır. Hakim bu takdir yetkisini kullanırken adil yargılanma ilkesini zedelemeyecek şekilde, tarafların kolayca bu avansı yatırabilecekleri kadar süre tayin etmesi gerekecektir. Hatta bazen bu süreyi hakim tarafları dinleyerek daha da uzun tutulabilecektir. Ancak burada bizim de görüşümüz hakim taraflara delil avansını yatırmaları için, gider avansı için belirlenen iki haftalık kanuni sürenin altında süre vermemesi gerektiğidir. Hakim gerekli gördüğünde iki haftalık sürenin de üzerine çıkabileceği gibi, iki haftadan da az süre vermemesi gerektiğidir.


DELİL AVANSI YATIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI


Hakim yatırılması gereken delil avansının yatırılması için verilecek olan ara kararda, avansın türü, miktarı, süresi, nereye yatırılacağı, yatırılmadığı takdirde karşılaşılabilecek hukuki sonuçların hepsi açık ve net ifadelerle yazılı olması gereklidir. Bu ifadeler açık ve seçik olmayan bir ara karar kesin süre yönünden hiç bir hukuki sonuç doğurmayacaktır. Taraflar bu şekilde tebliğ edilmeyen ara karar olmasına rağmen delil avansını yatırmadıkları takdirde tekrar delil avansının yatırılması için mahkemeden süre talep edebileceklerdir.


"Ancak 324/2.fıkrasındaki sonucun doğması için delil avansının yatırılması için kesin süre verilmesi halinde taraflara yüklenen borçların açıkça ve ayrıntılı olarak tereddüte mahal bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bunun için delil ikamesi için yapılacak ihtaratta; verilen makul sürenin kesin olduğunun belirtilmesi, toplanacak delil için gereken masrafların kalem kalem miktarı da belirtilmek suretiyle gösterilmesi ve ayrıca masrafın yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının ve dosyadaki diğer delillere göre karar verileceğinin açıklanarak ihtar edilmesi gerekir. Aksi halde kesin süre verilmesinin sonuçları uygulanamaz." (İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ, 9. HUKUK DAİRESİ, E. 2019/3140, K. 2021/2311, T. 28.12.2021)


Usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen, delil avansının yatırılması için verilen kesin süre içinde taraflardan birinin bu avansı yatırmaması hâlinde, ilgili tarafın söz konusu delilden vazgeçmiş sayılması sonucu doğacaktır. Bu durumda mahkeme, yargılamayı artık söz konusu delile dayanmaksızın sürdürecek ve kararını mevcut delil durumu çerçevesinde verecektir. Delil avansı bir dava şartı niteliğinde olmadığından, delil avansının yatırılmaması sebebiyle davanın gider avansı yatırılmamış gibi usulden reddine karar verilmesi mümkün değildir. Gider avansının yatırılmaması durumunda doğacak hukuki sonuçlar ve daha ayrıntılı bilgi için https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemize ulaşabilirsiniz.


Yargılama, söz konusu delil değerlendirme dışı bırakılarak işin esasına girilmek suretiyle sürdürülecektir. Bu çerçevede mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını mevcut deliller ışığında değerlendirerek davayı esastan reddedebileceği gibi, diğer delillerin yeterliliğine bağlı olarak davanın kısmen veya tamamen kabulüne de karar verebilecektir. Nitekim hukuk yargılamasında geçerli olan delillerin taraflarca getirilmesi ilkesi uyarınca, tarafların dayandıkları deliller davanın ispatı bakımından belirleyici bir öneme sahiptir. Bu nedenle, bir delilden vazgeçilmiş sayılması, özellikle ispat yükünü taşıyan taraf bakımından davanın reddi ihtimalini önemli ölçüde artırabilecek niteliktedir.


"2. 6100 sayılı Kanun’un 324 üncü maddesi uyarınca; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." hükmünü içermektedir. Eldeki davada mahkemece yapılan yargılamada davacı vekiline 26.03.2024 tarihli celsede delil avansını yatırması için iki haftalık kesin süre verilmesine ve kesin süre içerisinde yatırılmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının ihtarına dair ara karar oluşturularak sonraki celse belirlenen sürede ücretin yatırılmaması nedeniyle davacı taraf bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçtiği sayılarak mevcut delil durumuna göre ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi de yerindedir." (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2025/2745 E.  ,  2025/12864 K.)


HUKUK DAVALARINDA AVUKATIN ÖNEMİ


Hukuk davaları, yalnızca tarafların iddia ve savunmalarını dile getirdikleri bir süreçten ibaret değildir. Bu süreç aynı zamanda belirli usul kurallarına sıkı sıkıya bağlı olan, delillerin doğru şekilde sunulmasını ve hukuki argümanların sistematik biçimde ortaya konulmasını gerektiren teknik bir yargılama faaliyetidir. Bu nedenle davanın sonucunu belirleyen en önemli unsurlardan biri, tarafların haklarını hukuki bilgi ve deneyim çerçevesinde doğru şekilde ileri sürebilmeleridir. Bu noktada bir avukatın hukuki desteği büyük önem taşımaktadır.


Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında yürütülen hukuk yargılamalarında süreler, delillerin sunulma zamanı, dava şartları, itirazlar ve usule ilişkin birçok konu belirli kurallara bağlanmıştır. Bu kuralların doğru şekilde uygulanmaması, çoğu zaman tarafların haklı oldukları bir davayı dahi kaybetmelerine yol açabilmektedir. Özellikle delillerin sunulma süresi, delil avansının yatırılması, kesin sürelerin kaçırılması veya usule ilişkin eksiklikler, telafisi zor hak kayıplarına neden olabilmektedir.


Avukatlar ise sahip oldukları hukuki bilgi ve uygulama tecrübesi sayesinde, dava sürecinin başından sonuna kadar tarafların haklarını koruyacak şekilde hareket ederler. Dava dilekçesinin hazırlanmasından delillerin doğru şekilde sunulmasına, usule ilişkin itirazların yapılmasından kanun yollarına başvuru süreçlerine kadar birçok aşamada hukuki stratejinin doğru belirlenmesi davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.

Bunun yanında bir avukatın varlığı yalnızca dava açılması veya savunma yapılması bakımından değil, aynı zamanda davanın gereksiz riskler taşımadan yürütülmesi açısından da önemlidir. Zira deneyimli bir avukat, somut olayın hukuki durumunu değerlendirerek dava açılmasının uygun olup olmadığını, hangi delillere dayanılması gerektiğini ve yargılama sürecinde izlenecek en doğru hukuki yolu belirleyebilir.


Sonuç olarak hukuk davalarında avukatın rolü, yalnızca tarafı temsil etmekten ibaret değildir. Avukat aynı zamanda hak kayıplarını önleyen, usul kurallarının doğru uygulanmasını sağlayan ve tarafların hukuki menfaatlerini en etkin şekilde koruyan bir hukuk uzmanıdır. Bu nedenle özellikle teknik ve karmaşık usul kurallarının bulunduğu hukuk yargılamalarında, davaların bir avukat aracılığıyla takip edilmesi tarafların haklarının korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.


SONUÇ


Sonuç olarak delil avansı, hukuk yargılamasında delillerin toplanabilmesi ve incelenebilmesi için gerekli olan giderlerin karşılanmasını sağlayan önemli bir usul kurumudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında düzenlenen bu kurum, tarafların dayandıkları delillerin ikamesi için ortaya çıkan masrafların ilgili tarafça karşılanmasını öngörerek yargılamanın düzenli ve etkin bir şekilde yürütülmesine katkı sağlamaktadır. 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında ise gider avansı ile delil avansı arasındaki ayrım daha açık bir şekilde ortaya konulmuş ve özellikle keşif, bilirkişi ve tanık gibi delil faaliyetlerine ilişkin giderlerin delil avansı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanuni sistem içerisinde daha net hâle gelmiştir.


Delil avansının dava şartı niteliğinde olmaması sebebiyle, bu avansın yatırılmaması davanın usulden reddi sonucunu doğurmamakta; ancak ilgili delilden vazgeçilmiş sayılması sonucunu doğurarak tarafların ispat gücünü doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle tarafların dayandıkları delillerin ikamesi için gerekli olan avans yükümlülüklerini süresi içerisinde yerine getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle kesin sürelerin kaçırılması veya usul kurallarının yanlış uygulanması, davanın sonucunu etkileyebilecek ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.


Bu çerçevede, hukuk yargılamasında hem delil avansı kurumunun doğru anlaşılması hem de usul kurallarının dikkatle uygulanması, tarafların haklarının etkin şekilde korunabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargılama sürecinin teknik niteliği göz önünde bulundurulduğunda, davaların hukuki bilgi ve tecrübe gerektiren bu süreçte bir avukatın desteğiyle yürütülmesi, hem usuli hataların önlenmesi hem de tarafların hak ve menfaatlerinin en doğru şekilde korunması açısından önemli bir güvence oluşturmaktadır.

Yorumlar


bottom of page