SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILDIM, HAKLARIM NELERDİR? HİZMET TESPİT DAVASI
- Av.Yıldırım YILDIRIM

- 18 Haz
- 101 dakikada okunur
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILDIM, HAKLARIM NELERDİR? HİZMET TESPİT DAVASI, İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ, İŞVERENİN BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ, SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR?, İDARİ ŞİKAYET YOLU, HİZMET TESPİT DAVASI NEDİR?, HİZMET TESPİT DAVALARINDA ARABULUCULUK ZORUNLU MU?, KURUMA BAŞVURU ZORUNLU MU?, HİZMET TESPİT DAVALARINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME, HİZMET TESPİT DAVALARINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDİR?, HİZMET TESPİT DAVALARINDA KESİNTİLİ ÇALIŞMA VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN BAŞLANGICI, HİZMET TESPİT DAVALARININ KAMU DÜZENİNDEN OLMASI NE ANLAMA GELİR?, HİZMET TESPİT DAVALARINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESEN BELGELER, SİGORTA MÜFETTİŞİNCE ÇALIŞMANIN TESPİTİ HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESER Mİ?, KİMLİK BELGESİNİN VERİLMİŞ OLMASI HİZMET TESPİT DAVASINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESER Mİ?, HİZMET TESPİT DAVALARINDA DELİLLER NELERDİR? MAHKEMENİN SOMUTLAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, HİZMET TESPİT DAVALARINDA İŞTEN ÇIKARILMA KORKUSU VE KORKUTMA İDDİASININ İSPATI, HİZMET TESPİT DAVALARINDA AVUKATIN ÖNEMİ, SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİNİN HAKLARI VE HİZMET TESPİT DAVASI
Kayıt dışı istihdam, çalışanların sosyal güvenlik haklarını ciddi şekilde zedeleyen önemli sorunlardan biridir. Uygulamada birçok işçi, uzun süre çalışmasına rağmen sigortasının hiç yapılmadığını veya çalıştığı sürelerin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilmediğini ancak işten ayrıldıktan sonra fark etmektedir. Oysa işverenler, çalıştırdıkları işçileri yasal süresi içerisinde sigortalı olarak bildirmek ve primlerini eksiksiz şekilde yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde çalışanlar, sigortasız geçen çalışma sürelerinin tespit edilmesi amacıyla hizmet tespit davası açabilmektedir. Bu yazımızda sigortasız çalıştırılan işçilerin sahip olduğu hakları, hizmet tespit davasının şartlarını, dava sürecinde kullanılabilecek delilleri ve dikkat edilmesi gereken hususları ayrıntılı olarak ele alacağız.

Uygulamada hizmet tespit davası ile prime esas kazanç tespiti davasının sıkça birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Oysa bu iki dava türü, her ne kadar Sosyal Güvenlik Hukuku kapsamında SGK kayıtlarının düzeltilmesini amaçlasa da, konu ve sonuçları bakımından birbirinden tamamen farklıdır. Hizmet tespit davası işçinin sigortalı olarak çalıştığı sürelerin tespitine ilişkin olup çalışma süresini esas alırken; prime esas kazanç tespiti davası ise bildirilen ücretin gerçeğe uygun olup olmadığını inceleyerek prime esas kazancın düzeltilmesini hedefler. Bu nedenle her iki dava, farklı hukuki sonuçlar doğurduğu için ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bağımsız dava türleridir. Prime esas kazanç tespiti davası hakkındaki makalemizi okumak için "MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR, HAKLARIM NELERDİR? (PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI)" başlıklı yazımızı https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/maasim-dusuk-gosteriliyor-haklarim-nelerdir linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Ayrıca makalemizi okumadan önce detaylı bilgi için Av. Pınar SORAN'ın konu hakkındaki videosunu da izlemenizi öneririz.
İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ NEDİR?
İşe giriş bildirgesi, işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) verilmesi zorunlu olan ve bir işçinin sigortalı olarak çalışmaya başladığını bildiren resmi belgedir. Bu belge ile işçinin çalışma ilişkisi SGK sistemine kaydedilir ve sigortalılık süreci resmen başlatılmış olur.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca işveren, işçiyi çalıştırmaya başlamadan önce veya kanunda öngörülen istisnai hallerde belirlenen süreler içinde işe giriş bildirgesini kuruma iletmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, işçinin onayına bağlı olmayıp tamamen işverenin yasal sorumluluğundadır.
İşe giriş bildirgesinin SGK’ya zamanında ve doğru şekilde verilmesi, işçinin sosyal güvenlik hakları açısından büyük önem taşır. Çünkü emeklilik, sağlık hizmetlerinden yararlanma, iş kazası ve meslek hastalığı gibi birçok hak, sigortalılığın başladığı tarihe göre belirlenir. Bu nedenle işe giriş bildirgesinin hiç verilmemesi veya geç verilmesi, işçinin ciddi hak kayıpları yaşamasına neden olabilir.
Uygulamada bazı durumlarda işçilerin fiilen çalışmaya başlamasına rağmen SGK girişlerinin yapılmadığı ya da gerçeğe aykırı şekilde geç yapıldığı görülmektedir. Bu gibi hallerde işçiler, sigortasız geçen çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespit davası açma hakkına sahiptir.
İşe giriş bildirgesi, yalnızca bir bildirim işlemi olmayıp aynı zamanda işçinin sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesini sağlayan temel hukuki adımdır.
ÇALIŞANIN İŞE BAŞLADIĞI İŞVEREN TARAFINDAN SGK'YA BİLDİRİLMESİ ZORUNLUDUR
İşverenler, çalıştırdıkları işçileri Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirmek ve sigorta girişlerini yasal süresi içerisinde yapmakla yükümlüdür. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu "Sigortalı bildirimi ve tescili" konu başlıklı 8. Madde "MADDE 8- (Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/6 md.) İşverenler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılan kişileri, 7 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Ancak işveren tarafından sigortalı işe giriş bildirgesi;
a) İnşaat, balıkçılık ve tarım işyerlerinde işe başlatılacak sigortalılar için, en geç çalışmaya başlatıldığı gün,
b) Yabancı ülkelere sefer yapan ulaştırma araçlarına sefer esnasında alınarak çalıştırılanlar ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilecek işyerlerinde; ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde çalışmaya başlayan sigortalılar için, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç söz konusu bir aylık sürenin dolduğu tarihe kadar,
c) Kamu idarelerince istihdam edilen 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre işsizlik sigortasına tabi olmayan sözleşmeli personel ile kamu idarelerince yurt dışı görevde çalışmak üzere işe alınanların, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren bir ay içinde,
Kuruma verilmesi halinde, sigortalılık başlangıcından önce bildirilmiş sayılır.
Sigortalılar, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç bir ay içinde, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını Kuruma bildirirler. Ancak, sigortalının kendini bildirmemesi, sigortalı aleyhine delil teşkil etmez.
(Değişik üçüncü fıkra: 17/4/2008-5754/6 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendinde bulunanlar hariç olmak üzere diğer alt bentleri kapsamında sigortalı sayılan kişilerden köy ve mahalle muhtarları için seçildiklerine ilişkin mazbatalarını ilgili seçim kurulundan aldıkları tarihten, sigortalılıkları vergi mükellefiyetlerinin başladığı tarihten başlayan sigortalılar için vergi mükellefiyeti işleminin tesis tarihinden itibaren iki ayı geçmemek üzere ilgili vergi dairesince vergi mükellefinin işe başlama işlemlerinin tekemmül ettirildiği tarihten ve diğerleri için 7 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıcından; (4) numaralı alt bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için ise kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt tarihinden itibaren kendi mevzuatına göre kayıt veya tescili yapan ilgili kurum, kuruluş ve birlikler, vergi daireleri ve Esnaf ve Sanatkâr Sicil Müdürlüğü sigortalı işe giriş bildirgesi düzenleyerek Kuruma vermekle yükümlüdür. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde sayılanların bildirimleri en geç 15 gün, (4) numaralı alt bendinde sayılanların bildirimleri ise en geç bir ay içinde yapılır. Ayrıca 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendinde sayılanların kendileri tarafından da sigortalılık bildirimleri yapılabilir. 4 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenlerin ise çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç bir ay içinde tescil eden kuruluş tarafından Kuruma bildirilmesi zorunludur. Kurum bu bildirimlerden itibaren bir ay içinde tescili yapılan kişilere, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başladığını bildirir.[21]
(Mülga dördüncü fıkra: 17/4/2008-5754/6 md.)
(Değişik beşinci fıkra: 17/4/2008-5754/6 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılan kişileri çalıştıracak işverenler, bu kapsamda ilk defa veya tekrar çalıştırmaya başlattıkları kişileri, 7 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıcından itibaren, onbeş gün içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdürler. Aynı kamu idaresinin farklı birimleri arasındaki naklen tayin ve görevlendirmelerde bildirim yapılmaz.
(Mülga altıncı fıkra: 17/4/2008-5754/6 md.)
Kamu idareleri ile bankalar, Kurumca sağlanacak elektronik altyapıdan yararlanmak suretiyle, Kurumca belirlenecek işlemlerde, işlem yaptığı kişilerin sigortalılık bakımından tescilli olup olmadığını kontrol etmek ve sigortasız olduğunu tespit ettiği kişileri, Kuruma bildirmekle yükümlüdürler.
Bu maddenin ikinci ve beşinci fıkraları hariç olmak üzere, diğer fıkralarında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen ilgililer hakkında, 102 nci madde hükümlerine göre idarî para cezası uygulanır.
Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" uyarınca bir işçinin sigortalılığı, fiilen çalışmaya başlamasında, çalışanın meslek koluna göre kanun sigorta başlangıcı olarak en geç olacak şekilde farklı tarihler düzenlemiştir.
1. Genel Kural (Tüm 4/1-a Kapsamındaki İşçiler)
İşveren, işçiyi çalışmaya başlamadan önce SGK’ya bildirmek zorundadır.
Yani kural olarak sigorta girişi işe başlamadan önce yapılmalıdır.
2. İnşaat, Tarım ve Balıkçılık İşleri
Sigortalı işe giriş bildirgesi en geç çalışmaya başlatıldığı gün SGK’ya verilmelidir.
(Aynı gün bildirim zorunludur.)
3. Yabancı Ülkelere Sefer Yapan Ulaştırma Araçlarında Çalışanlar
İşe başlatıldıkları tarihten itibaren,
en geç 1 ay içinde SGK bildirimi yapılabilir.
4. İlk Defa İş Yeri Açılan ve İlk Defa Sigortalı Çalıştırılan İşyerleri
İlk kez sigortalı çalıştırmaya başlanması halinde,
İşe başlayan işçi için bildirim süresi:
çalışmaya başlama tarihinden itibaren 1 ay içinde yapılabilir.
5. Kamu İdarelerinde Sözleşmeli Personel (İŞSİZLİK SİGORTASINA TABİ OLMAYANLAR)
İşe başlama tarihinden itibaren
en geç 1 ay içinde SGK bildirimi yapılır.
6. Yurtdışı Görevle Çalışan Kamu Personeli
İşe başlama tarihinden itibaren
1 ay içinde bildirim yapılır.
7. Muhtarlar (Seçimle Göreve Gelenler)
Mazbata tarihinden itibaren
en geç 2 ay içinde SGK bildirimi yapılır.
8. Vergi Mükellefiyeti ile Sigortalı Sayılanlar (BAĞ-KUR KAPSAMI)
Vergi kaydı başlangıcından itibaren
en geç 2 ay içinde bildirim yapılır.
9. Esnaf ve Sanatkârlar / Meslek Kuruluşuna Kayıtlı Olanlar
İlgili odaya/kuruma kayıt tarihinden itibaren
en geç 1 ay içinde SGK bildirimi yapılır.
10. Kamu Görevlileri (4/1-c Kapsamı)
İşe başlatılan kişiler için
en geç 15 gün içinde SGK bildirimi yapılır.
11. Köy ve Mahalle Muhtarları Dışındaki Diğer Özel Durumlar
Genel olarak ilgili kurum/kuruluşlar tarafından
en geç 1 ay içinde bildirim yapılır.
12. Kamu Kurumları ve Bankaların Kontrol Yükümlülüğü
Kamu idareleri ve bankalar,
Kişinin sigortalı olup olmadığını kontrol etmek,
Sigortasız çalışanları SGK’ya bildirmek zorundadır.
Kuruma verilmesi gereken sigortalı işe giriş bildirgesi ile kayıt altına alınmalıdır. Bu yükümlülük, işçinin talebine veya onayına bağlı olmayıp doğrudan işverenin sorumluluğundadır.
Sosyal güvenlik sisteminin temel amacı, çalışanların emeklilik, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanmasını sağlamaktır. Bu nedenle işverenin işçiyi sigortasız çalıştırması veya çalıştığı süreleri Kuruma eksik bildirmesi kanuna aykırıdır. İşçinin sigorta girişinin hiç yapılmaması ya da çalışmasının gerçeğe aykırı şekilde eksik bildirilmesi halinde, çalışanın sosyal güvenlik hakları zarar görmekte ve ileride emeklilik başta olmak üzere birçok hakkın kaybına neden olunmaktadır.
Bu sebeple işçilerin, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigorta girişlerinin yapılıp yapılmadığını ve çalışmalarının SGK kayıtlarına doğru şekilde yansıtılıp yansıtılmadığını kontrol etmeleri büyük önem taşımaktadır.
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR?
Bir işçinin sigortasız olarak çalıştırılması, sosyal güvenlik hukukuna aykırı olduğu gibi işçinin birçok temel hakkının da ihlal edilmesi anlamına gelir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca işveren, çalıştırdığı her işçiyi SGK’ya bildirmek ve sigorta primlerini eksiksiz şekilde yatırmak zorundadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde işçi, hem idari hem de hukuki yollarla haklarını talep edebilir.
Sigortasız çalıştırılan işçinin en temel hakkı, çalıştığı sürelerin resmi olarak tespit edilmesini talep etme hakkıdır. Bu kapsamda işçi, fiilen çalıştığı ancak SGK’ya bildirilmeyen sürelerin hizmet süresine eklenmesi için hizmet tespit davası açabilir. Böylece eksik veya hiç bildirilmeyen çalışma süreleri yargı kararıyla kayıt altına alınabilir.
Bunun yanında sigortasız çalıştırılan işçi, iş ilişkisinden doğan diğer işçilik alacaklarını da talep edebilir. Ücret, fazla mesai, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi haklar, iş sözleşmesinin varlığı halinde işçiye tanınan temel alacaklardır. Sigortasız çalışma, bu hakları ortadan kaldırmaz; aksine işverenin hukuka aykırı davranışı olarak değerlendirilir.
Ayrıca işçi, sigortasız çalıştırıldığını Sosyal Güvenlik Kurumu’na şikâyet edebilir ve denetim talep edebilir. SGK tarafından yapılacak inceleme sonucunda işyerinde kayıt dışı çalışma tespit edilirse işverene idari para cezası uygulanır ve eksik bildirimler tamamlanabilir.
Sigortasız çalıştırılan işçi açısından en önemli hukuki yol ise hizmet tespit davasıdır. Bu dava ile işçi, çalıştığı sürelerin mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlar ve bu sürelerin SGK kayıtlarına işlenmesini talep eder. Böylece emeklilik ve diğer sosyal güvenlik hakları bakımından kayıp yaşanmasının önüne geçilir.
Sonuç olarak sigortasız çalıştırılan işçi, hem SGK nezdinde hem de iş mahkemeleri aracılığıyla haklarını arayabilir ve geçmiş çalışma sürelerini yasal güvence altına alabilir.
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİNİN İDARİ ŞİKAYET YOLU
Sigortasız çalıştırılan işçilerin başvurabileceği ilk idari yollardan biri Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yapılacak şikâyettir. İşverenin işçiyi SGK’ya bildirmemesi veya eksik bildirmesi, sosyal güvenlik mevzuatına aykırılık oluşturur ve idari yaptırımları gerektirir.
İşçi, sigortasız çalıştırıldığını düşündüğü durumlarda SGK’ya doğrudan başvurarak işyerinin denetlenmesini talep edebilir. Bu başvuru; e-Devlet üzerinden, SGK müdürlüklerine dilekçe verilerek, CİMER aracılığıyla veya Alo 170 Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi üzerinden yapılabilmektedir. Özellikle Alo 170 hattı, işçilerin hızlı şekilde şikâyet oluşturabildiği ve yönlendirme alabildiği en pratik başvuru kanallarından biridir.
Yapılan şikâyet üzerine SGK denetim elemanları işyerinde inceleme başlatır ve fiili çalışma olup olmadığını araştırır. Denetim sürecinde tanık beyanları, bordro kayıtları, giriş-çıkış belgeleri ve işyeri kayıtları gibi unsurlar değerlendirilir. Yapılan inceleme sonucunda sigortasız çalıştırma tespit edilirse, işverene idari para cezası uygulanır ve eksik bildirilen sürelerin SGK kayıtlarına eklenmesi gündeme gelir.
Bununla birlikte yalnızca SGK’ya yapılan şikâyet her zaman tüm çalışma sürelerinin eksiksiz şekilde tespit edilmesini sağlamayabilir. Uygulamada bazı durumlarda geriye dönük tüm çalışmaların kayıt altına alınması için ayrıca yargı yoluna başvurulması gerekebilir. Bu nedenle idari şikâyet yolu, çoğu zaman hizmet tespit davası ile birlikte değerlendirilen tamamlayıcı bir başvuru yoludur.
İşçinin SGK’ya veya Alo 170 hattına başvuruda bulunması, hem resmi bir kayıt oluşturur hem de ileride açılacak davalarda önemli bir delil niteliği taşır. Bu nedenle sigortasız çalıştırıldığını düşünen işçilerin vakit kaybetmeden bu başvuru yollarına yönelmesi büyük önem arz eder.
Sonuç olarak idari şikâyet yolu, sigortasız çalışmanın tespiti açısından hızlı bir denetim mekanizması sağlarken, kesin ve bağlayıcı sonuçlar için çoğu durumda yargı süreci ile desteklenmesi gereken bir süreçtir.
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILDIM, HAKLARIM NELERDİR? HİZMET TESPİT DAVASI NEDİR?
Sigortasız çalıştırılan veya çalışma süreleri SGK’ya eksik bildirilen işçiler, bu sürelerin tespit edilmesi için iş mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir. Uygulamada bu dava, “hizmet tespit davası” olarak adlandırılmaktadır ve işçinin fiilen çalıştığı halde SGK kayıtlarına yansımayan sürelerin hukuken tespit edilmesini amaçlar.
Hizmet tespit davası, işçinin çalışmasının geçtiği işyerinin bulunduğu yer iş mahkemesinde açılır. Dava açılmadan önce SGK’ya başvuru yapılması zorunlu olmamakla birlikte, idari başvurular (örneğin SGK şikâyeti veya Alo 170 bildirimi) delil niteliği taşıyabileceği için uygulamada sıklıkla kullanılmaktadır.
Dava açılırken işçinin, çalıştığını ispat edebilecek her türlü delili sunması önemlidir. Tanık beyanları, ücret bordroları, işyeri giriş-çıkış kayıtları, yazışmalar, banka ödemeleri ve fiili çalışma ilişkisini gösteren diğer belgeler mahkeme tarafından değerlendirilir. Özellikle tanık delili, hizmet tespit davalarında en yaygın kullanılan ispat araçlarından biridir.
Hizmet tespit davası, belirli bir süreye tabidir. Bu nedenle gecikmeden hukuki sürecin başlatılması büyük önem taşır. Aksi halde bazı çalışma dönemleri için dava açma hakkı kaybedilebilir.
Dava sonucunda mahkeme, işçinin ilgili işyerinde çalıştığını tespit ederse bu karar SGK’ya bildirilir ve sigortasız geçen süreler hizmet dökümüne eklenir. Böylece işçinin emeklilik, kıdem ve diğer sosyal güvenlik hakları korunmuş olur.
Hizmet tespit davası, işçinin fiilen çalıştığı halde Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi nedeniyle, bu çalışma sürelerinin yargı kararıyla tespit edilmesini sağlayan ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında "Prim belgeleri ve işyeri kayıtları" başlıklı 86. Maddenin 8. Fıkrasında "Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır." aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların açabileceği bir dava türüdür.
Bu dava, sigortalılık başlangıcının, çalışma sürelerinin ve SGK kayıtlarının gerçeğe uygun hale getirilmesini amaçlar. Kamu düzenine ilişkin nitelikte olması sebebiyle mahkeme, yalnızca tarafların sunduğu delillerle bağlı olmayıp resen araştırma ilkesi çerçevesinde tüm delilleri değerlendirir. Hizmet tespit davası, işçinin sosyal güvenlik haklarının korunması, emeklilik sürelerinin doğru hesaplanması ve sigortalılık hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik öneme sahip olup, belirli hak düşürücü sürelere tabi olarak iş mahkemelerinde görülür.
Sonuç olarak hizmet tespit davası, sigortasız çalıştırılan işçilerin en önemli hukuki güvencelerinden biridir ve işçinin geçmiş çalışma sürelerini resmi olarak kayıt altına almasını sağlar.
HİZMET TESPİT DAVALARINDA ARABULUCULUK ZORUNLU MU?
Hizmet tespit davalarında arabuluculuk, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir. Özellikle iş davalarında arabuluculuk şartı birçok uyuşmazlık için dava açılmadan önce zorunlu bir aşama haline gelmiştir. Ancak hizmet tespit davaları bu kuralın önemli bir istisnasını oluşturmaktadır.
Hizmet tespit davaları, işçinin sigortasız çalıştığı sürelerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına geçirilmesini amaçlayan davalardır. Bu davalar doğrudan kamu düzenine ilişkin olup, sadece işçi ile işveren arasındaki bireysel bir alacak-verecek uyuşmazlığı niteliği taşımaz. Bu nedenle hizmet tespit davaları, arabuluculuk şartına tabi değildir.
Başka bir ifadeyle, işçi sigortasız çalıştırıldığını iddia ediyorsa ve bu çalışma sürelerinin tespitini talep ediyorsa, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunda değildir. İş mahkemesinde doğrudan dava açılabilir ve mahkeme süreci başlatılabilir.
Bununla birlikte hizmet tespit davası ile birlikte aynı dosyada kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya fazla mesai gibi işçilik alacakları da talep ediliyorsa, bu durumda alacaklara ilişkin kısım için arabuluculuk şartı gündeme gelebilir. Ancak hizmet tespiti yönünden dava, arabuluculuk sürecine tabi değildir ve doğrudan ileri sürülebilir.
Yargı uygulamasında da hizmet tespit davalarının kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle, bu davaların arabuluculuk dava şartı kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak hizmet tespit davaları için arabuluculuk zorunlu değildir ve işçiler bu davayı doğrudan iş mahkemesinde açabilirler. Bu durum, sigortasız çalıştırılan işçilerin haklarına daha hızlı erişebilmesi açısından önemli bir hukuki kolaylık sağlamaktadır.
HİZMET TESPİTİ DAVASI AÇMADAN ÖNCE SGK’YA BAŞVURU ZORUNLU MU?
Hizmet tespit davası, işçinin sigortasız çalıştırıldığı veya SGK’ya eksik bildirilen çalışma sürelerinin mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan önemli bir iş hukuku davasıdır. Uygulamada en çok merak edilen konulardan biri ise sigortasız çalıştırıldım, haklarım nelerdir? Hizmet tespit davası konusu içerisinde bu davayı açmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvuru yapmanın zorunlu olup olmadığıdır.
Genel kural olarak hizmet tespit davası açmadan önce SGK’ya başvuru yapılması zorunlu bir dava şartı değildir. Yani işçi, doğrudan iş mahkemesinde dava açabilir ve SGK’ya önceden başvurmadan da yargı yoluna gidebilir. Bu yönüyle hizmet tespit davası, bazı iş uyuşmazlıklarından farklı bir usul yapısına sahiptir.
Ancak uygulamada SGK’ya başvuru yapılması, tamamen gereksiz bir işlem olarak da değerlendirilmemelidir. Çünkü SGK’ya yapılan başvurular ve şikâyetler, ileride açılacak hizmet tespit davasında önemli bir delil niteliği taşıyabilir. Özellikle Alo 170 hattı, CİMER başvuruları veya yazılı SGK şikâyetleri, işçinin çalışma iddiasını destekleyen resmi kayıtlar arasında yer alır.
Bunun yanında SGK’nın yapacağı denetimler veya incelemeler sonucunda düzenlenen tutanaklar da davaya güçlü delil oluşturabilir. Bu nedenle her ne kadar SGK başvurusu dava şartı olmasa da, ispat gücü açısından sürece katkı sağlayan önemli bir aşamadır.
Öte yandan hizmet tespit davalarında dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri hak düşürücü süredir. SGK’ya başvuru yapılması bu süreyi durdurmaz veya kesmez. Bu nedenle yalnızca idari başvuru yapılmış olması, dava açma süresini korumaya yetmez.
Sonuç olarak hizmet tespit davası açmadan önce SGK’ya başvuru yapmak zorunlu değildir; ancak delil oluşturması ve sürecin güçlendirilmesi açısından oldukça faydalıdır. İşçilerin hak kaybı yaşamamaları için hem idari başvuru yollarını hem de doğrudan dava açma imkanını birlikte değerlendirmeleri gerekir.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/688 E., 2022/1480 K.
FER'Î MÜDAHİL : ... Başkanlığı vekili Avukat ...DAVA TARİHİ : 20.04.2015
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çumra Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2015/163 E., 2019/568 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili, müvekkili ...'nın 10.04.1984 tarihinde ... Köyü ... işyeri sicil numaralı Tüzel Kişiliğinde köy bekçisi olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin 1994 yılına kadar aralıksız çalışıp bu tarihte görevine son verildiğini, müvekkilinin 1984-1985 yıllarında 4 aylık hizmetinin SGK kayıtlarında gözükmediğini, müvekkilinin 10.04.1984-04.01.1994 tarihleri arasında aralıksız çalışmasına rağmen bu çalışmaların SGK'ya eksik sunulduğunu, müvekkilinin çalışmış olduğunun tanıklar ve o dönemdeki muhtar ve aza olarak görev yapan kişilerin anlatımıyla ortaya çıkacağını, müvekkiline 07.15.1989 tarihli Köy Masraf Senedi ve İta Emri başlıklı köy muhtarı imzalı belgeden müvekkiline köy muhtarlığınca 1989 yılına ait koruma ücreti ödendiğini, 01.06.1991 tarihli Köy Masraf Senedi ve İta Emri başlıklı köy muhtarı ve azası imzalı belgeden müvekkile 1991 yılına ait köy bekçisi ücreti ödendiğini, 04.01.1994 tarihli Köy Masraf Senedi ve İta Emri başlıklı köy muhtarı ve azası imzalı belgeden yine müvekkiline ücret ödemesi yapıldığını, ve bu sürelerde davalı işveren bünyesinde müvekkilinin aralıksız çalıştığının anlaşıldığını, buna ilişkin belgelerin dilekçe ekinde sunduklarını, ... Tüzel Kişiliğinin, Çumra Belediye Başkanlığına katıldığından, tüzel kişiliği sona ermiş olması sebebiyle iş bu dava Çumra Belediye Başkanlığına yöneltildiğini, açılan davanın SGK'ya resen ihbar edilmesi gerektiğinden, iş bu davaya SGK'nın feri müdahil olarak ihbar edilmesini talep ettiklerini, işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vb. Gibi belgelerden biririr kuruma verilmesi işverence sigortalılık hizmetlerinin eksik bildirilmiş olması hallerinde hak düşürücü sürenin işlemediğinin kabul edildiği, davacının sigortalı çalışmalarının kuruma kısmen bildirdiği hallerde eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini, mahkemece işin esasına girilerek, çalışma iddiasının gerçek ve fiili olup olmadığı üzerinde durularak uyuşmazlık konusu dönemi kapsayacak şekilde dönem bordrolarının getirtilip bordro tanıklarını resen tespit edip dinlenmesi, gerekli görülmesi halinde kurumdan sorulmak suretiyle veya zabıta araştırmasıyla uyuzmazlık konusu dönemi kapsayacak şkeilde tespit edilecek komşu işyerlerinin işverenleri veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarının beyanlarına başvurulurak, komşu işyeri tanıklarının çalışma süresini tereddütsüz belirlemek amacıyla gerekirse hizmet döküm cetvellerini getirtmek, davacının çalışması kesintisiz yani blok alışma niteliğindeyse hak düşürücü sürenin oluşmayacağı hususunda dikkate alınarak davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle araştırma genişletilerek değerlendirilmesinin gerektiği, müvekkilinin işe giriş bildirgesi 1984-1985 yıllarına ilişkin dört aylık sigorta primleri bordrosu vb belgeler davalı işverence kuruma verildiği, ancak tüm hizmetlere ilişkin bildirimlerin SGK ya yapıldığı, bu sebeple hak düşürücü süreden bahsediemeyeceğini, dosyada mevcut belgelerle müvekkilinin 1984-1994 yılları arasında davalı işveren bünyesinde aralıksız çalıştığının ortaya çıkacağının, açıklanan tüm sebeplerle müvekkilinin 10.04.1984 tarihinden 04.01.1984 tarihine kadar geçen süre içinde ... işyeri nolu 6360 sayılı kanunla davalı Çumra Belediye Başkanlığına katılan ... Köyü Tüzel Kişiliğinde çalıştığının ve bu tarihler arasında aralıksız olarak SGK kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilerek, buna ilişkin SGK kayıtların düzeltilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ettikleri görülmektedir.
II.CEVAP
Feri müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu, yetki mahkemenin ... olduğunu, davanın yetkisizlik yönüyle reddini talep ettiklerini, tespit davalarında zaman aşımı süresinin 5 yıl olduğunu, davacının 10.04.1984-04.01.1994 tarihlerine ilişkin hizmet tespiti davası açtığını, davacının bu talebinin zaman aşımına uğradığını, davacının sunmuş olduğu belgelerin zaman aşımını kesen belgeler olmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, müvekkili kurumun yapmış olduğu işlemlerin hukuka ve usulü uygun olduğunu, bu tür davaların kamu düzenini ilgilendiren davalar olduğunu, davacının çalıştığı iddia edilen dönemlere ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği, ya da kurumca tespit edilip edilmediği, iddia edilen dönemde iş yerinin gerçekte var olup olmadığı, 506-5510 sayılı yasa kapsamında olup olmadığı, çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğunun araştırılmasının gerektiği, çalışma saptandığında, çalışmanın hizmet akdi niteliğinde olup olmadığının, sigortalı çalışma olup olmadığı konusunun araştırılmasının gerektiği, davanın açılmasında bir kusurları bulunmadığından vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesini, açıklanan tüm nedenlerle her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Davalı Çumra Belediyesi vekilinin cevap dilekçesini sunmak üzere süre talep ettiği, ancak cevap dilekçesi sunmamış olduğu, süre uzatım dilekçesinde davanın reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. görülmektedir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
Uyuşmazlık hizmet tespitine ilişkindir. Dosya arasına alınan ve davacıya ödeme yapıldığına dair " köy masraf senedi ve ita emri " başlıklı belgeler, ... Köyü Muhtarlığından kuruma yapılan ancak davacının sigortalı hesap cetvelinde yer almayan bildirimlerin, adı geçen köyde benzer soyadına sahip başka bir kimse olmadığı ve dinlenen tanık beyanlarına göre bildirimin yapıldığı tarihlerde davacının köyde çalışmasının bulunduğu anlaşılmakla davacıya ait olduğunun ancak bazı bilgiler eksik ya da yanlış olduğundan davacının sigortalı hesap cetvelinde yer almadığı, davacı tanıkları ve kamu tanığı olarak dinlenen diğer tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının talebe konu yıllar arasında kesintisiz bir çalışmasının bulunmadığı, 1984 yılından itibaren bir süre köy bekçiliği yaptığı ancak bu durumun sürekli bir çalışma şeklinde devam etmediği, iş olduğunda yevmiye usulü çağırıldığı, bazen de 3-4 ay kır bekçiliği yaptığı, bu haliyle köyün bir kısım işlerini ayrı ayrı zamanlarda yaptığı anlaşılmış olup, bahse konu işe giriş bildirgesi, bazı tarihlere ait ödeme belgeleri de göz önünde bulundurulduğunda, davacının işe giriş bildirgesinin kuruma verilmesi nedeniyle hak düşürücü sürenin somut olayda işlemeyeceği, ayrıca hizmet tespitine ilişkin taleplerde dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru şartının bulunmadığı anlaşılmakla; 1984/1 döneminde 21 gün, 1984/2 döneminde 120 gün, 1984/3 döneminde 120 gün, 1985/1 döneminde 30 gün, 1985 yılı 5 ayında 9 gün, 1989 yılı 5 ayında 15 gün, 1991 yılı 5 ayında 9 gün, 1994 yılı 1 ayında 4 gün olmak üzere toplam 328 gün hizmetinin eksik bildirildiği vicdani kanaatine varıldığı gerekçesiyle,Davanın kısmen kabulüne;1984/1 döneminde 21 gün, 1984/2 döneminde 120 gün, 1984/3 döneminde 120 gün, 1985/1 döneminde 30 gün, 1985 yılı 5 ayında 9 gün, 1989 yılı 5 ayında 15 gün, 1991 yılı 5 ayında 9 gün, 1994 yılı 1 ayında 4 gün olmak üzere toplam 328 gün hizmetinin eksik bildirildiğine ve bu sürelerde çalıştığının tespitine, 29.07.2019 tarihli bilirkişi raporun kararın ekinden sayılmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile fer'i müdahil vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
1.Davalı Vekilinin İstinaf Sebepleri
Davalı Çumra Belediyesi vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekirken kısmi kabul yönünde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 506 sayılı Yasa'nın 79/8 maddesinde sigortalının hizmet tespit davalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonunda başlayarak 5 yıl içerisinde açmaları gerektiğinin öngörüldüğü, hizmetlerin geçtiği iddia edilen dönemlerdeki meri kanun uyarınca 5 yıllık dava açma süresi kabul edilmişken 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı kanunla bu sürenin 10 yıla çıkarıldığı, her iki kanun yürürlükte olduğu dönemlere göre incelendiğinde davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, yerleşik Yargıtay kararları uyarınca köy bekçisi olarak hizmet tespiti yönünde karar verilebilmesi için köy karar defterinde davacının bekçi seçildiğine dair kararın bulunması gerektiği, davacının çalışmasının kuşklu ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konmadığı, dönemin muhtar ve azaları dinlenmeli, köy defterinde bekçi alımıyla ilgili karar alınmış mı alınmamış mı bu hususun araştırılması ve hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde delillerin değerlendirilip sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle, yerel mahkemece verilen kararda aleyhlerine olan hususların kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
2.Feri müdahil Vekilinin İstinaf Sebepleri
Fer'i müdahil SGK vekili istinaf dilekçesinde özetle; sigortalıların, sigortalı çalışmaya başladıkları tarihten itibaren Kuruma çalışmaya başladıklarını bildirmek zorunda olduğu, sigortalının bu görevini yerine getirmediği ve Kurumu bilgilendirmediği, kurum işlemlerinin yazılı mevzuat hükümleri gereği yapıldığı, hukuka ya da yasaya aykırı işlem bulunmadığı, davacının tespitini istediği dönem ile ilgili olarak müvekkil kurumun bir kamu kurumu olması nedeniyle nezdindeki belgelerin resmi nitelikte iken “hizmet verildiği” gerekçesi ile itibar edilerek, davanın karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulmasının ve hizmet tespit edilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı olduğu, davacının fiili çalışmasının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konmadığı, davanın açılmasına kurum sebebiyet vermediğinden yargılama giderleri ile vekalet ücretinin kurumun aleyhine hükmedilmeyeceği, dava açılış tarihi itibarı ile fer'i müdahil değil davalı taraf olduklarını, kurum lehine vekalet ücreti hükmedilmemesi ve yerel mahkeme kararının kurum lehine kaldırılması gerektiği gerekçeleriyle, yerel mahkemece verilen kararın kurum lehine kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuşlardır.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesi,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2022/14425 E. , 2023/137 K.)
HİZMET TESPİT DAVALARINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME
Hizmet tespit davalarında görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi ve yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından büyük önem taşır. Bu davalar, işçinin sigortasız çalıştığı veya çalışma sürelerinin SGK’ya eksik bildirildiği iddiasına dayanan iş hukuku uyuşmazlıklarıdır.
Hizmet tespit davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, İş Mahkemesi sıfatıyla hizmet tespit davasına bakmaktadır. Bu nedenle dava, öncelikle iş yargısı kapsamında değerlendirilir ve iş mahkemesi sıfatıyla görülür.
Yetkili mahkeme bakımından ise davalının yerleşim yeri ve işin görüldüğü yer esas alınır. Buna göre hizmet tespit davalarında yetkili mahkeme, davalının yani işverenin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ya da işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Bu iki yer mahkemesinden herhangi birinde dava açılması mümkündür.
Uygulamada işçinin fiilen çalıştığı yer ile işverenin yerleşim yeri farklı şehirlerde olabilmektedir. Bu durumda yetki kuralları, işçiye dava açma konusunda seçimlik bir imkân tanımaktadır. Ancak davanın doğru mahkemede açılması, sürecin uzamaması ve usul işlemlerinin sağlıklı yürütülmesi açısından önemlidir.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleri olup, bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaktadır. Yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri veya işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir.
"5.6100 sayılı Kanun'un “Yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19 uncu maddesi şöyledir:
“(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.
(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.
(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” (5. Hukuk Dairesi 2025/9577 E. , 2025/16398 K.)
"Eldeki dava; açıklanan 5510 sayılı Kanun kapsamında hizmet tespiti davası olup, görevli Mahkeme İş Mahkemeleridir (5510 s. Kanun m.101 ve m.86/9). İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise asliye hukuk mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla görevli bulunur. İlk derece mahkemesinin yargı yolunu bakımından idari mahkemelerinin görevli olduğu değerlendirmesi hatalıdır. İlk derece mahkemesi tarafından, davanın esasına girilerek 5510 sayılı Kanun kapsamında deliller toplanarak hizmet tespitine yönelik tüm çalışmaların tereddütsüz bir şekilde ortaya koyularak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Kabule göre de yargı yolu yanlışlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken gönderme kararı verilmesi hatalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir." 10. Hukuk Dairesi 2024/8339 E. , 2024/13099 K.)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/179 Esas, 2024/247 Karar
I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR
A. .. 37. İş Mahkemesinin 14.05.2024 Tarihli ve 2024/57 Esas, 2024/94 Karar Sayılı Kararı
Somut olayda davacının çalıştığını iddia ettiği yerin ve davalının adresinin Mersin olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
B. Mersin 6. İş Mahkemesinin 31.07.2024 Tarihli ve 2024/179 Esas, 2024/247 Karar Sayılı Kararı
Somut olayda, davanın hizmet tespit davası olduğu, kesin yetki kuralının bulunmadığı, davanın tarafı olan davalı şirket tarafından süresinde cevap dilekçesi sunularak yetki ilk itirazında bulunulmadığı, davada taraf olmayan feri müdahil konumunda olan Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından yetki itirazında bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
II. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan İlk Derece Mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Kanunu’nun 21... nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir.
2. 7036 sayılı Kanun’un “Yetki” başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:" İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. ”
3. 6100 sayılı Kanun’un “Genel yetkili mahkeme” başlıklı 6 ıncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.”
4. 6100 sayılı Kanun'un “Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki” başlıklı 14 üncü maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.”
5.6100 sayılı Kanun'un “Yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19 uncu maddesi şöyledir:“(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.”
C. Değerlendirme
1. Dosya kapsamından, uyuşmazlığın hizmet tespiti istemine ilişkin olduğu, dava dilekçesi ve dosya kapsamından kesin yetkinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
2. Hizmet tespiti istemine ilişkin davalarda yetki konusunda özel bir düzenleme bulunmadığına göre, yetkili mahkeme birinci olarak 7036 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince işin (hizmetin) yapıldığı yer mahkemesi, ikincisi, yine 7036 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi ile genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince işverenin (davalının) ikametgahı mahkemesi, üçüncüsü genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince Sosyal Güvenlik Kurumu'nun merkezi bulunduğundan Ankara Mahkemeleri, dördüncüsü ise 6100 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi gereğince hizmetin geçtiği yerin bağlı olduğu Sosyal Güvenlik Kurumu şubesinin bulunduğu yer mahkemesidir.
3. Bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer.
4. 7036 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası "Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.” düzenlenmesini içermektedir. Söz konusu madde ile hizmet tespit davalarının Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar edilmesi mecburiyeti getirilmek suretiyle Kurumun yasal hasım olarak gösterilmesi yerine, işveren yanında feri müdahil olarak katılması öngörülmüş ve bu arada taraf olmaktan çıkartılarak hükmün infazında görevli olarak, kendine özgü bir statü ile yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi ondan bağımsız olarak kanun yoluna başvurabilmesi mümkün kılınmıştır. Ne var ki, anılan yasal düzenleme ile Sosyal Güvenlik Kurumu, taraf olmaktan çıkartıldığı için, bir davanın taraflarının bu sıfatla yapabileceği usuli işlemlerden olan yetkisizlik itirazında bulunabilme hakkının varlığını söylemeye olanak yoktur.
5. Somut olayda, feri müdahil konumunda olan Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin yetki itirazında bulunduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın davanın ilk açıldığı Bakırköy 37. İş Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.
III. KARAR
Açıklanan sebeplerle;6100 sayılı Kanun’un 21... nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Bakırköy 37. İş Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,08.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. (5. Hukuk Dairesi 2025/9577 E. , 2025/16398 K.)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/53 E., 2020/127 K.KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/16 E., 2019/766 K.
Taraflar arasında ilk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 06.03.2012-19.11.2014 tarihleri arasında kalan dönem bakımından, davalı iş yerinde geçen çalışmalarının 5953 sayılı Basın-İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı ... Turizm Basım Yayın Reklam Dağıtım Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince feri müdahil ve davalı vekillerinin başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil SGK vekili ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile; dava dilekçesinde ayrıntılı beyanda bulunarak, müvekkilinin 06.03.2012-19.11.2014 tarihleri arasında davalı ... Turizm Basım Yayıncılık Reklamcılık Dağıtım Tic. Ltd. Şti. kuruluşu olan Önce Vatan ulusal günlük gazetesinde işe başladığını, 19.11.2014 tarihine kadar söz konusu gazetenin Van Temsilcisi olarak kesintisiz bir şekilde çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı süre boyunca sürekli olarak davalı gazeteye haber geçtiğini, müvekkiline hiçbir haklı gerekçe gösterilmeden haksız bir şekilde iş akdinin feshedildiğini bu nedenle söz konusu tarihler arasındaki kesintisiz olarak Basın İş Kanunu kapsamında hizmetlerinin tespitine, fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL kıdem tazminatı, 100,00 TL ihbar tazminatı, 100,00 TL yıllık izin ücreti, 100,00 TL ücret alacağı, 100,00 TL fazla mesai ücreti, 100,00 TL resmi ve dini bayram tatili ücreti, 100,00 TL hafta sonu tatil ücreti olmak üzere toplam; 700,00 TL'nin 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin tanzimi hakkında kanun hükümleri uyarınca; normal çalışma ücretinin % 50 fazlası olarak hesaplanarak ve ödenmesi gereken günü geçecek her gün için % 5 fazla ödeme ile birlikte iş akdinin fesih tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteleselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.II. CEVAP
1.Fer'i Müdahil SGK Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde ayrıntılı beyanda bulunarak, davada 5510 sayılı Kanun'un 97 nci maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının müvekkil kurum SGK aleyhine hizmet tespiti davası ile birlikte işçi alacağı davası açmasının hukuka aykırı olduğunu, davanın haksız yere ikame edildiğini, usul ve yasalara açıkça aykırı davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde ayrıntılı beyanda bulunarak, müvekkil şirketin adresinin Van olmaması sebebiyle yetki itirazında bulunduğunu, müvekkili şirketin yayınladığı gazetenin Marmara Bölgesinde yayınlanan bir gazete olduğunu, müvekkil şirket yetkililerinin davacıya inanarak yardım amaçlı olarak kendisine 06.03.2012 tarihli yazıyı verdiklerini, davacının kendi adına ve hesabına çalışan biri olduğunu, davacının internet haber sitesini işlettiğini ve kendi haberlerine de o sitede yer verdiğini, müvekkil şirket ile herhangi bir iş sözleşmesinin bulunmadığını, müvekkil şirketin Van'da bir işyerinin bulunmadığını belirterek davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece Mahkemesince, "....Dosya kapsamı, getirtilen kayıtlar, taraf beyanları, dinlenen taraf, bordro tanıklarının beyanları, alınan bilirkişi raporlarına göre davacının davalı şirketin yayınladığı Önce Vatan Gazetesi için haber yaptığı, davacının faaliyetinin 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçtiği anlaşılmış olup, dosyaya sunulan banka kayıtları ile bordro tanıklarından ...'ın dolaylı beyanına göre, davacıya davalı şirketçe çalışmalarının karşılığı ücret ödendiği sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan davacının yaptığı işin gazetecilik faaliyeti olması sebebiyle, faaliyetinin haber kaynağına göre değiştiği, buna göre davacının çalışmalarının bir mekan ve zamanla sınırlandırılamayacağı, benzer şekilde Van İş Mahkemesinin 2009/139 E.-2012/405 K. sayılı ilamı ile muhabirlik faaliyeti bakımından hizmetinin tespitine karar verildiği, anılan dosyanın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/17204-2012/22013 E/K sayı ve 04.12.2012 günlü kararı ile Onanmasına karar verilerek kesinleştiği, tüm bunlara göre taraflar arasında hizmet alım sözleşmesinin kurulması için gerekli olan bağımlılık ve zaman unsurlarının da gerçekleştiği ve taraflar arasında hizmet sözleşmesinin kurulmuş olduğu kanaatine varılmıştır.Taraflar arasında hizmet sözleşmesinin kurulmuş olduğu kabulüne göre de taraf beyanları, dinlenen taraf, bordro tanıklarının beyanları, dosyaya sunulan haber belgeleri, Valilik yazısı ile bilirkişi raporları bir arada değerlendirildiğinde; davacının talep ettiği sürelere ilişkin hizmetinin tespitine engel bir durumun bulunmadığı da nazara alınrak davacının davalıya ait işyerinde 06.03.2012 ila 19.11.2014 tarihleri arasında çalımasının bulunduğu, buna göre davacının mahkememizce hükme esas alınan 29.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda hesap edildiği üzere tespit olunan 973 gün hizmet akdine ve eylemli çalışmaya dayanarak davalı iş yerinde 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalıştığının ve bu sürelerin SGK'ya bildirilmediği anlaşılmakla SGK kayıtlarına yansıtılmayan bu hizmet sürelerinin kabulüne, davacının davalı ... Tur. Bas. Yay. Reklam Dağ. Tic. Ltd. Şti.'ye bağlı olarak 06.03.2012 ila 19.11.2014 tarihleri arasında olmak üzere toplam 973 gün çalıştığının ve kuruma bildirilmeyen gün sayısı olduğunun tespitine, dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile fer'i müdahil SGK vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı işveren vekili özetle, sigortasız çalışma iddiasının ispatlanamadığını, davacının çalışmalarının fikir ve sanat eseri olarak değerlendirilemeyeceğinden basın iş kanunu kapsamında bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Feri müdahil SGK vekili özetle, davacının çalışmalarının kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceğini, tanıkların Yargıtay'ın aradığı nitelikte olmadığını, çalışmanın basın iş kapsamında olmadığını, kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münesabetlerin Tanzimi Hakkında Kanun'un 1 inci maddesinde, “Bu Kanun hükümleri Türkiye'de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki "işçi" tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır. Bu Kanunun şümulüne giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir” şeklinde kurala yer verilerek kanunun kapsamı ve gazeteci tanımı ortaya konulmuştur. Buna göre Kanunun kapsamında kalan işyerleri Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajansları olarak sıralanabilir. Somut olayda, davalıya ait gazetede davacının Van ilindeki olaylara dair yaptığı haberlerinin yayımlandığı, muhabir olarak çalıştığı anlaşıldığından tespitine karar verilen hizmetinin 5953 sayılı Kanun kapsamında olduğu açıktır bu sebeple davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK nın 353/1-b-1 inci maddesi uyarınca reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmekle yasanın 353/1-b-2 nci maddesi uyarınca kararın kaldırılarak düzeltilip esas hakkında yeniden karar verilmesi gerekmiş, davalı işveren ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-1 inci maddesi uyarınca reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Van 2.İş Mahkemesi'nin 07.11.2019 tarih 2016/16 Esas 2019/766 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-2 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın kabulü ile davacının davalı ... Tur. Bas. Yay. Reklam Dağ. Tic. Ltd. Şti.'ye bağlı olarak 06.03.2012 - 19.11.2014 tarihleri arasında geçen toplam 973 gün çalıştığının ve bu çalışmasının 5953 sayılı Basın İş Kanuna tabi olarak geçtiğinin tespitine, dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Fer'i müdahil Kurum vekili, davacının çalışmalarının kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceğini, tanıkların Yargıtay'ın aradığı nitelikte olmadığını, çalışmanın basın iş kapsamında olmadığını, kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
2.Davalı şirket vekili, sigortasız çalışma iddiasının tam olarak araştırılmadığını ve bu nedenle ispatlanamadığını, davacının çalışmasının fikir ve sanat eseri olarak değerlendirilemeyeceğinden basın iş kanunu kapsamında bulunmadığını, mahkemece itibari hizmet süresinden faydalanma şartları araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, davanın reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık, davacı hakkında hizmet tespiti istemi ile beraber iddiaya konu tüm hizmetlerin 5953 sayılı Basın İş kanunu Kapsamında geçip geçmediği hususu ile bu nedenle davacının itibari hizmet süresinden faydalanma hakkının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümlerine ilişkindir.
3. Değerlendirme
1.Yetki konusunda getirilen kurallar, bazı hallerde tarafların yani davacı veya davalının (çekişmesiz yargıda ilgililerin) durumuna ya da dava konusunun niteliğine göre belirlenmiştir. Yetki meselesi, görevden farklı olarak hukukumuzda kural olarak kamu düzeni ile ilgili görülmemiştir. Buna bağlı olarak çoğunlukla tek mahkeme yetkili olarak kabul edilmemiş, davacının davasını açabilmesi için genel yetki kuralı yanında, ona seçim hakkı tanıyan özel yetki kuralları da düzenlenmiştir. Ancak bazı hallerde mahkemenin yetkisi kamu düzeni ile ilişkili kabul edilerek kesin yetki kuralları getirilmiştir ( H. Pekcanıtez/O. Atalay/ M.Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, 2013, s.163).
2.Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere Hukuk Muhakemeleri Kanununa tabidir.(m.5). HMK’nın 6.maddesine göre bir davada genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, Türk Medeni Kanunu’na göre belirlenir (m.6/2). Genel yetki kuralı dışında, genel yetkiyi kaldırmayan özel yetki kuralları da kabul edilmiştir. Davacının seçimine göre dava hem genel yetkili mahkemede hem de özel yetkili mahkemede açabilir ( HMKm.8,m,10,m.16,m11/2 ve 3,m.15 gibi).
3.Yetki kuralları; kural olarak kamu düzeninden değildir. Kanun bazı hallerde kesin yetki kuralları öngörmüştür. Bu durumda, dava sadece kanunda öngörülen mahkeme veya mahkemelerde açılabilir. Kanunun ifadesinden, kanunda belirtilen yer veya yerler dışında başka bir yerde açılamayacağı anlaşılan davalarda yetki kuralı kesin yetki kuralıdır. Kesin yetkili olarak tek bir mahkeme öngörülmüş olabileceği gibi birden fazla mahkeme de öngörülmüş olabilir. HMK’ da düzenlenen kesin yetki kurallarının başında taşınmazın aynından doğan davalara ilişkin yetki kuralı gelir. Taşınmazın aynına ilişkin davalar, taşınmazın bulunduğu yerde açılır(m.12). HMK. m.14/2, m.11/ 1-a ve 11/1-b, m.15/2 ’de düzenlenen yetki kuralları da kesin yetki kuralıdır. Kural olarak yetki, dava şartı olmayıp ilk itirazdır. Bu sebeple mahkeme yetkiyi kendiliğinden dikkate alamaz. Ancak kesin yetki hallerinde, davanın mutlaka kesin yetkili mahkemede açılması gerekir. HMK 114 /1-ç maddesine göre, yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartıdır (Pekcanıtez/Atalay/ Özekes, a.g.e., s.416).
4.HMK’nın “Yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19.maddesi “ (1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir."(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” düzenlemesini içermektedir.Kesin yetki kuralının söz konusu olmadığı hallerde mahkemelerin yetkisine yönelik itirazlar, ilk itirazlardan olup (6100 s. HMK. m.116/1-a) bu husus, mahkemece öncelikle ve esasa girilmeden ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır. (6100 s. HMK. m.117/3) Ön sorunun incelenme yöntemi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 164 üncü maddesinde gösterilmiştir.
5.5521 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinde bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükmü yer almaktadır.
6.6100 sayılı HMK 6/1 inci maddesi genel yetki kuralını düzenlemekte olup; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." denilmektedir. Öte yandan tüzel kişilere karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme tüzel kişinin ikametgahının (merkezinin) bulunduğu yer mahkemesidir. (6102 sayılı TTK'nın 213, 339, ve 576 ncı maddeleri) HMK'nın 14. maddesi ise bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olabileceğini hüküm altına almıştır.
7.25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde ise, “İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. İş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır. Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.” aynı şekilde 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5 inci maddesinde yer alan "İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşmeler muteber sayılmaz" hükmü ile işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin kesin yetki kuralı düzenlenmiş olup, Kanun'un 1/B bendinde "İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar" hükmü doğrultusunda 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan davalar iş mahkemesinde görülmekle birlikte Kurumun taraf olduğu uyuşmazlıklarda yetkili mahkemenin neresi olacağına dair Kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
8.Yukarıdaki belirlemeler karşısında, tespit davalarında şu dört yer yetkili sayılır. Birincisi, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5 inci maddesi gereğince işçinin işini yaptığı iş yerinin olduğu yer mahkemesi, ikincisi, yine İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5 inci maddesi ile genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6 ncı maddesi gereğince işverenin (davalının) ikametgahı mahkemesi, üçüncüsü, genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6 ncı maddesi ile Sosyal Güvenlik Kurumunun merkezi bulunduğundan ... Mahkemeleri, dördüncüsü ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 14 üncü maddesi gereğince hizmetin geçtiği yerin bağlı olduğu Sosyal Güvenlik Kurumu şubesinin bulunduğu yer mahkemesidir.
9.Eldeki davada ise, davalılardan Akosman Turizm Basım Yayıncılık Reklamcılık Dağıtım Tic. Ltd. Şti. Vekilinin usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü, yetkisizlik iddiası nedeniyle, öncelikle yetkili mahkemenin usulünce belirlenmesi gerekmekte olup, 15.01.2016 tarihinde açılan eldeki dava bakımından, 6552 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda hizmet tespiti istemi ile beraber bu çalışmaların Basın iş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti istemi nedeniyle, feri müdahil konumunda olan Sosyal Güvenlik Kurumu bakımından yetki itirazı irdelenemeyecektir. Buna göre, davalı şirketin ticaret sicilinden, iş yerinin merkezinin ... olduğu ve ... dışında işçinin işini yaptığı iş yerinin olduğu yer mahkemesi niteliğinde sayılabilecek şekilde Van ilinde herhangi bir iş yerinin bulunmadığı, davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun da açıklandığı şekilde Van İl Müdürlüğü tarafından herhangi bir işlem yapılmadığı hususları birlikte dikkate alındığında, yetkili mahkemenin, genel mahkeme olarak davalının ticaret merkez adresi olan ... Mahkemeleri olduğunun kabulü gerekli olup, hatalı değerlendirme ile yetkili mahkeme sıfatıyla yargılamanın yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
10.O hâlde, davalı ve fer'i müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2-Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2020/2692 E. , 2023/5456 K.)
HİZMET TESPİT DAVALARINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDİR?
Hizmet tespit davalarında en önemli hususlardan biri, davanın belirli bir süre içinde açılması zorunluluğudur. Bu süre, hukukta “hak düşürücü süre” olarak ifade edilir ve sürenin geçirilmesi halinde işçinin dava açma hakkı tamamen ortadan kalkar.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca, hizmet tespit davası kural olarak işçinin çalışmasının sona erdiği yılı takip eden yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süre içerisinde dava açılmaması halinde, ilgili çalışma dönemlerinin tespiti artık mümkün olmaz ve SGK kayıtlarına eklenmesi talep edilemez.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında "Prim belgeleri ve işyeri kayıtları" başlıklı 86. Maddenin 8. Fıkrasında "Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır." denilmek suretiyle çalışanın hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde dava açması gerektiği ve bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu kanunla düzenlenmiştir.
Hak düşürücü sürenin en önemli özelliği, mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınmasıdır. Yani taraflar ileri sürmese bile hakim, sürenin geçip geçmediğini resen inceler. Bu nedenle işçilerin hak kaybı yaşamamaları için süreyi dikkatle takip etmeleri gerekir.
Uygulamada sık karşılaşılan hatalardan biri, işçilerin SGK’ya şikâyet veya Alo 170 başvurusu yapmasının süreyi durdurduğunu düşünmesidir. Ancak idari başvurular hak düşürücü süreyi durdurmaz veya kesmez. Bu nedenle yalnızca şikâyet yapmak yeterli olmayıp, gerektiğinde doğrudan dava açılması gerekir.
Hak düşürücü süre, özellikle sigortasız veya eksik bildirilen uzun çalışma dönemlerinde büyük önem taşır. Sürenin kaçırılması halinde işçi, fiilen çalıştığı süreleri ispat etse dahi bu sürelerin SGK hizmet dökümüne eklenmesini sağlayamaz.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında 5 yıllık hak düşürücü süre kritik öneme sahiptir ve bu sürenin dikkatle takip edilmesi, işçilerin sosyal güvenlik haklarını kaybetmemeleri açısından zorunludur.
HİZMET TESPİT DAVALARINDA KESİNTİLİ ÇALIŞMA VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN BAŞLANGICI
Hizmet tespit davalarında hak düşürücü sürenin başlangıcı, özellikle kesintili çalışma durumlarında ayrı bir önem taşır. Uygulamada işçilerin farklı dönemlerde aynı işverene veya farklı işverenlere bağlı olarak çalışması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu gibi hallerde her bir çalışma dönemi, hak düşürücü süre bakımından ayrı ayrı değerlendirilir.
Genel kural olarak hizmet tespit davası, işçinin ilgili işyerinden ayrıldığı yılı takip eden yılın sonundan itibaren hak düşürücü süreye tabidir. Ancak çalışma kesintili ise, her bir işten ayrılma tarihi için bu süre ayrı ayrı işlemeye başlar. Yani işçinin farklı dönemlerde çalıştığı her iş ilişkisi, kendi içinde bağımsız bir değerlendirmeye konu olur.
Bu durum özellikle aynı işyerinde aralıklı çalışma veya farklı işverenler yanında değişen sürelerle çalışma halinde önem kazanır. Her bir çalışma dönemi sona erdiğinde, o döneme ilişkin hak düşürücü süre ayrıca başlar ve bağımsız şekilde hesaplanır. Bu nedenle tüm çalışma hayatının tek bir süreye tabi olduğu yönündeki düşünce doğru değildir.
Yargı uygulamasında da kesintili çalışmalarda her bir hizmet döneminin ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, işçinin geçmişteki her bir çalışma süresinin hukuki güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Ancak buna rağmen, süresi kaçırılan dönemler bakımından hizmet tespiti yapılması mümkün değildir.
Bu nedenle kesintili çalışma söz konusu olduğunda işçilerin her bir işten ayrılma tarihini dikkate alarak hak düşürücü süreyi ayrı ayrı takip etmeleri büyük önem taşır. Aksi halde bazı çalışma dönemleri için dava açma hakkı kaybedilebilir.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında kesintili çalışma halinde hak düşürücü süre, her bir işten ayrılma tarihi bakımından ayrı ayrı işlemeye başlar ve bu durum işçinin tüm çalışma geçmişini koruma altına alabilmesi açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/998 E., 2024/2145 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/447 E., 2024/11 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 10.10.2009 tarihinden 08.09.2017 tarihine kadar davalılar ... ve ...’in evinde “temizlik görevlisi” olarak çalıştığını, davacının davalılar bünyesindeki çalışmasının 08.09.2017 tarihine kadar bilfiil ve aralıksız olarak devam ettiğini, talebi olmasına rağmen sigorta bildiriminin yapılmadığını, çalışması boyunca hep asgari ücretten fazla aldığını, en son ayrıldığı tarihte maaşının net 1.800,00 TL olduğunu ileri sürerek, davacının davalılar nezdinde 10.10.2009 – 08.09.2017 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetleri ile prime esas gerçek ücretlerinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
1.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; görev ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının tam zamanlı ve sürekli çalışmadığını, genel hizmet sözleşmesi koşullarının sağlanmadığını, davacının dava dilekçesinde beyan ettiği bilfiil ve aralıksız çalıştığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve ispata elverişli dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında fiili çalışmanın Kurumca tespit edilmesi durumunda hizmet tespit davalarında hak düşürücü sürenin kesin bir şekilde uygulanmayacağının ve işlemeyeceğinin kabul edildiğini, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hizmet ve prime esas gerçek ücretlerin tespitine ilişkindir.
1.Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
2.Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanun'un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
3.506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesi hükmüne göre Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
4.İnceleme konusu eldeki davada, davacı 10.10.2009 – 08.09.2017 tarihleri arasında davalılar yanında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetleri ile prime esas gerçek ücretlerinin tespitini istemiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda hükümde belirtilen gerekçelerle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş ise de bu sonuca eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle gidilmiştir.
5.Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 01.11.1972 doğumlu davacının talep edilen dönemde hizmet döküm cetvelinde 26.07.2012-28.09.2013 tarihleri arasında ... sicil sayılı dava dışı ... işyerinden hizmetlerinin bildirildiği, 07.03.2015-31.03.2016 tarihleri arasında Kurum denetmen raporuna istinaden ... sicil sayılı davalı ... işyerinden bildirimlerinin olduğu, 31.03.2016-14.04.2017 tarihleri arası dönemde bildirimi yapılan hizmetinin bulunmadığı, 14.04.2017 tarihinden itibaren dava dışı ... sicil sayılı ... A.Ş. işyerinden hizmetlerinin bildirilmeye başlandığı görülmektedir.
6.Somut olayda, Mahkemenin 10.10.2009 – 26.07.2012 tarihleri arasındaki dönemin hak düşürücü süreye uğradığından bahisle reddine dair verdiği karar yerindedir. Ne var ki, davacının 26.07.2012-28.09.2013 tarihleri arasında ... sicil sayılı dava dışı ... işyerinden bildirimleri olmakla birlikte, işbu dava ile davacının davalılar yanında kesintisiz çalıştığının iddia edilmesi karşısında, davacının beyanı alınarak bildirilen çalışmaların tespitini talep edip etmediği, bu kapsamda bildirilen çalışmaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı sorulmalı, şayet dava dışı işyerinden yapılan bildirimlerinin gerçek bir çalışma olmadığının esasen anılan dönemde davalılar yanında çalıştığının ve dava dışı işyerinden yapılan bildirimlerin iptalinin istenmesi halinde, yapılacak araştırma ile 26.07.2012-28.09.2013 tarihleri arasında dava dışı işyerinden bildirilen çalışmaların gerçek bir çalışma olmadığının anlaşılması durumunda, bu dönemin kayden geçmiş olması gözetilerek, 26.07.2012-07.03.2015 tarihleri arasındaki çalışma süresinin hak düşürücü süre kapsamında kalmadığı gözetilmeli, öte yandan Kurum denetmen raporuna dayalı olarak 07.03.2015-31.03.2016 tarihleri arasındaki dönemin Kurumca tespit edilmiş olması karşısında, 01.04.2016 tarihinden sonraki çalışmaların hak düşürücü süre kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
7.Mahkemece yapılacak iş; yukarıda yapılan tespitler nazarında hak düşürücü süreye uğramayan dönemler yönünden işin esasına girilmeli, uyuşmazlık konusu husus hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde çözümlenip; toplanan deliller bir arada değerlendirilip takdir edilerek, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2025/2930 E. , 2026/1507 K. )
HİZMET TESPİT DAVALARININ KAMU DÜZENİNDEN OLMASI NE ANLAMA GELİR?
Hizmet tespit davaları, yalnızca işçi ile işveren arasındaki bireysel bir uyuşmazlık niteliği taşımamakta, aynı zamanda sosyal güvenlik sistemini doğrudan ilgilendiren davalar arasında yer almaktadır. Bu nedenle hizmet tespit davaları “kamu düzeninden” sayılan davalardandır.
Kamu düzeninden sayılmasının en önemli sonucu, mahkemenin bu davalarda daha aktif bir inceleme yapmak zorunda olmasıdır. Yani hâkim, tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı kalmaksızın, gerçeği ortaya çıkarmak için gerekli araştırmayı kendiliğinden yapabilir. Bu durum, hizmet tespit davalarını diğer birçok iş uyuşmazlığından ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Hizmet tespit davalarının kamu düzeninden sayılması, aynı zamanda Sosyal Güvenlik Kurumu’nun da davada taraf olmasını gerektirir. Bu tür davalarda SGK, davalı konumunda yer alır ve mahkeme kararı doğrudan Kurumu bağlayıcı nitelik taşır. Çünkü verilen karar, yalnızca işçi-işveren ilişkisini değil, aynı zamanda sigortalılık kayıtlarını ve emeklilik hakkını da etkiler.
Bu özellik nedeniyle hizmet tespit davalarında ispat kuralları da daha esnek uygulanır.
Mahkeme, tanık beyanları, SGK kayıtları, bordrolar ve diğer delilleri birlikte değerlendirerek gerçeğe ulaşmaya çalışır. Amaç, yalnızca taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözmek değil, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin doğru şekilde işlemesini sağlamaktır.
Kamu düzeni niteliği, aynı zamanda hak düşürücü süre ve usul kurallarının da mahkeme tarafından re’sen dikkate alınmasını gerektirir. Bu nedenle hizmet tespit davalarında yapılan hatalı işlemler veya eksik incelemeler, doğrudan kararın bozulmasına neden olabilmektedir.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarının kamu düzeninden olması, bu davaların sadece bireysel hakları değil, aynı zamanda toplumun sosyal güvenlik düzenini koruma amacı taşıdığını göstermektedir. Bu nedenle mahkemeler, bu tür davalarda daha dikkatli ve kapsamlı bir inceleme yapmak zorundadır.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2898 E., 2025/1631 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/154 E., 2023/256 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.08.1986 tarihinde davalılardan ... Kurumuna ait ... kaynak atölyesinde kaynakçı olarak, 0...4 sigorta sicil numarası ile çalışmaya başladığını, 01.08.19 86... .08.1988 tarihleri arasında işveren tarafından sadece sağlık sigortası yapılmak suretiyle çalıştırıldığını, 04.10.2021 tarihinde bu birimden emekli olduğunu, fabrikanın farklı atölyelerinde diğer işçilerle aynı işlerde, hafta içi her gün olmak kaydıyla sabah saat 07.30'dan, akşam 17.00'a kadar bilfiil çalıştırıldığını, davalı Kuruma ait ... Okulu kapandığından, sürekli bir şekilde hafta içi her gün fabrikaya gelmek zorunluluğu olduğunu, müvekkiline asgari ücretin üzerinde işçi ücreti verildiğini, ayrıca diğer işçilere sağlanan, yemek, ayakkabı, havlu vesaire sosyal haklardan da yararlandırıldığını ve yıllık ücretli izin haklarının dahi kullandırıldığını, Yargıtay içtihatlarından hareketle müvekkilinin diğer işçilerle aynı koşullarda ve üretim amaçlı çalıştırıldığından ... ilişkisini aşan çalışma yaptırıldığının açık olduğunu, dolayısıyla 18 yaşından önceki çalışmalarının sürekli ve kesintisiz olduğu ile uzun vadeli sigorta kapsamında olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin, davalı Kuruma 18 yaşından önce girmiş olup, 18 yaşına kadar bu şekilde çalıştırıldığını belirterek davacının 01.08.19 86... .08.1988 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; 506 sayılı Kanun'un 60. ve geçici 54. maddesi uyarınca sigortalılık tescili 01.04.1981 tarihinden sonra olan davacının, (06.08.1988) 18 yaşından önceki çalışmalarının da değerlendirmeye alınarak uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sayılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, Yüksek Mahkemenin birçok kararında, on sekiz yaşın altındaki ... sürelerinin uzun vadeli sigorta kollarından sayılması bakımından 01.04.1981 tarihinin kıstas alındığını ve bu tarihten sonraki on sekiz yaş altındaki ... sürelerinin uzun vadeli sigorta kollarından sayılmadığını, bu yönüyle, 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesi üzerinden değerlendirme yapılmasının gerekmekte olduğu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının sadece üretime yönelik çalışmasının olup olmadığı üzerinden değerlendirmeye girişilmemesi gerektiğini, davacının, davalı işyeri ile akdedilen ... sözleşmesi kapsamında eğitim aldığını, üretime yönelik çalışmasının bulunmadığını, ... Sözleşmesi üzerinden 36 yıl geçtikten sonra söz konusu sözleşmenin inkâr edilmesi ve bu dönemin hizmet ilişkisi olduğunun iddia edilmesinin Medeni Kanun'un iyiniyet kuralına ve hukukun temel kurallarına aykırı olduğunu, bununla birlikte talebin zamanaşımına da uğradığını, davacının sigorta primlerinin Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından ödendiğini, asgari ücretin %30'u kadar ücret aldığını ve ... döneminde 30'ar gün; işçi olduğu dönemde 20'şer gün yıllık izin kullandığını, bu durumun yasal düzenlemelerle çıraklara tanınan geniş sosyal hakların yansıması olduğunu ve hizmet akdi ile iş görmediğini ve ... sözleşmesi kapsamında davalı işyeri nezdinde eğitim aldığını açıkça gösterdiğini, davacının ... eğitimini tamamlayıp ... diplomasını tamamlamasının esas olduğunu, diğer işçiler gibi 2 yıllık ... okulu sonrası fabrikalarda pratik ... eğitimine tabi tutulduğunu, eğitimin üretim olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, ilgili dönemde 16 yaşında olan davacının bu dönemde üretimde çalışması ve fazla mesai yapmasının fizyolojik ve teknik olarak imkânsız olduğunu, davacının ... eğitiminin geçtiği ağır ve tehlikeli işyeri olan ... Fabrikasında çırağın böylesi işlerde çalıştırılmasının mümkün olmadığını, işbu dava hakkında Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının da içtihadı olduğunu, dava edilen dönemde davacının eğitim mi yoksa üretim mi yaptığının değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
2-Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacı taraf davasında haklı olsa dahi huzurdaki davanın ikame edilmesinde Kurumun herhangi bir ihmali ya da mevzuata aykırı işlemi bulunmadığı, dolayısıyla huzurdaki dava nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile davacının ... sicil no.lu davalı Kurumda 01.08.1986 - 01.08.1988 tarihleri arasında hizmet akdiyle uzun vadeli sigorta kollarına tabi olacak şekilde kesintisiz çalıştığının tespiti ile ilgili tarihlerdeki çalışmalarının prim ödeme gün sayısına ilavesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... vekili ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf istemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davacının çalışmalarının eğitim amaçlı değil de işçi statüsünde olduğunu gösterir yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığını, tanık beyanlarının yetersiz, resmi kayıtlarla çelişkili ve çalışma ilişkisini ispatlar mahiyette olmadığını, bilirkişi raporunun da tanık beyanları doğrultusunda tanzim edildiğini, ancak tanık beyanlarının yetersiz ve resmi kayıtlarla çelişkili olduğunu, sadece davacı tanıklarının dinlendiğini, bordro tanıklarının dinlenilmediğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının 01.08.19 86... .08.1988 tarihleri arasında davalı iş yerinde geçen çalışmalarına ilişkin hizmet tespiti istemine ilişkindir.
1.Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/ 10... sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
2.Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik alacakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.
3.506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, ... devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür. Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “... sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un “... Şartları” başlıklı 10. maddesine göre çırak olabilmek için a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16.08.1997 tarih ve 4306 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "ondört yaşını" olarak değiştirilmiştir.) b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak. c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir. Ancak 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce ... eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre ... eğitimine alınabilir. Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre ise “Bu Kanun'un uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ... sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.”
4.Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır. Gerçekten de ... sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda ... ilişkisinden söz edilemeyecektir. Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (..., Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; ...., 1977 Baskı, s;130). 506 sayılı Kanun'un 3/II-B maddesinde yazılı olduğu üzere çıraklar hakkında ... devresi süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak Dairemiz içtihatlarına göre çırakların bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılmaları, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık ... ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. Bir iş yerinde üretim - imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder. İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. ..., nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu Kurumu olup, iş yerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. ... işçi alımınında önceleri kendi bünyesinde kurduğu ... okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır.
5.İnceleme konusu eldeki davada, davacı çırak olarak bildirildiği çalışmalarının uzun vadeli sigorta kollarına tabii olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş olup Mahkemece, davacının çalışmalarının üretime dayalı olduğu, meslek öğrenmeye yönelik olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacının 01.08.1986 tarihli ... sicil numaralı ... Fabrikası Müdürlüğü iş yerinden verilen işe giriş bildirgesi ve 03.08.1987 tarihli ... sözleşmesinin bulunduğu, anılan sözleşme ile hassas ve ağır işler yapan kamu kurumu niteliğindeki davalı iş yerinde çırak olarak işe başladığı, Mahkemece, davacının çelik fabrikasında kaynakçılık işinde ne şekilde üretime katıldığı hususu açıklığa kavuşturulmadan soyut tanık beyanlarına itibar edilerek karar verildiği; öte yandan Mahkeme gerekçesinde davacı tarafından ... ve Meslek Eğitimi Kanunu gereğince 19 yaşına girdikten sonraki çalışmalarının tespitinin gerektiği iddiasıyla 18 yaşından itibaren tüm sigorta kollarına tabi çalıştığına yönelik olarak açılan Kırıkkale İş Mahkemesi dosyasından bahsedildiği, ancak anılan dosyanın dava dosyası içerisinde bulunmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, işle ilgili herhangi bir deneyimi olmayan davacının nitelik gerektiren bir işte üretime ne şekilde katıldığı hususu tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmamış, iş yerindeki faaliyetlerinin ... eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılmasına yönelik pratik eğitime yönelik olup olmadığı tartışılıp değerlendirilmemiştir. Böyle bir iş yerinde işe yeni başlayan henüz 16 yaşında olan, ... sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işi öğrenmek için ... okulunda teorik ve pratik eğitim alan davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu titizlikle araştırılmalı, somut olarak ortaya konulmalı, ayrıca davacının 18 yaşından itibaren sigortalılığının tespitine dair açılan dava dosyası da araştırılıp, tespit edilecek dosyadan verilen hüküm sonucu dava konusu uyuşmazlık süreleri bakımından değerlendirilerek uzun vadeli sigorta kollarından çalışma olgusu tereddütsüz şekilde ortaya konulmalıdır. Yetersiz soyut tanık beyanlarına dayanarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2025/14694 E. , 2026/2108 K.)
HİZMET TESPİT DAVALARINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESEN BELGELER
Hizmet tespit davalarında uygulanan 5 yıllık hak düşürücü süre, işçinin sigortasız veya eksik bildirilen çalışma sürelerini dava yoluyla ileri sürebilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ancak bazı durumlarda bu sürenin kesildiği veya yeniden işlemeye başladığı kabul edilebilmektedir.
Özellikle belirli belgeler ve resmi başvurular, hak düşürücü sürenin değerlendirilmesinde önemli rol oynar. Bunlar Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde sayılan aylık sigorta primleri bildirgesi , dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun'un maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez.
Öncelikle belirtmek gerekir ki hak düşürücü süre, kural olarak mahkeme tarafından resen dikkate alınır ve geçmesi halinde dava hakkı ortadan kalkar. Ancak bazı istisnai durumlarda, işçinin çalışma ilişkisinin varlığını ortaya koyan belgeler veya idari işlemler, sürenin başlangıcını etkileyebilir ya da yeni bir değerlendirme yapılmasına yol açabilir.
Uygulamada hak düşürücü süreyi etkileyen başlıca belgeler ve işlemler şunlardır:
1. SGK DENETİM RAPORLARI
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan denetimler sonucunda düzenlenen raporlar, işyerinde sigortasız çalışma olduğunu ortaya koyuyorsa, bu durum hak düşürücü sürenin değerlendirilmesinde önemli bir delil niteliği taşır. Denetim tarihi, çoğu durumda sürenin başlangıcı açısından kritik kabul edilebilir.
2. RESMİ ŞİKÂYET BAŞVURULARI (SGK – CİMER – ALO 170)
İşçinin SGK’ya yaptığı şikâyetler, CİMER başvuruları veya Alo 170 hattı üzerinden oluşturulan kayıtlar, iş ilişkisinin varlığını ortaya koyan resmi başvurular arasında yer alır. Bu başvurular her ne kadar tek başına hak düşürücü süreyi kesin olarak kesmese de, uyuşmazlığın varlığını ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu denetimler sonucu kurum müfettişleri tarafından inceleme yapılması ve bunların tutanak altına alınmış olması hak düşürücü süreyi kesmesi noktasında önem arz edecektir.
3. İŞVERENİN KISMİ BİLDİRİMLERİ
İşveren tarafından yapılan eksik veya kısmi SGK bildirimleri, iş ilişkisinin varlığını kısmen de olsa resmi kayda bağladığı için hak düşürücü sürenin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir. Özellikle bazı dönemlerin bildirilip bazı dönemlerin bildirilmemesi halinde bu durum önem kazanır. İşveren tarafından sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde sayılan aylık sigorta primleri bildirgesi , dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişinin verilmiş olması 5 yıllık hak düşürücü sürenin kesilmesini sağlayacaktır.
4. YARGIYA YANSIYAN TESPİTLER
İş mahkemeleri veya diğer yargı mercilerinde yapılan tespitler, iş ilişkisinin varlığını ortaya koyuyorsa, bu durum da hak düşürücü sürenin başlangıcının yeniden değerlendirilmesine neden olabilecektir.
GENEL DEĞERLENDİRME
Her ne kadar 5 yıllık hak düşürücü süre temel kural olarak kesin bir süre olsa da, uygulamada bazı resmi kayıtlar ve belgeler bu sürenin değerlendirilmesinde etkili olabilmektedir. Ancak her somut olay kendi içinde değerlendirildiğinden, hangi belgenin süreyi etkileyip etkilemeyeceği hususu yargı kararlarıyla şekillenmektedir.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında hak kaybı yaşamamak için yalnızca belge veya başvuru yapmakla yetinilmemeli, sürenin dolup dolmadığı dikkatle takip edilerek gerekirse doğrudan dava açılmalıdır.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1176 E., 2022/1727 K.
DAVALILAR : 1-...2-...vekilli Avukat ...
DAVA TARİHİ : 19/01/2016
HÜKÜM/KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/44 E., 2019/353 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasında çalıştığını, 01.09.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığını, müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki çalışmalarının iptal edilmesi nedeniyle yaşlılık aylığının kesildiğini ve ödenen aylıkların iadesinin istendiğini beyan ederek, müvekkilinin, ... Serigrafi Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’nde çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili; davacının, iptal edilen çalışmalarının ... İl Müdürlüğü kapsamındaki bildirimlerin olduğunu, davalı şirket nezdinde bildirilen çalışmaları ve işe giriş bildirgesinin bulunmadığını, 2015 yılı itibariyle hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın reddi gerektiğini, davacının, 01.09.2010 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının ... Geri Dönüşümlü Mad. ... Mad. ... Montaj Metal Ürün Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyerinden bildirimlerinin denetmen raporunda, işyerinin sahte sigortalılık bildirimlerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının, 2019 yılında 132 gün ve 2010 yılında 198 gün bildiriminin iptal edildiğini, ayrıca 2006 - 2007 yıllarında dikkate alınmayan hizmetlerinin değerlendirilip güncellendiği ve borç kaydı oluşturulduğunu, hizmet akdinin unsuru fiili çalışma varlığı olduğunu beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
HMK 355 inci maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan incelemede; dava dosyasındaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, vakıa ve hukuki değerlendirme ile özellikle, davalı ... Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 – 01.08.2010 tarihleri arasında çalışmanın tespiti isteminde, 5510 sayılı Yasa'nın 86/9'uncu maddesi uyarınca beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra, 19.01.2016 tarihinde eldeki davanın açıldığı, davalı ... şirketinin tüzel kişilik kazandığı tarih ve davacının istemine konu dönem değerlendirildiğinde dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyeri ve dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. İle davalı ... şirketi arasında işyeri devri ve işverenler arasında organik bağ bulunmadığı dikkate alındığında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davanın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu belirgin olup, ayrıca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olaya gelince, davacının 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin davacıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2023/146 E. , 2023/1392 K.)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1176 E., 2022/1727 K.
DAVALILAR : 1-...2-...vekilli Avukat ...DAVA TARİHİ : 19/01/2016
HÜKÜM/KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. İş MahkemesiSAYISI : 2016/44 E., 2019/353 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasında çalıştığını, 01.09.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığını, müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki çalışmalarının iptal edilmesi nedeniyle yaşlılık aylığının kesildiğini ve ödenen aylıkların iadesinin istendiğini beyan ederek, müvekkilinin, ... Serigrafi Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’nde çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili; davacının, iptal edilen çalışmalarının ... İl Müdürlüğü kapsamındaki bildirimlerin olduğunu, davalı şirket nezdinde bildirilen çalışmaları ve işe giriş bildirgesinin bulunmadığını, 2015 yılı itibariyle hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın reddi gerektiğini, davacının, 01.09.2010 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının ... Geri Dönüşümlü Mad. ... Mad. ... Montaj Metal Ürün Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyerinden bildirimlerinin denetmen raporunda, işyerinin sahte sigortalılık bildirimlerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının, 2019 yılında 132 gün ve 2010 yılında 198 gün bildiriminin iptal edildiğini, ayrıca 2006 - 2007 yıllarında dikkate alınmayan hizmetlerinin değerlendirilip güncellendiği ve borç kaydı oluşturulduğunu, hizmet akdinin unsuru fiili çalışma varlığı olduğunu beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
HMK 355 inci maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan incelemede; dava dosyasındaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, vakıa ve hukuki değerlendirme ile özellikle, davalı ... Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 – 01.08.2010 tarihleri arasında çalışmanın tespiti isteminde, 5510 sayılı Yasa'nın 86/9'uncu maddesi uyarınca beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra, 19.01.2016 tarihinde eldeki davanın açıldığı, davalı ... şirketinin tüzel kişilik kazandığı tarih ve davacının istemine konu dönem değerlendirildiğinde dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyeri ve dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. İle davalı ... şirketi arasında işyeri devri ve işverenler arasında organik bağ bulunmadığı dikkate alındığında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davanın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu belirgin olup, ayrıca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olaya gelince, davacının 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin davacıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2023/146 E. , 2023/1392 K.)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/822 E., 2024/1273 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/201 E., 2024/21 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ikametinin bulunduğu ... Mahallesinde 25.03.1984 tarihinden itibaren 20 yılı aşkın bir süre boyunca köy korucusu olarak görev yaptığını, görev yaptığı tarih itibarıyla köy olan ... Mahallesinin ... Belediyesi sınırlarına katılarak tüzel kişiliği kaldırıldığından davanın ... Belediyesine yöneltildiğini, davacı adına fiili hizmetlerinin tescili talepli olarak Kuruma başvurulduğunu, davalı Kurumca verilen cevabi yazı ile güvenlik korucularının 29.04.2017 tarihinden önceki güvenlik koruculuğunda geçen sürelerinin valiliklerce bildirilmesi halinde bildirilen bu hizmet sürelerinin, prim tutarının tahsil şartı aranmadan hizmet kayıtlarına yansıtılacağı belirtilerek başvurunun reddedildiğini, davacının bunun üzerine ... Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğüne başvuruda bulunulduğunu, ... Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğünün cevabi yazısında, müdürlük arşivinde yapılan incelemede davacı adına herhangi bir belgeye rastlanmadığının bildirildiğini, davacının köy korucusu olarak çalıştığını, kaymakam, muhtar ve azalar tarafından imzalanmış olan “bekçi intihap mazbatası”nın bunu kanıtlar nitelikte olduğunu, köy korucularına verilen “silah ve mühimmata ait tesellüm senedi” ile ... Mahallesi Muhtarlığına ait “devir teslim mazbatası”nın da davacının beyanlarını doğrular nitelikte olduğunu belirterek, davacının 25.03.1984 - 25.03.2004 tarihleri arasında köy korucusu olarak fiili hizmetlerinin ve davacının son hizmet tarihi olan25.03.2004 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre ve husumet itirazında bulunduklarını, davalı ... Başkanlığının davacının işvereni olmadığını, davacının koruculuk görevinin sona erdiğini iddia ettiği 2004 yılında ...’ün statü olarak halen köy olduğunu, belediye sınırları içerisine girmediğini, ...’ün 29.03.2009 tarihinde belediye sınırları içerisine alınarak köy olmaktan çıktığını ve mahalle olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre davacının fiilen köy koruculuğu yapıp yapmadığının o tarihlerde görev yapmış muhtar ve köy ihtiyar heyetlerinin dinlenilerek tespitinin gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
2. Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, Kurum kayıtlarının incelenmesinde, davacı ...’ın davalı ...Başkanlığında iddia edilen dönemlere ait herhangi bir çalışmasının bulunmadığını, hizmet dökümünde 01.01.1995 - 01.01.1997 tarihleri arasında 2925 sayılı Tarım İşçileri Kanunu dahilinde hizmetlerinin bulunduğunu, bunun dışında herhangi bir hizmetinin bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iddia ettiği 25.03.1984 - 25.03.2004 tarihleri arasında sürekli köy korucusu hizmetine ilişkin olarak herhangi bir işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı, ücret ödemelerinden SGK prim kesintisi yapılmadığı anlaşıldığından davacının hizmet tespiti davası açması için hak düşürücü sürenin kesilmediği değerlendirilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacının 25.03.1984 - 25.03.2004 tarihleri arasında fiili hizmetinin sabit olduğunu, bu kapsamda tanıkların davacının fiili hizmetlerini doğruladıklarını, yine köy defterinde kayıtlı gelir gider hesaplarında davacıya yapılan ödemelerin tespit edildiğini, 5510 sayılı Kanun'da hak düşürücü süreyi kesen belgeler ile ilgili net tanımlama yapılmamış olup atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde sayılan belge ve evrakların sınırlı sayıda olmadığını, yasanın özel bir ispat yöntemi de belirlememiş olduğunu, davacının dosya kapsamına sunmuş olduğu resmi kurumlara ait belgelerin hak düşürücü süreyi kestiğini beyan etmektedir.
B. Gerekçe ve Değerlendirme
Uyuşmazlık, davacının 25.03.1984 - 25.03.2004 tarihleri arasında köy korucusu olarak çalıştığının ve davacının son hizmet tarihi olan25.03.2004 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2025/3270 E. , 2026/1240 K.)
SİGORTA MÜFETTİŞİNCE ÇALIŞMANIN TESPİTİ HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESER Mİ?
Hizmet tespit davalarında en kritik konulardan biri hak düşürücü sürenin hangi durumlarda kesildiği veya yeniden işlemeye başladığıdır. Uygulamada özellikle sigorta müfettişleri tarafından yapılan denetimler sonucunda işyerinde fiili çalışmanın tespit edilmesi, bu süre bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.
Sigorta müfettişince yapılan inceleme sonucunda işçinin belirli bir dönemde fiilen çalıştığının tespit edilmesi ve bu durumun resmi tutanak veya raporla kayıt altına alınması halinde, söz konusu tespitin hak düşürücü süre açısından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bu tür resmi denetimler, iş ilişkisinin varlığını ortaya koyan güçlü ve objektif deliller arasında yer alır.
Yargı uygulamasında, sigorta müfettişi raporu ile ortaya konulan çalışma olgusunun, işçinin çalışma ilişkisinin varlığını Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde görünür hale getirdiği kabul edilmektedir. Bu nedenle bazı durumlarda, müfettiş incelemesinin yapıldığı tarih, hak düşürücü sürenin başlangıcı veya yeniden değerlendirilmesi bakımından önem kazanabilmektedir.
Ancak her somut olayda aynı sonuca ulaşmak mümkün değildir. Müfettiş raporunun içeriği, tespitin kapsamı, hangi dönemleri kapsadığı ve SGK tarafından yapılan işlemler birlikte değerlendirilmelidir. Salt denetim yapılmış olması tek başına her durumda hak düşürücü süreyi kesin olarak kesen bir unsur olarak kabul edilmez.
Bununla birlikte sigorta müfettiş raporları, hizmet tespit davalarında en güçlü delillerden biri olup, işçinin çalışma ilişkisinin varlığını resmi olarak ortaya koyması nedeniyle dava sürecinde büyük önem taşır.
Sonuç olarak sigorta müfettişince çalışmanın tespit edilmesi, hak düşürücü süre bakımından doğrudan ve mutlak bir kesme sebebi olmasa da, somut olayın özelliklerine göre süre başlangıcını etkileyebilen ve davanın ispat gücünü ciddi şekilde artıran önemli bir hukuki olgudur.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1176 E., 2022/1727 K.
DAVALILAR : 1-...2-...vekilli Avukat ...
DAVA TARİHİ : 19/01/2016
HÜKÜM/KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/44 E., 2019/353 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasında çalıştığını, 01.09.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığını, müvekkilinin ... Serigrafi Boya Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki çalışmalarının iptal edilmesi nedeniyle yaşlılık aylığının kesildiğini ve ödenen aylıkların iadesinin istendiğini beyan ederek, müvekkilinin, ... Serigrafi Montaj San. ve Tic. Ltd. Şti’nde çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili; davacının, iptal edilen çalışmalarının ... İl Müdürlüğü kapsamındaki bildirimlerin olduğunu, davalı şirket nezdinde bildirilen çalışmaları ve işe giriş bildirgesinin bulunmadığını, 2015 yılı itibariyle hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın reddi gerektiğini, davacının, 01.09.2010 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının ... Geri Dönüşümlü Mad. ... Mad. ... Montaj Metal Ürün Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyerinden bildirimlerinin denetmen raporunda, işyerinin sahte sigortalılık bildirimlerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının, 2019 yılında 132 gün ve 2010 yılında 198 gün bildiriminin iptal edildiğini, ayrıca 2006 - 2007 yıllarında dikkate alınmayan hizmetlerinin değerlendirilip güncellendiği ve borç kaydı oluşturulduğunu, hizmet akdinin unsuru fiili çalışma varlığı olduğunu beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
HMK 355 inci maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan incelemede; dava dosyasındaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, vakıa ve hukuki değerlendirme ile özellikle, davalı ... Boya Montaj San Tic. Ltd. Şti.’nde 15.09.2009 – 01.08.2010 tarihleri arasında çalışmanın tespiti isteminde, 5510 sayılı Yasa'nın 86/9'uncu maddesi uyarınca beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra, 19.01.2016 tarihinde eldeki davanın açıldığı, davalı ... şirketinin tüzel kişilik kazandığı tarih ve davacının istemine konu dönem değerlendirildiğinde dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. adına kayıtlı ... sicil sayılı işyeri ve dava dışı ... Geri Dönüşüm Mad. Ltd. Şti. İle davalı ... şirketi arasında işyeri devri ve işverenler arasında organik bağ bulunmadığı dikkate alındığında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davanın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu belirgin olup, ayrıca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iptal edilen sigortalılığını öğrendikten sonra çok kısa bir süre içerisinde davasını açtığını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, Kurumun, davanın açıldıktan sonra sahte sigortalılıkları tespit edebildiğini, müvekkilinin, sigortalılığını iptal edilebileceğini, çalıştığı işyerinin farklı bir işyeri üzerinden bildirim yaptığını bilemeyeceğini, bu görevin davalıya ait olduğunu, Kurumun 25.01.2018 tarihli müfettiş raporunda davalı şirketin gerçekten faaliyet gösteren bir şirket olduğunun tespit edildiğini, dosyaya sunulan işyerinde çekilen fotoğraflar ve 14.06.2007 tarihli yoklama fişinin hak düşürücüyü süreyi kesen belgeler olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ederek, kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olaya gelince, davacının 15.09.2009 - 01.08.2010 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2023/146 E. , 2023/1392 K.)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/07/1995-15/11/1996 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı ,murisi oğlunun davalıya ait işyerinde 1.7.1995-15.11.1996 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmet sürelerini tespiti ile ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece hizmet süresi yönünden davanın kabulü ile işçilik alacakları yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş verilen karar Dairemizin 29.11.2012 tarihli kararı ile hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların tefriki gerekçesiyle bozulmuş mahkemece bozmaya uyalarak yeniden yapılan yargılama sonucunda hizmet tespiti yönünden davanın kabulü ile davacı murisi ... ’ın davalıya ait işyerinde 1.7.1995-15.11.1996 tarihleri arasında 1yıl 4 ay 14 gün süreyle çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa'da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun'un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerince davacının murisi ... adına düzenlenmiş işe giriş bildirgesi bulunmadığı, murisin çalışmaları ile ilgili herhangi bir bildirim yapılmadığı ,ancak Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığının 29.3.2006 tarih ve 601 sayılı soruşturma raporu ile davacı murisi ...’ın davalıya ait işyerinde hizmet sözleşmesine dayalı olarak çalıştığı sırada 15.11.1996 tarihinde gerçekleşen iş kazasında öldüğü, ölümün 506 sayılı Yasanı 11.maddesi uyarınca iş kazası olduğu kazalının kaza günü olan 15.11.1996 tarihi itibariyle çalıştığını anlaşılması nedeniyle bu tarih itibariyle tescilinin yapılarak işe giriş bildirgesinin ve primlerinin düzenlenmesinin istendiği bu rapor esas alınarak murisin davalıya ait iş yerinde 15.11.1996 tarihinde işe girdiğine ilişkin bildirgenin resen düzenlendiği anlaşılmaktadır. Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Ancak müfettiş raporu 5 yıllık hak düşürücü sürenin gerçekleşmesinden uzun süre sonra 2006 yılında geriye doğru düzenlenmiştir. Müfettiş raporu 5 yıllık hak düşürücü süre içinde düzenlenmemiştir. Bu nedenle bu belge hak düşürücü süreyi kesen belge niteliği taşımaz. Davanın açılış tarihi itibariyle hak düşürücü süreninin gerçekleştiği açık olup davanın hak düşürücü süre yönünden reddi yerine yazılı gerekçelerle kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,20/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi." (21. Hukuk Dairesi 2013/8422 E. , 2013/13003 K.)
KİMLİK BELGESİNİN VERİLMİŞ OLMASI HİZMET TESPİT DAVASINDA 5 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ KESER Mİ?
Hizmet tespit davalarında hangi belgelerin delil olarak kabul edileceği, davanın ispatı açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle işçinin fiilen çalıştığını gösterdiği iddia edilen evrakların hukuki niteliği, mahkeme tarafından titizlikle değerlendirilmektedir. Bu kapsamda kimlik belgesinin sunulması, çoğu zaman yanlış şekilde güçlü bir delil olarak değerlendirilse de, yargı uygulamasında bu belgenin tek başına hizmet tespiti için yeterli olmadığı kabul edilmektedir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesi ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği kapsamında Kuruma verilmesi gereken belgeler açıkça düzenlenmiştir. Bu çerçevede, işçinin dosyaya sunduğu kimlik belgesi, Kuruma verilmesi zorunlu belgeler arasında yer almamakta olup, sigortalı hizmet ilişkisinin varlığını doğrudan ispatlayan bir belge niteliği taşımamaktadır.
Mahkeme kararlarında da bu husus açıkça vurgulanmaktadır. Nitekim kimlik belgesinin yalnız başına işyerinde fiili çalışmayı ispatlamaya elverişli olmadığı, bu belgenin sadece kişinin kimlik bilgilerini ortaya koyduğu, ancak çalışma olgusunu doğrudan kanıtlamadığı belirtilmektedir. Bu nedenle kimlik belgesi, hizmet tespit davalarında ancak diğer delilleri destekleyici nitelikte değerlendirilebilecek yardımcı bir unsur olarak kabul edilmektedir.
Hizmet tespit davalarında esas ispat yükü, işçinin gerçekten çalıştığını ortaya koyan tanık beyanları, SGK kayıtları, ücret ödemeleri, bordrolar ve işyeri çalışma kayıtları gibi somut deliller üzerindedir. Bu deliller bulunmadıkça yalnızca kimlik belgesine dayanılarak hizmet tespiti yapılması mümkün değildir.
Sonuç olarak, kimlik belgesi hizmet tespit davalarında tek başına hukuki sonuç doğuran bir delil olmayıp, yargı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere SGK mevzuatı kapsamında Kuruma verilmesi gereken belgeler arasında yer almadığından, yalnızca yardımcı nitelikte değerlendirilebilen bir evrak niteliği taşımaktadır.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Siirt 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.12.2013 tarihli ve 2012/744 E., 2013/976 K. sayılı kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.11.2014 tarihli ve 2014/19503 E., 2014/24625 K. sayılı kararı ile;“...
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.Dava, davacının 1978-1984 yılları arasında davalı işyerinde geçen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının 13.10.1981 tarihinden itibaren 1982 ve 1983 yıllarını kapsayacak şekilde davalı Köy Tüzel Kişiliği nezdinde çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de karar eksik incelemeye dayalıdır. Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Fıkrada öngörülen hak düşürücü süre uygulamasında, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak (5) yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun'un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına davalı işveren tarafından işe giriş bildirgesinin verilmediği, dönem bordrosu ve davalı işveren tarafından Kuruma bildirilen herhangi bir çalışmanın bulunmadığı, jandarma komutanlığınca imzalanan davacının köy koruyucusu ve bekçi olduğuna dair 13.10.1981 tarihli belgenin yönetmelikte belirtilen belgelerden olmadığı, hak düşürücü süreyi kesebilecek nitelikte herhangi bir belgenin dosya arasında bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece tespitine karar verilen hizmet tarihini izleyen 1983 yılının sonundan itibaren hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin 1978 yılında Dikboğaz Köyünde köy koruma bekçiliği yaptığını, bu çalışmasına ilişkin olarak kimlik belgesinin 13.10.1981 tarihinde kendisine verildiğini, ancak çalıştığı günlere dair hizmetlerinin bildirilmediğini, bu durumun müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olduğunu ileri sürerek davacının sigorta başlangıç tarihinin 1978 yılı olarak tespitine ve 1978-1984 yılları arasındaki hizmetinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Köy Tüzel Kişiliğini temsilen Muhtar ..., 08.11.2012 tarihli celsede, 1997 yılından beri aynı köyde muhtar olarak görev yaptığını, 09.03.1979 tarihinde köy koruma bekçiliği yapmaya başladığını, silahını da o dönem İlçe Jandarma Komutanı olan Mehmet Memiş'ten aldığını, bundan bir sene kadar sonra da davacının köy koruma bekçiliği yapmaya başladığını, davacının silahını o dönemdeki İlçe Jandarma Komutanı olan Yılmaz Bülbül'den aldığını, 1983 yılında da görevini bıraktığını, hatırladığı kadarıyla sonbahar ayları olduğunu belirtmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, dava konusu döneme ait köy gelir ve gider defterlerinin incelenmesi, bu çalışmaya ilişkin ücret ödeme belgeleri var ise köy masraf senetlerinin dosyaya ibraz edilmesi, silah teslimine ilişkin teslim mazbatası ile Eruh Kaymakamlığı bünyesinde bulunması gereken korucu ve bekçi silahı taşıyanlara mahsus defterde kaydının bulunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davacının bekçilik yaptığına dair bir kayıt bulunmasa da davacıya silah verildiği hususu ile bu silahın bekçilik yapması amacıyla verildiği hususunun sabit olduğu, ülkemizde arşiv müessesesinin yeterince gelişmediği ve yerleşmediği, kırsal kesimde görev yapan kamu görevlilerinin yeterli eğitim ve donanıma sahip olmamalarının da etkisiyle çalışanlara ait kayıtların eksiksiz ve usulüne uygun tutulmadığı, bu durumda tanık beyanlarının önem kazandığı, davalı Köy Tüzel Kişiliği muhtarının ve dinlenen davacı tanıkları ile kamu tanıklarının beyanlarının davacının iddialarını kısmen desteklediği, davacının 13.10.1981 tarihinden itibaren 1982 ve 1983 yıllarını kapsayacak şekilde davalı Köy Tüzel Kişiliği bünyesinde bekçilik yaptığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.Mahkemece, hizmet tespiti davası açabilmek için Kanunda öngörülen sürenin 5 yıl olduğu, bu sürenin hizmetin sona erdiği tarihten itibaren başladığı, mevzuatımızda açık hüküm bulunmamasına rağmen yerleşik Yargıtay kararlarında Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde belirtilen ve işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu'na verilmesi gereken belgelerin Kuruma verilmiş olması hâlinde bu sürenin işlemeyeceğinin vurgulandığı, sosyal güvenlik hakkının anayasal bir hak olup vazgeçilemez olduğu, bu nedenle hizmet tespiti davalarının resen araştırma ilkesine tabi olduğu, ortada resmî kurumlarca düzenlenmiş bir belgenin bulunması hâlinde de -bu belgenin yönetmelikte belirtilen ve kuruma verilmesi gereken belgelerden olmaması durumunda bile hak düşürücü sürenin işlemeyeceği, resmî belgelerin aksinin ispatlanana kadar geçerli olduğu, bir kişinin bir iş yerinde çalıştığına dair delil teşkil edebilecek nitelikte resmî belge bulunması hâlinde hak düşürücü sürenin varlığından bahsetmenin normlar hiyerarşisinde Anayasa'dan daha alt sırada yer alan kanun ve yönetmeliğe "Anayasa'ya aykırı bir yorum getirmek" anlamına geleceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı, davalı Sosyal Güvenlik Kurum Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacının talep ettiği hizmetlerinin tespiti bakımından dosyaya sunduğu kimlik belgesinin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun Geçici 20'inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve anılan Kanun'un 79. maddesi olduğu kabul edilmelidir. Öncelikle belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun'un 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun'un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir. Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin bir takım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.Bilindiği üzere, sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanunun 79. maddesinin 10. fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır. Bu kabul şeklinin temelinde yatan neden, hiç bildirim yapılmayan sigortalılarla, kısmi bildirim yapılan sigortalıların aynı hukuksal statüye tabi tutulmalarının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağının düşünülmesidir.Ayrıca, 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında düzenlenen hak düşürücü süre 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrasında da paralel şekilde düzenlenmiş olup bu fıkrada yer alan “...hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde...” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla yapılan itiraz sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 26.01.2011 tarih, 2008/109 E. ve 2011/25 K. sayılı kararında; “Hizmet tespiti davalarının, çalışanların Kurum kayıtlarına geçirilmemiş aylık kazanç toplamları ve prim ödeme gün sayılarının sigortalılığın hesabında esas alınmasına yönelik olmaları nedeniyle, sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkileri açıktır. Dolayısıyla bu davalar için öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin, sistemin süreklilik arz edecek şekilde veya makul olmayacak ölçüde uzun bir süre dava tehdidi altında tutulmasını önlemek suretiyle sosyal güvenlik sisteminin istikrarının sağlanması amacıyla getirildiği anlaşıldığından bunun bir sınırlama olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.” denilmiştir.Bu anlatımların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; işveren köy tüzel kişiliği tarafından davacı adına işe giriş bildirgesi verilmediği, hizmet bildiriminde bulunulmadığı, prim kesintisi yapılmadığı, davacının talep ettiği dönemin 1978-1984 ve mahkemece tespit edilen hizmet süresinin 1981-1983 tarihlerine ilişkin olmasına rağmen davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 11.04.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.Hâl böyle olunca, davacı tarafından dosyaya sunulan kimlik belgesi, 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında belirtilen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde yer alan ve Kuruma verilmesi gereken belgelerden olmayıp, köy koruma bekçisi olan davacının silah taşıyabilmesi ve mermi bulundurabilmesi için mülki amir tarafından düzenlenen bir belge niteliğinde olup, hizmet tespiti davaları yönünden hak düşürücü süreyi kestiği kabul edilemez.Bu durumda, 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinde düzenlenen 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu göz önünde bulundurularak karar verilmesi gerektiğinden direnme kararı yukarıda açıklanan gerekçelerle isabetli görülmemiştir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde bir kısım üyelerce, davacının 442 sayılı Köy Kanunu'nun 68 vd. maddeleri gereğince statü hukukuna tabi olduğu, davacı ile davalı işveren arasında hizmet akti ilişkisi bulunmadığı, bu nedenle 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında düzenlenen 5 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Diğer taraftan, dava 11.04.2012 tarihinde açılmış olmasına rağmen karar başlığında dava tarihi 30.12.2014 olarak yazılmış ise de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olarak değerlendirilmekle bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ : Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun'un 440. maddesine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.04.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık “somut olayda köy bekçisi olarak çalışan ve çalışması kuruma bildirilmeyen davacının talep ettiği hizmetlerinin tespiti bakımından dosyaya sunduğu ve İlçe Jandarma bölük Komutanı tarafından imzalanan kimlik belgesinin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.Yerel mahkemenin “hizmet tespiti davası açabilmek için Kanunda öngörülen sürenin 5 yıl olduğu, bu sürenin hizmetin sona erdiği tarihten itibaren başladığı, mevzuatımızda açık hüküm bulunmamasına rağmen yerleşik Yargıtay kararlarında Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde belirtilen ve işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu'na verilmesi gereken belgelerin Kuruma verilmiş olması hâlinde bu sürenin işlemeyeceğinin vurgulandığı, sosyal güvenlik hakkının anayasal bir hak olup vazgeçilemez olduğu, bu nedenle hizmet tespiti davalarının resen araştırma ilkesine tabi olduğu, yine yerleşik Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere bu davalarda feragatin dahi hüküm doğurmadığı, ortada resmi kurumlarca düzenlenmiş bir belgenin bulunması halinde de –bu belgenin yönetmelikte belirtilen ve kuruma verilmesi gereken belgelerden olmaması durumunda bile- hak düşürücü sürenin işlemeyeceği, resmi belgelerin aksinin ispatlanana kadar geçerli olduğu, bir kişinin bir iş yerinde çalıştığına dair delil teşkil edebilecek nitelikte resmî belge bulunması hâlinde hak düşürücü sürenin varlığından bahsetmenin normlar hiyerarşisinde Anayasadan daha alt sırada yer alan kanun ve yönetmeliğe "Anayasaya aykırı bir yorum getirmek" anlamına geleceği gerekçesiyle verdiği direnme kararı” çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin “Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü nitelikte olduğu ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmadığı, davacı adına davalı işveren tarafından işe giriş bildirgesinin verilmediği, dönem bordrosu ve davalı işveren tarafından Kuruma bildirilen herhangi bir çalışmanın bulunmadığı, jandarma komutanlığınca imzalanan davacının köy koruyucusu ve bekçi olduğuna dair 13.10.1981 tarihli belgenin yönetmelikte belirtilen belgelerden olmadığı, hak düşürücü süreyi kesebilecek nitelikte herhangi bir belgenin dosya arasında bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece tespitine karar verilen hizmet tarihini izleyen 1983 yılının sonundan itibaren hak düşürücü sürenin geçtiğinin anlaşıldığı” gerekçesi ile bozulmuştur.Uyuşmazlığın çözümü için 442 sayılı Köy Kanunu’nun köy bekçileri ve korucuları hakkındaki hükümlerin bilinmesi ve düzenlenen görev belgesinin bu kapsamda Yönetmelikte belirtilen resmi belgelerden olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.442 sayılı Köy Kanunu’nun 68 ve devamı maddelerine göre “Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur (Madde 68). Her köyde en aşağı bir korucu bulunur (Madde 69). Korucular ihtiyar meclisi tarafından tutulur ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakamın buyrultusu ile işe başlar (Madde 70). Korucular köy muhtarının emri altındadır. Resmî işlerde onun her emrini tutmağa mecburdur (Madde 71). Korucular silahlıdırlar. Kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler (Madde 72).İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y....K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır (Prof. Dr. Nurgül Emine Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On EurasıanEconomıes 2016 s: 236 vd).Anılan hükümlere göre köy bekçisi ve korucusu, mülki amirin ataması ile davalı köy tüzel kişiliğine atanmış ve mevzuat gereği kendisine silah ve cephane verilmiştir. Jandarma statüsü verildiği ve bu bakımdan amirinin İlçe Jandarma Bölük Komutanı olduğu açıktır. Dosyadaki 13.10.1981 tarihli köy koruma bekçisi görev belgesi amiri Bölük Komutanı tarafından düzenlenmiştir. Köy bekçisi ve korucusu olarak mülki amir emri ile ataması yapılan davacı hakkında düzenlenen bu belgenin işverenden sadır olduğunu kabul etmek gerekir. Mülki idare amiri tarafından düzenlendiğine göre resmî belgedir. Kurumca çalıştığı saptanabilecektir. Sigortalı lehine yorumda bunu gerektirmektedir. Yerel mahkemenin bu yöndeki direnmesi doğru olduğundan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır." (Hukuk Genel Kurulu 2015/2687 E. , 2019/446 K.)
HİZMET TESPİT DAVALARINDA DELİLLER NELERDİR? MAHKEMENİN SOMUTLAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Hizmet tespit davaları, işçinin sigortasız çalıştığı veya SGK’ya eksik bildirildiği iddia edilen çalışma sürelerinin mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan davalardır. Bu davalarda en önemli unsur, işçinin fiilen çalıştığını ispat edebilmesidir. Bu nedenle deliller, davanın sonucunu doğrudan etkileyen en kritik unsurlardan biridir.
Hizmet tespit davalarında ispat serbestisi geçerlidir. Yani işçi, çalışmasını her türlü delille ispat edebilir. Mahkeme, sunulan delilleri birlikte değerlendirerek gerçek çalışma ilişkisini ortaya koymaya çalışır.
1. TANIK BEYANLARI
Hizmet tespit davalarında en yaygın kullanılan delil tanık beyanlarıdır. Aynı işyerinde çalışmış kişiler, bordro tanıkları, işyerini bilen komşular veya çalışma ilişkisine tanık olan kişiler mahkemede dinlenebilir. Tanık anlatımları, özellikle yazılı belgenin bulunmadığı durumlarda büyük önem taşır.
2. SGK KAYITLARI VE HİZMET DÖKÜMLERİ
İşçinin SGK hizmet dökümü, hangi dönemlerde sigortalı gösterildiğini ortaya koyar. Eksik veya hiç bildirilmeyen dönemler, davanın temelini oluşturur. Mevcut kayıtlar ile fiili çalışma arasındaki uyumsuzluk mahkeme tarafından değerlendirilir.
3. ÜCRET ÖDEMELERİ VE BANKA KAYITLARI
İşveren tarafından yapılan maaş ödemeleri, banka transferleri veya elden yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar önemli delillerdir. Özellikle düzenli ödeme yapılması, çalışma ilişkisinin varlığını güçlü şekilde destekler.
4. İŞYERİ KAYITLARI
Giriş-çıkış kayıtları, puantaj çizelgeleri, vardiya listeleri, bordrolar ve işyeri iç yazışmaları hizmet tespiti açısından önemli delil niteliğindedir. Bu kayıtlar, işçinin fiilen çalıştığını doğrudan gösterebilir.
5. RESMİ BAŞVURULAR VE ŞİKÂYETLER
SGK şikâyetleri, CİMER başvuruları veya Alo 170 üzerinden yapılan bildirimler, iş ilişkisinin varlığına dair dolaylı delil olarak değerlendirilir. Bu başvurular aynı zamanda sürecin başlangıcını gösteren önemli kayıtlar arasında yer alır.
6. FOTOĞRAF, MESAJ VE DİJİTAL KANITLAR
WhatsApp yazışmaları, e-posta kayıtları, işyerinde çekilmiş fotoğraflar veya sosyal medya paylaşımları da hizmet tespit davalarında delil olarak kullanılabilir. Bu tür dijital deliller, özellikle modern iş ilişkilerinde giderek daha önemli hale gelmektedir.
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/919 E., 2025/1158 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/140 E., 2024/41 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacının 15.09.2014-20.07.2017 tarihler arası davalı nezdindeki hizmetlerinin tespitini, sigorta primlerinin davalılarca ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; söz konusu davacı tarafın davalı Şirket bünyesinde gerek maaşlı gerek SSK'lı olarak çalışmadığını, davacı tarafın söz konusu servis aracını davalı Şirketten sözleşme karşılığı kiraladığını, davacı tarafın iddiasının tamamen yalan beyandan ibaret olduğunu, davacının kiraladığı aracın bakım onarım ve giderlerinin davacıya ait olduğunu, davacı tarafın aracın kira bedelini şirketlerinin sorumlularına ödediğine dair her ay telefon ederek kira vereceğini söylemesi ile sabit olduğunu, davacının telefon kayıtlarının da incelenmesi durumunda bu durumun ortaya çıkacağını, ayrıca davacı tarafın her ne kadar sözleşmesinde aracın masraflarının kiracıya ait diye madde konulmuş ise de buna uymayarak sözleşme bitiminde aracın masraflarını gidermeden teslim ettiğini, davalı firma olarak dava açmaları gerekirken iyi niyete karşılık davacının yalan beyanlar ile dava açtığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile yapılan yargılama toplanan deliller, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı ile davalı arasında 15.09.2013-20.06.2014 arasını kapsar şekilde 26... plakalı araca ilişkin oto kiralama sözleşmesi olduğu ve belirtilen bu dönem aralığında taraflar arasında kira ilişkisi olduğu, davacının davaya konu 15.09.2014- 20.07.2017 arası dönem yönünden ise davacının davalı yanında işçi işveren ilişkisi kapsamında çalıştığı iddiası yönünden ise dinlenen bordro tanıklarının davacıyı tanımadıklarını beyan ettikleri, yine dinlenen komşu iş yeri tanıklarının da davacının çalışma iddiasına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, davacının davaya konu 15.09.2014-20.07.2017 arası dönem yönünden davacının davalı yanında işçi işveren ilişkisi kapsamında çalıştığı iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, davacı müvekkilinin davalı işveren nezdinde 15.09.2014-20.07.2017 tarihleri arasında fiilen ve kesintisiz çalıştığı somut delil ve tanık beyanları ile sübuta erdiğini, davacı müvekkili ve davalı işveren arasında 15.09.2014-20.07.2017 tarihleri arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğunu, Mahkemece yeterli araştırma yapılmadığını, delillerin dikkate alınmadığını davalı tarafın, iş ilişkisini kira ilişkisi gibi göstermeye çalıştığını ancak kira sözleşmesinin süresinin dolduğu ve yenilenmediğinin ifade edildiğini, müvekkilin çalışmasının banka kayıtlarıyla da doğrulanabileceğini ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 1.Dava, 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun’un m. 86/9. maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların Mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” 2.Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. 3.6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. 4. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. 5.HMK m. 31 gereğince, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31... /1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. 6.Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. 7.Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. 8.Eldeki davada; davacının okul servis şoförlüğü yaptığı, davalı Şirkete ait 26... plakalı araç ile 15.09.2013- 20.07.2017 tarihleri arası hizmetlerinin tespitini talep etmişse de verilen karar eksik araştırmaya ve hatalı değerlendirmeye dayanmaktadır. 9.Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere; Mahkemece yapılması gereken, somutlaştırma yükümlülüğü kapsamında taraflarca hangi okullara servis hizmeti verdiği (dava konusu dönemde) okullar, kamu kurum ve kuruluşları açıklattırılmalı, bu açıklama neticesinde ilgili okullardan ve kamu kurum ve kuruluşlarından (Milli Eğitim Bakanlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü gibi) dava konusu hizmet dönemine ilişkin davacı ile ilgili bilgi ve belgeler, davacının servis hizmeti verdiği okul ve/veya okullar ile davalı Şirket arasındaki ihale sözleşmeleri getirtilmeli, söz konusu okul ve/veya okullardaki idareci, öğretmen vs varsa dava konusu hizmet dönemi ile ilgili beyanları alınmalı ve varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2025/12526 E. , 2026/995 K. )
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk DairesiSAYISI: 2023/2646 E., 2025/889 K.İLK DERECE MAHKEMESİ: Sürmene Asliye Hukuk (İş) MahkemesiSAYISI: 2018/261 E., 2023/60 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I.DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı iş yerinden müvekkilinin 16.10.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, ancak davalı şirketin davacının işe giriş tarihini 04/2011 olarak belirttiğini, müvekkilinin davalı şirkette çalıştığı, ancak Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeyen dönem bakımından hizmet tespitinin yapılması gerektiğini, davacının davalı şirket adına çalışmaya başladığı dönemde başlangıçta elden yapılan ücret ödemelerinin ilk kez 07.07.2011 tarihinde ... Bankasından ödenmeye başlandığını, ancak 20 11... ve 5 ay maaşlarının ödenmediğini, belirtilen aylara ait maaşların 2011 yılı içinde müvekkiline ödenmiş olan en yüksek rakam olan 1.101,55 TL den mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalı ... İnş.'dan alınıp davacıya ödenmesini talep ettiklerini, ayrıca müvekkilinin 2011 yılının 12 ayında hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, kıdem tazminatının ödenmediğini, davacının 16.10.2010'dan sigorta bildirim tarihine kadar geçen dönemdeki hizmetinin tespiti, ödenmeyen iki aylık maaşı olan 2203,10 TL'nin mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ... İnşaattan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem ve ihbar tazminatı olarak 20,00 TL, fazla çalışma ve tatil günlerinde çalışma ücret alacağı olarak 20.00 TL'nin davalı ... İnşaattan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.II.CEVAP1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; aynı davada hizmet tespiti ve işçi alacakları talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın şerketlerinde çalıştığı sürelerin tam olarak SGK'ya bildirildiğini, SGK kayıtlarında görülenler dışında davacının hiçbir çalışmasının olmadığını, davacının davalı iş yerinde çalışmasının 1 yılı doldurmadığı için yasal olarak kıdem tazminatına hak kazanmadığını, ayrıca davacının çalışmış olduğu zamanlarda işyerinde birçok olaylar çıkartmış, işyerini basmış, çalışanları dövmüş bu nedenle işin bitirilmesi geçikmiş ve firmanın tazminat ödemesine sebebiyet verdiğini, buna ilişkin Sürmene Sulh Ceza Mahkemesinde ve Asliye Ceza Mahkemesinde davalar görüldüğünü, şirketin davacının iş aktini haklı sebeplerle fesih ettiğini, davacı tarafın şirket nezdinde herhangi bir ücret alacağı, fazla mesai ücret alacağı veya tatil günü çalışma ücret alacağı bulunmadığını, davanın reddini talep etmiştir.2. Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 16.10.2010 tarihinden itibaren ... İnşaat Maden Nakliyat Ltd. Şti.'de çalıştığına dair hizmet bildirimi bulunmadığını, bu döneme ait işe giriş bildirgesi de bulunmadığını, 07.04.2011 tarihi itibariyle davacının çalışmalarının Kurum kayıtlarına intikal ettiğini ve resmiyet kazandığını, davanın reddini talep etmiş, yine hizmet tespiti davası ile işçi alacaklarına ilişkin taleplerin aynı dava içerisinde görülemeyeceğini bu nedenle davanın tefriki gerektiğini beyan etmiştir.III.İLK DERECE MAHKEME KARARIİlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile dosya kapsamında dinlenen tüm tanık beyanlarından davacının kesin ve hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde hizmet tespiti olduğu yönünde davasını ispatlayamadığı anlaşılmış ve davanın reddine karar verilmiştir.IV.İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.B. Değerlendirme ve Gerekçe1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemişti.2. Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.3.Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.4.İnceleme konusu eldeki davada, davacı, davalıya ait işyerinde 16.10.2010-17.07.2011 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespitini istemiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.5.Yapılacak iş; 2010/11-2011/4.aylar arası davacı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı, ifadesi alınmayan diğer çalışanlar ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler resen saptanarak, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde bu çelişki giderilmeli, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince tespit edilerek, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, davacının çalıştığı iddia edilen süreler tereddütsüz belirlenerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2025/11411 E. , 2026/565 K.)
HİZMET TESPİT DAVALARINDA İŞTEN ÇIKARILMA KORKUSU VE KORKUTMA İDDİASININ İSPATI
Hizmet tespit davalarında işçiler zaman zaman sigortasız çalıştırılmaya açıkça itiraz edememelerini “işten çıkarılma korkusu” ile açıklamaktadır. Ancak bu iddianın hukuki sonuç doğurabilmesi için belirli şartların somut şekilde ispat edilmesi gerekmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında “korkutma”, bir kişinin iradesinin, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin hukuka aykırı bir eylemi sonucu sakatlanmasıdır. Korkutmanın varlığından söz edilebilmesi için işveren veya üçüncü kişi tarafından işçiye ya da yakınlarına yönelik ağır ve yakın zarar tehlikesi doğuran somut bir baskı, tehdit veya zorlayıcı davranışın bulunması zorunludur.
Bu çerçevede yalnızca “işten çıkarılma korkusu” sebebi ile sigaortasız çalıştırılmaya ses çıkarılamadığı şeklindeki soyut beyanlar, tek başına hukuki anlamda korkutma olarak kabul edilmez. Çünkü işini kaybetme endişesi, iş ilişkisinin doğası gereği ortaya çıkabilen subjektif bir durumdur ve her olayda otomatik olarak irade sakatlığı oluşturmaz.
Korkutmanın kabul edilebilmesi için işveren kaynaklı somut olguların ortaya konulması gerekir. Bunlar; açık veya örtülü işten çıkarma tehdidi, baskı, işçiye ya da yakınlarına zarar verileceğine ilişkin ifadeler veya işçinin iradesini doğrudan etkileyen hukuka aykırı davranışlar olabilir.
-
Hizmet tespit davalarında bu iddianın ispatı işçiye aittir. İşçi, işten çıkarılma korkusunun varlığını tanık beyanları, işyeri içindeki baskı ortamına ilişkin anlatımlar ve somut olaylarla desteklemek zorundadır. Sadece ekonomik bağımlılık veya işini kaybetme endişesi, tek başına korkutma iddiasını ispatlamak için yeterli değildir.
Ayrıca hizmet tespit davaları kamu düzenine ilişkin davalar olduğundan, mahkeme yalnızca taraf beyanlarıyla yetinemez; SGK kayıtları, yazılı belgeler, bordrolar ve diğer objektif delilleri birlikte değerlendirmek zorundadır. Somut belge ve kayıtlar varken yalnızca soyut korku iddiasına dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırılık oluşturur.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında “işten çıkarılma korkusu”, ancak işveren kaynaklı somut baskı ve tehditlerle desteklendiği takdirde hukuki anlam ifade eder. Aksi halde bu durum, tek başına sigortasız çalıştırılmanın ispatı için yeterli bir hukuki dayanak oluşturmaz.
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/881 E., 2023/2279 K KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/262 E., 2022/229 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, fer'i müdahil Kurum ve davalı işveren vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında ustabaşı olarak bir fiil, aralıksız, tam süreli çalıştığı, bu süreçte işten çıkışının olmadığı, buna rağmen davalı işveren tarafından davacının hizmetlerinin Kuruma kimi zaman hiç bildirilmediği, kimi zaman eksik bildirildiği, davalı işyerindeki diğer çalışanların da hizmetlerinin düzenli olarak Kuruma bildirilmediği, çalışanların işten çıkarılma korkusu nedeniyle bu duruma müdahale edemedikleri, davacının 31.12.2015 tarihinde işten çıkarıldığı, sigorta primlerinin Kuruma eksik ödendiğinin tespit edilmesi amacıyla işbu davanın açılmak zorunda olduğu iddiasıyla davacının davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında hizmetlerini Kuruma hiç bildirilmediği yahut eksik bildirildiği sürelerin belirlenerek, tam süreli çalışmalarının hizmet olarak tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya ait Kurum kayıtları ve hizmet cetvelinin incelenmesinde, davacının uyuşmazlık konusu dönemde davalı işverenlikten bildirilen işe giriş bildirgelerinin bulunduğu, bu dönemler dışında herhangi bir fiili çalışması olmadığı, bu sebeple tespiti istenen bir hizmeti bulunmadığı, Kurumun işverenler tarafından gönderilen bilgi ve belgelere göre işlem yaptığı, Kurum belgeleri resmi nitelik taşıdığından aksi ispatlanıncaya kadar geçerli olduğu, eksik gösterilen hizmetlere ait ücret tediye bordroları, işyeri puantaj kayıtları ve vergi kayıtları gibi yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiği, bu yönde verilmiş emsal Yargıtay içtihatları bulunduğu, dava dilekçesinde yazılı delil niteliğinde belge bulunmadığı, hizmetlere ilişkin bilgilerin işverenler tarafından bildirilmesinin yasal zorunluluk olduğu, Kurumun eksik gönderilen belgelerden sorumlu tutulamayacağı, yasal belgelere dayandırılmayan iddianın reddedilmesi gerektiği, öncelikle çalışıldığı iddia edilen hizmete ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediğinin ya da çalışıldığının Kurumca tespit edilip edilmediğinin, hizmetin geçtiği yıllarda işyerinin faaliyette olup olmadığının, çalışma konusu işin niteliği, devamlılık gösterip göstermediği, başlangıç ve bitiş tarihleri, alınan ücret konusundaki tanık ifadelerinin inandırıcı olup olmadığının araştırılarak, tanık beyanlarının işyeri kapsam, kapasite ve niteliği dikkate alınarak değerlendirilmesi, çalışıldığı iddia edilen işyerindeki görevli personel ile birlikte o işyerine en yakın işyerlerinden o iş yerini bilen ve tanıyan şahısların dinlenmesi ve beyanlarının sağlıklı olup olmadığının denetlenmesi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı def’inde bulundukları, davacının birtakım asılsız, mesnetsiz ve hukuk dışı iddialar ile kendini haklı göstermeye çalıştığı, hizmetlerin 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra tespit edilemeyeceğine, aralıklı çalışmanın söz konusu olduğu durumlarda hak düşürücü sürenin durmasının, kesilmesinin söz konusu olamayacağına yönelik emsal Yargıtay kararları bulunduğu, davacının davalı işyerinde Kuruma bildirilen süreler kadar çalıştığı, hizmetlerinin eksik bildirilmesi iddiasının hayal ürünü olduğu, Kuruma bildirilen süreler dışında çalışmadığı, davalı işyerinin bir başka çalışanı tarafından Kırıkkale 2. İş Mahkemesinde açılan 2012/726 E., 2013/464 sayılı davada verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından bozulduğu, Yargıtay bozma ilamında, davalı işveren tarafından bildirime uygun şekilde ücret bordrolarının ibraz edildiği, bu bordroların imzalı olduğunun görüldüğü, davacı tarafça imzalı bordroların aksinin yazılı delille kanıtlanamadığı, bu nedenle ücret bordrosunda gösterilenden daha fazla çalışıldığının kanıtlanamadığının belirtildiği, yine benzer nitelikte bir başka davanın da davalı lehine sonuçlandığı, davacının çalışmalarının davalı işveren tarafından Kuruma bildirildiği kadar olduğu, bunun dışında hiçbir çalışmasını bulunmadığı, imzalı bordroların savunmaya karine oluşturduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ... sicil no.lu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. unvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında "d" şıkkında belirtilen süreler dışında hizmet akdiyle tam zamanlı ve kesintisiz bir şekilde ilgili dönemlerde geçerli asgari prime esas kazançla çalıştığının belirlendiği, işyeri tescil belgelerinden davacı adına 01.11.1997 - 15.10.1999 tarihleri arasında Kuruma bildirilen hizmetlerin davalı şirkete ait 15481 sicil no.lu başka bir işyeri üzerindeki çalışmalarından kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu dönem süresince hizmetlerinin blok halinde kesintisiz devam ettiğinin belirlendiği, dosyaya beyanları kazandırılan tanıkların çalışma sürelerinin bir bütün halinde değerlendirilmesinden uyuşmazlık konusu dönemin tamamına teşmil edecek şekilde bordrolu çalışan oldukları ve bozma kararında imzalı kısmi süreli iş sözleşmelerinin ve puantaj kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile davacının ... sicil nolu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. Ünvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitine yönelik davasında, 1.1993 yılının Eylül ayında 10 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 2.1994 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün, Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 3.1995 yılının Ocak ayında 30 prim/gün, Şubat ayında 30 prim/gün, Mart ayında 30 prim/gün, Nisan ayında 30 prim/gün, Mayıs ayında 30 prim/gün , Haziran ayında 30 prim/gün, Temmuz ayında 30 prim/gün, Ağustos ayında 30 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 30 prim/gün, Kasım ayında 30 prim/gün, Aralık ayında 30 prim/gün 4.1996 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün, Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 5.1997 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 30 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 6.1998 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 7.1999 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 25 prim/gün, Nisan ayında 25 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 20 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün 8.2000 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün, Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 20 prim/gün, Eylül ayında 20 prim/gün, Ekim ayında 20 prim/gün, Kasım ayında 27 prim/gün, Aralık ayında 30 prim/gün 9.2001 yılının Ocak ayında 30 prim/gün, Şubat ayında 30 prim/gün , Mart ayında 30 prim/gün, Nisan ayında 17 prim/gün 10.2002 yılının Nisan ayında 5 prim/gün, 11.2003 yılının Ocak ayında 10 prim/gün, 12.2004 yılının Aralık ayında 5 prim/gün 13.2005 yılının Ocak ayında 5 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , 14.2006 yılının Ocak ayında 7 prim/gün, 15.2007 yılının Aralık ayında 5 prim/gün, 16.2008 yılının Temmuz ayında 10 prim/gün , Ağustos ayında 5 prim/gün , 17.2010 yılının Haziran ayında 5 prim/gün, 18.2011 yılının Mart ayında 5 prim/gün süreyle ilgili dönemlerde geçerli asgari prime esas kazanç üzerinden hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacının ... sicil nolu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. Ünvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitine yönelik davasında, davacının 2009 yılı Ocak dönemi ile 2010 yılı Temmuz döneminde 11 gün davalı işyerinde çalışmadığının tespiti ile bu döneme yönelik Hizmet tespiti talebinin reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili ile taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuşlardır. B.İstinaf Sebepleri: 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanık beyanlarıyla ispat edildiği halde bir kısım süreler yönünden red kararı verildiği, bilirkişi raporlarının birbiriyle çeliştiği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüe karar verilmesini talep etmiştir. 2. Fer'i müdahil Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiği, raporlar arasında çelişki bulunduğu, iki ayrı sicil numaralı işyerleri arasında organik bağın araştırılması gerektiği, davanın ispat edilemediği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesinin talep etmiştir. 3.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; yazılı delillerin varlığı karşısında tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, tanıklarla husumetlerinin bulunduğu, davanın ispat edilemediği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece dinlenen bordro tanıklarının kesintisiz çalışmayı doğrular beyanları ve davacının yaptığı iş nazara alındığında davacının çalışmalarının kesintisiz olduğunun kanıtlanmış bulunduğu, her ne kadar imzalı belgeler bulunmakta ise de, bunların baskı altında imzalandığına dair mahkeme kanaati yerinde olup, kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekili istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz isteminde bulunmuşlardır. C.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacının davalı nezdinde hizmet akdine dayalı olarak 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki tam ve kesintisiz çalıştığının tespiti davasıdır. 2.İlgili Hukuk 1. Anayasa'nın 60 ıncı maddesi şöyledir: "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. / Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." 2. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7 nci maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca, anılan Kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanun'un Geçici 20 nci maddesine göre oluşturulan sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı davaya konu sürenin bir kısmı itibariyle 506 sayılı Kanun'un mülga 2, 6 ve 79 uncu maddeleridir. 3. 506 sayılı Kanun'un mülga 2 nci maddesinin 1 inci fıkrası şöyledir: "Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar."4. 506 sayılı Kanun'un mülga 6 ncı maddesi şöyledir: "Çalıştırılanlar, işe alınmalariyle kendiliğinden 'Sigortalı' olurlar. /Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. /Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. /Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.." 5. 506 sayılı Kanun'un mülga 79 uncu maddesinin ilgili fıkrası şöyledir: "...Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 (10 yıl 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ile 5 yıl olarak değiştirilmiştir) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır..." 6. 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlı Sigortası Kanunu'nun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: "(1) Bu Kanun'un kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar... sigortalı sayılırlar." 7. 5510 sayılı Kanun'un 7 inci maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Sigorta hak ve yükümlülükleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının; a) (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, meslekî ve teknik eğitime, meslekî ve teknik ortaöğretim sırasında tamamlayıcı eğitim ya da alan eğitimine, staja veya bursiyer olarak göreve başladıkları tarihten... itibaren başlar." 8. 5510 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık; a) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıların, hizmet akdinin sona erdiği tarihten... itibaren sona erer. " 9. 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ilgili 9 uncu fıkrası şöyledir: "Aylık prim ve hizmet belgesi (veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi) işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır." 10.11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) ilgili 37 ve 38 inci maddeleri şöyledir: "Madde 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür. Madde 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir. " 3. Değerlendirme 1.506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği, anılan Kanunun 2 nci maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6 ncı maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği ise, anılan Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılmakla ve 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi uyarınca çalışmaya başladıkları tarihten ibaren edinilir. Söz konusu sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi uyarınca hizmet akdinin sonlandığı tarihte sona erer. 2. Anayasa'nın 60 ıncı maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. 3.Öte yandan bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun'da yanılma, aldatma ve korkutma olarak düzenlenmiştir. Korkutmada kişi geçerli bir sözleşme yapıyormuş gibi beyanda bulunmuş ise de bu beyan oluşumu aşamasında sakatlanan iradeyle uyumlu değildir. Zira kişi tehdit altında, olmayan bir irade varmış gibi beyanda bulunmuştur. Bu yönüyle korkutmada yanılma ve aldatmadan farklı olarak kişi, sözleşme iradesine sahip olmadığı hâlde böyle bir irade varmışçasına beyanda bulunmaktadır (Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, Yirmi Dördüncü Bası, 2020, s. 279). Bir başka ifadeyle, normal şartlar altında sözleşme yapmayacak olan taraf, korkutma sonucu irade beyanında bulunmaya, sözleşmeyi yapmaya mecbur kalır. Örneğin bir kimsenin evini satmaması veya kefil olmaması hâlinde kendisine ya da yakınlarına zarar verileceğinin yahut evinin yakılacağının bildirilmesi korkutmayı oluşturur (Eren, s. 452). 4. 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesine göre korkutma, karşı tarafın korkutması ve üçüncü kişinin korkutması olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki hâlde de korkutma iptal sebebidir. Bu bakımdan aldatmanın aksine karşı tarafın korkutması ile üçüncü kişinin korkutması arasında bir fark yoktur. Korkutmanın şartları ise 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiş olup, korkutmanın varlığının kabulü için birinci şart bir korkutma eyleminin bulunmasıdır. Korkutma, bir kimsenin kişilik veya malvarlığına zarar veren ya da zarar verme tehlikesi bulunan hukuka aykırı bir eylemdir. Korkutma eylemi kişinin hayat, sağlık, vücut bütünlüğü, ..., namus gibi kişilik değerlerine yönelebileceği gibi malvarlığı değerlerine de yönelmiş olabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, korkutmaya maruz olan hukuki değerler anılan hükümde örnek olarak sayılmış olup sayılanlar dışında özgürlükler, özel yaşam gibi değerler de bu kapsamdadır. İkinci şart, korkutmanın sözleşmenin diğer tarafına ya da yakınlarına yönelik olmasıdır. Yakın kavramı aile kavramından daha geniş olup önemli olan korkutma eylemine maruz kalan kişi ile olan yakınlık ilişkisidir. Buna göre korkutma eyleminin yakın bir arkadaşa yönelmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. 5. Korkutmanın gerçekleşebilmesi için üçüncü şart korkutmanın ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturmasıdır. Doğan zarar tehlikesinin ağırlığından amaç ciddiyetidir. Korkutma ağır bir tehlike oluşturmasına rağmen yakın bir tarihte gerçekleşecek bir zarara ya da zarar tehlikesine yol açacak nitelikte değilse sözleşmenin geçersizliğinden bahsedilmeyecektir. Tehlikenin ciddiliği ise korkutulanın subjektif durumuna göre değerlendirilmelidir. Buna göre korkutulanın yaşı, yaşam tarzı, cinsiyeti, kültür düzeyi gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Korkutulanın subjektif durum ve tepkilerinin esas alınması dürüstlük kuralının korkutulanı, korkutandan daha çok korunmaya layık görmesi fikrine dayanır. Ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında korkutulanın, içinde bulunduğu durum bakımından kendisine veya yakınlarından birine karşı ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma eyleminin gerçekleşmiş sayılacağı ifadesi de bu görüşü doğrulamaktadır. Yine korkutmada kullanılan aracın değerlendirilmesi yönünden de korkutulanın subjektif durumu esas alınmalı, kullanılan aracın objektif olarak böyle bir sonucu doğurmaya elverişli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır (Eren, s. 454, 455). 6. Diğer bir şart ise korkutmanın hukuka aykırı olmasıdır. Buna göre karşı tarafa yöneltilen korkutma eyleminin konusunu teşkil eden tehlike niteliği itibarıyla hukuk düzeninin izin vermediği bir kötülük ise hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olur. Buna karşılık kanuni bir yetkinin kullanılacağı veya bir hakkın isteneceği iddiasıyla yapılan sözleşme korkutma ile yapılmış sayılmaz. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre "Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış..." olmaması hâlinde korkutmanın varlığı kabul edilmez. Son olarak 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa" ifadesiyle sözleşmenin yapılmasının korkutmanın sonucu olması koşuluyla sözleşme ile bağlı olunmayacağı belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle korkutma eylemi ile sözleşmenin yapılması arasında sebep sonuç (illiyet) bağının bulunması gerekmektedir. Buna göre korkutma eylemi olmasaydı, korkutulan söz konusu sözleşmeyi ya hiç yapmayacak ya da bu içerikte bir sözleşme yapmayacak idiyse korkutma ile sözleşmenin kurulması arasında illiyet bağı kurulmuş olur. 7.Korkutmayı ispat yükü, korkutulan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203/1-ç maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından korkutma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür. 8. Somut olayda davacının, davalı işverene ait iş yerinden 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında "6" kısmi istihdam ve "2" ücretsiz izin koduyla 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi kapsamında kısmi sigortalı bildirimleri bulunmaktadır. Davacı davalıya ait iş yerindeki çalışmasının 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında tam ve kesintisiz devam ettiğini iddia ederek eksik sürelerin tespitine karar verilmesini dava etmiştir. 9. İlk Derece Mahkemesi tarafından "...tanık beyanlarına itibar edilerek davacının işveren tarafından düzenlenen belgeleri baskı altına imzaladığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; davacı eksik bildirimlere esas belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul etmiş olup davacının duruşmalardaki beyanlarında ve hükme esas tanık beyanlarında davalı işveren şirket temsilcilerinden kaynaklanan ve davacının iradesini etkileyen korkutma amaçlı ve korkutmaya elverişli davacı ya da yakınlarına yönelik, hukuka aykırı somut bir eylem iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının davalı işverenden kaynaklanan bir eylem olmaksızın işten çıkartılma korkusuyla belgeleri imzalaması 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddeleri kapsamında korkutma olarak kabul edilemez. Dolayısıyla aksi davacı tarafından ispat edilemeyen eksik bildirimine esas belgelerin, ait oldukları dönemler yönünden davacının kısmi süreli çalıştığını gösterdiği kabul edilmelidir. Mahkemece söz konusu belgelerin bulunduğu dönemler yönünden davanın reddi ile belge bulunmayan tarihler varsa tanık beyanlarının esas alınabileceği nazara alınarak karar verilmelidir. Öte yandan beyanı hükme esas alınan tanıkların da çalışmaları kısmi süreli bildirilmiş ve anılan tanıklar da benzer nitelikte dava açmış olduğundan pek çok sigortalının bulunduğu iş yerinde davacının çalışmalarının niteliğini bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmelidir. Böylece davacının, kabule konu dönemde fiili çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. 10. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2023/14155 E. , 2024/7393 K. )
HİZMET TESPİT DAVALARINDA AVUKATIN ÖNEMİ
Hizmet tespit davaları, işçinin sigortasız çalıştığı veya SGK’ya eksik bildirildiği sürelerin tespit edilmesini amaçlayan ve teknik yönü oldukça ağır olan iş hukuku davalarıdır. Bu davalar yalnızca işçi ile işveren arasındaki bir uyuşmazlık gibi görünse de, aynı zamanda Sosyal Güvenlik Kurumu’nu da doğrudan ilgilendirdiği için kamu düzenine ilişkin davalar arasında yer alır. Bu nedenle süreç, hem usul hem de ispat açısından ciddi bir uzmanlık gerektirir.
Hizmet tespit davalarında en kritik noktalardan biri delillerin doğru şekilde toplanması ve mahkemeye sunulmasıdır. Tanıkların seçimi, beyanların hukuka uygun şekilde hazırlanması, SGK kayıtlarının yorumlanması ve hak düşürücü sürelerin doğru hesaplanması davanın sonucunu doğrudan etkiler. Yapılacak küçük bir usul hatası bile davanın reddine veya bazı çalışma dönemlerinin kaybedilmesine neden olabilir.
Bu noktada avukat desteği, sürecin sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşır. İş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatına hâkim bir avukat, hangi delillerin davayı güçlendireceğini belirler, eksik belgeleri tamamlar ve mahkemeye sunulacak hukuki argümanları doğru şekilde kurgular. Ayrıca dava dilekçesinin hazırlanması, görev ve yetki kurallarının doğru uygulanması ve hak düşürücü sürenin kaçırılmaması gibi teknik konular da profesyonel destek gerektirir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun ise işçilerin haklarını tam olarak bilmemesidir. Birçok işçi yalnızca sigorta girişinin yapılmadığını düşünerek hareket ederken, aslında fazla mesai, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları gibi ek haklara da sahip olabilmektedir. Avukat desteği, bu hakların tamamının doğru şekilde değerlendirilmesini sağlar.
Ayrıca hizmet tespit davalarının kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkeme süreci daha titiz ve detaylı yürütülmektedir. Bu durum, davanın profesyonel şekilde takip edilmesini daha da önemli hale getirir. Yanlış veya eksik yapılan bir işlem, sadece davanın uzamasına değil, hak kaybına da yol açabilir.
Sonuç olarak hizmet tespit davalarında avukat desteği, yalnızca bir tercih değil, çoğu zaman hak kaybını önleyen kritik bir gerekliliktir. Doğru strateji ile yürütülen bir dava, işçinin sigortasız geçen tüm çalışma sürelerinin tespit edilmesini ve sosyal güvenlik haklarının korunmasını sağlar.
SONUÇ: SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİNİN HAKLARI VE HİZMET TESPİT DAVASI
Sigortasız çalıştırılma, işçinin en temel sosyal güvenlik haklarının ihlali anlamına gelir ve hem işveren hem de sosyal güvenlik sistemi açısından ciddi sonuçlar doğurur. İşverenin işçiyi SGK’ya bildirmemesi veya eksik bildirmesi halinde, işçi geçmişe dönük çalışma sürelerinin tespitini talep edebilir.
Bu noktada hizmet tespit davası, sigortasız çalıştırılan işçiler için en önemli hukuki yoldur. İşçi, fiilen çalıştığı halde SGK kayıtlarına yansımayan sürelerin mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayarak bu sürelerin hizmet dökümüne eklenmesini talep edebilir. Böylece emeklilik, kıdem ve diğer sosyal güvenlik hakları korunmuş olur.
Bunun yanında işçi, SGK’ya idari başvuru yapabilir, Alo 170 hattı üzerinden şikâyette bulunabilir ve CİMER aracılığıyla denetim talep edebilir. Ancak bu idari yollar her zaman tek başına yeterli olmayabileceğinden, çoğu durumda yargı yoluna başvurulması gerekir.
Hizmet tespit davaları belirli hak düşürücü sürelere tabidir ve bu sürelerin kaçırılması halinde dava hakkı kaybedilebilir. Ayrıca davada tanık beyanları, SGK kayıtları, banka ödemeleri ve diğer deliller büyük önem taşır. Bu nedenle sürecin doğru yönetilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından kritik öneme sahiptir.
Sonuç olarak sigortasız çalıştırılan işçilerin haklarını koruyabilmesi için hem idari başvuru yollarını hem de hizmet tespit davasını etkin şekilde kullanması gerekmektedir. Doğru zamanda atılacak hukuki adımlar, geçmişe dönük tüm çalışma sürelerinin güvence altına alınmasını sağlar.


Yorumlar