GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARK NEDİR? 7251 SAYILI KANUN SONRASI AYRIM VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR
- Av.Yıldırım YILDIRIM

- 28 May
- 30 dakikada okunur
GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARK NEDİR? 7251 SAYILI KANUN SONRASI AYRIM VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, TANIMSAL FARKLILIK, KODİFİKASYON FARKI, DAVA ŞARTI YÖNÜNDEN FARKI, MASRAF KALEMLERİ YÖNÜNDEN FARKI, TARAFLARIN SORUMLULUKLARI YÖNÜNDEN FARKI, HUKUKİ SONUÇLARI YÖNÜNDEN FARKI, VERİLEN SÜRE YÖNÜNDE FARKI, SORUMLULUK YÖNÜNDEN FARKI, TELAFİ EDİLEBİLİRLİK YÖNÜNDEN FARKI, AVUKATIN ÖNEMİ, USULDEN RET, DELİLDEN VAZGEÇME, BİLİRKİŞİ, KEŞİF, TANIK, TEBLİGAT, POSTA, YARGITAY KARARLARI, ESASTAN RET
Hukuk yargılamasında dava açılırken veya yargılama sürecinde taraflardan çeşitli giderlerin karşılanması amacıyla avans yatırılması gerekmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan kavramlardan ikisi gider avansı ve delil avansıdır. Bu iki kavrama dair gider avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak, delil avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/delil-avansi linke tıklayarak makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.
Bu iki kavram her ne kadar uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılsa da hukuki nitelikleri, dayandıkları kanun hükümleri ve yatırılmaması hâlinde doğurdukları sonuçlar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu nedenle gider avansı ile delil avansı arasındaki farkın doğru şekilde anlaşılması, dava sürecinin sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Özellikle 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun sonrasında gider avansı ile delil avansı arasındaki fark uygulamada daha belirgin hâle getirilmiştir. Yapılan düzenlemelerle birlikte, dava açılırken yatırılması gereken gider avansının kapsamı ile yargılama sırasında delillerin ikamesi için yatırılması gereken delil avansı arasındaki fark daha açık şekilde ortaya konulmuştur.

GİDER AVANSI İLE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARK NEDİR? 7251 SAYILI KANUN SONRASI AYRIM VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR, TANIMSAL FARKLILIK, KODİFİKASYON FARKI, DAVA ŞARTI YÖNÜNDEN FARKI, MASRAF KALEMLERİ YÖNÜNDEN FARKI, TARAFLARIN SORUMLULUKLARI YÖNÜNDEN FARKI, HUKUKİ SONUÇLARI YÖNÜNDEN FARKI, VERİLEN SÜRE YÖNÜNDE FARKI, SORUMLULUK YÖNÜNDEN FARKI, TELAFİ EDİLEBİLİRLİK YÖNÜNDEN FARKI, AVUKATIN ÖNEMİ, USULDEN RET, DELİLDEN VAZGEÇME, BİLİRKİŞİ, KEŞİF, TANIK, TEBLİGAT, POSTA, YARGITAY KARARLARI, ESASTAN RET
7251 sayılı Kanun öncesinde uygulamada zaman zaman delil giderlerinin de gider avansı kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilmekteydi. Bu durum ise gider avansının kapsamının geniş yorumlanmasına ve bazı hâllerde delil giderlerinin yatırılmaması nedeniyle davaların usulden reddedilmesi gibi tartışmalara yol açabilmekteydi. Yapılan değişikliklerle birlikte, gider avansının kapsamı daha belirli hâle getirilmiş; delillerin ikamesine ilişkin giderlerin ise ayrı bir kategori olarak delil avansı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği daha açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu düzenlemeler sonucunda, gider avansı ile delil avansı arasındaki fark yalnızca teorik bir ayrım olmaktan çıkmış; yargılamanın usulü ve tarafların yükümlülükleri bakımından önemli hukuki sonuçlar doğuran bir ayrım hâline gelmiştir.
1. GİDER AVANSI VE DELİL AVANSI ARASINDAKİ TANIMSAL FARKLILIK
A. Gider Avansı
Gider avansı, davanın açılması sırasında davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılması gereken ve yargılama sürecinde yapılacak tebligat, posta, müzekkere ve benzeri işlemler için kullanılacak olan avanstır.
B. Delil Avansı
Delil avansı ise tarafların dayanmış oldukları delillerin toplanması amacıyla gereken giderlerin karşılanması için yatırılan avanstır. Tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yapılması, keşif icrası veya uzman görüşü alınması gibi işlemler için gerekli masraflar delil avansı kapsamında değerlendirilmektedir.
2. GİDER AVANSI VE DELİL AVANSI ARASINDAKİ KODİFİKASYON FARKI
Hukuk yargılamasında gider avansı ile delil avansı kavramları yalnızca uygulamadaki işlevleri bakımından değil, aynı zamanda kanuni düzenleniş biçimleri bakımından da birbirinden ayrılmaktadır. Nitekim bu iki kurum, farklı hukuki amaçlara hizmet etmeleri sebebiyle kanun koyucu tarafından ayrı maddelerde ve farklı sistematik içerisinde düzenlenmiştir. Bu durum, kanun koyucunun gider avansı ile delil avansı arasında bilinçli bir ayrım yaptığını ve her iki kurumun yargılama sürecindeki fonksiyonlarını farklı hukuki çerçeveler içinde değerlendirdiğini göstermektedir. Bu nedenle söz konusu avans türlerinin kanundaki sistematik konumu incelendiğinde, aralarındaki farkın yalnızca uygulamaya ilişkin olmadığı, aynı zamanda kodifikasyon düzeyinde de açık biçimde ortaya konulduğu görülmektedir.
A. Gider Avansı Yönünden
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda Düzenlenme Şekline Göre: Gider avansı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Harç ve gider avansının ödenmesi" konu başlıklı "MADDE 120- (1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/9 md.) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır."
Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114. Madde "Dava Şartları" konu başlıklı "MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." kanun maddesi içerisinde yer almıştır.
Daha ayrıntılı bilgi için gider avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemizi okuyabilirsiniz.
B. Delil Avansı Yönünden
Delil avansı ise 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Delil ikamesi için avans" konu başlıklı "MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." kanun maddesinde düzenlenmiştir. Ayrıca "Harç ve gider avansının ödenmesi" konu başlıklı 120. Madde'nin 3. Fıkrasında yer almaktadır.
3. DAVA ŞARTI OLMALARI YÖNÜNDEN FARKI
A. Gider Avansı Yönünden
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114. Madde "Dava Şartları" konu başlıklı "MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: ...g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması..." Görüldüğü üzere gider avansı 114. Maddesi gereği dava şartıdır. Dava açılırken mahkeme veznesine davacı tarafından yatırılması gerekmektedir. Gider avansı yatırılmadığı taktirde 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda Düzenlenme Şekline Göre: Gider avansı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Harç ve gider avansının ödenmesi" konu başlıklı 120. Madde 2. Fıkra gereği davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilir. Bu süre içinde de gider avansı mahkeme veznesine yatırılmadığı takdirde dava usulden reddedilecektir.
B. Delil Avansı Yönünden
Delil avansı dava şartı niteliğinde değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Dava şartları" başlıklı 114. Maddede dava şartları sayılmıştır. İlgili kanun maddesine bakıldığında delil avansının dava şartları içerisinde sayılmadığı görülecektir. Bundan dolayı dava açılırken delil avansı yatırılması zorunlu değildir. Davanın usulden reddine sebebiyet vermeyecektir.
4. MASRAF KALEMLERİ YÖNÜNDEN FARKI
Gider avansının hangi gider kalemlerini kapsadığı hususu kanunda ayrıntılı ve açık bir biçimde düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte, Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 205. maddesinde gider avansının kapsamına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre gider avansı; tebligat ve posta masrafları ile keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri gibi yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek çeşitli masrafları karşılamak amacıyla davacıdan peşin olarak alınan tutarı ifade etmektedir. Dolayısıyla yönetmelik hükmünde, keşif, bilirkişi ve tanık giderlerinin de gider avansı kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Ancak daha sonra yapılan kanuni değişiklikler dikkate alındığında, söz konusu yönetmelik hükmünün güncel mevzuat sistemiyle tam anlamıyla uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple ilgili düzenlemenin kanundaki değişikliklere uygun biçimde yeniden ele alınması gerekmektedir.
01.10.2019 tarihli ve 30905 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi’nin 3. maddesinde de benzer şekilde gider avansının kapsamı oldukça geniş tutulmuştur. İlgili tarifede; tebligat ve posta giderlerinin yanında keşif ücretleri, bilirkişi ve tanık giderleri ile dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay’a gönderilmesine ilişkin masrafların da gider avansı içerisinde yer aldığı açıkça belirtilmiştir. Bu yönüyle 2019 yılı tarifesi ile yönetmelik hükmü arasında paralellik bulunduğu görülmektedir.
Ancak 24.09.2020 tarihli ve 31254 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yeni Gider Avansı Tarifesi ile önemli bir değişikliğe gidilmiştir. Bu düzenlemede gider avansının kapsamı daraltılmış; keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri metinden çıkarılmıştır. Yeni düzenlemeye göre gider avansı yalnızca tebligat ücretleri, posta masrafları ile dosyanın istinaf ve temyiz mercilerine gönderilmesine ilişkin giderleri kapsamaktadır. 02.11.2021 tarihli tarifede ise kapsam daha da sadeleştirilmiş ve gider avansının yalnızca tebligat ve posta giderlerini içerdiği ifade edilmiştir.
Sonraki yıllarda yayımlanan 2022, 2023, 2024 ve 2025 yılı tarifelerinde de aynı yaklaşım korunmuş; keşif, bilirkişi ve tanık giderlerine gider avansı kapsamında yer verilmemiştir.
Bu değişimin temelinde ise 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7251 sayılı Kanun bulunmaktadır. Söz konusu Kanun ile HMK’nın 120. maddesinin başlığı “Harç ve avans ödenmesi” iken “Harç ve gider avansının ödenmesi” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca maddeye üçüncü fıkra eklenmiştir. Eklenen düzenlemede, tarafların ileri sürdükleri deliller için gerekli olan avans bakımından HMK m.324 hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Böylece gider avansı ile delil avansı arasındaki fark kanun düzeyinde açık bir şekilde ortaya konulmuştur.
Esasen uygulamada Yargıtay, keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık masrafları gibi kalemleri uzun süredir HMK m.324 kapsamında değerlendirmekteydi. Delil ikamesi için avans başlıklı bu düzenleme uyarınca, tarafların dayandıkları deliller için mahkemece belirlenen avansı kesin süre içerisinde yatırmaları gerekmektedir. Taraflardan birinin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi hâlinde diğer tarafın avansı yatırabilmesi mümkün olmakta; aksi durumda ise ilgili delilden vazgeçilmiş sayılmaktadır. 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik, uygulamada kabul edilen bu ayrımı doğrudan kanun metnine taşımış ve gider avansı ile delil avansı arasındaki farklılığı açık hâle getirmiştir.
Bu nedenle güncel hukuki durumda keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık masraflarının gider avansı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Söz konusu giderlerin artık delil avansı niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Buna rağmen Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 205. maddesinde eski sistematiğin korunuyor olması, normlar hiyerarşisi bakımından sorun oluşturmaktadır. Zira yönetmeliklerin kanuna aykırı düzenleme içermesi veya kanundaki değişikliklere rağmen güncellenmeden uygulanmaya devam edilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak, HMK’da yapılan değişiklikler ve son yıllarda yayımlanan gider avansı tarifeleri birlikte değerlendirildiğinde; gider avansının esas itibarıyla tebligat ve posta giderlerini kapsadığı, buna karşılık keşif, bilirkişi ve tanık giderlerinin ise HMK m.324 kapsamında delil avansı olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple uygulamadaki tereddütlerin giderilebilmesi adına ilgili yönetmelik hükümlerinin de mevcut kanuni düzenlemelerle uyumlu hâle getirilmesi zorunlu görünmektedir.
A. Gider Avansı Masraf Kalemleri
7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası gider avansı yalnızca her türlü tebligat ücreti ile posta ücretleri gibi giderleri kapsamaktadır. 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında gider avansının kapsamı önemli ölçüde daraltılmıştır. Yapılan yeni düzenlemeler ve sonrasında yayımlanan Gider Avansı Tarifeleri birlikte değerlendirildiğinde, gider avansının artık esas olarak yargılama sürecinde yapılacak her türlü tebligat gideri ile posta masraflarını kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda dava dilekçesinin davalıya tebliği, tensip zaptı, duruşma günlerinin bildirilmesi, müzekkere gönderimleri, ara kararların tebliği ve dosyanın üst mahkemelere gönderilmesine ilişkin posta giderleri gider avansı içerisinde değerlendirilmektedir.
B. Delil Avansı Masraf Kalemleri
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesinde düzenlenen “Delil ikamesi için avans” başlıklı hüküm çerçevesinde “MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü gereği delil avansı tarafların ikamesini talep ettiği delillerin masrafları için kullanılacaktır.
Delil avansının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında kullanılabilecek harcama kalemleri, aynı sayılı kanunda yer alan deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Kanun’un 188. maddesinde düzenlenen ikrar, 199. maddesinde düzenlenen senet, 225. maddesinde yer alan yemin ile 303. maddede hüküm altına alınan kesin hüküm, kesin delil niteliğinde kabul edilmektedir. Bu deliller, kanun tarafından özel bir ispat kuvvetine sahip olacak şekilde düzenlenmiş olup gerekli şartların oluşması hâlinde hâkim açısından bağlayıcı sonuç doğurmaktadır.
Bunun yanında tanık, bilirkişi incelemesi, keşif ve kanunda açıkça düzenlenmemiş diğer deliller ise takdiri delil niteliğindedir. Nitekim HMK’nın 240. maddesinde tanık deliline, 266. maddesinde bilirkişi incelemesine, 288. maddesinde keşfe ve 192. maddesinde diğer delillere yer verilmiştir. Takdiri deliller bakımından hâkim, dosya kapsamını ve somut olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak serbestçe değerlendirme yapabilmektedir.
Özellikle uygulamada sıklıkla başvurulan keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık delili, belirli bir masraf yapılmasını gerektiren deliller arasında yer almaktadır. Bu nedenle söz konusu delillerin ikamesi amacıyla ortaya çıkan keşif gideri, bilirkişi ücreti ve tanık masrafı gibi kalemler, genel yargılama giderlerini karşılamak amacıyla alınan gider avansı kapsamında değerlendirilemez. Bu tür masrafların, ilgili delilin ileri sürülmesi ve incelenmesi amacıyla yatırılması gereken delil avansından karşılanması gerekmektedir.
Daha ayrıntılı bilgi için delil avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/delil-avansi linke tıklayarak makalemizi okuyabilirsiniz.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk DairesiSAYISI : 2024/1033 E., 2024/1541 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Şanlıurfa 2. İş MahkemesiSAYISI : 2021/414 E., 2023/423 K.Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararıdavalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalılar nezdinde çalıştığını, 24.03.2015 tarihinde çatının düşmesi sonucunda meydana gelen kaza neticesinde yaralandığını, kazanın meydana gelmesinde davalıların kusurlu olduğunu ileri sürerek davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.II. CEVAP1.Davalı ... Beton İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Zamanaşımı definde bulunarak davanın reddini istemiştir.2.Davalı ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı definde bulunduklarını, kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. İstinaf SebepleriDavalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı definde bulunduklarını, meydana gelen kazada şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, davacının maluliyet iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının asli kusurlu olduğunu, bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığını ileri sürmüştür.C. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalı ... vekili istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı ... vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.2. İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi3. DeğerlendirmeA) Davalı vekilinin davacı yararına hükmolunan manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.Dosya içeriğine göre İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 75.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde kabulüne karar verilen tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.B) Davalı vekilinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;Dosya kapsamından; davalı vekilince davacı kazalının Kurumca belirlenen sürekli iş göremezlik oranı olan %34,2 oranına itiraz edildiği, Mahkemece 11.01.2023 tarihli celsede davalı itirazının değerlendirilmesi amacıyla dosyanın Yüksek Sağlık Kurulu'na gönderilmesine karar verildiği, aynı celsenin 1.nolu ara kararının "Davalıların maluliyet raporuna itirazlarının kabulü ile dosyanın maluliyet oranının tespiti yönünden SGK YSK'ya gönderilmesine, masrafın davalı tarafça karşılanmasına, eksik olan 200,00 TL gider avansını yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içinde yatırılmadığı takdirde maluliyet raporuna yapılan itirazın yapılmamış sayılmasının ihtarına. İhtaratın duruşma zaptının tebliği ile yapılmasına " şeklinde oluşturulduğu, davalı vekilinin celsede mazeretli olması nedeniyle duruşma zaptının tebliğe çıkarıldığı. 18.01.2023 tarihinde duruşma zaptının davalıya tebliğ olunduğu, takip eden 10.04.2023 tarihli celsede davalının masrafı yatırmadığı gerekçesiyle dosyanın YSK'ya gönderilmediği açıklandıktan sonra taraf itirazlarının değerlendirilmesi amacıyla dosyanın hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, 16.08.2023 tarihli hesap raporunda davacının davaya konu kaza nedeniyle %34.2 oranında sürekli iş göremezlik uğradığı kabulü ile davacının maddi zararının 613.572,00 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin anılan rapor doğrultusunda talebini arttırdığı, Mahkemece davacı lehine 613.572,00 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır.5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.Öte yandan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 324. maddesinde “Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır" düzenlemesine yer verilmiştir.Yine aynı Kanunun 325. maddesinde ise “Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir” şeklinde düzenleme mevcuttur.Delil avansının yatırılmaması halinde ilgili taraf “ o “ delilden vazgeçmiş sayılarak mevcut delil durumuna göre karar verilmelidir.Kesin süre müessesine gelince;Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken, bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlenmesi için hakime bırakmıştır.Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz.Hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikle getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır.Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uymamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.Somut olayda, Mahkemece 11.01.2023 tarihli celsede davalı vekiline verilen masrafın yatırılmasına dair kesin süre yatırılacak masrafın gider avansı mahiyeti taşımaması yönü ve masraf kalemlerinin neye ilişkin olduğuna ilişkin açıklama içermemesi nedeni ile usulüne uygun olmadığından verilen sürede masrafın yatırılmadığı gerekçesiyle yukarıda açıklanan prosedür işletilmeksizin hüküm tesisi hatalıdır. Ayrıca yine yukarıda belirtilen 6100 sayılı HMK'nın 325.maddesi'nin gözden kaçırılarak hüküm tesisi de hatalı olmuştur.Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranına ilişkin yukarıda açıklanan prosedür işletilmek suretiyle davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde davacının temyiz isteminin bulunmadığı gözetilerek 16.08.2023 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak ve davacının maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetecek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle,Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden;Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA," (10. Hukuk Dairesi 2025/4126 E. , 2025/13317 K.)
4. DAVANIN TARAFLARININ SORUMLULUKLARI YÖNÜNDEN FARKI
Davanın taraflarının gider avansı veya delil avansından sorumlu olmaları konusunda farklılıklar vardır. Bu farklılık, özellikle bu iki kavramın dava şartı olup olmamaları açısından ortaya çıkmaktadır.
A.Gider Avansından Tarafların Sorumluluğu
Gider avansı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 120. maddeleri kapsamında dava şartı niteliğinde kabul edilmektedir. Davacı, dava açarken tarifede belirlenen gider avansını mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansının hiç yatırılmaması veya eksik yatırılması hâlinde mahkeme tarafından davacıya kesin süre verilir.
Bu nedenle gider avansı bakımından sorumluluk esas olarak davacıya aittir. Davalı tarafın gider avansı yatırmak gibi kanunen bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Çünkü dava açılmasıyla birlikte yargılamanın yürütülebilmesi için gerekli olan temel tebligat ve posta giderlerinin karşılanması davacı tarafa aittir. Gider avansının dava şartı niteliğinde olması sebebiyle mahkeme, bu hususu yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
B.Delil Avansından Tarafların Sorumluluğu
Delil avansı ise HMK m.324 kapsamında düzenlenmiş olup dava şartı niteliğinde değildir. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin ikamesi için gerekli olan giderlerin karşılanması amacıyla alınmaktadır. Bu kapsamda bilirkişi ücreti, keşif gideri ve tanık masrafları gibi giderler delil avansı içerisinde değerlendirilmektedir.
Delil avansında sorumluluk, ilgili delile dayanan tarafa aittir. Bu durumda delil avansını mahkeme veznesine yatırmakla davacı tarafta sorumlu olabilir, davalı tarafta sorumlu olabilir ya da hem davacı hem de davalı taraf delil avansından sorumlu olabilmektedir. Taraflardan hangisi bir delilin incelenmesini veya uygulanmasını talep ediyorsa, o delile ilişkin avansı yatırmakla yükümlüdür. Tarafların birlikte aynı delile dayanması hâlinde ise gerekli giderlerin yarı yarıya karşılanması gerekmektedir.
5. HUKUKİ SONUÇLARI YÖNÜNDEN FARKI
Gider avansı ile delil avansı arasındaki farklılıklardan biri de, bu avansların yatırılmaması hâlinde ortaya çıkan hukuki sonuçlarda görülmektedir. Her iki avans türü de yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesi amacıyla düzenlenmiş olsa da, eksiklikleri durumunda uygulanacak yaptırımlar birbirinden farklıdır. Bunun temel sebebi ise gider avansının dava şartı niteliğinde olması, delil avansının ise belirli bir delilin ikamesine ilişkin usuli bir yükümlülük olarak kabul edilmesidir.
A. Gider Avansının Hukuki Sonuçları
Gider avansı, HMK m.120 kapsamında dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle davacı tarafından gider avansının hiç yatırılmaması veya eksik yatırılması hâlinde mahkemece eksikliğin tamamlanması için kesin süre verilmektedir. Verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi durumunda ise dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmektedir.
Dolayısıyla gider avansına ilişkin eksiklik, doğrudan davanın devamını etkileyen bir sonuç doğurmaktadır. Çünkü gider avansı, yargılamanın yürütülebilmesi için gerekli temel giderlerin karşılanmasını amaçlamaktadır. Tebligat işlemleri ve posta giderleri yerine getirilmeden yargılamanın sağlıklı şekilde sürdürülmesi mümkün olmayacağından, kanun koyucu gider avansını dava şartı olarak kabul etmiş ve eksikliği hâlinde ağır bir usuli yaptırım öngörmüştür.
Bu kapsamda gider avansının yatırılmaması yalnızca belirli bir usul işleminin yapılamaması sonucunu doğurmamakta; doğrudan doğruya davanın sona ermesine neden olabilmektedir.
Daha ayrıntılı bilgi için gider avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/gider-avansi linke tıklayarak makalemizi okuyabilirsiniz.
B. Delil Avansının Hukuki Sonuçları
Delil avansı bakımından ise farklı bir hukuki sonuç söz konusudur. HMK m.324 uyarınca taraflardan her biri, dayanmış olduğu delilin incelenmesi için gerekli olan avansı yatırmakla yükümlüdür. Ancak delil avansının yatırılmaması hâlinde gider avansında olduğu gibi davanın usulden reddi sonucu ortaya çıkmamaktadır.
Tarafın verilen kesin süre içerisinde delil avansını yatırmaması durumunda yalnızca ilgili delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmektedir. Örneğin bilirkişi incelemesi talep eden taraf gerekli bilirkişi ücretini yatırmazsa bilirkişi incelemesi yapılmaz; tanık deliline dayanan taraf tanık ücretini yatırmazsa tanık dinlenmez; keşif giderinin yatırılmaması hâlinde ise keşif işlemi gerçekleştirilemez. Her ne kadar delil avansı yatırılmadığı için dava devam ediyor olsa da, davanın esasına dair çok önemli olan bu delillerin yerine getirilmemesi davanın esasını ciddi şekilde etkileyebilecek, davanın esastan reddine sebebiyet verebilecektir. Bununla birlikte dava, diğer deliller ve mevcut dosya kapsamı çerçevesinde görülmeye devam eder. Bu nedenle delil avansının yatırılmamasının sonucu, davanın sona ermesi değil; yalnızca ilgili delilden yararlanma imkânının ortadan kalkmasıdır.
Sonuç olarak gider avansı ile delil avansı arasındaki fark; gider avansının eksikliği hâlinde davanın usulden reddedilmesi, delil avansının eksikliği hâlinde ise yalnızca ilgili delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılması noktasında ortaya çıkmaktadır.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. SULH HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 07/05/2013NUMARASI : 2010/1615-2013/706Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:Yargıtay bozma ilamında özetle; “tespit tarihinden önceki 20-25 yıl öncesine ait hava fotoğraflarının temin edilerek taşınmazın niteliğinin belirlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı H.. A.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.Mahkemece, eksik gider avansının kesin süre içerisinde tamamlanmadığı kabul edilerek HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş ise de; tamamlanması gereken eksik gider avansının miktarı ara kararda gösterilmemiş, gider avansının süresi içerisinde ödenmemesinin yaptırımının “keşif deliline dayanmaktan vazgeçme” olduğu belirtilerek HMK’nın 120 ve 324. maddelerine aynı anda temas edilmek suretiyle yöntemine uygun şekilde ara karar kurulmaksızın karar verilmiştir. Öncelikle gider avansı ve delil avansının amacı, hangi durumda istenileceği ve süresinde yerine getirilmemesinin müeyyidesinin ne olduğu hususlarına kısaca değinmekte fayda vardır. Gider avansı, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-g maddesinde “dava şartı” olarak düzenlenmiş olup, 120. maddesinde ise eksik gider avansının tamamlanmasından söz edilmiştir. Gider avansı, yargılamanın devamı süresinde muhtemel giderlerin önceden karşılanması ve yargılamanın uzamasına yol açılmaması amacıyla yapılan bir düzenlemedir. Gider avansına ve eksik gider avansının tamamlanmasına karar verilebilmesi için, herhangi bir delilin toplanmasına karar verilmiş olmasına gerek yoktur. Gider avansının dava açarken yatırılmamış olması halinde Yasa'nın 115. maddesi; eksik gider avansının tamamlanmaması halinde ise Yasa'nın 120/2. maddesi uyarınca tarafa iki hafta kesin süre verilir. Kesin süre verilirken, hangi madde uyarınca verildiği, istenen avansın “gider avansı” ya da “eksik gider avansı” ve müeyyidesinin ise “davanın usulden reddine karar verilmesi” olduğu kararda yer almalı ve ihtar bu çerçevede yapılmalıdır. Delil avansı ise; somutlaştırılmış, toplanmasına karar verilmiş bir delilin toplanması için gerekli olan masraflardır. Delil avansı hususunda kesin süre verilebilmesi için, delilin toplanmasına karar verilmek suretiyle toplanacak delilin somutlaştırılmış olması (örneğin keşif tarihinin ve keşfin nasıl yapılacağının ara kararda yer alması) ve dosyanın öngörülen delil için gerekli ön hazırlığı içermiş olması (örneğin keşif kararı verilecekse, keşifte uygulanacak ve uygulanması gereken tüm bilgi ve belgelerin toplanmış olması) gerekir. Ayrıca delil avansının, ispat külfeti kendisine düşen taraftan istenebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Verilecek kesin süreye ilişkin ara kararda, masraf farklı kalemlerin toplamından oluşacaksa her bir kalemin nelerden ibaret bulunduğu, istenen avansın 6100 sayılı HMK’nın 324. maddesi uyarınca istenen delil avansı ve müeyyidesinin ise “o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılmak” olduğu hususlarının yer alması; ihtarların da buna uygun yapılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olayda; keşif yapılması için gerekli avansın, bir başka deyişle delil avansının karşılanmasına yönelik ara karar kurulduğu, ancak; dosyada mevcut avansın keşif yapılmak için gerekli masrafların bir bölümünü karşılamadığı, bunun üzerine delil avansının tamamlanmak üzere davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilmesine rağmen tamamlanması gerekli avansın miktarının açıkça gösterilmediği gibi hem gider (HMK 120) hem de delil avansına ilişkin (HMK 324) kanun maddelerine atıf yapıldığı ve eksik avansın tamamlanmamasının müeyyidesinin “keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılma” olarak belirlenerek karma uygulama yapıldığı anlaşılmaktadır. Yöntemine uygun olmayan ara kararına hukuki sonuç bağlanması mümkün bulunmamaktadır. Mahkemece yapılacak iş; tamamlanması gereken delil avansının miktar ile müeyyidesini açıkça gösterir ve yukarıda delil avansına dair yapılan açıklamalar ışığında delil avansının karşılanmasına özgü ara karar kurularak, yargılamanın seyri çerçevesinde karar vermek olmalıdır. Davacı H.. A.. vekilinin temyiz itirazları sayılan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 26.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi." (16. Hukuk Dairesi 2014/7359 E. , 2014/6912 K.)
6. YATIRILMASI İÇİN TARAFLARA VERİLEN SÜRELER YÖNÜNDEN FARKI
Gider avansı ile delil avansı arasındaki farklılıklardan biri de bu avansların yatırılması için taraflara verilen süreler ve bu sürelerin niteliği bakımından ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar her iki durumda da mahkeme tarafından taraflara kesin süre verilmesi söz konusu olsa da, sürelerin verilme zamanı, amacı ve sonuçları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
A. Gider Avansı Yönünden
Gider avansı, HMK m.120 kapsamında dava açılırken davacı tarafından peşin olarak yatırılması gereken bir dava şartıdır. Bu nedenle gider avansına ilişkin süre, kural olarak davanın en başında gündeme gelmektedir. Davacı dava dilekçesi ile birlikte gerekli gider avansını yatırmak zorundadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında bazı süreler doğrudan kanun tarafından düzenlenmiş olup bu süreler kesin niteliktedir. HMK m. 94 gereği kanunda öngörülen süreler, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça hâkim tarafından artırılamaz veya azaltılamaz. Nitekim HMK m. 120/2’de gider avansının eksik olması hâlinde davacıya eksikliğin tamamlanması için iki haftalık kesin süre verileceği açıkça düzenlenmiştir.
Mahkeme, gider avansının hiç yatırılmadığını veya eksik yatırıldığını tespit ederse davacıya eksikliğin tamamlanması amacıyla iki hafta kesin süre verir. Bu kesin sürenin dışında davacı tarafından gider avansı hala yatırılmamışsa artık hakim yeniden süre vermeyecektir. Zamanında yatırılmayan gider avansını tespit eden mahkeme artık davayı usulden reddedecektir.
B. Delil Avansı Yönünden
Delil avansı bakımından verilen süreler ise gider avansından farklı bir amaca hizmet etmektedir. Delil avansı, tarafların dayanmış oldukları delillerin incelenebilmesi için gerekli giderlerin karşılanmasını sağlamak amacıyla alınmaktadır. Bu sebeple delil avansına ilişkin süreler, dava açıldığı anda değil; ilgili delilin incelenmesine ihtiyaç duyulduğu aşamada gündeme gelmektedir.
Örneğin mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmasına, keşif icrasına veya tanık dinlenmesine karar verildiğinde, ilgili tarafın gerekli giderleri yatırması için kesin süre verilmektedir. Taraflar verilen süre içerisinde delil avansını yatırmakla yükümlüdür.
Kanunda açıkça belirlenmeyen süreler hâkimin takdirine bırakılmıştır. HMK m. 90 uyarınca hâkim, kendi belirlediği süreleri haklı sebeplerin varlığı hâlinde artırabilir veya azaltabilir. Ancak bu yetki kullanılırken adil yargılanma ilkesi ve tarafların usul hakları gözetilmelidir. Ayrıca hâkimin verdiği sürenin kesin olup olmadığı da HMK m. 94 kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü kesin sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açabilmektedir.
Delil avansının yatırılmasına ilişkin süre ise kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Bu nedenle süre, hâkimin takdirine bağlıdır. Kanaatimizce hâkim, tarafların delil avansını makul şekilde yatırabilmelerini sağlayacak yeterli bir süre vermeli; hatta gerekli hâllerde bu süreyi uzatabilmelidir. Bununla birlikte, gider avansı için öngörülen iki haftalık süreden daha kısa bir sürenin verilmesi usul ekonomisi ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
7. TELAFİ EDİLEBİLİRLİK YÖNÜNDEN FARKI
Gider avansı ile delil avansı arasındaki farklılıklardan biri de, bu avansların yatırılmaması veya eksik yatırılması hâlinde ortaya çıkan eksikliğin sonradan giderilip giderilemeyeceği, yani telafi edilebilirlik bakımından ortaya çıkmaktadır. Her iki avans türü bakımından da taraflara eksikliğin tamamlanması amacıyla süre verilmekteyse de, sürenin kaçırılması sonrasında ortaya çıkan sonuçların telafi edilme imkânı aynı değildir.
A. Gider Avansı Yönünden
Gider avansı, dava şartı niteliğinde olduğundan telafi edilebilirlik bakımından daha katı sonuçlar doğurmaktadır. Davacı tarafından gider avansının hiç yatırılmaması veya eksik yatırılması hâlinde mahkemece kesin süre verilmektedir. Bu durumda eksiklik mahkeme tarafından verilen kesin süre içerisinde telafi edilebilecektir. Bu telafi ile davanın usulden reddi angellenmiş olabilecektir. Ancak verilen bu kesin sürenin de kaçırılması durumunda artık yeni bir süre verilmeyecektir.
B. Delil Avansı Yönünden
Delil avansı bakımından ise telafi edilebilirlik daha esnek bir yapıya sahiptir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Kesin Süre" başlıklı 94. Madde gereği ve 90. Madde kapsamında bu süre hakimin takdirine bırakılmıştır. Hakim bu takdir yetkisini kullanırken adil yargılanma ilkesini zedelemeyecek şekilde, tarafların kolayca bu avansı yatırabilecekleri kadar süre tayin etmesi gerekecektir. Hatta bazen bu süreyi hakim tarafları dinleyerek daha da uzun tutulabilecektir. Ancak burada bizim de görüşümüz hakim taraflara delil avansını yatırmaları için, gider avansı için belirlenen iki haftalık kanuni sürenin altında süre vermemesi gerektiğidir. Hakim gerekli gördüğünde iki haftalık sürenin de üzerine çıkabileceği gibi, iki haftadan da az süre vermemesi gerektiğidir.
Delil avansının verilen kesin süre içerisinde yatırılmaması hâlinde yalnızca ilgili delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılması sonucu doğmaktadır. Bu nedenle delil avansının yatırılmaması, doğrudan davanın sona ermesine neden olmamaktadır.
Özellikle tarafın başka delillere dayanması veya mevcut dosya kapsamının hüküm kurmaya yeterli görülmesi hâlinde dava yargılaması devam etmektedir. Ancak delil avansının ikamesi yönünden verilen kesin süre içerisinde mahkeme veznesine yatırılmayan delil avansı için artık tekrar kesin süre verilmeyecektir. Ancak şartları sağlandığında mahkeme delili gene de değerlendirebilecek ya da mahkeme tekrar süre verebilecektir.
Kesin Süresinde Yatırılmayan Delil Avansı Sonrası Delilin Canlandırılması: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesi uyarınca taraflardan her biri, dayanmış olduğu delilin ikamesi için gerekli olan avansı mahkemece verilen kesin süre içerisinde yatırmak zorundadır. Kanun hükmüne göre verilen kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmaması hâlinde, ilgili taraf o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Ancak uygulamada ve öğretide, kesin sürede yatırılmayan delil avansından sonra ilgili delilin yeniden değerlendirmeye alınıp alınamayacağı, başka bir ifadeyle “delilin canlandırılması” konusu gündeme alınabilecektir. Bu konuda ortaya çıkabilecek ihtimaller ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Diğer Tarafın Delil Avansını Yatırmış Olması: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 324. Madde " (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır." hükmü gereği sorumlu tarafın yatırmadığı delil avansını diğer taraf yatırarak delilin ikamesi sağlanmış olacaktır.
Resen Yapılması Gereken İşlemlere İlişkin Gider Olması: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "MADDE 325- (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 325. maddesi, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde uygulanacak delil giderlerine ilişkin özel bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Kural olarak medeni usul hukukunda delil avansının, ilgili delile dayanan tarafça karşılanması esası benimsenmiştir.
Ancak kamu düzeninin ön planda olduğu ve taraf iradesinin yargılamaya tam anlamıyla hâkim olmadığı bazı dava ve işlerde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi daha geniş kapsamlıdır. Bu nedenle kanun koyucu, hâkimin resen başvurduğu deliller bakımından ortaya çıkacak giderlerin karşılanmasını özel olarak düzenlemiştir. Maddeye göre hâkim, gerekli gördüğü deliller için taraflardan birine veya belirleyeceği oranlarda her iki tarafa bir haftalık kesin süre vererek avans yatırılmasına karar verebilir. Bununla birlikte tarafların verilen süre içerisinde gerekli avansı yatırmaması, ilgili delilin ikamesinden vazgeçilmesi sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü bu tür dava ve işlerde kamu düzeninin korunması önceliklidir. Bu sebeple kanun koyucu, delil giderlerinin geçici olarak Hazine tarafından karşılanacağını ve yargılama sonunda bu giderlerin sorumlu taraftan tahsil edileceğini hüküm altına almıştır. Böylece HMK m.325 ile, tarafların pasif davranışları nedeniyle kamu düzenini ilgilendiren uyuşmazlıklarda kamu düzeninin korunmasının engellenmesinin önüne geçilmek istenmiştir.
Sonradan Delil Gösterilmesi: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 145. Madde "(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir." hükmü uyarınca kanun koyucu, belirli şartların varlığı hâlinde sonradan delil gösterilmesine istisnai olarak izin vermiştir. Buna göre ilgili taraf, delilin süresi içerisinde ileri sürülememesinin kendi kusurundan kaynaklanmadığını ispat ederse veya sonradan delil gösterilmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa, mahkeme bu delilin sonradan sunulmasına izin verebilir.
Örneğin tarafın elinde bulunmayan bir belgenin daha sonra resmi kurumlardan temin edilmesi, yeni ortaya çıkan bir vakıa nedeniyle ek bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulması veya daha önce varlığı bilinmeyen bir delilin sonradan öğrenilmesi hâllerinde sonradan delil gösterilmesi mümkün olabilecektir.
Bununla birlikte sonradan delil gösterilmesi kurumu, tarafların usul kurallarını keyfî biçimde aşmalarına imkân veren sınırsız bir hak niteliğinde değildir. Mahkeme, sonradan sunulan delilin yargılamayı uzatma amacı taşıyıp taşımadığını, karşı tarafın savunma hakkını ihlal edip etmediğini ve usul ekonomisine uygun olup olmadığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmek zorundadır. Bu nedenle sonradan delil gösterilmesi, istisnai nitelikte bir usul kurumu olarak kabul edilmektedir.
Daha ayrıntılı bilgi için delil avansına dair https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/delil-avansi linke tıklayarak makalemizi okuyabilirsiniz.
""İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi
SAYISI: 2019/193 E., 2023/109 K.
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca asıl ve birleşen davada davacı vekili duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl ve birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalıdan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi uyarınca aldığı taşınmazın, teslim süresi ve taahhüt edilen inşai faaliyetler bakımından, ayıplı ve eksik olarak teslim edildiğinden bahisle maddi-manevi tazminat, gecikme bedeli ve değer kaybı talebinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının maddi manevi tazminat talebinin yersiz olduğunu, dava konusu taşınmazının değerinin artmış olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Verilen birleştirme kararlarından sonra yargılamaya devam olunan Bakırköy 3. Tüketici Mahkemesi'nin 2014/3 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucu Mahkemenin 02.03.2015 tarih, 2014/3 Esas, 2015/262 Karar sayılı kararı ile davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1.Bakırköy 3. Tüketici Mahkemesi'nin 02.03.2015 tarihli, 2014/3 Esas-2015/262 Karar sayılı kararının süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2018 tarihli ve 2018/1951 Esas, 2018/7620 Karar sayılı kararı ile tefhim edilen kısa kararla, gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulduğu, açıklananan bu durumun, HMK'nın 297/son (eski HUMK'un 388/son) madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirdiği gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
2.Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yapılan yargılama sırasında, gerek tebligat posta masrafı ve gerekse müzekkere posta masrafına ilişkin gider avansı kalmadığından, 25.10.2022 tarihli duruşma oturumunun 2 numaralı ara kararı ile ek gider avansı yatırılması için davacı vekiline usulüne uygun olarak ihtarat yapılmak suretiyle kesin süre verilmesine rağmen, davacı vekili tarafından kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle HMK'nın 114/1-g ve 115/2 maddeleri uyarınca asıl ve birleşen davanın usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay bozma ilamının usuli hususlara ilişkin olduğunu, dosyada yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç olmadığını, dosyaya gider avansı yatırmış olduklarını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
HMK'nın 94. maddesinde, "Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir." düzenlemesi var iken, 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile "Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder." cümlesi maddeye eklenmiştir. Kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için belirtilen hususların hakim tarafından yerine getirilmiş olması gerekir.
Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Hakim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan veya gereken giderleri vermeyen taraf, sadece ara kararına konu edilen iş veya işlemin yapılması isteminden vazgeçmiş sayılır. Davadaki bütün istemlerinden vazgeçmiş sayılamaz. Bu olgunun sonucu olarak kesin süre içinde gereğinin yapılmaması halinde ara kararında belirtilen işlemin niteliği ve davanın sonucuna etkisi gözetilerek mevcut delillere göre karar verilir. Kesin süre gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle doğrudan davanın reddine karar verilemez. Kesin süreye uyulmamasının doğurduğu bu ağır sonuç gözetildiğinde, taraflara bir iş veya işlemin yapılması konusunda kesin süre verilebilmesi ve kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle yapılması istenilen iş veya işlemin tarafların yükümlülüğünde olan belirli bir iş veya işleme ilişkin olması, kesin süre verilmesine ilişkin ara kararında yapılması gereken iş ve işlemlerin neler olduğunun açıkça ve ayrıntılı olarak belirtilmesi, gider için kesin süre veriliyorsa ara kararında hangi iş için, nereye ve ne kadar gider yatırılması gerektiğinin de açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, verilen sürenin yapılması istenilen iş veya işlemin yerine getirilebilmesine yetecek uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının taraflara açıklanması ve tarafların bu konuda açıkça uyarılmış olması zorunludur.
Verilen kesin sürenin şekli olarak yukarıdaki koşullara uygun olması yeterli olmayıp içeriği itibarıyla da ilgili olduğu kurallara uygun olarak verilmesi gerekir. Bu yönüyle somut olaydaki önemi bakımından delil avansı ve gider avansına ilişkin kurallar üzerinde de durulması gerekir.
HMK'nın 120. maddesinde gider avansı, 324. maddesinde ise delil avansı düzenlenmiş olup, bu iki kavram birbirinden farklıdır. Gider avansı davanın başında davacının dava açarken Gider Avansı Tarifesi’ne göre yatırdığı, belirlenebilir bir miktarı ifade ederken, delil avansı dava aşamasında bir delile dayanan ve bu delilin toplanmasını isteyen tarafın yatırdığı miktarı ifade eder.
HMK'nın 114. maddesinin "g" bendinde, gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış, anılan Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında ise, bu koşulun mevcut olup olmadığını, mahkemenin kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında bu şartın noksanlığı tespit edilirse, davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür. HMK'nın "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrasında; harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda, davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir.
"Delil ikamesi için avans" başlıklı HMK'nın 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır....", ikinci fıkrasında ise; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin hukuki sonucu olarak, delil ikamesinden vazgeçmiş sayılacağının belirtildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45/4. maddesinin de aynı doğrultuda hükümler içerdiği görülmüştür.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince 25.10.2022 tarihinde yapılan duruşmanın zaptında "Davacı vekilline 300,00 TL ek gider avansı yatırması için 2 hafta kesin süre verilmesine, aksi takdirde davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verileceği hususunun ihtarına (yapıldı)" şeklinde ara kararı kurulmuştur.
Dava HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açılmış, sonrasında gider avansı yatırılmıştır. Dosyada gider avansının yatırılması istenmesinin sebebi gösterilmemiş, ancak gerekçeli kararda gerek tebligat posta masrafı ve gerekse müzekkere posta masrafına ilişkin gider avansı kalmadığından süre verildiği ancak yatırılmadığı belirtilmiştir.
Gerekçeli kararda hangi konuda gider avansının yatırılması istendiği belirtilmiş ise de, davacı için sonuç doğuracak ara kararında bu konuda açıklama yer almamaktadır. Dosyada daha önce tarifeye göre gider avansı yatırılmış olup, buna rağmen ek gider avansı istenmesinin nedeni de kararda açıklanmamıştır. Yatırılması istenen avans eksik bir delilin toplanmasıyla ilgili ise bu delil avansıyla ilgili olacağından delil avansı kurallarına göre süre verilmesi gerekecek ve sonucu da bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılmayla sınırlı olacaktır. Mahkemece verilen süre bu yönden delil avansı kuralına aykırıdır. Sonrasında yapılacak tebligat giderinde eksiklik var ise hangi tebliğler için gerektiği ve kaç tebligat için tebliğ gideri yatırılması gerektiği konusunda bir belirleme yapılmaksızın süre verilmesi de gider avansı tarifesinde tebligat sayısını esas alan belirleyici kurala aykırı olduğundan verilen sürenin gider avansı için de usulüne uygun olduğundan söz edilemez.
Usulüne uygun olmayan kesin süreye rağmen mahkemesince yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derede Mahkemesi kararının BOZULMASINA," (6. Hukuk Dairesi 2024/3139 E. , 2025/3702 K.)
UYGULAMADAKİ SORUNLAR
7251 sayılı Kanun ile birlikte gider avansı ve delil avansı arasındaki ayrımın kanuni zeminde daha açık hâle getirilmesine rağmen uygulamada hâlen çeşitli sorunlar ve tereddütler yaşanmaya devam etmektedir. Özellikle uzun yıllar boyunca keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık masraflarının gider avansı kapsamında değerlendirilmiş olması, uygulamadaki alışkanlıkların tamamen değişmesini zorlaştırmıştır. Her ne kadar HMK m.120’ye eklenen üçüncü fıkra ile delil avansına ilişkin HMK m.324 hükümlerinin saklı olduğu açıkça belirtilmiş olsa da, uygulamada bazı mahkemelerin hâlen delil giderlerini gider avansı kapsamında değerlendirdiği görülmektedir.
Uygulamada karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, mahkemelerin ara kararlarında gider avansı ile delil avansı kavramlarını açık şekilde ayırmamasıdır. Özellikle “eksik gider avansının tamamlanmasına” şeklinde kurulan genel ifadeli ara kararlar, hangi giderin dava şartı niteliğinde gider avansı olduğu, hangi giderin delil avansı kapsamında bulunduğu hususunda tereddüt yaratmaktadır. Bu durum ise tarafların hukuki durumunu doğrudan etkileyebilmektedir. Çünkü gider avansının yatırılmaması davanın usulden reddi sonucunu doğururken, delil avansının yatırılmaması yalnızca ilgili delilden vazgeçilmiş sayılma sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla iki kavramın birbirine karıştırılması, taraflar açısından ağır hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.
Bir diğer önemli sorun, bazı mahkemelerin bilirkişi ve keşif giderlerini hâlen dava şartı eksikliği gibi değerlendirmesidir. Oysa 7251 sayılı Kanun sonrası sistemde keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri açık şekilde delil avansı kapsamındadır. Buna rağmen uygulamada kimi zaman bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle “gider avansı eksikliği” gerekçesiyle usulden ret kararları verilebildiği görülmektedir. Bu tür uygulamalar HMK’nın güncel sistematiği ile bağdaşmamaktadır.
Ayrıca uygulamada kesin sürelerin usulüne uygun verilmemesi de ciddi sorunlara yol açmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için yatırılması gereken avans miktarının, yapılacak işlemin ve süresinde yerine getirilmemesi hâlinde doğacak sonucun açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Ancak uygulamada çoğu zaman “gider avansının yatırılması için kesin süre verilmesine” şeklinde genel nitelikli ara kararlar kurulmakta; hangi avansın yatırılacağı ve yatırılmaması hâlinde hangi hukuki sonucun doğacağı açıkça belirtilmemektedir. Bu durum savunma hakkının kısıtlanmasına ve usuli belirsizliklere neden olabilmektedir.
Bunun yanında, Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 205. maddesinin hâlen eski sistematiği koruyor olması da uygulamada karışıklığa sebebiyet vermektedir. Zira ilgili yönetmelik hükmünde keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve tanık giderleri hâlen gider avansı kapsamında sayılmaktadır. Oysa 7251 sayılı Kanun sonrası yayımlanan gider avansı tarifelerinde bu gider kalemleri gider avansı kapsamından çıkarılmıştır. Bu nedenle yönetmelik hükmü ile kanuni düzenleme arasında uyumsuzluk ortaya çıkmıştır. Normlar hiyerarşisi gereği yönetmeliklerin kanuna uygun olması gerektiğinden, ilgili yönetmelik hükmünün güncel mevzuata uyarlanması zorunlu görünmektedir.
Sonuç olarak 7251 sayılı Kanun ile gider avansı ve delil avansı arasındaki ayrım büyük ölçüde netleştirilmiş olsa da, uygulamadaki eski alışkanlıklar, yönetmelik hükümlerinin güncellenmemesi, ara kararların yeterince açık kurulmaması ve kesin süre uygulamalarındaki hatalar sebebiyle uygulamada hâlen önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle hem mevzuatın tam anlamıyla uyumlaştırılması hem de uygulayıcılar açısından kavramların daha net şekilde ayrıştırılması büyük önem taşımaktadır.
AVUKATIN ÖNEMİ
Hukuk devleti ilkesinin en temel unsurlarından biri, kişilerin hak arama özgürlüğünü etkili şekilde kullanabilmesidir. Ancak günümüzde hukuk sistemi; usul kuralları, süreler, deliller, itiraz mekanizmaları ve teknik mevzuat hükümleri nedeniyle son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bireylerin haklarını doğru şekilde koruyabilmeleri ve yargılama sürecini sağlıklı biçimde takip edebilmeleri açısından avukat desteği büyük önem taşımaktadır.
Avukat, yalnızca dava açan veya mahkemede temsil görevi üstlenen kişi değildir. Aynı zamanda hukuki uyuşmazlıkların önlenmesine katkı sağlayan, kişilere yol gösteren ve hak kayıplarının önüne geçen bağımsız bir hukuk uzmanıdır. Özellikle usul hukukunda yapılan küçük bir hata dahi davanın kaybedilmesine, hak düşürücü sürelerin kaçırılmasına veya telafisi güç zararların doğmasına neden olabilmektedir. Bu noktada avukat, hukuki bilgi ve tecrübesiyle sürecin doğru şekilde yürütülmesini sağlamaktadır.
Nitekim dava şartları, kesin süreler, delil sunma yükümlülüğü, istinaf ve temyiz süreçleri gibi teknik konular çoğu zaman hukuk eğitimi olmayan kişiler açısından karmaşık ve anlaşılması güç olabilmektedir. Örneğin gider avansı ile delil avansı arasındaki farkın bilinmemesi dahi davanın usulden reddedilmesi veya önemli bir delilden vazgeçilmiş sayılması sonucunu doğurabilmektedir. Avukat, bu tür usulî riskleri önceden öngörerek müvekkilinin hak kaybına uğramasını engellemektedir.
Bunun yanında avukatın görevi yalnızca mahkeme aşamasıyla sınırlı değildir. Sözleşmelerin hazırlanması, icra takiplerinin yürütülmesi, şirket işlemleri, miras ve taşınmaz işlemleri gibi birçok alanda hukuki danışmanlık sunarak uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engelleyebilmektedir. Böylece avukatlık hizmeti, yalnızca mevcut sorunların çözümüne değil; aynı zamanda gelecekte doğabilecek hukuki risklerin önlenmesine de hizmet etmektedir.
Savunma hakkı ise adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Avukatlar, bağımsız savunmayı temsil ederek yargının kurucu unsurlarından biri olarak görev yapmaktadır. Bu yönüyle avukatlık mesleği yalnızca bireysel menfaatlerin korunmasına değil, aynı zamanda adaletin gerçekleşmesine ve hukuk düzeninin korunmasına da katkı sağlamaktadır.
Sonuç olarak avukat desteği, kişilerin haklarını etkin şekilde kullanabilmeleri, usulî hatalardan kaynaklanabilecek hak kayıplarının önlenmesi ve adil yargılanma hakkının sağlıklı şekilde gerçekleşebilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle teknik ve karmaşık hukuki uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki yardım alınması, hak arama özgürlüğünün etkin şekilde kullanılmasının en önemli güvencelerinden biridir.


Yorumlar