top of page

MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR, HAKLARIM NELERDİR? (PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI)

Güncelleme tarihi: 21 Haz

MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR HAKLARIM NELERDİR, PRİME SESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI, ÜCRETİN EKSİK BİLDİRİLMESİ, PRİME ESAS KAZANCIN EKSİK BİLDİRİLMESİ, SGK'YA EKSİK ÜCRET BİLDİRME, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNİN SONUÇLARI, İŞVERENİN SGK PRİMİNİ EKSİK YATIRMASI, PRIME ESAS KAZANCIN TESPİTİ DAVASI, GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİ DAVASI, SGK İDARİ PARA CEZALARI, EKSİK SİGORTA PRİMİ CEZASI, İŞÇİ ÜCRETİNİN EKSİK GÖSTERİLMESİ, ELDEN MAAŞ ÖDEME CEZASI, KAYIT DIŞI ÜCRET ÖDEMESİ, SGK DENETİMİNDE EKSİK ÜCRET TESPİTİ, İŞVERENİN SGK SORUMLULUĞU, EKSİK PRİM BİLDİRİMİ, İŞÇİNİN GERÇEK ÜCRETİNİN TESPİTİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ HALİNDE HAKLAR, SGK PRİM KAÇIRMA, MAAŞI EKSİK BİLDİREN İŞVERENİN SORUMLULUĞU, SİGORTALILIĞA ESAS PRİMİN TESPİTİ DAVASI, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA TANIK DELİLİ, İMZALANMIŞ BORDRONUN HUKUKİ DURUMU, EMSAL ÜCRET ARAŞTIRMA, MAAŞIN KALAN KISMININ BANKADAN ÖDENMESİ, ELDEN MAAŞ VERİLMESİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNDE AVUKATIN ÖNEMİ, SGK, İŞVERENİN MAAŞI DÜŞÜK GÖSTERMESİNİN SEBEPLERİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ ŞİKAYETİ, İŞVERENİN MAAŞI DOĞRU BİLDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVALARINDA ARABULUCULUK, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI YARGITAY KARARLARI, MAAŞIM ASGARİ ÜCRET GÖSTERİLİYOR


Çalışanların sosyal güvenlik haklarının korunabilmesi için işverenlerin, işçilere ödedikleri gerçek ücretleri Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) eksiksiz ve doğru şekilde bildirmeleri gerekmektedir. Ancak uygulamada bazı işverenlerin, işçilerin ücretlerinin yalnızca asgari ücret seviyesindeki kısmını banka aracılığıyla ödedikleri, ücretin geri kalan bölümünü ise elden verdikleri görülmektedir. Bu durumda işçinin gerçekte aldığı ücret ile SGK'ya bildirilen ücret arasında önemli farklar ortaya çıkmakta ve sigorta primleri gerçek ücret üzerinden değil, daha düşük bir tutar üzerinden yatırılmaktadır.


İş hayatında oldukça sık karşılaşılan bu uygulama, ilk bakışta çalışan açısından herhangi bir sorun yaratmıyormuş gibi görünse de uzun vadede ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır. Çünkü işçinin emeklilik aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği, işsizlik ödeneği ve diğer birçok sosyal güvenlik hakkı SGK'ya bildirilen prime esas kazanç tutarı dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Gerçek ücretin eksik bildirilmesi ise bu hakların daha düşük tutarlar üzerinden belirlenmesine yol açmaktadır.


MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR HAKLARIM NELERDİR, PRİME SESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI, ÜCRETİN EKSİK BİLDİRİLMESİ, PRİME ESAS KAZANCIN EKSİK BİLDİRİLMESİ, SGK'YA EKSİK ÜCRET BİLDİRME, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNİN SONUÇLARI, İŞVERENİN SGK PRİMİNİ EKSİK YATIRMASI, PRIME ESAS KAZANCIN TESPİTİ DAVASI, GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİ DAVASI, SGK İDARİ PARA CEZALARI, EKSİK SİGORTA PRİMİ CEZASI, İŞÇİ ÜCRETİNİN EKSİK GÖSTERİLMESİ, ELDEN MAAŞ ÖDEME CEZASI, KAYIT DIŞI ÜCRET ÖDEMESİ, SGK DENETİMİNDE EKSİK ÜCRET TESPİTİ, İŞVERENİN SGK SORUMLULUĞU, EKSİK PRİM BİLDİRİMİ, İŞÇİNİN GERÇEK ÜCRETİNİN TESPİTİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ HALİNDE HAKLAR, SGK PRİM KAÇIRMA, MAAŞI EKSİK BİLDİREN İŞVERENİN SORUMLULUĞU, SİGORTALILIĞA ESAS PRİMİN TESPİTİ DAVASI, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA TANIK DELİLİ, İMZALANMIŞ BORDRONUN HUKUKİ DURUMU, EMSAL ÜCRET ARAŞTIRMA, MAAŞIN KALAN KISMININ BANKADAN ÖDENMESİ, ELDEN MAAŞ VERİLMESİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNDE AVUKATIN ÖNEMİ, SGK, İŞVERENİN MAAŞI DÜŞÜK GÖSTERMESİNİN SEBEPLERİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ ŞİKAYETİ, İŞVERENİN MAAŞI DOĞRU BİLDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVALARINDA ARABULUCULUK, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI YARGITAY KARARLARI, MAAŞIM ASGARİ ÜCRET GÖSTERİLİYOR
MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR HAKLARIM NELERDİR, PRİME SESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI, ÜCRETİN EKSİK BİLDİRİLMESİ, PRİME ESAS KAZANCIN EKSİK BİLDİRİLMESİ, SGK'YA EKSİK ÜCRET BİLDİRME, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNİN SONUÇLARI, İŞVERENİN SGK PRİMİNİ EKSİK YATIRMASI, PRIME ESAS KAZANCIN TESPİTİ DAVASI, GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİ DAVASI, SGK İDARİ PARA CEZALARI, EKSİK SİGORTA PRİMİ CEZASI, İŞÇİ ÜCRETİNİN EKSİK GÖSTERİLMESİ, ELDEN MAAŞ ÖDEME CEZASI, KAYIT DIŞI ÜCRET ÖDEMESİ, SGK DENETİMİNDE EKSİK ÜCRET TESPİTİ, İŞVERENİN SGK SORUMLULUĞU, EKSİK PRİM BİLDİRİMİ, İŞÇİNİN GERÇEK ÜCRETİNİN TESPİTİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ HALİNDE HAKLAR, SGK PRİM KAÇIRMA, MAAŞI EKSİK BİLDİREN İŞVERENİN SORUMLULUĞU, SİGORTALILIĞA ESAS PRİMİN TESPİTİ DAVASI, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA TANIK DELİLİ, İMZALANMIŞ BORDRONUN HUKUKİ DURUMU, EMSAL ÜCRET ARAŞTIRMA, MAAŞIN KALAN KISMININ BANKADAN ÖDENMESİ, ELDEN MAAŞ VERİLMESİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNDE AVUKATIN ÖNEMİ, SGK, İŞVERENİN MAAŞI DÜŞÜK GÖSTERMESİNİN SEBEPLERİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ ŞİKAYETİ, İŞVERENİN MAAŞI DOĞRU BİLDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVALARINDA ARABULUCULUK, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI YARGITAY KARARLARI, MAAŞIM ASGARİ ÜCRET GÖSTERİLİYOR

Bu nedenle, maaşı gerçekte daha yüksek olmasına rağmen sigortası asgari ücret veya daha düşük bir tutar üzerinden gösterilen çalışanların, gerçek ücretlerinin tespit edilerek SGK kayıtlarının düzeltilmesini talep etme hakkı bulunmaktadır. Bu yazımızda, maaşın bir kısmının elden ödenmesi nedeniyle sigorta primlerinin eksik bildirilmesi durumunda işçilerin sahip olduğu hakları, açılabilecek davaları ve yargılama sürecinde dikkat edilmesi gereken hususları ele alacağız.


Bu makalemizi okuduktan sonra;


Maaş, bordro ve prime esas kazanç kavramlarının hukuki niteliği ile bordroda yer alması gereken ücret unsurları hakkında ayrıntılı bilgiye "SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BİLDİRİLEN MAAŞ VE BORDRODA YER ALAN ÖDEMELER NELERDİR? PRİME ESAS KAZANÇ NEDİR?" başlıklı yazımıza https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/maas-bordro-prime-esas-kazanc-odemeler linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Hizmet tespit davası için daha ayrıntılı bilgi için "SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILDIM, HAKLARIM NELERDİR? HİZMET TESPİT DAVASI" başlıklı yazımızı https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/sigortasiz-calistirildim-haklarim-nelerdir-hizmet-tespit-davasi linke tıklayarak okuyabilirsiniz.


Hizmet tespit davası ve prime esas kazanç tespiti davası arasındaki farkların detayları için "HİZMET TESPİT DAVASI İLE PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASININ KARŞILAŞTIRILMASI" başlıklı makalemizi okumak için "https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/hizmet-tespit-davasi-ile-prime-esas-kazanc-tespiti-davasinin-karsilastirilmasi" linke tıklayarak okuyabilirsiniz.


Ayrıca prime esas kazanç tespiti davası konusunda aşağıda bulunan Av. Pınar SORAN'ın videosunu da izlemenizi tavsiye ederiz.


MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR HAKLARIM NELERDİR, PRİME SESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI, ÜCRETİN EKSİK BİLDİRİLMESİ, PRİME ESAS KAZANCIN EKSİK BİLDİRİLMESİ, SGK'YA EKSİK ÜCRET BİLDİRME, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNİN SONUÇLARI, İŞVERENİN SGK PRİMİNİ EKSİK YATIRMASI, PRIME ESAS KAZANCIN TESPİTİ DAVASI, GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİ DAVASI, SGK İDARİ PARA CEZALARI, EKSİK SİGORTA PRİMİ CEZASI, İŞÇİ ÜCRETİNİN EKSİK GÖSTERİLMESİ, ELDEN MAAŞ ÖDEME CEZASI, KAYIT DIŞI ÜCRET ÖDEMESİ, SGK DENETİMİNDE EKSİK ÜCRET TESPİTİ, İŞVERENİN SGK SORUMLULUĞU, EKSİK PRİM BİLDİRİMİ, İŞÇİNİN GERÇEK ÜCRETİNİN TESPİTİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ HALİNDE HAKLAR, SGK PRİM KAÇIRMA, MAAŞI EKSİK BİLDİREN İŞVERENİN SORUMLULUĞU, SİGORTALILIĞA ESAS PRİMİN TESPİTİ DAVASI, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA TANIK DELİLİ, İMZALANMIŞ BORDRONUN HUKUKİ DURUMU, EMSAL ÜCRET ARAŞTIRMA, MAAŞIN KALAN KISMININ BANKADAN ÖDENMESİ, ELDEN MAAŞ VERİLMESİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİNDE AVUKATIN ÖNEMİ, SGK, İŞVERENİN MAAŞI DÜŞÜK GÖSTERMESİNİN SEBEPLERİ, MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ ŞİKAYETİ, İŞVERENİN MAAŞI DOĞRU BİLDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVALARINDA ARABULUCULUK, PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI YARGITAY KARARLARI, MAAŞIM ASGARİ ÜCRET GÖSTERİLİYOR

MAAŞ, BORDRO VE PRİME ESAS KAZANÇ ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?


Çalışma hayatında işçinin fiilen aldığı maaş ile Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen kazanç her zaman aynı olmayabilmektedir. Özellikle bazı işyerlerinde ücretin bir kısmının banka aracılığıyla ödenmesi, kalan kısmının ise elden verilmesi nedeniyle işçinin gerçek kazancı ile SGK kayıtlarında görünen kazanç arasında farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu noktada maaş, bordro ve prime esas kazanç kavramlarının birbiriyle olan ilişkisinin doğru anlaşılması büyük önem taşımaktadır.


Maaş, işçinin emeğinin karşılığı olarak işveren tarafından ödenen ücret iken; bordro, bu ücretin ve ücrete ilişkin tüm ek ödeme ve kesintilerin gösterildiği resmi belgedir. Prime esas kazanç ise işçinin sosyal güvenlik haklarının belirlenmesinde esas alınan ve SGK'ya bildirilen kazancı ifade etmektedir. Emeklilik aylığının hesaplanmasından iş göremezlik ödeneğine, işsizlik ödeneğinden birçok sosyal güvenlik hakkına kadar pek çok husus doğrudan prime esas kazanç üzerinden değerlendirilmektedir.


Bu nedenle işçinin gerçekte aldığı ücret ile bordroda gösterilen ücretin veya SGK'ya bildirilen prime esas kazancın birbirinden farklı olması, çalışan açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Özellikle ücretin bir bölümünün kayıt dışı şekilde elden ödenmesi halinde, işçinin emeklilik döneminde alacağı aylıklar ve diğer sosyal güvenlik hakları olması gerekenden daha düşük seviyede hesaplanabilmektedir.


İŞVERENLER MAAŞI NEDEN DÜŞÜK GÖSTERİR?


Çalışma hayatında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, işçinin fiilen aldığı maaşın tamamının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemesi ve ücretin bir kısmının kayıt dışında bırakılmasıdır. Uygulamada bazı işverenler, işçinin ücretini bordroda ve SGK kayıtlarında asgari ücret veya gerçekte aldığı ücretten daha düşük bir tutar üzerinden gösterirken, ücretin kalan kısmını elden ödemeyi tercih edebilmektedir. Bu uygulamanın temel amacı çoğu zaman işverenin maliyetlerini azaltmaktır. Bundan dolayı son zamanlarda bir çok çalışan maaşım düşük gösteriliyor haklarım nelerdir sorusunun cevabını aramaktadır.


Çünkü işçinin SGK'ya bildirilen prime esas kazancı arttıkça, işveren tarafından ödenmesi gereken sosyal güvenlik primleri, işsizlik sigortası primleri ve çeşitli yasal yükümlülükler de artmaktadır. Bu nedenle bazı işverenler, işçiye fiilen daha yüksek ücret ödemelerine rağmen SGK'ya daha düşük ücret bildirerek prim maliyetlerini azaltmaya çalışmaktadır. Özellikle ücretin bir kısmının banka aracılığıyla, kalan kısmının ise elden ödenmesi şeklindeki uygulamalar bu amaca hizmet etmektedir.


Ancak işçinin gerçek ücretinin SGK'ya eksik bildirilmesi, yalnızca sosyal güvenlik primlerini etkilememekte; emeklilik aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, işsizlik ödeneği ve diğer birçok sosyal güvenlik hakkının da gerçekte olması gerekenden daha düşük hesaplanmasına neden olmaktadır. Bunun yanında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve çeşitli işçilik alacaklarının hesaplanmasında da uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir.


Bu nedenle işverenin maliyetlerini azaltmak amacıyla yaptığı eksik ücret bildirimi, kısa vadede işveren lehine bir sonuç doğuruyor gibi görünse de uzun vadede hem çalışan açısından ciddi hak kayıplarına hem de işveren açısından idari para cezaları, prim farkları ve dava süreçleriyle karşılaşılmasına neden olabilmektedir.


İŞVERENİN MAAŞI VE PRİME ESAS KAZANCI DOĞRU BİLDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ


İşverenin, işçiye ödediği ücreti ve bu ücret üzerinden hesaplanan prime esas kazancı Sosyal Güvenlik Kurumuna doğru ve eksiksiz şekilde bildirmesi yalnızca bir muhasebe işlemi değil, kanundan kaynaklanan bir yükümlülüktür. Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı şekilde işlemesi, sigortalıların emeklilik, iş göremezlik, ölüm aylığı ve işsizlik ödeneği gibi haklarının doğru belirlenebilmesi, işveren tarafından yapılan bildirimlerin gerçeği yansıtmasına bağlıdır. Bu nedenle mevzuatta hem prime esas kazancın hangi unsurlardan oluştuğu ayrıntılı olarak düzenlenmiş hem de işverenlere doğru bildirim yükümlülüğü yüklenmiştir.


5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 80. maddesinde prime esas kazancın kapsamı belirlenmiş; işçiye ödenen ücretler, primler, ikramiyeler ve benzeri ödemelerin hangi ölçüde sigorta primine tabi olacağı açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu düzenleme ile işverenlerin işçiye yapılan ödemeleri farklı isimler altında göstererek prime esas kazanç dışında bırakmalarının önüne geçmeyi amaçlamıştır. Nitekim Kanunun 80. maddesinin (c) bendinde, istisna tutulan ödemeler dışında kalan ve sigortalıya yapılan her türlü ödemenin prime esas kazanca dahil edileceği açıkça belirtilmiştir. ayrıntılı bilgiye "SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BİLDİRİLEN MAAŞ VE BORDRODA YER ALAN ÖDEMELER NELERDİR? PRİME ESAS KAZANÇ NEDİR?" başlıklı yazımıza https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/maas-bordro-prime-esas-kazanc-odemeler linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Bunun yanında 5510 sayılı Kanun'un "Prim belgeleri ve işyeri kayıtları" konu başlıklı "MADDE 86- (Değişik birinci fıkra: 15/7/2016-6728/48 md.) Bu Kanunun 4 üncü ve 5 inci maddesine tabi sigortalılar ile sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılar için işverenlerce Kuruma verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, verilme süresi ve diğer hususlar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." denilmektedir. Ayrıca Sosyal Sigorta İşlemler Yönetmeliği "Kayıtların güncel ve doğru tutulması" başlıklı "MADDE 22 – (1) Sigortalı hizmet kayıtlarının doğru, güncel ve eksiksiz oluşturulması esastır. Bu amaçla; a) Sigortalının adı, soyadı ve sosyal güvenlik sicil numarası bulunmayan veya bulunduğu hâlde önceki hizmet kayıtları ile mutabakatı sağlanamayan bilgiler, prime esas kazancın alt ve üst sınırları dışında kalan miktarlar, işe giriş ve çıkış tarihleri ile tutarlı olmayan prim ödeme gün sayıları, doğrusu tespit edilmeden veya eksiği tamamlanmadan hizmet kayıtlarına aktarılmaz. b) Bir sigortalı adına ayda 30’u, yılda 360’ı aşan prim ödeme gün sayısı bulunan veya başka bir sigortalının hizmetini gösteren hizmet kaydı oluşturulmaz." İlgili Kanun ve Yönetmelik maddeleri gereği işverenler, çalıştırdıkları sigortalılara ilişkin bilgi ve belgeleri Kuruma doğru ve gerçeğe uygun şekilde vermekle yükümlüdür. İşveren tarafından düzenlenen bordrolar, ücret kayıtları, muhasebe belgeleri ve SGK bildirgeleri, sigortalının gerçek çalışma koşullarını ve kazancını yansıtmalıdır. İşçinin fiilen aldığı ücretin altında bir tutarın Kuruma bildirilmesi, bu yükümlülüğün ihlali anlamına gelmektedir.


Kanun koyucu, gerçeğe aykırı veya eksik bildirimlerin önüne geçebilmek amacıyla yaptırım mekanizmaları da öngörmüştür. 5510 sayılı Kanun'un 102. maddesinde, Kuruma verilmesi gereken belge ve bildirgelerin eksik, hatalı veya gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi halinde uygulanacak idari para cezaları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre işverenin sigortalının ücretini eksik bildirmesi yalnızca işçinin sosyal güvenlik haklarını zedelemekle kalmamakta, aynı zamanda işveren bakımından idari yaptırımlara ve geriye dönük prim tahakkuklarına da yol açabilmektedir.


Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Ücret hesap pusulası" başlıklı "Madde 37 - İşveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır.

Bu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.

Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır." maddesi gereğince işveren, işçiye yaptığı ücret ödemelerini gösteren ücret hesap pusulasını düzenlemek zorundadır. Bu pusulada ücretin ait olduğu dönem, yapılan ek ödemeler ve kesintiler ayrı ayrı gösterilmelidir. Dolayısıyla bordro kayıtlarının gerçeğe aykırı düzenlenmesi yalnızca sosyal güvenlik mevzuatına değil, iş hukuku hükümlerine de aykırılık teşkil etmektedir. Bu bağlamda prime esas kazancın eksik gösterilmesi işçi lehine haklı fesih sebebi de olacaktır.


Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, işverenin işçinin gerçek maaşını ve buna bağlı prime esas kazancını eksiksiz şekilde SGK'ya bildirmesi yasal bir zorunluluktur. İşçinin fiilen aldığı ücret ile SGK kayıtlarında görünen ücret arasında fark bulunması halinde, sigortalı çeşitli hukuki yollara başvurarak gerçek ücretinin ve buna bağlı prime esas kazancının tespit edilmesini talep edebilecektir. Bu durum özellikle prime esas kazanç tespiti davalarının temelini oluşturmaktadır.


İşverenlerin, çalışanlarına ödedikleri ücretleri Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) doğru ve eksiksiz şekilde bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülük yalnızca işçinin sigortalı olarak gösterilmesini değil, aynı zamanda sigorta primlerinin işçinin gerçekte aldığı ücret üzerinden yatırılmasını da kapsamaktadır.


Uygulamada bazı işverenler tarafından işçinin ücretinin bir kısmı banka aracılığıyla ödenmekte, kalan kısmı ise elden verilmektedir. Bu yöntemde çoğu zaman SGK'ya yalnızca asgari ücret veya gerçekte ödenen ücretten daha düşük bir tutar bildirilmekte, böylece sigorta primleri eksik yatırılmaktadır. Ancak işçinin gerçek ücretinin SGK'ya eksik bildirilmesi hukuka uygun değildir.


Sosyal güvenlik sisteminde işçinin emeklilik aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, işsizlik ödeneği ve benzeri birçok hakkı, SGK kayıtlarında yer alan prime esas kazanç tutarları dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Bu nedenle işveren tarafından ücretin düşük gösterilmesi, işçinin yalnızca mevcut ücret haklarını değil gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da olumsuz etkilemektedir.


Örneğin aylık 60.000 TL ücret alan bir işçinin SGK'ya asgari ücret üzerinden bildirilmesi halinde, işçi yıllarca yüksek ücretle çalışmasına rağmen emeklilik döneminde daha düşük emekli aylığı alabilecek, çeşitli sosyal güvenlik ödemelerinden de olması gerekenden daha düşük miktarlarda yararlanabilecektir. Bu sebeple işverenin, işçiye gerçekte ödediği ücretten daha düşük bir tutarı SGK'ya bildirmesi hukuka aykırıdır.


MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYORSA NEREYE ŞİKAYET EDEBİLİRİM?


İşveren tarafından işçinin gerçek maaşının SGK'ya eksik bildirilmesi halinde, işçinin doğrudan dava açmadan önce idari mercilere başvurma imkânı bulunmaktadır. Bu kapsamda sigortalı, Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurarak prime esas kazancının gerçeği yansıtmadığını bildirebilir ve işyerinde denetim yapılmasını talep edebilir. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı iş müfettişlerine yapılan şikâyetler sonucunda da işyerinde inceleme gerçekleştirilebilmektedir. Kurum tarafından yapılacak denetimlerde bordrolar, banka kayıtları, muhasebe belgeleri, ücret ödeme kayıtları ve diğer deliller incelenerek işçinin gerçek ücretinin SGK'ya doğru bildirilip bildirilmediği araştırılmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu "Prim belgeleri ve işyeri kayıtları" 86. Maddesinin ek fıkrası gereği "(Ek fıkra: 17/4/2008-5754/50 md.) Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır." denilerek şikayet eden kişinin en fazla bir yıl geriye dönük prime esas kazançları dikkate alınmaktadır. Eğer işveren tarafından bu ihlal bir yıldan fazla yapılmışsa, dava yoluna gidilmesi gerekmektedir.


İşveren tarafından işçinin gerçek maaşının SGK'ya eksik bildirilmesi halinde, işçi yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumuna doğrudan başvurmakla sınırlı olmayıp, idari denetim mekanizmalarının işletilmesini sağlayacak farklı başvuru yollarından da yararlanabilmektedir. Bu kapsamda çalışanlar, Alo 170 Çalışma Hayatı İletişim Merkezi aracılığıyla şikâyette bulunabilecekleri gibi, e-Devlet sistemi üzerinden de resmi başvuru ve ihbarda bulunabilmektedirler. Yapılan başvurular ilgili kurumlara iletilmekte ve gerekli görülmesi halinde işyerinde denetim veya inceleme süreci başlatılabilmektedir. Özellikle işçinin ücretinin bir kısmının elden ödendiği, bordro kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı veya SGK'ya eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığı yönündeki iddialar, müfettişler tarafından araştırılarak tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle işçinin, hak kaybına uğradığını düşündüğü durumlarda idari başvuru yollarını kullanarak kayıt altına alınmış bir şikâyet süreci başlatması, ileride açılabilecek davalar bakımından da önem arz edebilmektedir.


Bununla birlikte uygulamada birçok işveren, ücretin bir kısmını kayıt dışı şekilde ödediğinden, yalnızca idari denetim sonucunda gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması her zaman mümkün olmayabilmektedir. Özellikle uzun yıllar boyunca düşük ücret bildirimi yapılmış olması, işçinin işten ayrılmış bulunması veya ücret ödemelerinin elden gerçekleştirilmesi gibi durumlarda idari başvurular tek başına yeterli sonuç vermeyebilmektedir. Bu nedenle idari başvuruların yanı sıra, gerekli hallerde mahkemeler nezdinde prime esas kazanç tespiti davası davası açılarak işçinin gerçek ücretinin ve buna bağlı prime esas kazancının yargı kararıyla belirlenmesi de mümkün bulunmaktadır.


"Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap ve istinaf dilekçelerini tekrarla işlemin Kurum denetim raporuna istinaden tesis edildiği, denetim raporunda ...'ın elden maaş aldığını beyan etmesi üzerine idari para cezası kesildiği," (10. Hukuk Dairesi 2024/4458 E.  ,  2025/11014 K.)


MAAŞIM DÜŞÜK GÖSTERİLİYORSA DAVA AÇABİLİR MİYİM?

(PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASI)


İşveren tarafından işçinin gerçekte aldığı maaşın SGK'ya eksik bildirilmesi halinde, işçinin yalnızca idari mercilere şikâyette bulunma hakkı değil, aynı zamanda yargı yoluna başvurarak gerçek ücretinin ve buna bağlı prime esas kazancının tespitini talep etme hakkı da bulunmaktadır. Özellikle işçinin fiilen aldığı ücret ile bordroda gösterilen ücret arasında fark bulunması, ücretin bir kısmının elden ödenmesi veya sigorta primlerinin gerçeğe aykırı şekilde düşük kazanç üzerinden yatırılması durumlarında, iş mahkemelerinde prime esas kazanç tespiti davası açılabilmektedir.


Bu dava ile amaç, işçinin fiilen elde ettiği gerçek ücretin tespit edilmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında yer alan prime esas kazancın gerçeğe uygun hale getirilmesidir. Zira işçinin emeklilik aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, ölüm aylığı ve diğer birçok sosyal güvenlik hakkı SGK'ya bildirilen prime esas kazanç üzerinden hesaplanmaktadır. Bu nedenle ücretin eksik bildirilmesi, yalnızca çalışma dönemiyle sınırlı bir sorun olmayıp işçinin gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da doğrudan etkilemektedir.


Prime esas kazanç tespiti davalarında mahkeme; ücret bordrolarını, banka kayıtlarını, işyeri kayıtlarını, tanık beyanlarını, meslek odalarından alınan emsal ücret araştırmalarını ve dosya kapsamındaki diğer delilleri birlikte değerlendirerek işçinin gerçekte ne kadar ücret aldığını belirlemektedir. Yapılan yargılama sonucunda işçinin gerçek ücretinin SGK'ya eksik bildirildiğinin tespit edilmesi halinde, Kurum kayıtlarının düzeltilmesi ve sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden değerlendirilmesi mümkün hale gelmektedir.


Bu nedenle maaşının düşük gösterildiğini düşünen işçilerin, hak kayıplarının büyümesini beklemeden hukuki durumlarını değerlendirmeleri ve gerekli şartların bulunması halinde prime esas kazanç tespiti davası yoluna başvurmaları büyük önem taşımaktadır.


"A. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf SebepleriDavalı ... İdare vekili, hak düşürücü süre yönünden davanın reddi gerektiğini savunarak istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı Kurum vekili, belirlenen tarihlerde kurumda işe giriş bildirgesi veya çalıştığına dair bir hizmet kaydı bulunmadığını, bilirkişi raporları arasında çelişkiler olduğunu, raporlarda belirlenen hesaplamaların hatalı olduğunu savunarak verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.C. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "I-HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince davalı Kurum ve Özel İdare vekillerinin istinaf talebinin kabulüne, yukarıda Esas ve Karar sayılı Mahkeme kararının kaldırılmasına,II-Davanın kabulü ileA- 2003 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 128,62 TL,2004 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 60,37 TL,2004 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 60,37 TL,2004 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 60,74 TL,2004 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 98,17 TL,2004 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 203,65 TL,2004 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 203,65 TL,2004 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 203,65 TL,2004 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 203,65 TL,2004 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 203,65 TL,2004 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 182,78 TL,2005 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 205,24 TL,2005 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 175,61 TL,2005 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 175,61 TL,2005 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 175,61 TL,2005 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 175,61 TL,2005 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 175,61 TL,2005 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 155,87 TL,2006 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 318,93 TL,2006 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 377,10 TL,2006 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 377,10 TL,2006 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 377,10 TL,2006 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 377,10 TL,2006 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 377,10 TL,2006 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 362,40 TL,2007 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 71,78 TL,2007 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 71,78 TL,2007 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 71,78 TL,2007 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 71,78 TL,2007 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 71,78 TL,2007 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 61,28 TL,2007 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 73,58 TL,2007 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 73,58 TL,2007 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 73,58 TL,2007 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 73,58 TL,2007 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 61,88 TL,2008 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 148,60 TL,2008 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 148,60 TL,2008 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 148,60 TL,2008 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 148,60 TL,2008 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 148,60 TL,2008 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının134,46 TL,2008 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 118,30 TL,2008 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 118,30 TL,2008 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 118,30 TL,2008 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 118,30 TL,2008 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 118,30 TL,2008 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 105,56 TL,2009 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 117,40 TL,2009 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 117,40 TL,2009 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 117,40TL,2009 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 117,40TL,2009 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 117,40 TL,2009 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 103,90 TL,2009 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 154,00 TL,2009 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 154,00 TL,2009 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 154,00 TL,2009 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 154,00 TL,2009 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 154,00 TL,2009 yılı Aralık ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 136,00 TL,2010 yılı Ocak ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 298,00 TL,2010 yılı Şubat ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 298,00 TL,2010 yılı Mart ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 298,00TL,2010 yılı Nisan ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 298,00TL,2010 yılı Mayıs ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 298,00 TL,2010 yılı Haziran ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 281,20 TL,2010 yılı Temmuz ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 303,70 TL,2010 yılı Ağustos ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 303,70 TL,2010 yılı Eylül ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 303,70 TL,2010 yılı Ekim ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 303,70 TL,2010 yılı Kasım ayında eksik bildirilen sigorta primine esas kazancının 303,70 TL,olmak üzere toplam 14.719,51 TL olduğunun tespitine, eksik ödenen SGK prim farkının davalıdan tahsiline" karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Niğde ... vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle kararın bozulması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle kararın bozulması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeDava, prime esas kazanç tespiti istemine ilişkindir.2. İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370, 371 inci; 506 sayılı Kanun'un 77/1, 5510 sayılı Kanun'un 80 inci maddeleri.3. Değerlendirme1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2024/8975 E.  ,  2024/14026 K.)


PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA ARABULUCULUK ZORUNLU MUDUR?


7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile iş hukukundan kaynaklanan birçok uyuşmazlık bakımından dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Ancak her iş mahkemesi davası zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir. Özellikle sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan ve kamu düzeni ile yakından ilgili bulunan bazı davalar bakımından dava açılabilmesi için önceden arabuluculuğa başvurulması şartı aranmamaktadır.


Maaşın gerçekte alınan tutardan daha düşük gösterilmesi nedeniyle açılan prime esas kazanç tespiti davası (sigortalılığa esas primin tespiti davası), işçinin fiilen aldığı ücretin ve buna bağlı olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi gereken prime esas kazancın belirlenmesini amaçlayan bir tespit davasıdır. Bu dava ile işçinin emeklilik aylığı, iş göremezlik ödenekleri, ölüm aylığı, işsizlik ödeneği ve diğer sosyal güvenlik haklarının dayanağını oluşturan prime esas kazancın gerçeğe uygun şekilde tespit edilmesi hedeflenmektedir. Bundan dolayı son zamanlarda bir çok çalışan maaşım düşük gösteriliyor haklarım nelerdir sorusunun cevabını aramaktadır.


Prime esas kazancın doğru şekilde belirlenmesi yalnızca işçi ile işveren arasındaki özel hukuk ilişkisini ilgilendiren bir konu değildir. Sosyal güvenlik sistemi, sigorta primlerinin doğru tahsil edilmesi ve sigortalıların haklarının eksiksiz korunması kamu yararını doğrudan ilgilendirdiğinden, prime esas kazancın doğru bildirilmesi ve tespiti meselesi kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle tarafların kendi aralarında anlaşmaları veya uzlaşmaları ile kamu düzenini ilgilendiren bu hususun ortadan kaldırılması mümkün değildir.


Nitekim 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun "Dava şartı olarak arabuluculuk" başlıklı "MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır..." maddesinde zorunlu arabuluculuk kapsamına; işçi ve işveren alacakları, tazminat talepleri ve işe iade davaları dahil edilmişken, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan tespit davaları bu kapsamda değerlendirilmemiştir.


prime esas kazanç tespiti davasında uyuşmazlığın konusu bir işçilik alacağının tahsili değil, SGK kayıtlarında yer alması gereken gerçek prime esas kazancın belirlenmesidir. Bu yönüyle dava, tarafların serbestçe tasarruf edebileceği bir alacak uyuşmazlığından farklı nitelik taşımaktadır.


Bu nedenle maaşının eksik gösterildiğini ve gerçek ücretinin SGK'ya bildirilmediğini düşünen işçiler, prime esas kazanç tespiti talebiyle dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunmak zorunda değildir. Gerekli şartların bulunması halinde doğrudan iş mahkemesinde dava açılarak gerçek ücretin ve buna bağlı prime esas kazancın tespit edilmesi talep edilebilmektedir. Bununla birlikte dava sürecinde ileri sürülecek taleplerin ve sunulacak delillerin doğru şekilde belirlenmesi, sosyal güvenlik haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.


PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE VAR MIDIR?


Maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük gösterildiğini öğrenen birçok çalışanın aklına gelen ilk sorulardan biri, bu konuda ne kadar süre içerisinde dava açılması gerektiğidir. Özellikle işten ayrıldıktan uzun süre sonra SGK kayıtlarında yer alan prime esas kazancın gerçeği yansıtmadığının fark edilmesi halinde, sigortalılar tarafından dava açma hakkının devam edip etmediği merak edilmektedir.


Öncelikle belirtmek gerekir ki prime esas kazanç tespiti davası, klasik anlamda bir işçilik alacağı veya tazminat davası değildir. Bu dava ile amaç, işçinin fiilen elde ettiği ücretin ve buna bağlı olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi gereken prime esas kazancın tespit edilmesidir. Bu nedenle uyuşmazlığın konusu doğrudan sosyal güvenlik hakkına ilişkindir.


Sosyal güvenlik hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış temel haklardan biri olup, sigortalının gerçek ücretinin Kurum kayıtlarına doğru şekilde yansıtılması kamu düzenini ilgilendirmektedir. Bu nedenle uygulamada prime esas kazanç tespiti davaları bakımından işçilik alacaklarında olduğu gibi beş yıllık veya diğer genel zamanaşımı sürelerinin uygulanması söz konusu değildir. Zira dava, bir ücret alacağının tahsilini değil, gerçeğe aykırı şekilde oluşturulan sosyal güvenlik kayıtlarının düzeltilmesini amaçlamaktadır.


Bununla birlikte her somut olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle aradan uzun yıllar geçmiş olması halinde delillerin elde edilmesi, tanık anlatımlarının sağlıklı şekilde toplanması ve gerçek ücretin ispat edilmesi zorlaşabilmektedir. Bu nedenle her ne kadar sosyal güvenlik hakkının korunması amacıyla dava açma imkânı belirli bir alacak zamanaşımına tabi olmasa da, hak kaybı yaşanmaması ve delillerin kaybolmaması için düşük ücret bildiriminin öğrenilmesinden sonra mümkün olan en kısa sürede hukuki girişimlerde bulunulması büyük önem taşımaktadır.


Ayrıca ücretin eksik bildirildiğinin tespiti için açılacak davalarda mahkeme tarafından bordrolar, banka kayıtları, işyeri kayıtları, emsal ücret araştırmaları ve tanık beyanları birlikte değerlendirileceğinden, zaman geçtikçe ispat imkanlarının zayıflayabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle sigortalılar, gerçek ücretlerinin SGK'ya eksik bildirildiğini fark ettiklerinde idari başvuru ve dava yollarını gecikmeksizin değerlendirmelidir.


İMZALI BORDROLARA RAĞMEN GERÇEK MAAŞ İSPAT EDİLEBİLİR Mİ? İHTİRAZİ KAYIT KONULMASI (SENETLE İSPAT KURALI VE YARGITAY UYGULAMASI)


Maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük gösterildiğini iddia eden işçilerin en sık karşılaştığı sorunlardan biri, işveren tarafından düzenlenen ve işçinin imzasını taşıyan ücret bordrolarıdır. Uygulamada birçok işveren, işçinin gerçek ücretini değil SGK'ya bildirilen düşük ücreti bordrolarda göstererek, daha sonra açılabilecek davalarda bu bordroları delil olarak ileri sürmektedir. Bu nedenle prime esas kazanç tespiti davalarında imzalı bordroların hukuki değeri ve bunların aksinin nasıl ispat edilebileceği büyük önem taşımaktadır.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca belirli bir miktarın üzerindeki hukuki işlemlerin kural olarak senetle ispat edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle işçinin imzasını taşıyan ücret bordrolarında belirli bir ücret yer alıyorsa, işçinin bu ücretin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmesi halinde yalnızca tanık beyanlarına dayanması çoğu zaman yeterli görülmemektedir. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, ücret miktarına ilişkin uyuşmazlıklarda senetle ispat kurallarının dikkate alınması gerekmektedir.


Bununla birlikte imzalı bordroların varlığı, işçinin gerçek ücretini hiçbir şekilde ispat edemeyeceği anlamına gelmemektedir. Özellikle ücretin bir kısmının banka aracılığıyla, kalan kısmının ise elden ödendiği durumlarda; banka hesap hareketleri, işveren tarafından gönderilen yazışmalar, elektronik posta kayıtları, mesaj içerikleri, ücret pazarlıklarını gösteren belgeler, muhasebe kayıtları ve benzeri yazılı deliller mahkeme tarafından değerlendirilebilmektedir. Ayrıca yazılı delil başlangıcı niteliğinde belgelerin bulunması halinde tanık beyanlarına da başvurulabilmektedir.


Bordro imzalanırken "Gerçek ücretim bordroda belirtilen tutardan daha yüksektir." veya benzeri bir ihtirazi kayıt düşmesi, bordro içeriğini kabul etmediğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. İhtirazi kayıtla imzalanan bordrolar, işçinin bordrodaki ücret miktarına itiraz ettiğini ortaya koyduğundan, prime esas kazanç tespiti davalarında gerçek ücretin araştırılmasına katkı sağlayabilecek önemli deliller arasında yer almaktadır.


Diğer taraftan prime esas kazanç doğru belirlenmesi yalnızca işçi ile işveren arasındaki özel bir uyuşmazlık olmayıp sosyal güvenlik sistemini ve kamu düzenini ilgilendiren bir konudur. Bu nedenle Yargıtay uygulamasında, bordroların gerçeği yansıtmadığına ilişkin kuvvetli emarelerin bulunması halinde mahkemelerin yalnızca bordro içeriği ile bağlı kalmaması gerektiği kabul edilmektedir. Özellikle işçinin yaptığı iş, mesleki kıdemi, görev tanımı, işyerindeki pozisyonu ve sektör koşulları dikkate alınarak emsal ücret araştırması yapılabilmekte; meslek odalarından, sendikalardan ve ilgili kurumlardan ücret bilgileri toplanarak gerçek ücretin belirlenmesine çalışılmaktadır.


Bu kapsamda imzalı bordrolar önemli bir delil olmakla birlikte mutlak ve tartışılmaz belgeler değildir. Bordroların gerçeği yansıtmadığının ortaya konulabildiği durumlarda mahkeme, tüm dosya kapsamını birlikte değerlendirerek işçinin gerçek ücretini ve buna bağlı olarak SGK'ya bildirilmesi gereken prime esas kazancı tespit edebilmektedir. Bu nedenle maaşının eksik gösterildiğini düşünen işçilerin, yalnızca bordrolarda yer alan tutarlara bakarak haklarını aramaktan vazgeçmemeleri, ellerindeki tüm yazılı delilleri ve kayıtları muhafaza etmeleri büyük önem taşımaktadır.


"C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; imzalı bordroların aksinin davalı şirketin kaşesi ile şirket yetkilisinin imzasının bulunduğu personel ücret çizelgeleri ile ispatlandığı kabul edilerek ücretin belirlendiği eldeki davada, personel ücret çizelgelerine dayanılarak ücret belirlenmesinin hatalı olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ücret tutarının tanıkla ispat sınırının üstünde olduğu kabul edilerek bozma kararında belirtilen ispat kuralları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 80. maddesi ile 86. maddesinin 9. fıkrası

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 2 00... . maddeleri

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlık konusu dönem dikkate alındığında davanın yasal dayanağını 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası teşkil etmektedir.

2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin 9. fıkrasında aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak alacakları ilâm ile ispatlamaları hâlinde bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır.

3. Belli bir dönemdeki çalışmaların tespiti istemini içeren hizmet tespiti davası, dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olmasa da 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrasında da düzenlendiği üzere özünde prime esas kazançların ve prim ödeme gün sayılarının tespiti talebini de içermektedir. Mahkemenin hizmet tespitine ilişkin kararı ise işverenin Kuruma vermediği bildirgeler yerine geçecek belge niteliğindedir. Bu nedenle mahkeme dava sonunda vereceği kararda tespit edilen dönem için aylar itibariyle prim ödeme gün sayıları ile 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesine göre hesaplanacak olan o dönemdeki bir günlük ücreti de belirtecektir.

4. Öte yandan sosyal güvenlik hakkı, sosyal hukuk devletinde geçerli olan sosyal güvenlik ve sosyal adalet ilkelerinin bir gereği olarak insanlara asgari yaşam düzeyi sağlamak ve onları korumakla görevli olan devletten bu yönde gerekli tedbirleri almasını ve teşkilatları kurmasını talep etme hakkı sunar. Sosyal güvenlik hakkının nitelikleri ise vazgeçilmez ve devredilmez bir hak olduğu, bu haktan yararlanmanın zorunlu bulunduğu ve devletin sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesinde müdahalesinin gerekliliği olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla vazgeçilmez ve anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı bu niteliği itibariyle kamu düzenindendir. Kamu düzeninden olma koşulu resen araştırma ilkesini ve sonuç olarak hâkimin delilleri serbestçe, kendiliğinden toplayarak sonuca gitmesini beraberinde getirir. Sigortalı kavramı, kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sosyal güvence sistemine adına prim ödenmesi gereken yahut kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi ifade eder. Görüldüğü gibi sigortalı olmak çalışma ve prim ödeme ilkesine bağlı olduğundan hizmet tespiti ve prime esas kazancın tespiti davaları sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturmaktadır.

5. Kendiliğinden araştırma ilkesi dava malzemesinin hazırlanmasında tarafların yanı sıra hâkimin de görevli olması hâli olup bu ilke kamu yararı gerekçesine dayanır ve taraflarca hazırlama ilkesinin istisnasıdır. Öyle ki bu davalarda taraflardan birinin isticvabı ve bunun ikrarla sonuçlanması durumunda bile hâkim kendiliğinden araştırma yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu davalarda iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanmaz yine hâkim kesin delillerle de bağlı değildir.

6. Hizmet tespiti davalarında işçinin çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliği dikkate alınarak ücretinin ve Kuruma işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas kazancın tespitinde gerçek ücretin esas alınması koşuldur.

7. Hizmet tespiti davasının niteliği gereği çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilmesine rağmen ücretin ispatında bu denli serbestlik söz konusu değildir. Ücretin ispatında Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve 2023/10-608 Esas, 2025/243 Karar; 17.05.2023 tarihli ve 2022/(21)10-650 Esas, 2023/483 Karar; 05.11.2019 tarihli ve 2015/10-3509 Esas, 2019/1127 Karar ile 07.02.2018 tarihli ve 2015/10-843 Esas, 2018/126 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere HMK'nın 200. maddesinde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.

8. Bu itibarla ücret miktarı HMK'nın 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa tespiti gereken gerçek ücretin hukuksal geçerliliği haiz olarak düzenlenmiş olmak kaydıyla işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür.

9. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için veya bu miktar üzerinde olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması hâlinde tanık dinletilmesi mümkündür (HMK md. 202).

10. Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinde prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırları açıklanmıştır. Buna göre günlük kazancın alt sınırı HMK'nın 200. maddesinde belirtilen sınırı aşıyorsa ücretin yazılı delille saptanması gereğinin pratikte bir önemi kalmayacaktır. Zira 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinin 2. fıkrasında günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançlarının alt sınır üzerinden hesaplanacağı düzenlenmiştir.

11. Somut olayda 02.05.2014-21.06.2017 tarihleri arasında davalı işyerinde veznedar olarak çalışan davacı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte aylık net 2.700,00 TL ücretle çalıştığını ayrıca yılda toplam bir aylık ücreti tutarında ikramiye ödendiğini ancak primlerinin gerçek ücreti üzerinden Kuruma bildirilmediğini iddia ederek eldeki davayı açmış, dosya kapsamında davalı işveren tarafından sunulan ve davacının imzasının yer aldığı 2016 yılına ait ücret bordroları ile davacı tarafından sunulan 2014, 2015, 20 16... yıllarına ilişkin aylık ücret ödeme cetvellerinin bulunduğu anlaşılmıştır.

12. İlk Derece Mahkemesince davacının Kuruma bildirilen ücretinin gerçek ücretinin altında olduğu, aylık ücret ödeme cetvellerinde gösterilen aylık ücretleri aldığı ve bu miktarın davacının Kuruma bildirilen ücretine dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilerek yapılan bu değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesince de yerinde bulunarak davalı ve fer'î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvuruları esastan reddedilmiştir.

13. Ne var ki, davacı tarafından sunulan aylık ücret ödeme cetvellerinde şirket kaşesi ile şirket yetkilisinin imzası bulunmakta ise de davalı işveren bu belgelerde yer alan imzanın husumetli olduğu çalışan tarafından gerçeğe aykırı şekilde bu dosyada delil olarak kullanılmak maksadıyla sonradan atıldığını, ücret ödeme cetvelleri farklı yıllara ilişkinmiş gibi görünmesine rağmen çıplak gözle bakıldığında dahi imzaların aynı gün atıldığının anlaşılacağını, bu hususun araştırılması gerektiğini ve ilgili belgeleri kabul etmediklerini savunmuş, Mahkemece bu hususun tespiti için Adli Tıp Kurumuna yazılan müzekkere sonucu hazırlanan raporda söz konusu belgelerde yer alan imza, mühür, kaşe izi ve yazıların yaşı konusunda zaman birimi açısından tespite gidilemediği bildirilmiştir.

14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından davalı işverence sunulan ve yargılamanın başından beri davacının imza inkârında bulunmadığı ücret bordrolarına bakılmalıdır.

15. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102. maddesinin (e) fıkrasının 5. bendinde, dönem bordrolarında bulunması zorunlu unsurların neler olduğundan bahsedilmiş, ilgili düzenlemede işverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunmasının zorunlu olduğu, belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen ücret tediye bordrolarının geçerli sayılmayacağı açıklanmıştır. Buradan hareketle somut olaya bakıldığında, bir tarafta geçerliliği tartışmalı olan ve davalı işverenin başından beri kabul etmediği ücret ödeme cetvelleri bulunmaktayken diğer tarafta maddedeki şartları taşıdığı açık olan ve yargılamanın başından beri davacının imza inkârında bulunmadığı ücret bordroları bulunmaktadır. O hâlde Mahkemece, davacının elden aldığı ücret tutarlarının gösterildiğini iddia ettiği personel ücret çizelgelerine dayanılarak ücret belirlenmesi hatalı olup sunulan bordroların hukuken geçerli olduğu ve iddia edilen ücret tutarının da tanıkla ispat sınırının üstünde olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

16. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında prime esas kazanç tutarı bakımından uyuşmazlık olan eldeki davada bireysel iş hukuku ve sosyal güvelik hukuku normlarının bordroya senet vasfı vermediği, ayrıca dosya içerisinde işverenin kaşesi ile işyeri yetkilisinin imzasının yer aldığı ücret ödeme cetvellerinin bulunduğu, öte yandan resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında iddianın her türlü delille ispatlanabileceği, vasıfsız işçi olarak çalışmayan davacının asgari ücret almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, gerekirse emsal ücret araştırması da yapılmak suretiyle gerçek ücretin belirlenmesi ve direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.17. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.18. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR Açıklanan sebeplerle;Davalı ve fer'î müdahil Kurum vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi."K A R Ş I O Y"Uyuşmazlık, vasıflı ve kıdemli olarak çalışan ancak sigorta bildirimleri asgari ücret üzerinden bildirilen sigortalının, prime esas kazancının tespiti davasında kazanca esas ücretin belirlenmesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 200. maddesi kapsamında ücretin belirli bir miktarı geçtiğinde yazılı delillerle mi yoksa her türlü delillerle mi kanıtlanacağı noktasında toplanmaktadır.İlk Derece Mahkemesince toplanan deliller, tanık beyanları ve banka hesap hareketleri ile 27.09.2019 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalıya ait işyerinden kuruma bildirilenler dışında hüküm fıkrasında belirtilen ücretlerle çalıştığı belirtilerek davanın kabulü ile dökümü yapılmak suretiyle ek kazançlarla çalıştığının tespitine karar verilmiş, verilen karar davalı ve fer'î müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı ve fer'î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Karar davalı ve fer'î müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.Özel Dairece; “Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanmasına karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliğinin söz konusu olmadığı ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunduğu, yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesinin mümkün olduğu, somut olayda ise davacının davalı şirkette veznedar olarak çalıştığını iddia etmesine karşılık dosyada yer alan asgari ücret üzerinden düzenlenen bordrolara imza attığı, imza inkarda bulunmadığı, Mahkemece davacının elden aldığı ücret tutarlarının gösterildiğini iddia ettiği personel ücret çizelgelerine dayanarak ücret belirlenmesinin hatalı olduğu, ücret tutarının tanıkla ispat sınırının üstünde olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.Çoğunluk görüşünün kamu düzeni ve resen araştırma ilkesine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun), 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (5510 sayılı Kanun) hükümleri ile 6100 sayılı Kanun hükümlerine göre hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.1. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez anayasal haktır ve kamu düzenindendir. Sigortalının prime esas kazanç tespiti davası, kamu düzeninden bir dava olup resen araştırma ilkesinin ve delil serbestisinin uygulandığı davadır.2. Sigortalı bu haktan vazgeçemez, açtığı davadan feragat edemez, davalı işverenin de bu kapsamda davayı kabul etmesinin sonuca etkisi yoktur. Yani bu tür davalarda Mahkemece resen araştırma yapılarak prime esas kazanç miktarının tespitini yapmak zorundadır.3. Resen araştırma ilkesi uyarınca, dava malzemesinin toplanması ve görevli olduğu davalarda iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanamaz (Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/ Muhammed Özekes – Medeni Usul Hukuku, 14. baskı, Ankara 2013 s. 366). Resen araştırma ilkesinin uygulama alanı bulduğu uyuşmazlıklarda ortaya çıkan hukuki sonuçlardan bir başkası ise delil sözleşmesinin yapılamamasıdır (Karslı, s. 261). Resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda isticvap hükümleri uygulama alanı bulmaz, tarafların ikrarı da hâkimi bağlamaz. Ayrıca ikinci tanık listesi verilebilir (Kuru, (c.II) s.1924, s.262,469). En önemlisi tasarruf ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim kesin deliller ile bağlı olduğu hâlde; resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkim kesin delillerle bağlı değildir. Sigortalı, bu haktan vazgeçemeyeceğinden açtığı davadan feragat edemez. Feragatin, kabulün ve en önemlisi kesin delil niteliğinde olan ikrarın dikkate alınmadığı bu davada, çoğunluk görüşü ile diğer bir kesin delil olan senetle ispat ilkesinin aranması doğru olmadığı gibi çelişki de yaratılmıştır. Çünkü dosyada işverenden sadır olan ve sigortalının aylık ücretini gösteren personel ücret çizelgesi bulunmaktadır. Bu tür davalarda Mahkemece resen araştırma yapılarak prime esas kazanç miktarı tespiti yapılması gerekir. Somut uyuşmazlıkta da Mahkemece yazılı belgeye değer verilerek yargılama yapıp sonuca gidilmiştir.4. 6100 sayılı Kanun'un 200. maddesine göre “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar ve değerleri belirli bir miktarın üzerinde ise senetle ispat olunması gerekir. Senet kavramı, belge kavramı ile özdeş değildir. (Madde 199) 200. madde ile düzenlenen “senetle ispat zorunluluğu” dur, “belge ile ispat zorunluğu değildir.” Keza 201. maddedeki kural senede karşı tanıkla ispat yasağıdır. Senede karşı belge ile veya belgeye karşı senetle ispat zorunluluğu değildir. Hükmün “mad. 200” düzenlediği bu kural, yargılama hukukunda genellikle, “senetle ispat zorunluluğu” olarak anılmaktadır. Aslında bu kural “tanıkla ispat yasağı” şeklinde olmalıdır. Çünkü 200. maddedeki parasal sınırı aşan hukuki işlemlerin, senedin yanı sıra diğer kesin deliller olan ikrar, yemin ve kesin hükümle ispatı mümkündür (Yılmaz, e. HMK şerhi, s. 2419, 2420).İş sözleşmesini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran kişisel ve hukuki bağımlılık ilişkisi unsuru, tarafları, işverenin sosyal ve ekonomik bakımdan üstünlüğü, işçinin zayıf konumda olması, kayıtların işveren tarafından tutulması, çalışma olgusunun hukuki fiil oluşu nedeniyle özellikle işveren tarafından iş ilişkisinin kurulması, devamı ve sona ermesinde düzenlenen belgelere 6100 sayılı Kanun'un katı kurallarını uygulamak olanaklı değildir. İş hukukunda koruma mekanizmalarının önemli bir diğer bölümü, emredici normlarla sözleşme ilişkisinde tarafların irade serbestilerinin kısıtlanmasına yöneliktir. Tarafların konumu nedeniyle işveren açısından kural olarak senede karşı senetle ispat kuralları uygulanacaktır. Ancak işçi açısından yasal düzenlemeler dikkate alındığında, bu kural ancak istisnai durumlarda uygulama alanı bulacaktır. Zira iş ilişkisi devam ettiği sürece zayıf konumda olan işçinin iradesinin baskı altında olduğu, işverenin aşırı yararlandığı varsayılarak 6100 sayılı Kanun'un 203/1-(ç) hükmü devreye girecek ve istisna kuralı olarak uygulanacaktır. Prime esas kazancın düşük gösterilmesinden yararlanan işverendir. Ücret kayden düşük gösterilerek daha az prim ve gelir vergisi verilmekte, bu şekilde bu yükümlülükten kurtulacaktır.5. 5510 sayılı Kanun’un;80. maddesinde “prime esas kazanç, hak edilen ücret üzerinden alınacağı”85. maddesinde “işverenin, işin emsaline, niteliğine, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütümü açısından gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunulduğunun tespiti halinde, işin yürütümü açısından gerekli olan asgari işçilik tutarı; yapılan işin niteliği, kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan sigortalı sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak tespit edilebileceği,”86/5 hükmünde “sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin kurumca istenilmesine rağmen ibraz edilmemesi veya ibraz edilen bilgi ve belgelerin geçerli sayılmaması halinde otuz günden az bildirilen sürelere ait aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi, yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı primlerin bu Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı,”En önemlisi 102/e.5 “işverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret, tediye bordrosunda işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı ve soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunmasının zorunlu olduğu, belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen ücret tediye bordrolarının geçerli sayılmayacağı ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanacağı” açıkça belirtilmiştir.4857 sayılı Kanun’un 32/5 hükmü uyarınca iş sözleşmesinin sona ermesinde işçinin ücreti ile sözleşme ve kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunlu tutulmuş, yine 37. maddesinde “işverene, işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula verme yükümlülüğü” getirilmiştir. Söz konusu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi zorunluluğu olduğu belirtilmiştir.6098 sayılı Kanun’un 401. maddesinde ise “işverenin, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde ise asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlü olacağı” açıkça kurala bağlanmıştır.6. Dosyada işveren tarafından davacıya ait ücret bordrosu ve bordro dışında personel ücret çizelgesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.4857 sayılı Kanun’un 8/3 hükmüne göre, “yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç 2 ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı belge vermekle yükümlüdür.” Söz konusu hüküm bordroyu yeterli kabul etmemekte, ücret konusunda işverenden sadır olan belge verilmesini de zorunlu tutmaktadır.O hâlde prime esas kazancın tespitinde, bordroyu senet kabul etmeyen hükümleri yok sayarak sigortalıdan prime esas kazancın tespitinde senetle ispat kuralını aramak isabetli değildir. Zira karşı tarafın düzenlemesine bağlı belgeyi davacı sigortalıdan beklemek hayatın olağan akışına da uygun değildir.Kaldı ki somut uyuşmazlıkta davacı, davalı işyerinde veznedar olarak çalışmıştır. Davacının vasıflı işçi olduğu, bu mesleği nedeniyle asgari ücret üzerinde ücret alacağı açıktır. İşyerinde veznedar olarak çalışan bir kişinin asgari ücret aldığını kabul etmek hayatın olağan akışına uygun değildir. Bordroda davacının imzasının olması, prim alacağının aynı zamanda kurum alacağı olması ve bu haktan vazgeçilemeyeceğinden bir bağlayıcılığı yoktur. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde bulunan ve diğer işçilerinde ücretini gösteren personel ödeme çizelgesi dosyaya sunulmuş ve bu belgenin üzerinde işverenin kaşesi ile işyeri yetkilisinin imzasının olduğu görülmüştür. Görüldüğü gibi gerek bireysel iş hukuku hükümleri ve gerekse sosyal güvenlik hukuku normları bordroya senet vasfı niteliği vermemektedir. Sunulan deliller ve sigortalının prime esas kazancının tespitinde Mahkemece resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, dosyaya sunulan belgelerle birlikte sigortalının yaptığı işin özelliği, işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, kayıtlarda görülen ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek tanıklar dinlenmeli, gerektiği takdirde emsal ücret araştırması yapılmalı, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir.Yukarıda açıklanan nedenlerle gerekli araştırmanın yapılması yönünde değişik bozma görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır. (Hukuk Genel Kurulu 2024/339 E.  ,  2025/579 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/725 E., 2025/890 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Şirvan Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

SAYISI : 2023/29 E., 2024/259 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin murisi ...'ın davalı işverenler nezdinde 12.06.2013-17.11.2016 tarihleri arasında net 6.500,00 TL ücretle çalıştığını, Kuruma yapılan bildirimlerin asgari ücret üzerinden olduğunu, işverenin ise çalışmaları gerçek kazanç üzerinden bildirmesi gerekirken eksik bildirdiğini ileri sürerek; davalı iş yerinde çalıştığı süre boyunca prime esas kazancının tespitini ve Kurum tarafından taraflarına bağlanan ölüm aylığının bu ücret üzerinden güncellenerek ödenmeyen fark aylıklarının tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Kurum vekili, davanın hak düşürücü süre olan 5 yıllık sürenin geçmesinden sonra açıldığını, davacının aylık ücretinin bildirilen tutardan daha yüksek olduğunun iddia edilmesine rağmen bu hususu ispata yarar hiçbir delil sunulmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.Davalı ... ve ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili, öncelikle işbu davada zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü ücretin gerçeği yansıtmadığını, ücret ödeme bordrolarında gösterilen ücretin esas alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Üretim Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili, müvekkilinin işbu davada pasif dava ehliyetinin bulunmadığını ve bu nedende eldeki davanın müvekkili yönünden husumetten reddedilmesi gerektiğini, ölen sigortalıları işe alan ve çalıştıran işvereninin ... olduğunu, davacıların işe giriş bildirgelerinin ... ve Mad. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından verildiğini, ölen sigortalıların tüm ödemelerinin banka kanalıyla yapıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davacı murisi ...'ın davalı iş yerinde çalıştığı dönemlerde prime esas kazanç tutarının 2016/Aralık için 6.066,45 TL olduğunun, 5.060,62 TL eksik bildirim yapıldığının tespitine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı, davalı Kurum, davalı ... Elekt. ... A.Ş. vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, davalı Kurum, davalı ... Elekt. ... A.Ş. vekillerinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriDavacı vekili, davanın tamamen kabulü gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.Davalı Kurum vekili, yeterli inceleme yapılmadığını, davanın reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, prime esas kazanç tespiti istemine ilişkindir.Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime esas ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanun'un “Prime esas kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun; 200. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirli bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, bu madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 202. maddesinde de senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir.Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas - 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas - 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas - 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas - 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.Dosyadaki yazılara, toplanan bilgi ve belgelere göre davacı ve davalı Kurumun sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmektedirİnceleme konusu dosyada; davacı murisi ...'ın 12.06.2013-17.11.2016 tarihleri arasında davalılar iş yerinden bildiriminin bulunduğu ve bu döneme ilişkin prime esas kazancın tespitinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Dosyaya ücret ödemelerine ilişkin banka kayıtlarının celp edildiği, mahkemece işçilik alacakları dosyasında hüküm altına alınan miktar esas alınarak çalışmanın geçtiği son aya mal edilmek suretiyle prime esas kazanç tespiti yapıldığı görülmektedir.Somut davada; celp edilen banka kayıtlarına göre 2015/5-11 dönemde bankaya yatırılan ücretlerin bordroda yer alan net ücretlerden fazla olduğu görüldüğünden anılan dönem yönünden yukarıda belirtilen düzenlemeler kapsamında inceleme yapılmalı, kuruma bildirilen prime esas kazanç ile bankaya yatırılan ücretlerin brüt miktarları karşılaştırılmalı, eksik prim olup olmadığı tespit edilmeli, sonucuna göre karar verilmelidir.O halde İlk Derece Mahkemesince yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgili davacıya iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi  2025/14925 E.  ,  2026/2300 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2673 E., 2025/1575 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 16. İş Mahkemesi

SAYISI : 2019/109 E., 2023/171 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 02.08.2000 tarihinde ...'un sahibi olduğu davalı işverenlerden ... muhasebe şefi olarak çalışmaya başladığını, daha sonra işvereni 11.05.2015 tarihinde müvekkilin ... iş akdini fesh ederek, 12.05.2015 tarihinde yine kendisine ait davalı ... Müşavirliği'ne kaydırıldığını, davacının ... Müşavirliğinde muhasebe şefi olarak çalışmasını devam ettirirken 2018 yılı başında şirket sahibi ...'un talimatıyla yeğeni ...'un görünür sahibi olduğu ...'un da temsilci sıfatına haiz olduğu davalı ... de açıktan ve herhangi bir iş sözleşmesi olmadan muhasebe kayıtlarını tutturulduğunu belirterek, davacının ... şirketinde 01.04.2001-31.12.2001 tarihleri arasında aylık net 336.423.023,00 TL. ücretle, davalı ... şirketinde 01.10.2015-31.12.2018 tarihleri arasında aylık 3.500,00 TL. ücretle, ... şirketinde ise 01.01.2018-31.12.2018 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tespitini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... ...San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ayrı dönemler için üç ayrı şirkete tek bir dava ile hizmet tespit talep ettiğini, davalılar arasında ihtiyari veya zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığını, davacının iddiasının aksine diğer davalı şirketler ile davalı müvekkil arasında organik bağ bulunmadığını, davalıların kurucularının farklı olduğunu, farklı adreslerde ve farklı iş kollarında faaliyet gösterdiğini, ... Ticaret Sicili Müdürlüğünden tüm davalı şirketlerin kayıtlarının tetkikinden bu durumun anlaşılacağını, bu nedenle öncelikle tüm davaların tefrik edilmesini, davacının hiç bir zaman davalı müvekkili şirketin çalışanı olmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.Feri müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurumun yapmış olduğu işlemler yasal mevzuat gereği olduğunu, herhangi bir hukuka aykırılık ve yanlışlık bulunmadığını, bu nedenle yasal dayanaktan yoksun ve haksız olarak açılan yersiz davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava konusu döneme ilişkin hizmet bildirimlerinin mevcut olduğu, ancak davacının sadece ... Şirketi yönünden, diğer davalı ... Şirketinde çalıştığı çalışmaları ile çakışan aynı dönemde çalıştığı iddiası bulunduğu, davalı ... Şirketine yönelik hizmet tespiti talebi yönünden yapılan değerlendirmede, bordro tanıklarının beyanları, Kurum kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre çalışma iddiasının usule uygun deliller ile ispat edilemediği, prime esas kazanç tespiti talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise, davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu olmadığı, çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulunun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunduğu, somut olay incelendiğinde yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı bulunmamasına göre iddianın usule uygun deliller ile ispat edilemediği kanaatine varıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama ile dosya kapsamına göre, davacı 01.04.2001-31.12.20 01... .10.2015-31.12.2018 tarihleri arasındaki çalışmalarının gerçek ücreti üzerinden sigorta priminin bildirilmesini talep etmiş ise de, ücret miktarına ilişkin yazılı bir delilin bulunmadığı, yine 01.01.2018-31.12.2018 tarihleri arasında davalı ... Ltd. Şti. iş yerinde geçen çalışmalarının tespitini talep etmiş ise de, bu sürelerde davalı .....Ltd. Şti. iş yerinden tam zamanlı hizmet bildiriminin yapıldığı, dinlenen tanık beyanlarından bu tarihlerde ayrıca davalı ... Ltd. Şti. iş yerinde çalıştığının belirlenemediği anlaşıldığından, davacının yaptığı işin mahiyeti dikkate alındığında Mahkemece kurulan hükme ilişkin mahkemenin maddi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, Sosyal Güvenlik Kurumunun sıfatı karar başlığında davalı olarak gösterilmiş ise de, hizmet tespiti davalarında feri müdahil olduğu ve davalı olarak gösterilmesinin mahallinde düzeltilebilir maddi hataya dayalı olduğu anlaşıldığından, Daire karar başlığında feri müdahil olarak düzeltilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, hizmet ve sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2025/14590 E.  ,  2026/2129 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2956 E., 2025/1888 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. İş Mahkemesi

SAYISI : 2021/266 E., 2023/380 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde mobilya ustası olarak 21.10.2014 tarihinden itibaren iş akdinin haksız feshedildiği 09.06.2017 tarihine kadar net 3.000 TL maaşla kesintisiz çalıştığını, davalı şirketin davacının prime esas kazancını eksik bildirdiğinin 4a hizmet dökümü belgesinde açıkça görüldüğünü, açılan işçilik alacakları davası sonucunda Ankara 46. İş Mahkemesinin 2021/199 sayılı kararında davacının son ücretinin brüt 2.950,00 TL olduğunun belirtidiğini, davacının eksik ödenen sigorta primlerinin miktarlarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Şirket vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı Kurum vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işbu davanın prime esas kazancın tespiti davası olduğu, prime esas kazancın tespiti davalarının, hizmet tespit davası sayılmadığı, bu nedenle HMK uyarınca belge ile ispat kuralının geçerli olduğu, sadece tanık beyanı ile ispat edilemeyeceği; yazılı delil başlangıcının bulunması halinde ise tanık delili ile desteklenerek ispat edilebileceği; dosya kapsamında davacı tarafın, gerçek ücretini yazılı delil ile ispat edemediği, yazılı delil başlangıcının da bulunmadığı anlaşılarak sadece işçilik alacağı davasında hüküm altına alınan ve tahsil edilen alacaklardan prime esas kazanca eklenmesi gereken miktarın dikkate alındığı, buna göre davacı adına 2017/Haziran ayında 9 gün karşılığında 533,25 TL kazanç bildirimi yapıldığı, 2017 yılında günlük tavan kazanç = 444, 38... günlük tavan kazanç = 3.999,42 TL; 3.999,42 - 533,25 = 3.466,17 TL'lik kazancın davacının 2017/Haziran ayındaki prime esas kazancına dahil edilmesi gerekeceği, başkaca tespit edilecek prime esas kazanç bulunmadığı kanaatine varılarak; davanın kısmen kabulü ile 3.999,42 - 533,25 = 3.466,17 TL'lik kazancın davacının 2017/Haziran ayındaki prime esas kazancına dahil edilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.Davalı Kurum vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, prime esas kazanç tespit istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Dosya kapsamı incelendiğinde, davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile aynı Kanun’un Geçici 7. maddesi uyarınca 506 sayılı Kanun’un 77. maddesi hükümleri ile Kurum kayıtları, kesinleşen işçilik alacakları dosyası, icra dosyası ve ödemeler, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,25.02.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

I. Daha önce Dairemizin 2020/11683 Esas, 2021/10353 Karar sayılı kararında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere;1.Sigortalının prime esas kazancının tespitinde, Mahkemece re'sen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, tarafların vazgeçmesi ve kabulü ile bağlı olunmadığı gibi salt tanık beyanları ile de yetinilmemeli, 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanarak sigortalının yaptığı işin özellikleri(vasıflı olup olmadığı), işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler dikkate alındığında kayıtlarda görünen ücretle çalışmasının hayatının olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından, sendikalardan, meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılmalı, bu konuda açılmış işçilik alacakları davası var ve kesinleşmiş ise delil kabul edilmeli, dolayısı ile inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmeli, ücretin işçinin yazılı onayı olmadan düşürüldüğü durumda ise yazılı muvafakati yoksa önceki yüksek ücreti esas alınarak prime esas kazanç saptanmalıdır.

2.Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve : 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir.

3.Prime esas kazanç tespiti davası kamu düzeninden olduğuna göre kural olarak işçilik alacakları davasında saptanan ücret, prime esas kazanç tespiti davasında kesin delil niteliğinde kabul edilemez. Ancak bu işçi ile işveren arasında kesinleşmiş ve tahsil edildiğinde anılan ücret, fazla mesai, tatil ücret alacakları gibi alacaklarda sigorta primi kesintisi yapılarak kuruma ödeneceğinden, bir anlamda prime esas kazanç dolaylı olarak belirlenmiş olacaktır. Dolayısı ile unsur etkisi yaratarak kuvvetli(ciddi) delil niteliğinde kabul edilmesi kaçınılmazdır. İşçilik alacakları davasında tespit edilen ücretin, prime esas kazanç tutarı olarak kabulü gerekir(Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar).Nitekim Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği kararda:“Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birbirini etkileyebilecek bağlantılı davalardır. Nitekim Yargıtaya göre işçilik alacakları davasında -açılmış ise- kural olarak hizmet tespiti davasının sonucu beklenmelidir. Yine Yargıtay kararlarında her iki davanın birbirlerini etkilemesi mümkün ise de davaların niteliği gereği farklı sonuçlara varılabileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Zira hizmet tespiti davalarında -kamu düzenine ilişkin olduğundan- re'sen araştırma ilkesinin, işçilik alacaklarıyla ilgili davalarda ise taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle işçilik alacakları davasında verilen karar hizmet tespiti davasında kesin delil değil güçlü delil olarak kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki delil değerlendirmesi derece mahkemelerinin takdirinde olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır”gerekçesi ile hizmet tespit davasında işçilik alacaklarına ilişkin ücret tespitinin delil olarak dikkate alınmamasını, gerekçe yapılmamasını hak ihlali olarak kabul etmiştir(B. No: 2017/23739, 20.10.2021).

4.Belirtmek gerekir ki sigortalı aynı zamanda bireysel iş hukuku kapsamında işveren aleyhine işçilik alacakları davası açmış ve bu davada işçilik alacaklarına esas hizmet süresi veya prime esas kazanç ücreti belirlenmiş ise bu tespit davasında unsur etkisi yaratacak şekilde bir kuvvetli delil niteliğinde kabul edilecektir.

II. Dairemizin 2021/7772 E, 2021/11456 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere;5.5510 sayılı Kanun'un 80/1.d maddesindeki son aya mal etme uygulaması, yanlış bir yorumla yapılmaktadır. Zira maddeye göre “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur. Diğer ödemeler ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil edilir ve ücret dışındaki bu ödemelerin yapıldığı ayda üst sınırın aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilâve edilir. Toplu iş sözleşmelerine tabi işyerleri işverenlerince veya kamu idareleri veya yargı mercilerince verilen kararlara istinaden, sonradan ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet akdinin mevcut olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle prime esas kazancın tabi olduğu en son ayın kazancına dahil edilir”. Görüldüğü gibi son aya mal edilecek ödeme, ücret dışındaki ödemelerdir. Oysa burada karar altına alınan ücret olduğuna göre son aya değil, tüm hizmet süresine mal edilmesi ve ödenip ödenmemesine bakılmaması gerekecektir.

6.Kanunun 80. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin bir numaralı alt bendi gereğince prime esas kazançların hesabında, “hak edilen ücretlerin brüt toplamı” esas alınmaktadır. Aynı maddenin (d) bendi, “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur”, düzenlemesi gereğince ücretler, hak edilen ay esas alınmak sureti ile prime tabi tutulur. Ücretlerin, hak edildiği ayın prime esas kazancına dâhil edilmesi için hak edilmesi yeterli olup, ödenip ödenmediğine bakılmaz (..., .... Yargı Kararları ile Sigortalılara Yapılan Ödemelerin Prime Tabi Tutulması. (...). Cilt 6. Sayı: 2 2023. s: 553-580, .... Sosyal Sigortalar Uygulaması. ..... 2017. s.464; .... Sosyal Güvenlik hukuku. 3. Baskı. .... . 2022. s.109; ..., .... 5510 Sayılı Kanuna Göre Sigor-ta Primine Esas Kazançların Hesaplanması. ...Dergisi. Sayı. 93. 2009. s.316; .../...., Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri. 20. Baskı. Beta. İstanbul. 2019. s.176; .../.../..., Sosyal Güvenlik Hukuku. 18. Baskı. .... 2020. s.236; .... Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları. 2. Baskı. .... 2009, s.135; ..., ...Güvenlik Hukuku. 11. Baskı. .... 2020. s.166.).6.Çoğunluk görüşü ile somut uyuşmazlıkta, "yazılı delil aranması, kesinleşen işçilik alacaklarının ücrete ilişkin kararının kuvvetli delil kabul edilmemesi ve davacının kesinleşmiş ve dönemlerine göre de işçilik alacakları tespitine esas olmuş belirlenen ücreti işçilik alacaklarında ödeme olgusuna bağlı olarak son aya tavanı geçmemek sureti ile mal edilmesi" gerekçesi ile verilen yerel mahkeme kararının çoğunluk görüşü ile onanmasına karar verilmiştir.7.Belirtmek gerekir ki karar altına alınan ücret olduğuna ve ücretler hak edildikleri aya mal edileceğine göre yerel mahkemenin kararı yerindedir. Çoğunluğun yazılı delil araması, kesinleşmiş işçilik alacaklarındaki ücrete ilişkin tespiti kuvvetli delil kabul etmemesi ve ayrıca işçilik alacaklarında belirlenen ücreti ise ödenmesi halinde son aya mal etme kararı yasanın açık düzenlemesine aykırı olup, temel sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmaktadır. Kararın onanması görüşünde olduğumdan onama gerekçesine katılınmamıştır. (10. Hukuk Dairesi 2025/15397 E.  ,  2026/2040 K.)


MAAŞ BORDROSUNUN KORKU NEDENİYLE İMZALANDIĞI İDDİA EDİLEBİLİR Mİ?


Maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük gösterildiğini iddia eden işçiler tarafından zaman zaman maaş bordrolarının işveren baskısı veya işini kaybetme korkusu nedeniyle imzalandığı ileri sürülmektedir. Ancak hukuken her korku hali, imzalanan bordronun geçersiz sayılması sonucunu doğurmamaktadır.


Öncelikle, bir belgenin korkutma (ikrah) altında imzalandığının kabul edilebilmesi için bu durumun somut delillerle ispatlanması gerekmektedir. İşveren tarafından yöneltilen ciddi ve hukuka aykırı bir tehdit, baskı veya zorlamanın varlığı ortaya konulamadığı sürece, bordronun korku altında imzalandığı iddiası tek başına yeterli kabul edilmez.


Diğer taraftan uygulamada sıkça karşılaşılan "işimi kaybederim düşüncesiyle bordroyu imzaladım" şeklindeki açıklamalar da tek başına hukuki anlamda korkutma olarak değerlendirilmemektedir. Zira çalışma hayatında işçinin işsiz kalma endişesi taşıması olağan bir durum olup, bu husus tek başına bordronun geçersizliği sonucunu doğurmaz. Bu nedenle yalnızca işten çıkarılma korkusuna dayanılarak imzalı bordroların hukuki değerinin ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir.


Bununla birlikte bordroların imzalanmış olması, işçinin gerçek ücretinin daha yüksek olduğunu başka delillerle ispat etmesine engel değildir. Banka kayıtları, elektronik yazışmalar, emsal ücret araştırmaları ve diğer yazılı delillerle bordro içeriğinin gerçeği yansıtmadığı ortaya konulabilir. Bu nedenle prime esas kazanç tespiti davalarında asıl önem taşıyan husus, bordronun hangi koşullarda imzalandığından ziyade işçinin gerçek ücretinin somut delillerle ortaya konulabilmesidir.


"3.Öte yandan bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun'da yanılma, aldatma ve korkutma olarak düzenlenmiştir. Korkutmada kişi geçerli bir sözleşme yapıyormuş gibi beyanda bulunmuş ise de bu beyan oluşumu aşamasında sakatlanan iradeyle uyumlu değildir. Zira kişi tehdit altında, olmayan bir irade varmış gibi beyanda bulunmuştur. Bu yönüyle korkutmada yanılma ve aldatmadan farklı olarak kişi, sözleşme iradesine sahip olmadığı hâlde böyle bir irade varmışçasına beyanda bulunmaktadır (Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, Yirmi Dördüncü Bası, 2020, s. 279). Bir başka ifadeyle, normal şartlar altında sözleşme yapmayacak olan taraf, korkutma sonucu irade beyanında bulunmaya, sözleşmeyi yapmaya mecbur kalır. Örneğin bir kimsenin evini satmaması veya kefil olmaması hâlinde kendisine ya da yakınlarına zarar verileceğinin yahut evinin yakılacağının bildirilmesi korkutmayı oluşturur (Eren, s. 452).

4. 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesine göre korkutma, karşı tarafın korkutması ve üçüncü kişinin korkutması olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki hâlde de korkutma iptal sebebidir. Bu bakımdan aldatmanın aksine karşı tarafın korkutması ile üçüncü kişinin korkutması arasında bir fark yoktur. Korkutmanın şartları ise 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiş olup, korkutmanın varlığının kabulü için birinci şart bir korkutma eyleminin bulunmasıdır. Korkutma, bir kimsenin kişilik veya malvarlığına zarar veren ya da zarar verme tehlikesi bulunan hukuka aykırı bir eylemdir. Korkutma eylemi kişinin hayat, sağlık, vücut bütünlüğü, ..., namus gibi kişilik değerlerine yönelebileceği gibi malvarlığı değerlerine de yönelmiş olabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, korkutmaya maruz olan hukuki değerler anılan hükümde örnek olarak sayılmış olup sayılanlar dışında özgürlükler, özel yaşam gibi değerler de bu kapsamdadır. İkinci şart, korkutmanın sözleşmenin diğer tarafına ya da yakınlarına yönelik olmasıdır. Yakın kavramı aile kavramından daha geniş olup önemli olan korkutma eylemine maruz kalan kişi ile olan yakınlık ilişkisidir. Buna göre korkutma eyleminin yakın bir arkadaşa yönelmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

5. Korkutmanın gerçekleşebilmesi için üçüncü şart korkutmanın ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturmasıdır. Doğan zarar tehlikesinin ağırlığından amaç ciddiyetidir. Korkutma ağır bir tehlike oluşturmasına rağmen yakın bir tarihte gerçekleşecek bir zarara ya da zarar tehlikesine yol açacak nitelikte değilse sözleşmenin geçersizliğinden bahsedilmeyecektir. Tehlikenin ciddiliği ise korkutulanın subjektif durumuna göre değerlendirilmelidir. Buna göre korkutulanın yaşı, yaşam tarzı, cinsiyeti, kültür düzeyi gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Korkutulanın subjektif durum ve tepkilerinin esas alınması dürüstlük kuralının korkutulanı, korkutandan daha çok korunmaya layık görmesi fikrine dayanır. Ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında korkutulanın, içinde bulunduğu durum bakımından kendisine veya yakınlarından birine karşı ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma eyleminin gerçekleşmiş sayılacağı ifadesi de bu görüşü doğrulamaktadır. Yine korkutmada kullanılan aracın değerlendirilmesi yönünden de korkutulanın subjektif durumu esas alınmalı, kullanılan aracın objektif olarak böyle bir sonucu doğurmaya elverişli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır (Eren, s. 454, 455).

6. Diğer bir şart ise korkutmanın hukuka aykırı olmasıdır. Buna göre karşı tarafa yöneltilen korkutma eyleminin konusunu teşkil eden tehlike niteliği itibarıyla hukuk düzeninin izin vermediği bir kötülük ise hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olur. Buna karşılık kanuni bir yetkinin kullanılacağı veya bir hakkın isteneceği iddiasıyla yapılan sözleşme korkutma ile yapılmış sayılmaz. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre "Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış..." olmaması hâlinde korkutmanın varlığı kabul edilmez. Son olarak 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa" ifadesiyle sözleşmenin yapılmasının korkutmanın sonucu olması koşuluyla sözleşme ile bağlı olunmayacağı belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle korkutma eylemi ile sözleşmenin yapılması arasında sebep sonuç (illiyet) bağının bulunması gerekmektedir. Buna göre korkutma eylemi olmasaydı, korkutulan söz konusu sözleşmeyi ya hiç yapmayacak ya da bu içerikte bir sözleşme about:blank 5/6 15.06.2026 21:41 about:blank yapmayacak idiyse korkutma ile sözleşmenin kurulması arasında illiyet bağı kurulmuş olur.

7.Korkutmayı ispat yükü, korkutulan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203/1-ç maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından korkutma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.

8. Somut olayda davacının, davalı işverene ait iş yerinden 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında "6" kısmi istihdam ve "2" ücretsiz izin koduyla 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi kapsamında kısmi sigortalı bildirimleri bulunmaktadır. Davacı davalıya ait iş yerindeki çalışmasının 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında tam ve kesintisiz devam ettiğini iddia ederek eksik sürelerin tespitine karar verilmesini dava etmiştir.

9. İlk Derece Mahkemesi tarafından "...tanık beyanlarına itibar edilerek davacının işveren tarafından düzenlenen belgeleri baskı altına imzaladığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; davacı eksik bildirimlere esas belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul etmiş olup davacının duruşmalardaki beyanlarında ve hükme esas tanık beyanlarında davalı işveren şirket temsilcilerinden kaynaklanan ve davacının iradesini etkileyen korkutma amaçlı ve korkutmaya elverişli davacı ya da yakınlarına yönelik, hukuka aykırı somut bir eylem iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının davalı işverenden kaynaklanan bir eylem olmaksızın işten çıkartılma korkusuyla belgeleri imzalaması 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddeleri kapsamında korkutma olarak kabul edilemez. Dolayısıyla aksi davacı tarafından ispat edilemeyen eksik bildirimine esas belgelerin, ait oldukları dönemler yönünden davacının kısmi süreli çalıştığını gösterdiği kabul edilmelidir. Mahkemece söz konusu belgelerin bulunduğu dönemler yönünden davanın reddi ile belge bulunmayan tarihler varsa tanık beyanlarının esas alınabileceği nazara alınarak karar verilmelidir. Öte yandan beyanı hükme esas alınan tanıkların da çalışmaları kısmi süreli bildirilmiş ve anılan tanıklar da benzer nitelikte dava açmış olduğundan pek çok sigortalının bulunduğu iş yerinde davacının çalışmalarının niteliğini bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmelidir. Böylece davacının, kabule konu dönemde fiili çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

10. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi" (10. Hukuk Dairesi 2023/14155 E. , 2024/7393 K.)


MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ DAVALARINDA SADECE TANIKLA İSPAT MÜMKÜN MÜ?


Maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük gösterildiğini iddia eden işçiler bakımından en önemli ispat sorunlarından biri, bu iddianın hangi delillerle ortaya konulabileceğidir. Özellikle ücretin bir kısmının bordroda gösterilip kalan kısmının elden ödendiği durumlarda, işçinin elindeki deliller çoğu zaman sınırlı olabilmektedir. Bu nedenle uygulamada en sık sorulan sorulardan biri, gerçek maaşın yalnızca tanık beyanları ile ispat edilip edilemeyeceğidir.


Prime esas kazanç tespiti davalarında kural olarak mahkeme, işçinin fiilen aldığı gerçek ücreti her türlü delille değerlendirebilir. Ancak ücret miktarının belirlenmesi söz konusu olduğunda, hukuk muhakemesi kuralları gereği ispatın belirli sınırları bulunmaktadır. Bu kapsamda, ücretin miktarına ilişkin uyuşmazlıklarda yalnızca tanık beyanlarına dayanılması çoğu durumda yeterli görülmemektedir. Özellikle imzalı bordro ve banka kayıtlarının bulunduğu dosyalarda, salt tanık anlatımları tek başına kesin ve yeterli delil olarak kabul edilmemektedir.


Özellikle prime esas kazanç tespiti davalarında gerçekte alındığı iddia edilen ücretin miktarının ispatı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Senetle ispat zorunluluğu" konu başlıklı 200. Madde "MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir." kapsamında senetle ispat zorunluluğu bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Senetle ispat zorunluluğu kapsamında senete karşı senet olmadığında 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" konu başlıklı 201. Madde "MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından (2026 yılı itibari ile 41.000 TL) az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." gereği senede karşı tanıkla ispat yasağı gündeme gelecektir. Bu durumda senede karşı ancak 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Delil başlangıcı" konu başlıklı 202. Madde "MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir." gereği delil başlangıcı ileri sürülerek tanık dinlenebilecektir.


Bununla birlikte tanık delili tamamen geçersiz değildir. Aksine, işyerinde çalışma düzenini bilen, ücret ödeme pratiğine vakıf olan, işçinin aynı dönemde birlikte çalıştığı kişiler veya işyeri organizasyonunu bilen tanıkların beyanları, mahkeme tarafından önemli bir yardımcı delil olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak bu beyanların tek başına hükme esas alınabilmesi için genellikle başka yazılı delillerle desteklenmesi gerekmektedir.


Uygulamada Yargıtay kararlarında da, ücretin tespitine ilişkin uyuşmazlıklarda tanık beyanlarının tek başına yeterli olmayacağı, ancak delil başlangıcı niteliğinde belgelerle desteklenmesi halinde dikkate alınabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle banka hesap hareketleri, mesaj kayıtları, işyeri iç yazışmaları, bordro dışı ödeme yapıldığını gösteren belgeler veya emsal ücret araştırmaları gibi unsurlar tanık beyanlarını güçlendiren önemli deliller arasında yer almaktadır.


Sonuç olarak maaşın düşük gösterilmesi nedeniyle açılan davalarda tanık delili tek başına çoğu durumda yeterli olmamakla birlikte, diğer yazılı ve objektif delillerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir ispat aracı haline gelebilmektedir. Bu nedenle işçinin yalnızca tanık beyanlarına güvenerek dava açması yerine, mümkün olan tüm delilleri toplaması ve dosyayı güçlü bir ispat zemini üzerine kurması büyük önem taşımaktadır.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2956 E., 2025/1888 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. İş Mahkemesi

SAYISI : 2021/266 E., 2023/380 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde mobilya ustası olarak 21.10.2014 tarihinden itibaren iş akdinin haksız feshedildiği 09.06.2017 tarihine kadar net 3.000 TL maaşla kesintisiz çalıştığını, davalı şirketin davacının prime esas kazancını eksik bildirdiğinin 4a hizmet dökümü belgesinde açıkça görüldüğünü, açılan işçilik alacakları davası sonucunda Ankara 46. İş Mahkemesinin 2021/199 sayılı kararında davacının son ücretinin brüt 2.950,00 TL olduğunun belirtidiğini, davacının eksik ödenen sigorta primlerinin miktarlarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Şirket vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı Kurum vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işbu davanın prime esas kazancın tespiti davası olduğu, prime esas kazancın tespiti davalarının, hizmet tespit davası sayılmadığı, bu nedenle HMK uyarınca belge ile ispat kuralının geçerli olduğu, sadece tanık beyanı ile ispat edilemeyeceği; yazılı delil başlangıcının bulunması halinde ise tanık delili ile desteklenerek ispat edilebileceği; dosya kapsamında davacı tarafın, gerçek ücretini yazılı delil ile ispat edemediği, yazılı delil başlangıcının da bulunmadığı anlaşılarak sadece işçilik alacağı davasında hüküm altına alınan ve tahsil edilen alacaklardan prime esas kazanca eklenmesi gereken miktarın dikkate alındığı, buna göre davacı adına 2017/Haziran ayında 9 gün karşılığında 533,25 TL kazanç bildirimi yapıldığı, 2017 yılında günlük tavan kazanç = 444, 38... günlük tavan kazanç = 3.999,42 TL; 3.999,42 - 533,25 = 3.466,17 TL'lik kazancın davacının 2017/Haziran ayındaki prime esas kazancına dahil edilmesi gerekeceği, başkaca tespit edilecek prime esas kazanç bulunmadığı kanaatine varılarak; davanın kısmen kabulü ile 3.999,42 - 533,25 = 3.466,17 TL'lik kazancın davacının 2017/Haziran ayındaki prime esas kazancına dahil edilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.Davalı Kurum vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, prime esas kazanç tespit istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Dosya kapsamı incelendiğinde, davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile aynı Kanun’un Geçici 7. maddesi uyarınca 506 sayılı Kanun’un 77. maddesi hükümleri ile Kurum kayıtları, kesinleşen işçilik alacakları dosyası, icra dosyası ve ödemeler, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,25.02.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

I. Daha önce Dairemizin 2020/11683 Esas, 2021/10353 Karar sayılı kararında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere;1.Sigortalının prime esas kazancının tespitinde, Mahkemece re'sen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, tarafların vazgeçmesi ve kabulü ile bağlı olunmadığı gibi salt tanık beyanları ile de yetinilmemeli, 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanarak sigortalının yaptığı işin özellikleri(vasıflı olup olmadığı), işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler dikkate alındığında kayıtlarda görünen ücretle çalışmasının hayatının olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından, sendikalardan, meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılmalı, bu konuda açılmış işçilik alacakları davası var ve kesinleşmiş ise delil kabul edilmeli, dolayısı ile inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmeli, ücretin işçinin yazılı onayı olmadan düşürüldüğü durumda ise yazılı muvafakati yoksa önceki yüksek ücreti esas alınarak prime esas kazanç saptanmalıdır.

2.Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve : 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir.

3.Prime esas kazanç tespiti davası kamu düzeninden olduğuna göre kural olarak işçilik alacakları davasında saptanan ücret, prime esas kazanç tespiti davasında kesin delil niteliğinde kabul edilemez. Ancak bu işçi ile işveren arasında kesinleşmiş ve tahsil edildiğinde anılan ücret, fazla mesai, tatil ücret alacakları gibi alacaklarda sigorta primi kesintisi yapılarak kuruma ödeneceğinden, bir anlamda prime esas kazanç dolaylı olarak belirlenmiş olacaktır. Dolayısı ile unsur etkisi yaratarak kuvvetli(ciddi) delil niteliğinde kabul edilmesi kaçınılmazdır. İşçilik alacakları davasında tespit edilen ücretin, prime esas kazanç tutarı olarak kabulü gerekir(Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar).Nitekim Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği kararda:“Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birbirini etkileyebilecek bağlantılı davalardır. Nitekim Yargıtaya göre işçilik alacakları davasında -açılmış ise- kural olarak hizmet tespiti davasının sonucu beklenmelidir. Yine Yargıtay kararlarında her iki davanın birbirlerini etkilemesi mümkün ise de davaların niteliği gereği farklı sonuçlara varılabileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Zira hizmet tespiti davalarında -kamu düzenine ilişkin olduğundan- re'sen araştırma ilkesinin, işçilik alacaklarıyla ilgili davalarda ise taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle işçilik alacakları davasında verilen karar hizmet tespiti davasında kesin delil değil güçlü delil olarak kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki delil değerlendirmesi derece mahkemelerinin takdirinde olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır”gerekçesi ile hizmet tespit davasında işçilik alacaklarına ilişkin ücret tespitinin delil olarak dikkate alınmamasını, gerekçe yapılmamasını hak ihlali olarak kabul etmiştir(B. No: 2017/23739, 20.10.2021).

4.Belirtmek gerekir ki sigortalı aynı zamanda bireysel iş hukuku kapsamında işveren aleyhine işçilik alacakları davası açmış ve bu davada işçilik alacaklarına esas hizmet süresi veya prime esas kazanç ücreti belirlenmiş ise bu tespit davasında unsur etkisi yaratacak şekilde bir kuvvetli delil niteliğinde kabul edilecektir.

II. Dairemizin 2021/7772 E, 2021/11456 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere;

5.5510 sayılı Kanun'un 80/1.d maddesindeki son aya mal etme uygulaması, yanlış bir yorumla yapılmaktadır. Zira maddeye göre “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur. Diğer ödemeler ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil edilir ve ücret dışındaki bu ödemelerin yapıldığı ayda üst sınırın aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilâve edilir. Toplu iş sözleşmelerine tabi işyerleri işverenlerince veya kamu idareleri veya yargı mercilerince verilen kararlara istinaden, sonradan ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet akdinin mevcut olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle prime esas kazancın tabi olduğu en son ayın kazancına dahil edilir”. Görüldüğü gibi son aya mal edilecek ödeme, ücret dışındaki ödemelerdir. Oysa burada karar altına alınan ücret olduğuna göre son aya değil, tüm hizmet süresine mal edilmesi ve ödenip ödenmemesine bakılmaması gerekecektir.

6.Kanunun 80. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin bir numaralı alt bendi gereğince prime esas kazançların hesabında, “hak edilen ücretlerin brüt toplamı” esas alınmaktadır. Aynı maddenin (d) bendi, “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur”, düzenlemesi gereğince ücretler, hak edilen ay esas alınmak sureti ile prime tabi tutulur. Ücretlerin, hak edildiği ayın prime esas kazancına dâhil edilmesi için hak edilmesi yeterli olup, ödenip ödenmediğine bakılmaz (..., .... Yargı Kararları ile Sigortalılara Yapılan Ödemelerin Prime Tabi Tutulması. (...). Cilt 6. Sayı: 2 2023. s: 553-580, .... Sosyal Sigortalar Uygulaması. ..... 2017. s.464; .... Sosyal Güvenlik hukuku. 3. Baskı. .... . 2022. s.109; ..., .... 5510 Sayılı Kanuna Göre Sigor-ta Primine Esas Kazançların Hesaplanması. ...Dergisi. Sayı. 93. 2009. s.316; .../...., Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri. 20. Baskı. Beta. İstanbul. 2019. s.176; .../.../..., Sosyal Güvenlik Hukuku. 18. Baskı. .... 2020. s.236; .... Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları. 2. Baskı. .... 2009, s.135; ..., ...Güvenlik Hukuku. 11. Baskı. .... 2020. s.166.).

6.Çoğunluk görüşü ile somut uyuşmazlıkta, "yazılı delil aranması, kesinleşen işçilik alacaklarının ücrete ilişkin kararının kuvvetli delil kabul edilmemesi ve davacının kesinleşmiş ve dönemlerine göre de işçilik alacakları tespitine esas olmuş belirlenen ücreti işçilik alacaklarında ödeme olgusuna bağlı olarak son aya tavanı geçmemek sureti ile mal edilmesi" gerekçesi ile verilen yerel mahkeme kararının çoğunluk görüşü ile onanmasına karar verilmiştir.

7.Belirtmek gerekir ki karar altına alınan ücret olduğuna ve ücretler hak edildikleri aya mal edileceğine göre yerel mahkemenin kararı yerindedir. Çoğunluğun yazılı delil araması, kesinleşmiş işçilik alacaklarındaki ücrete ilişkin tespiti kuvvetli delil kabul etmemesi ve ayrıca işçilik alacaklarında belirlenen ücreti ise ödenmesi halinde son aya mal etme kararı yasanın açık düzenlemesine aykırı olup, temel sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmaktadır. Kararın onanması görüşünde olduğumdan onama gerekçesine katılınmamıştır. (10. Hukuk Dairesi 2025/15397 E.  ,  2026/2040 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/237 E., 2024/844 K.

KARAR : Esastan Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 19. İş Mahkemesi

SAYISI : 2020/11 E., 2021/328 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalı işyerinde 05.07.2010 - 14.03.2016 tarihleri arasında davalı işyerinde mekanik bakım elemanı olarak çalıştığını, fazla mesai yaptığını, aylık net 2.900,00 TL maaşla çalıştığını, maaşın Kuruma bildirilen kısmının bankadan, geri kalan kısmının ise elden ödendiğini, Kuruma primlerinin eksik bildirildiğini belirterek, 2.900,00 TL net maaş ve fazla mesai ücretleri de eklenerek, prime esas gerçek ücretinin tespitini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının, yazılı deliller ile iddiasını ispatlaması gerektiğini, Kurum kayıtlarının esas alınması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

2. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının, davalı işveren yanında çalıştığı süre içinde, gerçek ücretinin Kuruma eksiksiz bildirildiğini, davacının yazılı delil ve belge ile davasını ispatlaması gerektiğini belirtilerek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamı içerisindeki bilgi ve belgeler ile tanık beyanları ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; Kuruma bildirilenden daha fazla ücret alındığı iddiası usul ve yasaya uygun şekilde ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, davacı vekili tarafından dosya kapsamına sunulan belgelerin HMK'nın 202. maddesi anlamında yazılı delil başlangıcı niteliğini taşımadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesince davacının davasının reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı değerlendirilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili; elden maaş ödemesine ilişkin yazılı delil başlangıcı olarak CD görüntülerini dosyaya ibraz ettiklerini, tanık dinlendiğini, tanık dinlenmesinin CD'nin yazılı delil başlangıcı sayılmasına muvafakat ettiklerini gösterdiğini, İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi'nin CD görüntülerini delil kabul ettiğini, SGK'nın bu hususta rapor düzenlemiş olmasının da yazılı delil başlangıcı mahiyetinde olduğunu, fazla mesai alacağına ilişkin İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesinin 2016/447 Esas dosyasının derdest olduğunu beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davacının davalı Kuruma eksik bildirilen prime esas kazançlarının tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2024/9584 E.  ,  2024/12348 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/3705 E., 2025/3827 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Aydın 2. İş Mahkemesi

SAYISI : 2021/362 E., 2024/6 K.

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı işverene ait iş yerinde 20.09.19 89... .07.2015 tarihleri arasındaki çalıştığını, her yılın eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart ve nisan aylarında kesintisiz olarak, diğer mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında 10’ar gün çalıştığının tespitine dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP1-Davalı vekili, müvekkiline ait iş yerinin mevsimlik olarak faaliyet gösterdiğini, davacının çalıştığı günlerin Kuruma bildiriminin yapıldığını beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir.

2-Fer’i müdahil ... Başkanlığı vekili, eylemli ve gerçek çalışmanın ispat edilmesi gerektiğini beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI

İlk Derece Mahkemesince,Davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacının davalı şirkete ait ... sicil numaralı iş yerinde;-20.09.1989-31.12.1989 tarihleri arasında 101 gün,-01.01.1990-28.02.1990 tarihleri arasında 60 gün,-03.09.1990-27.12.1990 tarihleri arasında 115 gün,-09.09.1991-30.11.1991 tarihleri arasında 82 gün,-14.09.1993-31.12.1993 tarihleri arasında 107 gün,-01.01.1994-31.01.1994 tarihleri arasında 30 gün,-1994/2.dönemde 10 gün,-1994/3.dönemde 10 gün,-1994/4.dönemde 10 gün,-1994/5.dönemde 10 gün,-1994/6.dönemde 10 gün,-1994/7.dönemde 10 gün,-1994/8.dönemde 10 gün,-01.09.1994-31.12.1994 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.1995-31.01.1995 tarihleri arasında 30 gün,-1995/2.dönemde 10 gün,-1995/3.dönemde 10 gün,-1995/4.dönemde 10 gün,-1995/5.dönemde 10 gün,-1995/6.dönemde 10 gün,-1995/7.dönemde 10 gün,-1995/8.dönemde 10 gün,-01.09.1995-31.12.1995 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.1996-31.01.1996 tarihleri arasında 30 gün,-1996/2.dönemde 10 gün,-1996/3.dönemde 10 gün,-1996/4.dönemde 10 gün,-1996/5.dönemde 10 gün,-1996/6.dönemde 10 gün,-1996/7.dönemde 10 gün,-1996/8.dönemde 10 gün,-01.09.1996-31.12.1996 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.1997-31.01.1997 tarihleri arasında 30 gün,-1997/2.dönemde 10 gün,-1997/3.dönemde 10 gün,-1997/4.dönemde 10 gün,-1997/5.dönemde 10 gün,-1997/6.dönemde 10 gün,-1997/7.dönemde 10 gün,-1997/8.dönemde 10 gün,-01.09.1997-31.12.1997 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.1998-31.01.1998 tarihleri arasında 30 gün,-1998/2.dönemde 10 gün,1998/3.dönemde 10 gün,-1998/4.dönemde 10 gün,-1998/5.dönemde 10 gün,-1998/6.dönemde 10 gün,-1998/7.dönemde 10 gün,-1998/8.dönemde 10 gün,-01.09.1998-31.12.1998 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.1999-31.01.1999 tarihleri arasında 30 gün,-1999/2.dönemde 10 gün,-1999/3.dönemde 10 gün,-1999/4.dönemde 10 gün,-1999/5.dönemde 10 gün,-1999/6.dönemde 10 gün,-1999/7.dönemde 10 gün,-1999/8.dönemde 10 gün,-01.09.1999-31.12.1999 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2000-31.01.2000 tarihleri arasında 30 gün,-2000/2.dönemde 10 gün,-2000/3.dönemde 10 gün,-2000/4.dönemde 10 gün,-2000/5.dönemde 10 gün,-2000/6.dönemde 10 gün,-2000/7.dönemde 10 gün,-2000/8.dönemde 10 gün,-01.09.2000-31.12.2000 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2001-31.01.2001 tarihleri arasında 30 gün,-2001/2.dönemde 15 gün,-2001/3.dönemde 10 gün,-2001/4.dönemde 11 gün,-2001/5.dönemde 10 gün,-2001/6.dönemde 10 gün,-2001/7.dönemde 10 gün,-2001/8.dönemde 10 gün,-01.09.2001-31.12.2001 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2002-31.01.2002 tarihleri arasında 30 gün,-2002/2.dönemde 16 gün,-2002/3.dönemde 11 gün,-2002/4.dönemde 10 gün,-2002/5.dönemde 13 gün,-2002/6.dönemde 14 gün,-2002/7.dönemde 10 gün,-2002/8.dönemde 10 gün,-01.09.2002-31.12.2002 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2003-31.01.2003 tarihleri arasında 30 gün,-2003/2.dönemde 10 gün,-2003/3.dönemde 10 gün,-2003/4.dönemde 10 gün,-2003/5.dönemde 10 gün,-2003/6.dönemde 10 gün,-2003/7.dönemde 10 gün,-2003/8.dönemde 10 gün,-01.09.2003-31.12.2003 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2004-31.01.2004 tarihleri arasında 30 gün,-2004/2.dönemde 10 gün,-2004/3.dönemde 27 gün,-2004/4.dönemde 12 gün,-2004/5.dönemde 19 gün,-2004/6.dönemde 10 gün,-2004/7.dönemde 10 gün,-2004/8.dönemde 10 gün,-01.09.2004-31.12.2004 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2005-31.01.2005 tarihleri arasında 30 gün,-2005/2.dönemde 10 gün,-2005/3.dönemde 10 gün,-2005/4.dönemde 10 gün,-2005/5.dönemde 10 gün,-2005/6.dönemde 10 gün,-2005/7.dönemde 10 gün,-2005/8.dönemde 10 gün,-01.09.2005-31.12.2005 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2006-31.01.2006 tarihleri arasında 30 gün,-2006/2.dönemde 10 gün,-2006/3.dönemde 10 gün,-2006/4.dönemde 10 gün,-2006/5.dönemde 10 gün,-2006/6.dönemde 10 gün,-2006/7.dönemde 10 gün,-2006/8.dönemde 10 gün,-01.09.2006-31.10.2006 tarihleri arasında 60 gün,-2006/11.dönemde 15 gün,-2006/12.dönemde 12 gün,-01.01.2007-31.01.2007 tarihleri arasında 30 gün,-2007/2.dönemde 20 gün,-2007/3.dönemde 15 gün,-2007/4.dönemde 10 gün,-2007/5.dönemde 10 gün,-2007/6.dönemde 13 gün,-2007/7.dönemde 20 gün,-2007/8.dönemde 10 gün,-01.09.2007-31.12.2007 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2008-31.01.2008 tarihleri arasında 30 gün,-2008/2.dönemde 10 gün,-2008/3.dönemde 10 gün,-2008/4.dönemde 10 gün,-2008/5.dönemde 10 gün,-2008/6.dönemde 10 gün,-2008/7.dönemde 10 gün,-2008/8.dönemde 10 gün,-01.09.2008-31.12.2008 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2009-31.01.2009 tarihleri arasında 30 gün,-2009/2.dönemde 10 gün,-2009/3.dönemde 10 gün,-2009/4.dönemde 10 gün,-2009/5.dönemde 10 gün,-2009/6.dönemde 10 gün,-2009/7.dönemde 10 gün,-2009/8.dönemde 10 gün,-01.09.2000-31.10.2000 tarihleri arasında 60 gün,-2009/11.dönemde 25 gün,-22.07.2010-31.07.2010 tarihleri arasında 10 gün,-2010/8.dönemde 10 gün,-01.09.2010-31.12.2010 tarihleri arasında 120 gün,-13.09.2011-30.09.2011 tarihleri arasında 18 gün,-2011/10.dönemde 28 gün,-2012/2.dönemde 10 gün,-2012/3.dönemde 10 gün,-2012/4.dönemde 10 gün,-2012/5.dönemde 10 gün,-2012/6.dönemde 10 gün,-2012/7.dönemde 10 gün,-2012/8.dönemde 10 gün,-01.09.2012-30.11.2012 tarihleri arasında 90 gün,-2012/12.dönemde 2 gün,-01.01.2013-31.01.2013 tarihleri arasında 30 gün,-2013/2.dönemde 10 gün,-2013/3.dönemde 10 gün,-2013/4.dönemde 11 gün,-2013/5.dönemde 10 gün,-2013/6.dönemde 10 gün,-2013/7.dönemde 10 gün,-2013/8.dönemde 12 gün,-01.09.20013-30.09.2013 tarihleri arasında 30 gün,-2013/10.dönemde 17 gün,-01.11.2013-31.12.2013 tarihleri arasında 60 gün,-01.01.2014-31.01.2014 tarihleri arasında 30 gün,-2014/2.dönemde 10 gün,-2014/3.dönemde 10 gün,-2014/4.dönemde 10 gün,-2014/5.dönemde 10 gün,-2014/6.dönemde 10 gün,-2014/7.dönemde 10 gün,-2014/8.dönemde 10 gün,-01.09.2014-31.12.2014 tarihleri arasında 120 gün,-01.01.2015-31.01.2015 tarihleri arasında 30 gün,-2015/2.dönemde 10 gün,-2015/3.dönemde 10 gün,-2015/4.dönemde 10 gün,-2015/5.dönemde 10 gün,-2015/6.dönemde 10 gün,-2015/7.dönemde 4 gün, olmak üzere toplam 4855 gün çalıştığı, 1831 gününün Kuruma bildiriminin yapıldığının, 3024 gününün Kuruma bildiriminin yapılmadığının, bildirimi yapılmayan günlerde asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine dair karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF

A.İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf yoluna başvurmuştur.

B.İstinaf Sebepleri:Davalı ve fer'i müdahil vekilleri istinaf dilekçesinde; kararın kaldırılmasını istemiştir.

C.Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile" 1...4 TC kimlik numaralı davacı ...'ın ... sicil numaralı davalı ... Dış Tic. ve Gıda San. A.Ş. adlı iş yerinde;a) 20.09.1989 - 09.04.1996 tarihleri arasında;1989/3 döneminde 59 gün, 1990/3 döneminde 57 gün, 1991/3 döneminde 21 gün, 1993/3 döneminde 75 gün, 1994/3 döneminde 62 gün, 1995/3 döneminde 52 gün asgari ücrete tabi çalışmasının fer’i müdahil ... Başkanlığına bildirilmediğinin, 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesi uyarınca davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını doldurduğu 10.04.1996 tarihi olduğunun ve bu tarihten önceki çalışmalarının prim ödeme gün sayısına eklenmesi gerektiğinin tespitine,b) 10.04.1993 - 04.07.2015 tarihleri arasında,1996/3. döneminde 41 gün, 1997/3. döneminde 70 gün, 1998/3. döneminde 120 gün,1999/3. döneminde 77 gün, 2000/3. döneminde 71 gün, 2001/3. döneminde 27 gün,2002/3. döneminde 28 gün, 2003/3. döneminde 55 gün, 2004/10. ayında 29 gün,2004/11. ayında 30 gün, 2004/12. ayında 30 gün, 2005/9. ayında 8 gün,2005/10. ayında 2 gün, 2005/11. ayında 9 gün, 2005/12. ayında 11 gün,2006/9. ayında 7 gün, 2006/10. ayında 15 gün, 2007/11. ayında 1 gün,2007/12. ayında 30 gün, 2008/9. ayında 30 gün, 2008/10. ayında 30 gün,2008/11. ayında 30 gün, 2008/12. ayında 25 gün, 2009/9. ayında 18 gün,2009/10. ayında 30... /11. ayında 25 gün, 2010/9. ayında 23 gün,2010/10. ayında 15 gün, 2010/11. ayında 26 gün, 2010/12. ayında 30 gün,2011/9. ayında 6 gün, 2011/10. ayında 28 gün, 2012/9. ayında 14 gün,2012/10. ayında 12 gün, 2012/11. ayında 18 gün, 2013/9. ayında 9 gün,2013/11. ayında 17 gün, 2014/9. ayında 18 gün, 2014/10. ayında 13 gün,2014/11. ayında 20 gün, 2014/12. ayında 27 gün asgari ücrete tabi çalışmalarının fer’i müdahil ... Başkanlığına bildirilmediğinin tespitine,c) Fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairece; "... davacının dava konusu dönemde çalışmaları puantaj kayıtlarına dayalı olarak Kuruma bildirilmiştir. Bu kapsamda, puantaj kayıtları davacının çalışmaları ile ilgili olarak yazılı delil niteliğinde olup Mahkemece imzalı olmayan dönemler yönünden tanık beyanlarına riayet edilerek kabul kararı verilmiş ise de imzalı puantaj kayıtlarına göre kendilerinin de eksik bildirimleri olduğu görülen tanıkların davacının 30 gün çalıştığına yönelik beyanlarına itibar etmek mümkün olmayıp, yazılı deliller karşısında beyanlarına geçerlilik tanınamayacaktır. Bu kapsamda, Mahkemece bu hususlar dikkate alınmak suretiyle tanık beyanları değerlendirilmeli, davacının çalışmaları yazılı belgelere göre değerlendirilerek, hizmeti tereddütsüz ortaya konularak karar verilmelidir. .." gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme KararıBölge Adliye Mahkemesi kararı ile yargılama aşamasında 14 tanık beyanına başvurulduğu, ifadelerine başvurulan bordro tanıkları ve haklarında kesinleşen mahkeme kararları bulunan tanıkların, davacının istemine konu dönemlerden yılın eylül ila aralık aylarında, imzası sabit olan belgeler dışındaki çalışmaların kabulüne yönelik hükmün kapsadığı dönemde genel olarak tam gün bildirimli çalışmaları bulunduğu gibi, benzer uyuşmazlıklarda, davacının imzasının sabit olmadığı belgelerin aksinin, uyuşmazlık konusu dönemde sigortalılık bildirimleri bulunan tanıkların ifadelerinin esas alınması gerektiği yönündeki ilamlarının aksine yazılı delil aranmasına ilişkin bozma nedeninin, hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ile kararda direnilmesine dair karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesince yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz SebepleriDavalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri dilekçesinde; Mahkemece verilen kararın doğru olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin birinci fıkrası ile 370, 3 71... . maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesidir.

3. Değerlendirme Eldeki davada, davacının istemine konu dönemde, imzası sabit olan işe giriş bildirgeleri ve belirsiz süreli sözleşmelerdeki sözleşme başlangıç tarihleri gözetilerek ve imzası sabit olan ücret bordrolarının bulunduğu dönemlerdeki bildirimler ile doğum döneminden sonra bildirim yapılan dönemler öncesi dışlanmak suretiyle yılın eylül ila aralık aylarında tam gün çalışmalarının bulunduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği şeklindeki direnme kararındaki gerekçe gözetildiğinde direnme kararının yerinde olduğu, Dairemize ait anılan bozma ilamının ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin birinci fıkrası ve 373. maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2026/2530 E.  ,  2026/2342 K.)


MAAŞIN DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ DAVALARINDA E-POSTA VE MESAJLAŞMALAR DELİL OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?


Maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük gösterildiğini iddia eden çalışanlar bakımından en önemli sorunlardan biri, bu iddianın hangi delillerle ispatlanabileceğidir. Özellikle ücretin bir kısmının elden ödendiği veya SGK’ya eksik bildirildiği durumlarda, klasik bordro ve banka kayıtları dışında kalan dijital iletişim araçları da ispat sürecinde önemli rol oynayabilmektedir. Bu kapsamda e-posta yazışmaları, WhatsApp mesajları ve benzeri elektronik iletişim kayıtlarının delil niteliği taşıyıp taşımadığı uygulamada sıkça tartışılmaktadır.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca elektronik ortamda oluşturulan veriler de delil olarak değerlendirilebilmektedir. Bu çerçevede taraflar arasında geçen e-posta yazışmaları, ücretin ne kadar olduğuna, hangi tutarın elden ödendiğine veya SGK’ya hangi tutarın bildirileceğine ilişkin mesaj içerikleri, mahkeme tarafından somut olayın özelliğine göre delil olarak kabul edilebilmektedir. Özellikle işveren ile işçi arasında geçen ve ücretin gerçek miktarını ortaya koyan yazışmalar, davanın ispatı açısından güçlü bir emare niteliği taşımaktadır.


Uygulamada elektronik mesajlaşmaların delil değeri, içeriğin doğruluğu, taraflara aidiyeti ve elde edilme şekline göre değerlendirilmektedir. İşveren tarafından gönderilen e-posta veya mesajlarda ücretin bordroda gösterilenden daha yüksek olduğunun açıkça belirtilmesi, elden ödeme yapılacağına dair ifadeler veya primlerin düşük gösterileceğine ilişkin yazışmalar, mahkeme tarafından ciddi delil başlangıcı olarak kabul edilebilmektedir. Ancak bu tür dijital kayıtların tek başına her zaman kesin delil olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, diğer delillerle birlikte desteklenmesi önem arz etmektedir.


Bununla birlikte elektronik delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi de büyük önem taşımaktadır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen özel yazışmaların delil değeri tartışmalı hale gelebilmektedir. Bu nedenle e-posta ve mesaj kayıtlarının, tarafların kendi iletişim geçmişinden veya hukuka uygun erişim yolları ile elde edilmesi gerekmektedir.


Sonuç olarak maaşın düşük gösterilmesi veya prime esas kazancın eksik bildirilmesine ilişkin davalarda e-posta ve mesajlaşmalar, tek başına olmasa da diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde son derece önemli bir ispat aracı haline gelmektedir. Özellikle ücretin gerçek miktarını ortaya koyan yazışmalar, işçinin iddiasını güçlendiren ve mahkemenin kanaat oluşturmasına katkı sağlayan önemli deliller arasında yer almaktadır.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1052 E., 2024/1783 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Giresun İş Mahkemesi

SAYISI : 2023/78 E., 2024/162 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı feri müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkete ait Giresun Aksu şantiyesinde 03.05.2015-07.04.2017 tarihleri arasında ekskavatör operatörü olarak kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili 12.03.2024 tarihli beyan dilekçesi ile davalı şirket tarafından davacı ...'in sigorta primleri eksik olarak yatırılmış olup çalıştığı hizmetin tespiti ile bildirim olan tüm dönemler dışlanarak bildirilmeyen eksik günlerin tamamlanmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacının çalıştığı şantiyeler 02.02.2018 tarihli beyan dilekçesinde; Alucra Su Yurdu Köyü Dere Islahı, Şebinkarahisar Şaplıca Köyü Gölet İşi, Giresun Aksu Şantiyesi Dere Islahı, Kırklareli Kızılcıkdere Köyü, Uşak Eskisarayköyü Gölet İşi şantiyelerinde çalıştığı belirtilmiştir.I

I. CEVAP1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.2.Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle;davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.I

II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının sigortalılığı olmadığı dönem 08.09.2016-16.09.2016; 16.11.2016-17.11.2016 ve 09.12.2016-25.12.2016 tarihleri arası olup 27 gün sigortalılığın eksik olduğu, davacının banka hesap hareketleri incelendiğinde davalı işveren tarafından Eylül 2016, Kasım 2016 maaş (zorunlu) ödemesi olarak dönem asgari ücret yatırıldığı, yine Aralık 2016 dönemine ait davalı işyerinden ve ... tarafından "elden maaş ödemesi" adı altında davacının hesabına para yatırıldığı, ... talimat ile dinlenen mahkemede şirketin muhasebecisi olduğunu beyan ettiği, banka tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında davacının sigortalılığın eksik bildirildiği dönemde fiilen tam çalışma yaptığı tespit edilmiş, dönem bordro tanığı ..., ... ve ... davacının haftada 6 gün 07.00-18.00 arasında sürekli ve kesintisiz çalıştığını, davalı işyeri ile iş ortaklığı olarak kayıtlı işyerlerinin dönem bordro tanıklarından ..., ..., ..., ... isimli tanıklar da davacının çalışmalarının sürekli ve kesintisiz olduğunu beyan ettiği, davacının hizmet döküm cetvelinde tam olarak bildirilen sürelerin dışında da çalışmaları sürekli ve kesintisiz olduğu, banka kayıtları ile de fiili durumun desteklendiği anlaşılmakla ... sigorta sicil numarasında kayıtlı davacı ...'in davalı ...-se İnşaat Taahhüt Beton Sanayi Nakliyat Madencilik ve Ticaret Ltd. Şti. işyerlerinde 05.05.2015 ile 07.04.2017 tarihleri arasında her ay ayda 30 gün olacak şekilde hizmet akdine dayalı olarak mülga 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a kapsamında çalıştığının tespitine, davalı işveren ve dava dışı işverenler tarafından yapılan SGK'ya bildirilen günlerin dışlanmasına karar verilerek; davanın kısmen kabulü ile ... sigorta sicil numarasında kayıtlı davacı ...'in davalı ...-se İnşaat Taahhüt Beton Sanayi Nakliyat Madencilik ve Ticaret Ltd. Şti. işyerlerinde 05.05.2015 ile 07.04.2017 tarihleri arasında her ay ayda 30 gün olacak şekilde hizmet akdine dayalı olarak Mülga 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a kapsamında çalıştığının tespitine, davalı işveren ve dava dışı işverenler tarafından yapılan SGK'ya bildirilen günlerin dışlanmasına, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde feri müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile feri müdahil Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriFeri müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık hizmet tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Dosya kapsamı incelendiğinde, davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası hükümleri ile bodro tanık beyanları, davacının banka hesap hareketleri ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup feri müdahil vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2024/16087 E.  ,  2025/5277 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1914 E., 2025/845 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. İş Mahkemesi

SAYISI : 2020/206 E., 2022/354 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin 26.10.2005 tarihinden 14.11.2011 tarihine kadar davalı şirkette muhasebe ve finans sorumlu olarak çalıştığını, müvekkil 1988 yılından beri süregelen çalışmaları sonunda hak edeceği emekliliğin olası haklarını hesaplamak istediği için yakın tarihte hizmet dökümü belgesini aldığını, fakat bu hizmet dökümünde davalı şirkette geçen çalışmaları boyunca SGK primlerinin asgari ücretin çok az üzerinde yatırıldığını gördüğünü, muhasebe ve finans sorumlusu olarak uluslararası taşımacılık alanında faaliyet yürüten davalı şirketin bu alandaki faaliyetlerinde bu denli etkili bir pozisyonda iken asgari ücret ile çalıştığının kabulünün mümkün olmadığını belirterek; müvekkilinin davalı işyerinde geçen 26.10.20 05... .11.2011 tarihleri arasındaki çalışmaları karşılığında almış olduğu ücretlerinin tespitini ve eksik yatırılan primlerin tescilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; ödemelerin banka kanalıyla yapıldığını, SGK’ya ücret tutarının tam bildirildiğini ve primlerinin eksiksiz ödendiğini, bordroların çoğunu herhangi bir ihtirazı kayıt koymadan imzaladığını, davacının muhasebe bölümünde çalışmış biri olduğunu, ücret bordrolarını hazırlayan kişinin bizzat kendisi olduğunu, Sosyal Güvenlik Hukuku ile ilgili tespit davalarının, çalışıldığı iddia edilen yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılmasının kanuni zorunluluk olduğunu, davacının hizmet tespiti talebinin 5510 sayılı Kanun'un 86/9. ve mülga 506 sayılı yasanın 79/10. maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gözetilerek hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının prime esas kazanç iddialarının yazılı deliller ile ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin 26.10.2005 - 14.11.2011 tarihleri arasında davalı ... Uluslararası Taşımacılık Ltd. Şti. bünyesinde muhasebe finans sorumlusu olarak çalıştığını, hizmet döküm belgesi aldığında davalı şirkette geçen çalışmaları boyunca SGK primlerinin asgari ücretin çok az üzerinde yatırıldığını gördüğünü, müvekkilinin muhasebe ve finans sorumluluğunu bulunduğunu, etkili bir pozisyonda hizmet verdiğini, müvekkilinin asgari ücretin biraz üstünde bir meblağ karşılığında çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, SGK primlerinin eksik ve zamanında yatırılmasının işverenlerin asli yükümlülüğü olduğunu, müvekkilinin serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatı sahibi olduğunu, asgari ücret almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 20.10.2020 tarihli dilekçelerinde müvekkiline gönderilen maillerin ekinde yer alan ve çalışanların gerçek maaşları ile resmi maaşlarını ayrı ayrı gösteren tabloların Mahkemeye sunulduğunu, Mahkemece değerlendirme yapılmadığını, dosyada davalı işveren tarafından sunulan kayıtlarda şirkette ofisboy olarak çalışan kişi ile bir operasyon sorumlusu, tır şoförü ile muhasebe sorumlusunun aldığı ücretlerin aynı olduğunu, tanık beyanlarının davalarının haklı olduğunu gösterdiğini, meslek kuruluşlarına müzekkere yazılarak emsal ücret araştırması yapılması gerektiğini, davanın kamu hukukunu ilgilendirdiğini, yerel Mahkemenin re'sen araştırma görevini yerine getirmediğini, istinaf başvurularının kabulüne karar verilmesini gerektiğini beyanla kararın bozularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2025/10352 E.  ,  2025/16826 K.)


MAAŞIN BİR KISMININ BANKA HAVALESİ İLE ÖDENMESİ GERÇEK ÜCRETİN İSPATINDA DELİL OLABİLİR Mİ?


Maaşın düşük gösterilmesi nedeniyle açılan prime esas kazanç tespiti davalarında en önemli uyuşmazlık konularından biri, işçinin gerçekte ne kadar ücret aldığıdır. Uygulamada bazı işverenler, ücretin SGK’ya bildirilen kısmını bordro ve banka kayıtlarında gösterirken, kalan kısmını ise farklı açıklamalarla veya hiçbir açıklama yapmaksızın banka havalesi yoluyla işçinin hesabına gönderebilmektedir. Bu nedenle işçinin hesabına düzenli olarak yapılan banka transferleri, gerçek ücretin tespitinde önemli delillerden biri haline gelebilmektedir.


Her ne kadar banka dekontlarında gönderilen paranın açıklama kısmında “maaş”, “ücret”, “prim” veya benzeri ifadeler yer almasa da, mahkemeler yalnızca açıklama bölümüne bakarak değerlendirme yapmamaktadır. Özellikle her ay düzenli tarihlerde gerçekleştirilen ödemeler, miktarların süreklilik göstermesi, ödemelerin işveren veya işverenle bağlantılı kişiler tarafından yapılması ve işçinin görevine uygun ücret seviyeleriyle uyumlu olması halinde banka hareketleri gerçek ücretin belirlenmesinde önemli bir emare olarak kabul edilebilmektedir.


Uygulamada sıkça karşılaşılan bir yöntemde işveren, işçinin asgari ücret veya SGK’ya bildirilen ücret kısmını resmi bordro üzerinden bankaya yatırmakta; kalan kısmı ise farklı açıklamalarla yine banka hesabına göndermektedir. Bu durumda banka kayıtları incelendiğinde, işçinin hesabına her ay düzenli olarak giren toplam para miktarı ile SGK kayıtlarında bildirilen ücret arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Mahkemeler, bu tür durumlarda yalnızca bordroları değil, banka hesap hareketlerinin tamamını değerlendirerek işçinin fiilen elde ettiği kazancı araştırabilmektedir.


Özellikle banka transferlerinin düzenli olması, aynı işverenden veya işverenle bağlantılı hesaplardan gelmesi ve uzun süre devam etmesi halinde, bu ödemelerin borç verme, yardım veya tesadüfi ödeme niteliğinde olmadığının kabul edilmesi mümkün olabilmektedir. Böyle durumlarda banka kayıtları, işçinin gerçek ücretinin bordroda gösterilenden daha yüksek olduğunu ortaya koyan güçlü deliller arasında yer almaktadır.


Bununla birlikte banka havaleleri tek başına her zaman kesin delil niteliğinde değildir. Mahkeme tarafından banka kayıtları; bordrolar, tanık beyanları, elektronik yazışmalar, işyeri kayıtları ve emsal ücret araştırmaları ile birlikte değerlendirilmektedir. Ancak özellikle ücretin bir kısmının elden değil de banka aracılığıyla ödenmiş olması, işçinin gerçek maaşını ispat etmesini önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır.


Sonuç olarak işveren tarafından bordroda gösterilmeyen ücret kısmının banka havalesi yoluyla ödenmesi, prime esas kazanç tespiti davalarında son derece önemli bir delil niteliği taşıyabilmektedir. Düzenli, sürekli ve iş ilişkisiyle bağlantılı banka transferleri, işçinin gerçekte elde ettiği ücretin belirlenmesinde mahkemeye yol gösteren güçlü ispat araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/764 E., 2025/1081 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. İş Mahkemesi

SAYISI : 2019/33 E., 2022/523 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Şirkette 01.10.1990-01.04.2012 tarihleri arasında kesintisiz teknik yönetmen ve kamera kiralama bölümü sorumlusu olarak çalıştığını, davalı tarafça, davacının aynı grup bünyesindeki şirketler üzerinden sigortalarının yapılarak asgari ücret üzerinden primlerinin ödendiğini, davacının davalı nezdinde kesintisiz çalıştığını, son olarak aldığı gerçek ücretinin net 6.600 TL olduğunu, 01.04.2012 tarihinde iş sözleşmesinin haksız şekilde feshinden sonra davacının asgari ücretin oldukça üstünde olmasına rağmen sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden ödendiğini öğrendiğini, çalıştığı sürede aylık kazançlarının banka havalesi ile yatırıldığını, ücretinin maaş ve 2 parça halinde prim adı altında ödendiğini, prim ödemesi adı alında yapılan ödemelerin de ücret olduğunu, davalının prim adı altındaki ödemelerinin de ücrete ekleyerek toplam tutarı sigortaya esas kazanç olarak bildirmek zorunda olduğunu ileri sürerek, davacının 01.10.1990 – 01.04.2012 çalışma döneminde aylık prim esas kazancının 8.447,00 TL olarak tespitine, tespit edilen kazanç üzerinden eksik primlerinin ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

II.CEVAP

1.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının kameraman olduğunu, bir kameramanın mesai saatlerinin rutin olmadığını, bazen hiç çalışmadıklarını, bazen sektörün genel uygulaması gereği 9.00-17.00 saat aralığında değil çekimlerin gerektiği saatlerde çalıştıklarını, bu nedenle piyasadaki kameraman ücretlerinin sabit ücrete ek olarak başarı primi, götürü usulü iş verme gibi değişik usullerle yapıldığını, davacının çalışmalarının asgari ücret + başarı primi esasına göre hesaplanarak ödendiğini, davacının şirket yetkililerine ve diğer çalışanlarına bizzat kendisinin serbest çalışmak istediğini ancak vergi mükellefiyet kaydı yaptırmak istemediğini, şirkette sigortalı çalışan olarak kaydının devam ettirilmesini talep ettiğini, davacının asıl ücretinin asgari ücret olduğunu, başarılı çalışmalarının primle ödüllendirildiğini ve bordrolarda gösterildiğini, davacının aylık SGK primlerinin de kendi bilgisi dahilinde asgari ücretten gösterildiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı iş yerinin 01.08.1998 tarihi itibariyle 5510 sayılı Kanun kapsamına alındığını, çalışmanın geçtiği iddia olunan dönemlerle ilgili işyeri dosyasında müfettiş raporu bulunmadığını, davacının çalışmaları bakımından Kurum kayıtlarının esas olduğunu, davanın huzurdaki dava ile ileri sürdüğü iddialarını Kurum kayıtlarına eş değer resmi ve yazılı belgelerle kanıtlaması gerektiğini, çalışma iddialarının salt tanık anlatımlarına dayalı olarak kanıtlanmasına muvafakat etmediklerini belirterek, davanın reddini istemiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama, toplanan deliller, Kurum kayıtları, ticaret sicil kayıtları, banka kayıtları, tanık beyanları ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, davanın kısmen kabulü ile davacının,1999/3. döneminde 10.12.1999- 30.12.1999 tarihleri arasında 20 gün, günlük 7,80 TL brüt ücret,2000/1. döneminde 31.01.2000-10.04.2000 tarihleri arasında 120 gün günlük 2,055 TL brüt ücret,2000/2. döneminde 10.07.2000-31.08.2000 tarihleri arasında 120 gün, günlük 0,988 TL brüt ücret,2000/3. döneminde 13.09.2000-21.12.2000 tarihleri arasında 120 gün, günlük 5,53 TL brüt ücret,2001/1. döneminde 02.01.2001-30.04.2001 tarihleri arasında 120 gün, günlük 5,00 TL brüt ücret,2001/2. döneminde 15.05.2001-24.08.2001 tarihleri arasında 120 gün, günlük 4,45 TL brüt ücret,2001/3. döneminde 01.09.2001-24.12.2001 tarihleri arasında 120 gün, günlük 46,46 TL brüt ücret,2002/1. döneminde 01.01.2002-22.03.2002 tarihleri arasında 90 gün, günlük 22,12 TL brüt ücret,2002/2. döneminde 02.04.2002-24.06.2002 tarihleri arasında 90 gün, günlük 28,29 TL brüt ücret,2002/3. döneminde 02.07.2002-25.09.2002 tarihleri arasında 90 gün, günlük 13,48 TL brüt ücret,2002/4. döneminde 01.10.2002-25.12.2002 tarihleri arasında 90 gün, günlük 28,94 TL brüt ücret,2003/1. döneminde 13.03.2003-22.04.2003 tarihleri arasında 120 gün, günlük 7,09 TL brüt ücret,2003/2. döneminde 01.05.2003-25.08.2003 tarihleri arasında 120 gün, günlük 15,25 TL brüt ücret,2003/3. döneminde 02.09.2003-23.12.2003 tarihleri arasında 120 gün, günlük 18,24 TL brüt ücret,2004/1. döneminde 02.01.2004-16.06.2004 tarihleri arasında 120 gün, günlük 41,78 TL brüt ücret,01.04.2004-30.06.2004 tarihleri arasında 90 gün, günlük 73,28 TL brüt ücret,01.07.2004-31.12.2004 tarihleri arasında 180 gün, günlük 81,52 TL brüt ücret,01.01.2005-31.12.2005 tarihleri arasında 360 gün, günlük 89,60 TL brüt ücret,01.01.2006-31.12.2006 tarihleri arasında 360 gün, günlük 97,35 TL brüt ücret,01.01.2007-30.06.2007 tarihleri arasında 180 gün, günlük 103,13 TL brüt ücret,01.07.2007-31.12.2007 tarihleri arasında 180 gün, günlük 108,00 TL brüt ücret,01.01.2008-30.06.2008 tarihleri arasında 180 gün, günlük 111,04 TL brüt ücret,01.07.2008-31.12.2008 tarihleri arasında 180 gün, günlük 117,10 TL brüt ücret,01.01.2009-30.06.2009 tarihleri arasında 180 gün, günlük 122,10 TL brüt ücret,01.07.2009-31.12.2009 tarihleri arasında 180 gün, günlük 127,05 TL brüt ücret,01.01.2010-30.06.2010 tarihleri arasında 180 gün, günlük 133,65 TL brüt ücret,01.07.2010-31.12.2010 tarihleri arasında 180 gün, günlük 139,43 TL brüt ücret,01.01.2011-30.06.2011 tarihleri arasında 180 gün, günlük 146,03 TL brüt ücret,01.07.2011-30.11.2011 tarihleri arasında 150 gün, günlük 76,78 TL brüt ücret,01.12.2011-31.12.2011 tarihleri arasında 30 gün, günlük 13,44 TL brüt ücret,01.01.2012-01.04.2012 tarihleri arasında 90 gün, günlük 15,24 TL brüt ücretin Kuruma eksik bildirildiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri1.Davalı Şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun hatalı tespitler içerdiğini, itirazlarının dikkate alınmadığını, ücrete ilişkin iddiaların yazılı delillerle kanıtlanması gerektiğini, davalı işyerinde kameramanlara asgari ücret ödendiğini ve performans primi uygulandığını, davacı ile davalı Şirket arasında imzalanan hizmet sözleşmesinde ücret miktarının tarafların ortak iradesi ile belirlendiğini, davacının işbu davayı açmakta iyi niyetli olmadığını, ayrıca davanın kısmen kabulüne karar verildiği taraflarına vekalet ücreti takdir edilmediğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğunu, taraf teşkilinin sağlanmadığını, iddiaların Kurum kayıtlarına eşdeğer resmi ve yazılı delillerle kanıtlanması gerektiğini belirterek, usul ve yasaya aykırı verilen kararın bozulmasını istemiştir.C. Değerlendirme ve SonuçUyuşmazlık, sigorta primine esas gerçek ücretlerin tespitine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2025/13530 E.  ,  2026/2370 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1559 E., 2025/146 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesi

SAYISI : 2020/424 E., 2022/371 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, 01.02.20 18... .01.2019 tarihleri arasında davalı ... yanında yönetmen şef, kamera, montaj, kurgu ve ekip yönetimi görevlerinde sigortasız olarak çalıştırıldığını, 18.12.2018 tarihli ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ....vergi yükümlülüğü getirilince davalı ...'in 2019 yılı Ocak ayında diğer davalı .... isimli şirketi kurarak faaliyetlerini buradan yürütmeye devam ettiğini, müvekkilinin de yine aynı görev ile davalı şirkette çalışmaya devam ettiğini, müvekkilinin 22.01.2019 tarihinde davalı şirket tarafından sigortalı yapıldığını, ancak sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılmadığı gibi çalışmaya devam etmesine rağmen usulsüz bir biçimde 23.07.2019 tarihinde sigortadan işten çıkışının yapıldığını, iş akdinin müvekkili tarafından 26.06.2020 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, müvekkilinin davalı ... yanında çalışmaya başladığı ilk 4 ay net 5.000,00 TL, sonrasında işten ayrıldığı 26.06.2020 tarihine kadar ise net 10.000,00 TL maaş ve 500,00 TL yemek ücreti ile çalıştığını belirterek müvekkilinin 01.02.2018-26.06.2020 tarihleri arasında davalılar yanında kesintisiz olarak çalıştığının tespitine ve sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden tamamlatılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili; müvekkili ...'in, .... ve benzeri sosyal medya ve eğlence platformlarında, çeşitli videolar çekerek hayatını idame ettirdiğini, ilk başlarda hobi olarak başladığı bu alışkanlığın ilerleyen yıllarda kendisi için gelir kapısı olduğunu, zamanla müvekkilinin çektiği videoların kurgusunun yapılması için uzun yıllardır arkadaş olduğu davacıdan yardım istediğini, yaptığı yardım karşılığında davacıya müvekkil tarafından değişik zamanlarda paralar gönderildiğini, yani davalıya proje bazlı ödeme yapıldığını, davacının çalıştığı süreler ve maaşı konusundaki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının müvekkili ...'in yanında hiç çalışmadığını, davacı ile ... arasında imzalanmış olan bir iş sözleşmesinin mevcut olmadığını, davacının sadece 22.01.2019 - 23.07.2019 tarihleri arasında müvekkil şirket ... Dijital Prodüksiyon A.Ş.'de kurgu elemanı olarak çalıştığını, davacının 23.07.2019 tarihinde müvekkil firmadan kendi isteği ile ayrıldığını, davacının düzenli bir mesaisinin bulunmadığını, davacının sadece müvekkilin video çekmesi durumunda bu videonun kurgusunu yaptığını, çalıştığını iddia ettiği dönemlerde dışarıdan da işler yaptığını, davacının dilekçede bahsedildiği gibi yönetmen şef, kameraman, kurgu, montaj ve ekip yönetmeni unvanlarına sahip olmadığını, davacının, müvekkiline video kurgusu işi anlamında yardımcı olduğunu, gönderilen paraların yapılan projeler kapsamında gönderilen ödemeler ve çeşitli masraflar ile borç paralar olduğunu, açıklama kısmında kiminde borç kiminde virman yazdığını, davacının müvekkilden borç istediğine dair mesajları davacının da dosyaya sunduğunu belirterek; davanın ... yönünden husumet yokluğundan reddine, davacının iddia ettiği sürelerde müvekkillerin çalışanı da olmadığını ve iddiasını ispatlayamadığı için müvekkilleri yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Fer'i müdahil Kurum vekili; dava konusu işin niteliği, devamlılık gösterip göstermediği dikkate alınarak ücret konusunun titizlikle araştırılmasını, Kurumun resmi kayıtlarının incelenmesini, sadece tanık beyanlarına dayanılarak hüküm verilmemesini, davalı işverenin ve davacının Sosyal Sigortalar Kurumu nezdindeki kayıtlarının getirtilmesini ve davacının iddialarının değerlendirilmesini, mutlaka tanık dinlenmesi gerekiyorsa, tanıkların çalışıldığı iddia edilen işyerindeki işi bilen ve tanıyan, aynı zamanda dönem bordrolarında adı geçen kişilerden olmasına dikkat edilmesini, Kurumun yazılı kayıtları ile çelişen tanık beyanlarının hükme esas alınmaması gerektiğini, müvekkili Kurumun davaya fer'i müdahil olarak katılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenilen tanıkların hizmet cetvelleri ve iş yeri unvan bilgileri dosya arasına alınarak beyanları ile uyumlu olup olmadığı denetlenmiş, bu kapsamda dinlenen tüm tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde şüpheye mahal vermeyecek şekilde davacının iddia ettiği dönemde tam zamanlı olarak çalışma iddiasının doğrulanamadığı değerlendirilmiştir. Gerek taraf delilleri gerekse resen araştırma ile tespit edilerek toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde Mahkeme nazarında davacının hizmet iddiası şüpheden uzak şekilde somut delillerle ispatlanamamıştır. Sigorta primine esas kazanç tespiti iddiası yönünden ise senetle ispat kuralının uygulanması gerektiği, bu kapsamda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde iddianın ispatlanamadığı değerlendirilmiş ve davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; davacı tarafça, 01.02.2018-21.01.20 19... .07.2019-26.06.2020 tarihleri arasındaki dönemler için hizmet süresinin tespiti, 01.02.2018-26.06.2020 tarihleri arasındaki tüm dönem için prime esas kazançların tespitinin talep edildiği,1.Hizmet TespitiSunulan ... yazışmaları, davacının banka hesabına yapılan ödemeler, davacı tarafından flash bellek içinde sunulan video kayıtları dikkate alındığında davacının iddiası gibi davalı ... yanında, 09.01.2018 tarihinde yapılan iş teklifi üzerine daha önce çalıştığı iş yerinden 31.01.2018 tarihinde istifa ederek ayrıldıktan sonra 01.02.2018 tarihinde çalışmaya başladığı, davalı Şirketten sigortalı olarak bildirildiği 22.01.2019-23.07.2019 tarihleri arasındaki dönemde yaptığı iş ile öncesinde ve sonrasında yaptığı iş aynı olmasına rağmen 01.02.2018-21.01.20 19... .07.2019-26.06.2020 tarihleri arasındaki çalışmalarının Kuruma bildirilmediği, davalı Şirket 14.01.2019 tarihinde tescil edilmiş ve 21.01.2019 tarihinde 5510 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup davacının 01.02.2018-21.01.2019 tarihleri arasında davalı ... yanında, şirket kurulduktan sonra 22.01.2019 tarihinden davacının işten ayrıldığı 26.06.2020 tarihine kadar ise davalı şirket nezdinde çalıştığı, davacının davalı ... yanında 01.02.2018-21.01.2019 tarihleri arasındaki ve davalı Şirkete ait ...sicil numaralı iş yerinde ise 24.07.2019-26.06.2020 tarihleri arasındaki çalışmalarının Kuruma bildirilmediğinin kabulü gerekirken hizmet tespiti talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.2.Sigorta Primine Esas Kazancın TespitiDavacı taraf, ilk 4 ay net 5.000,00 TL, sonrasında işten ayrıldığı 26.06.2020 tarihine kadar ise net 10.000,00 TL maaş ve 500,00 TL yemek ücreti ile çalıştığını iddia etmiş olup iddia edilen ücret miktarlarının senetle ispat sınırının üzerinde olması nedeniyle yazılı delille ispatlanması gerektiği,Davacının sigortasının bildirildiği dönemde davalı şirket tarafından 25.02.2019, 22.03.20 19... .04.2019 tarihlerinde davacının banka hesabına gönderilen paraların maaş açıklaması ile diğer dönemlerde davalı ... ve davalı Şirket tarafından 2018 yılında düzenli ve sürekli olarak birbirine yakıntutarlarda “Borç” açıklamasıyla para gönderildiği, 2019 yılı Ağustos ve Kasım aylarında yine “Borç”açıklamasıyla para gönderildiği, 2020 yılı Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında herhangi bir açıklama yapılmaksızın aynı tutarlarda düzenli olarak para gönderildiği, bu son 4 ayda gönderilen paraların bir kısmının geldiği gün itibariyle ve her ay aynı tutarlarda olmak üzere davacı tarafından 3’ü davalı iş yeriçalışanı olmak üzere toplam 4 kişiye aktarıldığı,davalı tarafça, davacının proje bazlı çalıştığı iddia edilmiş ise de ödemelerin aynı tutarlarda olması, davacının yaptığı projeler karşılığı ücret ödendiğine ilişkin bir kayıt olmamasına rağmen davalılar tarafından gönderilen paralara borç açıklaması yazılmasının ücret ödemesini gizleme amaçlı olduğu, davacı ilk 4 ayda (2018/2,3,4,5.aylarda) aylık 5.000,00 TL net ücretle çalıştığını iddia etmiş olup davacının banka hesabına 22.03.2018 tarihinde 14.660,00TL, 12.04.2018 tarihinde 330,00 TL, 24.04.2018 tarihinde 5.042,00TL, 30.04.2018 tarihinde 600,00TL, 22.05.2018 tarihinde 10.000,00TL, 22.05.2018 tarihinde 550,00 TL olmak üzere toplam 31.182,00 TL ödeme yapıldığı dikkate alındığında davacının ilk 4 ay aylık 5.000,00 TL net, 6.993,89 TL brüt kazançla çalıştığı iddiasının ispatlandığı,Davacının banka hesabına 2018/6,7,8,9,10,11. aylarda, 2019/11, 2020/3,4,5,6. aylarda yapılan ödemeler, tanık beyanları, yapılan işin niteliği dikkate alındığında davacının talebiyle bağlı kalınarak 2018/6-2020/6. aylarda aylık 10.000,00 TL net, 13.987,77 TL brüt kazançla çalıştığı iddiasının da ispatlandığı,prime esas kazanç tavanının 2018 yılında 15.221,40 TL, 2019 yılında 19.188,00 TL, 2020 yılında 22.072,50 TL olduğu dikkate alındığında belirlenen kazancın tavanı aşmadığı, davacının prime esas kazanç iddiasının da ispatlandığı ve bu talebin de kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmış, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 bendi gereğince Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne 3...4 TC kimlik, 1...5 sigorta sicil numaralı davacı ...'in,A) Davalı ... TC kimlik numaralı ...'e ait Kurumda tescili bulunmayan video çekimi ve kurgulama işi mahiyetli iş yerinde;01.02.2018-31.05.2018 tarihleri arasında her ay aylık 6.993,89 TL prime esas kazançla,01.06.2018-31.12.2018 tarihleri arasında her ay aylık 13.987,77 TL prime esas kazançla,01.01.2019-21.01.2019 tarihleri arasında 20 gün karşılığı 9.325,18 TL prime esas kazançla çalıştığı, bu hizmetlerinin ve kazançlarının Kuruma bildirilmediğinin tespitine,B) Davacının, Kurumda ... sicil numaralı dosyada işlem gören davalı ...Ş.'ne ait iş yerinde 22.01.2019-26.06.2020 tarihleri arasında aylık 13.987,77 TL brüt kazançla aralıksız çalıştığı ve bu iş yerinden 22.01.2019-23.07.2019 tarihleri arasındaki prime esas kazançlarının;2019/Ocak ayında 10 gün çalışma karşılığı 3.384,59 TL,2019/Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında her ay 10.603,77 TL,2019/Temmuz ayında 21 gün karşılığı 7.644,83 TL Kuruma eksik bildirildiğinin tespitine,24.07.2019-31.07.2019 tarihleri arasında 9 gün karşılığı 4.196,33 TL prime esas ücretle,01.08.2019-31.05.2020 tarihleri arasında her ay aylık 13.987,77 TL prime esas ücretle,01.06.2019-26.06.2020 tarihleri arasında ise 26 gün karşılığı 12.122,73 TL prime esas ücretle çalıştığı, bu hizmetlerinin ve kazançlarının Kuruma bildirilmediğinin tespitine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriDavalılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; kararın yerinde olmadığını beyanla kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, hizmet ve prime esas kazançların tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (10. Hukuk Dairesi 2025/7422 E.  ,  2025/13890 K.)


PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVALARINDA EMSAL ÜCRET ARAŞTIRMASININ ÖNEMİ


Maaşın düşük gösterildiği ve buna bağlı olarak prime esas kazanç esas kazancın eksik bildirildiği iddialarında, mahkemenin ulaşmaya çalıştığı temel husus işçinin gerçekte ne kadar ücret aldığıdır. Ancak uygulamada işverenler tarafından düzenlenen bordrolar, banka kayıtları veya diğer belgeler her zaman gerçek ücretin tespitine yeterli olmayabilmektedir. Bu nedenle davalarda sıklıkla emsal ücret araştırması yapılması gündeme gelmektedir.


Emsal ücret araştırması; işçinin yaptığı iş, mesleki kıdemi, eğitim durumu, uzmanlığı, görev tanımı, çalıştığı sektör ve işyerinin özellikleri dikkate alınarak aynı niteliklere sahip bir çalışanın ilgili dönemde alabileceği ortalama ücretin belirlenmesine yönelik incelemedir. Bu araştırma kapsamında mahkemeler tarafından ilgili meslek odalarına, sendikalara, ticaret ve sanayi odalarına, meslek kuruluşlarına veya gerekli görülen diğer kurumlara müzekkere yazılarak ücret bilgileri talep edilebilmektedir.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda benimsenen taraflarca getirilme ilkesi uyarınca mahkeme kural olarak tarafların ileri sürdüğü vakıalar ve gösterdiği deliller çerçevesinde inceleme yapmaktadır. Bu nedenle prime esas kazanç tespiti davası açan işçinin, dava dilekçesinde veya ön inceleme aşamasında emsal ücret araştırması yapılmasını açıkça delil olarak göstermesi ve gerekli kurumlar nezdinde araştırma yapılmasını talep etmesi davanın sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından önem taşımaktadır.


Özellikle imzalı bordroların bulunduğu, tanık anlatımlarının yetersiz kaldığı veya ücretin yazılı delillerle tam olarak ortaya konulamadığı durumlarda emsal ücret araştırması davanın sonucuna doğrudan etki edebilmektedir. İşçinin yaptığı iş karşılığında piyasadaki olağan ücret seviyesinin bordroda görünen ücretin çok üzerinde olduğunun tespit edilmesi, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde gerçek ücretin belirlenmesine katkı sağlayabilmektedir.


Nitekim Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında da, işçinin mesleği, kıdemi ve yaptığı iş dikkate alınarak emsal ücret araştırması yapılmasının gerektiği, eksik araştırma ile karar verilmesinin bozma nedeni oluşturabileceği kabul edilmektedir. Çünkü prime esas kazancın doğru belirlenmesi yalnızca tarafların menfaatini değil, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin doğru işlemesini ve kamu düzenini de ilgilendirmektedir.


Bu nedenle prime esas kazanç tespiti davalarında emsal ücret araştırması, çoğu zaman gerçek ücretin ortaya çıkarılmasını sağlayan en önemli delillerden biri olup, dava dilekçesinde açıkça talep edilmesi gereken hukuki araçlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “Prime esas kazancın tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik taraf vekilleri ile fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette 12.06.2010-12.12.2012 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde ithalat-ihracat müdürü olarak aylık net 3.500TL ücretle çalıştığını, işçilik alacaklarının tahsili istemiyle Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E. sırasına kayden açılan davada son ücretinin 3.500TL olduğunun kabul edildiğini, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını ileri sürerek prime esas ücretinin tespitini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ücret ve primlerinin Kurum kayıtlarında belirtildiği gibi olduğunu, bordroların aksinin yazılı delille ispatı gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; Kurum kayıtlarının aksinin resmî belgelerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesi Kararı:

7. Bakırköy 6. İş Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy 1. İş Mahkemesinin 01.03.2017 tarihli ve 2014/307 E., 2017/33 K. sayılı kararı ile; davacının yaptığı iş ve çalışma süresi dikkate alındığında asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kesinleşen Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararında davacının ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğunun kabul edildiği, bu nedenle davacının prime esas kazancının kesinleşen alacak davasında tespit edildiği gibi brüt 4.884,85TL olduğu, tüm çalışma süresi yönünden ücret ispat edilemediğinden son ücretin tespiti ile yetinildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının aylık en son ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğunun tespitine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

8. Bakırköy 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri ile fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2017/1872 E., 2018/664 K. sayılı kararı ile; Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararında kabul edilen ücret miktarının eldeki dava bakımından ispata yeterli delil olmadığı, davalı şirketin eski yetkilisinin sunduğu CD çıktısı olan imza ve kaşe içermeyen belgelerin de delil olarak kabul edilemeyeceği, ilk derece mahkemesince yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı olmaksızın tanık anlatımlarıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı ve fer’î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 23.09.2019 tarihli ve 2018/5416 E., 2019/5379 K. sayılı kararı ile; “…Temyiz: Davacı vekili özetle; Somut olayda Yerel Mahkeme tarafından verilen ve kesinleşen bir ilamın delil başlangıcı olarak kabul edilmemesi mümkün değildir. Dosyadaki bilirkişi raporları, HMK'nın ilgili hükümleri ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacı lehine yazılı delil başlangıcı bulunması halinde davacının iddiasını bu belgeyle birlikte tanık beyanlarıyla ispat edebileceği kabul edilmektedir. Kaldı ki "İthalat İhracat Müdürü" olarak görev yapan bir kişinin asgari ücretle çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesiyle, kararı temyiz etmiştir.Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:Uyuşmazlık, gerçek ücretin tesbiti ile Sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden tahsili istemine ilişkindir. 506 sayılı Yasanın 77 maddesinde prime esas gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin işçinin yaşı, kıdemi, meslek durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gö/ önünde tutularak belirlenmesi gerektiği Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının asgari ücret aldığı ve aksinin ispat edilemediği gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir. Oysa, ithalat ihracat müdürü olarak çalışan davacının asgari ücretin üzerinde ücretle çalışacağının kabulü hayatın olağan akışına uygundur. Bu nedenle ücret yönünden güçlü delil niteliği taşıyan işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme ilamı da tespit edilen ücrette dikkate alınarak gerçek ücretin tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.Yapılacak iş; emsal ücret araştırması yapılarak özellikle TÜİK' ten sektörde çalışan ithalat ihracat müdürünün davaya konu tarihlerde ne kadar ücret aldığına dair emsal ücret araştırması yapıldıktan sonra tüm deliler bir arada değerlendirilerek güçlü delil olan işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı ve ithalat ihracat müdürünün asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 10.12.2019 tarihli ve 2019/1906 E., 2019/2304 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; prime esas kazancın tespiti talebiyle açılan ve bölge adliye mahkemesince işçilik alacaklarına ilişkin davada verilen kararın ispata yeterli olmadığı, yazılı delil ya da yazılı delil başlangıcı olmaksızın tanık beyanları ile davanın kısmen kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle istemin reddine karar verilen eldeki davada davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak çalışan davacının 12.06.2010-12.12.2012 tarihleri arasında ne kadar ücret aldığına ilişkin özellikle Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK) sorularak emsal ücret araştırması yapılması ve tüm deliler bir arada değerlendirilerek güçlü delil olduğu belirtilen işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı ve ithalat ihracat müdürünün asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Sosyal güvenlik hakkı, sosyal hukuk devletinde geçerli olan sosyal güvenlik ve sosyal adalet ilkelerinin bir gereği olarak insanlara asgari yaşam düzeyi sağlamak ve onları korumakla görevli devletten bu yönde gerekli tedbirleri almasını ve teşkilatlarını kurmasını talep etme hakkı sunar. Sosyal güvenlik hakkının nitelikleri ise vazgeçilmez ve devredilmez bir hak olduğu, bu haktan yararlanmanın zorunlu bulunduğu ve devletin sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesinde müdahalesinin gerekliliği olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla vazgeçilmez ve anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı bu niteliği itibariyle kamu düzenindendir. Kamu düzeninden olma koşulu re’sen araştırma ilkesini ve sonuç olarak hâkimin delilleri serbestçe, kendiliğinden toplayarak sonuca gitmesini beraberinde getirir. Sigortalı kavramı, kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sosyal güvence sistemine adına prim ödenmesi gereken yahut kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi ifade eder. Görüldüğü gibi sigortalı olmak çalışma ve prim ödeme ilkesine bağlı olduğundan, “hizmet tespiti” ve “prime esas kazancın tespiti” davaları sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle prime esas kazancın tespiti davaları kamu düzeninden olmaları nedeniyle özel bir titizlik ve duyarlılıkla yürütülmelidir.

16. Öte yandan kendiliğinden araştırma ilkesi; dava malzemesinin hazırlanmasında, tarafların yanı sıra hâkimin de görevli olması hâli olup, bu ilke kamu yararı gerekçesine dayanır ve taraflarca hazırlama ilkesinin istisnasıdır. Öyle ki bu davalarda taraflardan birinin isticvabı ve bunun ikrarla sonuçlanması durumunda bile hâkim kendiliğinden araştırma yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu davalarda iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanmaz yine hâkim kesin delillerle de bağlı değildir.

17. Prime esas kazancın tespiti davalarında yazılı delille ispat kuralının uygulanmayacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 04.10.2019 tarihli ve 2018/1 E., 2019/5 K. sayılı kararında “…yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel nitelikli kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği gerekçesiyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı…” şeklinde açıklanmıştır.

18. Bu durumda prime esas kazancın tespiti davaları her türlü delille ispatlanabileceğinden uyuşmazlığın çözümünde işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kayıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilerek, müfettiş raporlarının olup olmadığı araştırılmalı, tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri ile işyerinde çalışan öteki kişiler ile komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları ve işyerini bilen veya bilebilecek durumda olan kişiler de araştırılarak ücret konusunda beyanlarına başvurulmalı, beyanların inandırıcılığı üzerinde durulmalı ayrıca sigortalının yaptığı işin özellikleri, işyerindeki unvanı, meslekteki kıdemi, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerinde ödenen ücretler, örf ve adetler araştırılmalı, sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek suretiyle TÜİK ve ilgili meslek odaları ile sendika üyesi işçi olması hâlinde ise bağlı bulunduğu sendikadan emsal ücret araştırması yapılmalıdır.


19. O hâlde senetle ispat kuralı gereğince araştırma yapılarak sonuca gidilmesi gerektiğine değinen direnme kararı; prime esas kazanç tutarının tespiti davalarının nevi itibariyle re’sen araştırma ilkesine tabi olması nedeniyle yerinde değildir.

20. Somut olayda; davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak aylık net 3.500TL ücretle çalıştığını iddia eden davacının 22.02.1963 doğum tarihli; Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümü mezunu olduğu, davalı işyerindeki çalışması öncesinde dava dışı şirketlerde ithalat-ihracat müdürü olarak çalıştığı, 7 şubesi bulunan ve 86 üzerinde işçi çalıştıran davalı şirket hakkında 14.03.2014 tarihli ve AA/36 sayılı denetmen raporu ile 2011 ve 2012 yıllarına ait bir kısım bordroların geçersiz sayılarak idari para cezası verildiği, davacı tanıklarından ..., davacının 2010 yılında net 3.000TL ücretle ithalat-ihracat müdürü olarak çalıştığını; ... ise kendisinin 2013 yılında işten ayrıldığında davacının aylık net 3.500TL ücretle çalışmasının olduğunu beyan ettikleri anlaşılmıştır.

21. Öte yandan davacının davalı şirket aleyhine işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açtığı davada yapılan yargılama sonucunda Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararı ile davacının aylık ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğu kabul edilerek işçilik alacaklarının hüküm altına alınmış, bu karar taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu durumda prime esas kazancın tespiti istemli eldeki dava bakımından bahsi geçen işçilik alacağı davasında kabul edilen ücret miktarının kuvvetli (güçlü) delil olduğu kabul edilmelidir.

22. Bu itibarla somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince uyuşmazlık konusu dönemde ithalat-ihracat müdürü olarak çalışan işçinin ne kadar ücret aldığına dair özellikle TÜİK’den emsal ücret araştırması yapıldıktan sonra 22.02.1963 doğum tarihli, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümü mezunu, davalı işyerindeki çalışması öncesinde de dava dışı şirketlerde ithalat-ihracat müdürü olarak çalışmış olan davacının davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, işçilik alacağı davasında kabul edilen ücret miktarının eldeki dava bakımından kuvvetli delil kabul edilmesi gerektiği hususları da gözetilerek tüm deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilmelidir.

23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde belirtilen ücret kavramı içine asıl ücretle birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi unsurların da girdiği, aynı fıkranın (3) numaralı alt bendinde ise idare veya yargı makamları tarafından belirlenen ücretin prim hesabına esas alınabilmesi için bu tür kazançlara hak kazanmanın yeterli olmadığı, işçilik alacağına ilişkin taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklarda mahkemece verilen karar sonrasında işçiye (sigortalıya) ödeme yapılmasının arandığı, bu durumda yargı kararı ile hak kazanılan ücret niteliğindeki kazançların primlerin sigortalı payını infaz sırasında sigortalıya yapılan ödemeden düşülmesinin işverenin Kuruma karşı prim yükümlülüğünü kaldırmadığı, varsa ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi gerektiği, iş sözleşmesi daha önceki bir tarihte sona erdiği takdirde ise yapılan ödemenin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancını da gözetilmesi gerektiği, işçilik alacakları dosyasından hareketle sonuca gidilerek prime esas kazanç tutarının belirlenmesinin doğru olmadığı, re’sen araştırma ilkesinin yazılı delille ispat kuralını bertaraf etmediği sadece hâkime taraflarca getirilen deliller dışında başkaca deliller toplayabilme konusunda serbesti sağladığı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

25. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 08.06.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. ( Hukuk Genel Kurulu 2020/280 E.  ,  2022/871 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: .... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1429 E., 2024/1658 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

SAYISI : 2018/77 E., 2022/28 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1991 yılından 17.07.2017 tarihine kadar davalı ... de çalıştığını ve devamında emekli olduğunu, müvekkilinin davalı işyerinde işçi kadrosunda muhtelif görevlerde çalıştıklarını, ortalama maaşının asgari ücretin 3–4 katı arasında değişiklik gösterdiğini, lakin müvekkilinin ücretinin SGK kayıtlarına asgari ücret olarak yansıtıldığını, hak kaybına sebebiyet verildiğini, konu hakkındaki tanık anlatımları ve emsal iş davalarının iddialarını destekler nitelikte olduğunu, müvekkilinin prime esas kazancının düşük olarak gösterildiğini, emekli olduktan sonra anlaşıldığını, işverenlerin gerek prim, gerekse vergi ödememek için çalıştırdığı kişileri Kuruma bildirmedikleri, eksik çalışma bildirdikleri, prime esas kazancın eksik bildirildiği ülkemizin gerçeklerinden olduğunu, çalışanlar için önemli olanın, işyerinden her ay Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen Aylık Prim ve Hizmet Belgesinde o kişi adına gösterilen prime esas kazanç olduğunu, kazancın SGK’ya ne kadar yüksek bildirilmişse, bağlanacak gelir ve aylığın da o oranda yüksek olması gerektiği, bu sebeple müvekkilinin, prime esas kazancının gerçeğe aykırı olarak, hak ve nesafet kuralları dışında düşük gösterilmesinin ve eksik bildirilmesi sebebiyle emeğinin karşılığını tam olarak alamadığını, Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birinin de "nimet-külfet dengesi" ilkesi olduğunu, bu ilke kapsamında sigortalıların gelecekte elde edeceği sosyal sigorta yardımlarına karşılık olarak prim ödeme külfeti altına girdiklerini, bu ilkenin doğal sonucu ise daha fazla külfete katlananların yani daha fazla prim ödeyenlerin aynı nispette daha fazla yardıma hak kazanmaları gerektiğini, bir başka ifade ile sosyal güvenlik kuruluşlarınca sigortalılardan alınacak primlerle ileride yapılacak yardımlar arasında mutlak bir bağlantı, paralellik sağlanması gerektiği, müvekkili adına 05.07.2018 tarihinde SGK'ya başvuruda bulunduğunu, 18.10.2018 tarih ve ... sayılı cevabi yazıda 5 yıl içinde İş Mahkemesine başvuruda bulunabileceği ve alacağı ilama istinaden işlem yapılabileceğinin beyan edildiğini, hülasa müvekkiline ait prime esas kazancının tespit edilmesinin, eksik/düşük ödenen primlerinin belirlenmesi ve tamamlatılması ile gerçekte müvekkiline bağlanması gereken emekli ücretinin tespiti için işbu davanın açılması gereksiniminin hâsıl olduğunu, yukarıda açıkladıkları nedenlerle, tüm yasal ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin prime esas kazancının tespitini, düşük / eksik ödenen primlerin tamamlatılmasını, bu taleplere bağlı olarak olması gereken emeklilik aylığının ve meydana gelen zararının tespitini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava ettikleri anlaşılmıştır.

II. CEVAP

Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının hukuki mesnetten yoksun davasını kabul etmedikleri, davanın reddini talep ettiklerini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğu, bu hususun göz önünde bulundurulmasını talep ettikleri, davacının maaşının asgari ücretin birkaç katı olduğunu, SGK primlerinin düşük ödendiğini iddia etmişse de böyle bir durumun söz konusu olmadığını, davacının çalışmasına karşılık olarak aldığı maaşları her ay tam olarak yatırılmış olduğunu , primlerinin de aldığı ücret üzerinden eksiksiz olarak ödendiğini, davacının herhangi bir hak kaybına uğramış olmasının söz konusu olmadığını, müvekkili belediye bünyesinde çalışmakta olan işçilerin ücretlerinin ... Şubesi, ...Şubesi ve ... ... ... Şubelerinden ödendiğini, davacının maaş ödemelerinin tespiti için belirtilen bankalara müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, davacının usul ve yasaya aykırı davasını kabul etmediklerini bildirmek üzere iş bu cevap ve delil dilekçesini sundukları, davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; 4...0 sigorta sicil numaralı ...'ın hizmet cetvelinde yer aldığı şekliyle sigorta primi bulunduğunu, nitekim; bu durumun işyeri ve Kurum ayıtlarından açıkça anlaşılacağını, davacının iddia ettiği dönemlerde sigorta primlerinin eksik yatırıldığına dair herhangi bir belgede dosyada yer almadığını, somut olayda davacının işçi kadrosunda muhtelif görevlerde asgari ücretin üzerinde çalıştığını ileri sürüldüğünü, davacının iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının Kurum kayıtları üzerindeki sigorta primi iddiasının yazılı delille ispatlanması gerektiğini, Kurum kayıtlarının aksinin ancak aynı değerde yazılı delil ve belgeler ile ispat edilebileceğini, zira; hizmet tespitinin davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü kanıtla ispatlanabilme olanağı bulunmakla birlikte ücretin ispatı konusunda aynı genişlikte bir serbestlik söz konusu olmadığını, HMK’nın 288. maddesinde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunduğunu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2015/10180E-2015/14728K sayılı ilamında “Tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Kanun'un m. 200'de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmak sureti ile sonuca gidilmelidir. Davacının talep ettiği ücret asgari ücret üzerinde kalmakla birlikte, yazılı delil dosyada bulunmadığı gibi, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması ile sonuca gidilmiş olup, varılan sonucun dosya kapsamında kuvvetli delil olarak değerlendirilmesi ve hükme esas alınması doğru olmamıştır. Davacının çalışmalarının asgari ücretin üzerinde bir ücretle geçtiği ispatlanamadığından Kuruma bildirimi yapılan dönemdeki çalışmalarının prime esas asgari kazanç üzerinden geçtiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.” Hükmü yer aldığını, yukarıda kısaca arz ve izah ettikleri sebepler muvacehesinde haksız ve yersiz açılan davanın reddine, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile velev ki Mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili Kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesini talep ettikleri anlaşılmıştır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile

“1- Davanın kabulüne, davacının davalı ... bünyesinde gerçekleşen çalışmaları sırasında,-2005 yılı Aralık ayında 556,87 TL,-2006 yılı Ocak ayında 121,77 TL, 2006 yılı Şubat ayında 353,83 TL, 2006 yılı Mart ayında 121,77 TL, 2006 yılı Nisan ayında 132,38 TL, 2006 yılı Mayıs ayında 395,71 TL, 2006 yılı Haziran ayında 152,00 TL, 2006 yılı Temmuz ayında 154,48 TL, 2006 yılı Ağustos ayında 369,34 TL, 2006 yılı Eylül ayında 125,63 TL, 2006 yılı Ekim ayında 369,74 TL, 2006 yılı Kasım ayında 369,74 TL, 2006 yılı Aralık ayında 524,53 TL,-2007 yılı Ocak ayında 94,53 TL, 2007 yılı Şubat ayında 337,84 TL, 2007 yılı Mart ayında 94,13TL, 2007 yılı Nisan ayında 133,98 TL, 2007 yılı Mayıs ayında 133,98 TL, 2007 yılı Haziran ayında 123,48 TL, 2007 yılı Temmuz ayında 111,47 TL, 2007 yılı Ağustos ayında 111,48 TL, 2007 yılı Eylül ayında 379,61 TL, 2007 yılı Ekim ayında 338,83 TL, 2007 yılı Kasım ayında 95,62 TL, 2007 yılı Aralık ayında 839,99 TL,-2008 yılı Ocak ayında 155,06 TL, 2008 yılı Şubat ayında 191,09 TL, 2008 yılı Mart ayında 611,24 TL, 2008 yılı Nisan ayında 170,91 TL, 2008 yılı Mayıs ayında 170,91 TL, 2008 yılı Haziran ayında 384,39 TL, 2008 yılı Temmuz ayında 206,06 TL, 2008 yılı Ağustos ayında 206,07 TL, 2008 yılı Eylül ayında 206,07 TL, 2008 yılı Ekim ayında 206,07 TL, 2008 yılı Kasım ayında 194,24TL, 2008 yılı Aralık ayında 960,80 TL,-2009 yılı Ocak ayında 189,35 TL, 2009 yılı Şubat ayında 189,35 TL, 2009 yılı Mart ayında 485,08TL, 2009 yılı Nisan ayında 189,35 TL, 2009 yılı Mayıs ayında 189,35 TL, 2009 yılı Haziran ayında 472,48 TL, 2009 yılı Temmuz ayında 162,35TL, 2009 yılı Ağustos ayında 162,35 TL, 2009 yılı Eylül ayında 458,08 TL, 2009 yılı Ekim ayında 162,35 TL, 2009 yılı Kasım ayında 162,35 TL, 2009 yılı Aralık ayında 970,28 TL,-2010 yılı Ocak ayında 139,15 TL , 2010 yılı Şubat ayında 139,78 TL , 2010 yılı Mart ayında 462,36 TL , 2010 yılı Nisan ayında 139,78 TL , 2010 yılı Mayıs ayında 139,78 TL , 2010 yılı Haziran ayında 554,37 TL , 2010 yılı Temmuz ayında 57,64 TL,2010 yılı Ağustos ayında 223,59TL , 2010 yılı Eylül ayında 708,16 TL , 2010 yılı Ekim ayında 173,39TL , 2010 yılı Kasım ayında 420,68 TL , 2010 yılı Aralık ayında 1044,38 TL ,-2011 yılı Ocak ayında 143,62 TL , 2011 yılı Şubat ayında 143,19 TL , 2011 yılı Mart ayında 1001,01 TL , 2011 yılı Nisan ayında 651,02 TL , 2011 yılı Mayıs ayında 651,02 TL , 2011 yılı Haziran ayında 982,11 TL , 2011 yılı Temmuz ayında 610,52 TL,2011 yılı Ağustos ayında 610,52TL , 2011 yılı Eylül ayında 1765,26 TL , 2011 yılı Ekim ayında 729,12TL , 2011 yılı Kasım ayında 1587,28 TL , 2011 yılı Aralık ayında 1598,28 TL ,-2012 yılı Ocak ayında 751,61 TL , 2012 yılı Şubat ayında 692,97 TL , 2012 yılı Mart ayında 1338,17 TL , 2012 yılı Nisan ayında 722,29 TL , 2012 yılı Mayıs ayında 1023,38 TL , 2012 yılı Haziran ayında 1643,38 TL , 2012 yılı Temmuz ayında 849,54 TL,2012 yılı Ağustos ayında 849,54TL , 2012 yılı Eylül ayında 1494,74 TL , 2012 yılı Ekim ayında 1494,74TL , 2012 yılı Kasım ayında 849,54 TL , 2012 yılı Aralık ayında 2316,96 TL,-2013 yılı Ocak ayında 1251,74 TL , 2013 yılı Şubat ayında 931,28 TL , 2013 yılı Mart ayında 1478,94 TL , 2013 yılı Nisan ayında 931,28 TL , 2013 yılı Mayıs ayında 1204,50 TL , 2013 yılı Haziran ayında 1973,84 TL , 2013 yılı Temmuz ayında 1161,60TL,2013 yılı Ağustos ayında 1968,79TL , 2013 yılı Eylül ayında 1848,85 TL , 2013 yılı Ekim ayında 1802,50TL , 2013 yılı Kasım ayında 1052,65 TL , 2013 yılı Aralık ayında 2955,05 TL ,-2014 yılı Ocak ayında 1178,11 TL , 2014 yılı Şubat ayında 980,51 TL , 2014 yılı Mart ayında 2644,33 TL , 2014 yılı Nisan ayında 495,66 TL , 2014 yılı Mayıs ayında 2235,66 TL , 2014 yılı Haziran ayında 2285,16TL , 2014 yılı Temmuz ayında 2172,66TL,2014 yılı Ağustos ayında 2253,66TL , 2014 yılı Eylül ayında 2253,66 TL , 2014 yılı Ekim ayında 2253,66TL , 2014 yılı Kasım ayında 2253,66 TL , 2014 yılı Aralık ayında 2139,91 TL ,-2015 yılı Ocak ayında 2192,24 TL , 2015 yılı Şubat ayında 2192,24TL , 2015 yılı Mart ayında 3149,24 TL , 2015 yılı Nisan ayında 2192,24 TL , 2015 yılı Mayıs ayında 2287,74TL , 2015 yılı Haziran ayında 3551,79TL , 2015 yılı Temmuz ayında 3430,74TL,2015 yılı Ağustos ayında 2300,79TL , 2015 yılı Eylül ayında 3920,79 TL , 2015 yılı Ekim ayında 2215,74TL , 2015 yılı Kasım ayında 2300,79TL , 2015 yılı Aralık ayında 3243,99TL ,-2016 yılı Ocak ayında 601,01 TL , 2016 yılı Şubat ayında 601,01 TL , 2016 yılı Mart ayında 1976,76 TL , 2016 yılı Nisan ayında 601,97 TL , 2016 yılı Mayıs ayında 701,01 TL , 2016 yılı Haziran ayında 1891,76TL , 2016 yılı Temmuz ayında 701,01 TL,2016 yılı Ağustos ayında 719,16TL , 2016 yılı Eylül ayında 1994,91 TL , 2016 yılı Ekim ayında 719,16TL , 2016 yılı Kasım ayında 988,56 TL , 2016 yılı Aralık ayında 2264,31 TL ,-2017 yılı Ocak ayında 1012,98 TL , 2017 yılı Şubat ayında 1012,98 TL , 2017 yılı Mart ayında 452,77 TL , 2017 yılı Nisan ayında 880,39 TL , 2017 yılı Mayıs ayında 969,68 TL , 2017 yılı Haziran ayında 890,45TL, 2017 yılı Temmuz ayında 3725,07 TL, prime esas fark kazancın olduğunun tespitine" karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz SebepleriDavalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının, davalı Belediyedeki çalışmasının kesintili olduğunu bu nedenle davanın 5 yıllık hak düşürücü süreye uğradığını, davacının iddiasını yazılı delil ile ispatlaması gerektiğini, davalı Kurum aleyhine ücreti vekalet ve yargılama giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek davanın reddinin gerektiğini beyan etmektedir.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının dava konusu yaptığı taleplerinin hak düşürücü süreye uğradığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, tanık beyanı ile ispatın mümkün olmadığını, davacının prime esas kazancının doğru olarak davalı Kuruma bildirildiğini, yeni bilirkişi raporu taleplerinin gerekçesiz olarak red edildiğini, sendikal alacaklar ile ayni yardımların prime esas kazanca dahil olmaması sebebiyle kazancın tespitine dair hesaplamaların hatalı olduğunu ileri sürerek davanın reddinin gerektiğini beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Kurum vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2025/1958 E.  ,  2025/15032 K.)


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı... unvanlı işyerinde 24.04.1994 - 03.08.2007 tarihleri arasında ustabaşı olarak çalıştığını, sigorta primlerinin gerçek maaşı üzerinden değil asgari ücretten bildirildiğini, davacının emekli olduğunu, emeklilik müracaatında 8.500,00 TL priminin bulunduğunu, emekli maaşının bu sebeple emsallerine göre daha düşük olduğunu iddia ederek davalı işverence eksik yatırılan sigorta primlerinin tespitini talep etmiştir.

II. CEVAP

1-Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde tespitini istediği dönemlerdeki ücretlerini somut olarak belirtmeden tespit istediğini, ücret tutarının yıllar itibari ile somut olarak belirtilmesi gerektiğini, davacının tespitini istediği dönemlerde çalıştığı işyerlerinin hepsini hasım göstermesi gerektiğini, bu sebeple eksik hasım gösterildiğini, 03.03.2007 işten çıkış tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürenin gektiğini, davacının ustabaşı olarak çalışmadığını, işçi olarak çalıştığını, davacının 13 yıl boyunca asgari ücretten çalıştığını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafından hiçbir ihtirazi kayıt konulmadan imzalanan ücret bordroları ile aldığı ücretin belirgin olduğunu, ücret iddiasının yazılı delil ile ispatlanabileceğini, davacı tarafça bu yönde yazılı delil ibraz edilmediğini, davacı tarafın iddia ettiği banka kredisi kullanılması için verilmiş belgenin yasal delil olamayacağını, 2010 yılında bu tarihten çok önce davacının ücret tutarına yönelik belge verilmesinin mümkün olamayacağını Yargıtayın yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.

2-Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının ücret iddiasını somutlaştırmasının gerekeceğini, HUMK'nun 288. maddesinde yazılı sınırları aşan ücret alma iddiasının yazılı belgeyle ispatlanması gerektiğinden davacının alınan maddede yazılı sınırları aşan ücret alma iddiasının tanık beyanlarıyla ispat edilemeyeceğini, ücret konusunda dinlenen tanık beyanlarının çalışıldığı iddia edilen işyerinin kapasite ve niteliği gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI

Mahkemenin 21.03.2014 tarihli kararı ile davacının iddiasını yazılı belge ile kanıtlayamadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. İlk Bozma KararıMahkemenin 21.03.2014 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin (kapatılan) 09.04.2015 tarihli kararında; "...Mahkemece yapılacak iş,öncelikle davacıya davalı şirkette yaptığı iş ve talebi açıklattırılarak, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan davacının sicil dosyası ile işyerine ilişkin dönem bordrolarını getirtmek, yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile işyerinin kapsam ve kapasitesini belirlemek, işverenin bordrolarında kayıtlı diğer işçilerin beyanına başvurmak, işverenin yaptığı bildirimler ile çalışan işçilerin niteliklerini de karşılaştırarak, işverenin çalıştırdığı işçilerin kıdem ve pozisyonuna göre gerçek ücreti üzerinden bildirilip bildirilmediği üzerinde durmak, davacının asgari ücret ile çalışması olağan olmayan nitelikli bir işçi olup olmadığını, nitelikli bir işte çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek, asgari ücretle çalışmasının olağan olmadığı belirlendiği takdirde, işverenin aynı pozisyondaki işçilere ödediği ücretlerin gerçeğe uygun olup olmadığını değerlendirmek, bu bildirimlerin gerçeğe uygun olduğunun belirlenmesi halinde, bu ücretleri esas almak, aksi takdirde benzer işi yapan işyerlerinden, gerektiğinde ilgili meslek odasından ve Türkiye İstatistik Enstitüsü'nden emsal ücret araştırması yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir..." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar

Mahkemenin 09.04.2021 tarihli kararı ile takip edilmeyen davanın daha önce bir kez işlemden kaldırıldığı anlaşıldığından basit yargılama usulünün uygulanması sebebiyle takip edilmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

C. 2. Bozma Kararı

Mahkemenin 09.04.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 27.01.2022 tarihli kararında; "...Somut olayda; Mahkemenin 04.10.2016 tarihli 3. (üçüncü) celsesinde “davacı tarafından takip edilmeyen dava dosyasının HMK md. 150/1 ve 320/4 düzenlemelerine bağlı olarak yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına” karar verildiği, davacı tarafından 12.10.2016 tarihli yenileme dilekçesi üzerine yenileme tensip zaptı düzenlenmek suretiyle yargılamaya devam edildiği, davacı vekili tarafından 07.04.2021 UYAP kayıt tarihli dilekçe ile gerekçesi de belirtilmek suretiyle mazeretli sayılmasının talep edildiği, Mahkemece 09.04.2021 tarihli 18.(on sekizinci) celsede davacı vekilinin sunmuş olduğu mazeret dilekçesinin sehven görülmemesi nedeniyle davacı tarafın duruşmaya katılmamış olması gerekçesine istinaden “takip edilmeyen davanın daha önce bir kez işlemden kaldırıldığı anlaşıldığından basit yargılama usulünün uygulanması sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına” karar verildiği anlaşılmakla davacı vekilince UYAP üzerinden mazeret bildirilmesine karşın davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." gerekçesiyle Mahkemece verilen karar bozulmuştur.

D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Üçüncü Karar

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerek davacı tarafça gerekse resen araştırma kapsamında davayı ispata elverişli senetle ispat kuralına uygun bir delil elde edilemediğinden bu kapsamda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde iddianın ispatlanamadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; öncelikle Mahkemece dava konusunun yanlış tespit edildiğini, davanın konusunun sigorta primine esas kazancın tespiti davası olmayıp, hizmet tespiti davası olduğunu, bu durumda Mahkemece davacı işçinin iş yerindeki niteliğini tespit etmek yerine direkt olarak sigorta priminin eksik yatırılıp yatırılmadığını tespit etmeyi yeğlediğini, davadaki söz konusu uyuşmazlık nezdinde sigorta primlerinin hiç yatırılmadığı yönünden bir itirazlarının olmadığını, asıl tespitini istedikleri konunun davacının ilgili iş yerinde işçi sıfatı ile değil ustabaşı sıfatı ile çalıştığı olduğunu, somut olayda davacı işçinin maaşları her zaman elden verildiğini, bu durumda işçinin maaşı bile elden verilirken davanın yazılı belge sunulmamasından ötürü reddi yerinde olmadığını, davacı işçinin yaptığı hizmeti tespit edilmediğini, bunun yerine emsal ücret araştırması yapıp sigorta primine esas kazancın yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 09.04.2015 tarihli bozma kararına uygun araştırma yapılmadığını beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının prime esas kazancının tespiti istemine ilişkindir.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,11.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (10. Hukuk Dairesi 2024/12727 E.  ,  2025/3970 K.)


PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASINDA AVUKATIN ÖNEMİ


prime esas kazanç tespiti davaları, yalnızca işçinin ne kadar maaş aldığına ilişkin basit bir ücret uyuşmazlığı değildir. Bu davalarda işçinin gerçek ücretinin belirlenmesi, SGK kayıtlarının düzeltilmesi, emeklilik haklarının korunması ve sosyal güvenlik sistemine yapılan bildirimlerin gerçeğe uygun hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle dava, hem iş hukuku hem de sosyal güvenlik hukuku kurallarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik bir yargılama sürecine sahiptir.


Bu tür davalarda en önemli hususlardan biri ispat faaliyetidir. İşçinin gerçek ücretinin bordrolarda yer alan tutardan daha yüksek olduğunun ortaya konulabilmesi için banka kayıtlarının, ücret bordrolarının, elektronik yazışmaların, tanık anlatımlarının ve diğer yazılı delillerin hukuka uygun şekilde dosyaya sunulması gerekmektedir. Ayrıca gerekli durumlarda emsal ücret araştırması yapılmasının talep edilmesi, ilgili meslek odaları ve kurumlardan ücret bilgilerinin getirtilmesi de davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.


Özellikle imzalı bordroların bulunduğu dosyalarda senetle ispat kuralları, delil başlangıcı kavramı, elektronik delillerin değerlendirilmesi, bordrolara konulan ihtirazi kayıtların hukuki etkisi ve zamanaşımı süreleri gibi birçok teknik hukuki mesele gündeme gelmektedir. Bu hususlardan herhangi birinin gözden kaçırılması, haklı olunan bir davada dahi ispat güçlüğü yaşanmasına neden olabilmektedir.


Bunun yanında sigortalılığa esas kazancın doğru tespit edilmesi kamu düzenini ilgilendiren bir konu olduğundan, dava sürecinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun konumu, uygulanacak usul kuralları ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının da dikkate alınması gerekmektedir. Dava dilekçesinin hazırlanmasından delillerin toplanmasına, emsal ücret araştırmasının talep edilmesinden bilirkişi incelemelerinin değerlendirilmesine kadar her aşama özel bilgi ve tecrübe gerektirmektedir.


Bu nedenle maaşının eksik bildirildiğini veya SGK'ya gerçeğe aykırı ücret üzerinden bildirim yapıldığını düşünen çalışanların, hak kaybı yaşamamaları ve gerçek ücretlerinin eksiksiz şekilde tespit edilebilmesi için iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında çalışan bir avukattan hukuki destek almaları büyük önem taşımaktadır.


SONUÇ: MAAŞINIZ DÜŞÜK GÖSTERİLİYORSA HAKLARINIZI KAYBETMEDEN HAREKETE GEÇİN


Çalışanın gerçekte aldığı maaşın SGK'ya daha düşük bildirilmesi, yalnızca o ay ödenen sigorta primlerini etkilememekte; emeklilik aylığından kıdem tazminatına, iş göremezlik ödeneklerinden ölüm aylığına kadar birçok sosyal güvenlik ve işçilik hakkının eksik hesaplanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle prime esas kazancın doğru bildirilmesi, hem işçinin bireysel haklarının korunması hem de sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır.


Her ne kadar işverenler tarafından düzenlenen maaş bordroları ve SGK kayıtları önemli deliller olsa da, bunlar her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Banka havaleleri, elektronik yazışmalar, tanık beyanları, emsal ücret araştırmaları ve diğer delillerle işçinin fiilen aldığı ücret ortaya konulabilir. Ayrıca işçinin bordroları imzalamış olması da her durumda gerçek ücretini ileri sürmesine engel değildir.


Maaşının eksik bildirildiğini düşünen çalışanlar, öncelikle idari başvuru yollarına müracaat edebilir, gerekli şartların bulunması halinde ise prime esas kazanç tespiti davası açarak gerçek ücretlerinin ve buna bağlı sosyal güvenlik haklarının korunmasını talep edebilirler. Ancak bu davalar teknik ispat kuralları, zamanaşımı süreleri ve sosyal güvenlik mevzuatının birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğinden, sürecin dikkatli ve profesyonel şekilde yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik önem taşımaktadır.


Unutulmamalıdır ki, bugün SGK'ya eksik bildirilen her ücret kalemi, gelecekte eksik emeklilik hakkı, eksik sosyal güvenlik koruması ve eksik işçilik alacağı olarak karşınıza çıkabilir. Bu nedenle maaşının gerçekte aldığı tutardan daha düşük bildirildiğini düşünen çalışanların, haklarını zamanında ve doğru yöntemlerle aramaları büyük önem taşımaktadır.


Bu makalemizi okuduktan sonra;


Maaş, bordro ve prime esas kazanç kavramlarının hukuki niteliği ile bordroda yer alması gereken ücret unsurları hakkında ayrıntılı bilgiye "SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BİLDİRİLEN MAAŞ VE BORDRODA YER ALAN ÖDEMELER NELERDİR? PRİME ESAS KAZANÇ NEDİR?" başlıklı yazımıza https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/maas-bordro-prime-esas-kazanc-odemeler linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Hizmet tespit davası için daha ayrıntılı bilgi için "SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILDIM, HAKLARIM NELERDİR? HİZMET TESPİT DAVASI" başlıklı yazımızı https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/sigortasiz-calistirildim-haklarim-nelerdir-hizmet-tespit-davasi linke tıklayarak okuyabilirsiniz.


Hizmet tespit davası ve prime esas kazanç tespiti davası arasındaki farkların detayları için "HİZMET TESPİT DAVASI İLE PRİME ESAS KAZANÇ TESPİTİ DAVASININ KARŞILAŞTIRILMASI" başlıklı makalemizi okumak için "https://www.avukatyildirimyildirim.com/post/hizmet-tespit-davasi-ile-prime-esas-kazanc-tespiti-davasinin-karsilastirilmasi" linke tıklayarak okuyabilirsiniz.


Ayrıca prime esas kazanç tespiti davası konusunda aşağıda bulunan Av. Pınar SORAN'ın videosunu da izlemenizi tavsiye ederiz.


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page