HAKARET SUÇU VE CEZASI
- Av.Yıldırım YILDIRIM

- 1 Haz
- 56 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Haz
HAKARET SUÇU VE CEZASI, HAKARET, ŞEREFE KARŞI SUÇLAR, ELEŞTİRİ, KABA SÖZ, KAMUYA MAL OLMUŞ KİŞİLERİN ELEŞTİRİYE KATLANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, SOSYAL MEDYA VE DİJİTAL PLATFORMDA HAKARET, GIYAPTA HAKARET, ALENEN HAKARET, KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET, DİNİ, SİYASİ, SOSYAL VE FELSEFİ İNANÇ, DÜŞÜNCE VE KANAAT NEDENİYLE HAKARET, DİNEN KUTSAL SAYILAN DEĞERLERDEN BAHİSLE HAKARET, KURUL HALİNDE ÇALIŞAN KAMU GÖREVLİLERİNE HAKARET, VAZGEÇME, UZLAŞMA, ÖNÖDEME, HAGB, HAKARET SUÇUNDA ADLİ PARA CEZASI, AVUKATIN ÖNEMİ, TCK 125, TCK 49, TCK 50, TCK 51, KISA SÜRELİ HAPİS CEZASI, YARGITAY KARARLARI, HAKARET SUÇUNDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA KOŞULU, KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET
Kişilerin toplum içerisindeki şeref, haysiyet ve saygınlıklarının korunması hukuk devletinin temel gereklerinden biridir. Bireyin manevi varlığını hedef alan saldırılar yalnızca özel hukuk bakımından değil, ceza hukuku bakımından da koruma altına alınmıştır. Bu kapsamda hakaret suçu, kişilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide eden fiillerin yaptırıma bağlanması amacıyla Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir.

HAKARET SUÇU VE CEZASI, HAKARET, ŞEREFE KARŞI SUÇLAR, ELEŞTİRİ, KABA SÖZ, KAMUYA MAL OLMUŞ KİŞİLERİN ELEŞTİRİYE KATLANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, SOSYAL MEDYA VE DİJİTAL PLATFORMDA HAKARET, GIYAPTA HAKARET, ALENEN HAKARET, KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET, DİNİ, SİYASİ, SOSYAL VE FELSEFİ İNANÇ, DÜŞÜNCE VE KANAAT NEDENİYLE HAKARET, DİNEN KUTSAL SAYILAN DEĞERLERDEN BAHİSLE HAKARET, KURUL HALİNDE ÇALIŞAN KAMU GÖREVLİLERİNE HAKARET, VAZGEÇME, UZLAŞMA, ÖNÖDEME, HAGB, HAKARET SUÇUNDA ADLİ PARA CEZASI, AVUKATIN ÖNEMİ, TCK 125, TCK 49, TCK 50, TCK 51, KISA SÜRELİ HAPİS CEZASI, YARGITAY KARARLARI, HAKARET SUÇUNDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA KOŞULU, KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET
Günümüzde özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hakaret suçuna ilişkin uyuşmazlıklar önemli ölçüde artmıştır. Yazılı mesajlar, sosyal medya paylaşımları, yorumlar ve çeşitli dijital iletişim araçları aracılığıyla gerçekleştirilen ifadeler sıklıkla yargılamaya konu olmaktadır. Bu durum hakaret suçunun kapsamı, eleştiri hakkı ile sınırları ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişkinin daha da önemli hale gelmesine neden olmuştur.
Bu çalışmada hakaret suçunun unsurları, suçun oluşma şartları, cezası, nitelikli halleri, aleniyet unsuru, sosyal medya üzerinden işlenmesi, şikâyet süreci ve uygulamadaki sorunlar ayrıntılı şekilde incelenecektir.
1. HAKARET SUÇU VE CEZASI KANUNİ DÜZENLEMESİ
Hakaret suçu ve cezası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili düzenlemeye göre bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövmek suretiyle kişinin haysiyetine saldıran kişi cezalandırılmaktadır.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu "Şerefe Karşı Suçlar" başlıklı 8. Bölüm, "Hakaret" başlıklı 125. Madde " (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." denilerek hüküm altına alınmıştır.
2. HAKARET SUÇUNUN OLUŞMASI
Hakaret suçunun oluşabilmesi için; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil, olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak suretiyle fiilin işlenmesi yeterli olacaktır. Hakaret suçunda önemli olan husus, kullanılan söz veya davranışın mağdurun onur, şeref ve saygınlığını objektif olarak zedelemeye elverişli olmasıdır. Bu kapsamda kişiye suç isnat edilmesi, küçük düşürücü ifadeler kullanılması, aşağılayıcı söylemlerde bulunulması veya toplum nezdinde mağduru değersiz gösterebilecek açıklamalar yapılması hakaret suçunun oluşmasına neden olabilmektedir. Ayrıca fiilin, mağdurun sadece yüzüne karşı değil, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde de hakaret suçunun oluşmasına neden olacaktır.
Kullanılan kelimelerin hakaret olup olmadığı noktasında Türk Dil Kurumu'nun kelime karşılığı dikkate alınmaktadır. Ancak kelimelerin kullanılış ve ifade ettikleri anlam bakımından bölgeden bölgeye de farklılıklar olmaktadır. Bu bağlamda kelimenin anlamı ve kullanıldığı bölge ve o bölgede ne anlama geldiği birlikte değerlendirilmelidir.
"Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye ..., şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun ... şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiili belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, ... ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır." ((Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2013/4433 E. , 2013/10991 K.)
"...Türk Dil Kurumu Sözlüğünde şarlatanın anlamı, kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse olarak tanımlanmıştır. Şarlatan kelimesi anlam olarak kişiyi küçük düşürücü niteliktedir.
Hakaret suçunun oluşumunda sözcüğün Türk Dil Kurumu Sözlüğündeki anlamı yanında halk arasında bölgesel veya yerel anlamda da içerdiği anlam dikkate alınmalıdır. Bazı sözcükler çeşitli bölgelerde içerdikleri anlam itibariyle Türk Dil Kurumunun düzenlediği sözlükten farklı anlamlar taşımaktadır ve bu durumun da kişiyi küçük düşürmede kullanılması halinde hakaretin varlığı kabul edilmelidir..." (18. Ceza Dairesi 2016/17632 E. , 2019/3927 K. (Karşı Oy))
"2)Katılan sanık ...... hakaret suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Tanık ......, soruşturma aşamasında sanığın, katılan sanık ...... hitaben alenen "yeter ettin şerefsiz, senin yüzünden köyün içine çıkamaz olduk" şeklinde hakaret ettiğini, kovuşturma aşamasında ise katılan sanık ...... sadece tarafları ayırmaya çalıştığını beyan etmesi karşısında tanık beyanları arasındaki çelişki giderilerek tanığın hangi beyanının hangi nedenle üstün tutulduğu yöntemince tartışılıp açıklanması gerekirken yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan sanıklar ....... ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA" (15. Ceza Dairesi 2015/9234 E. , 2016/859 K.)
"Sanığın, eşiyle birlikte hastaneye geldiği, koridorda eşine hakaret ettiği, stajer tıp fakültesi öğrencisi olan katılan ... T.'nin ''Burası hastane hakaret edemezsin.'' diyerek uyarması üzerine katılana hakaret ettiği, müdahale etmek için gelen güvenlik görevlisi şikâyetçilere yönelik de sövmek suretiyle hakaret ettiği, Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Şikâyetçilerin beyanları, bu beyanlar ile uyumlu tutanak içeriği, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre ve Ceza Genel Kurulunun 12.03.2013 gün ve 1515–202 ile 21.12.2010 gün ve 230–264 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla, suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. Yerel Mahkemece sanığın, katılan ... T.'ye yönelik hakaret suçundan verilen adli para cezası kesin nitelikte ise de sanığın, katılana hakaretinin devamında polis memuru olan şikâyetçilere yönelik de hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, eyleminin bütün halinde 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması nedeniyle, kesin nitelikteki hakaret suçuna ilişkin hükmün de temyiz incelemesine tabi olacağı kabul edilerek, yapılan incelemede:
1.Sanığın, hastane koridorunda katılan ... T.'ye yönelik hakaret ettiği, devamında olaya müdahale eden şikâyetçi polis memurlarına hakaret etmesi karşısında, bir suç işleme kararı ve kastıyla tüm mağdurlara yönelik olarak gerçekleştirdiği eyleminin bütün halinde 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ve 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, yerinde olmayan gerekçeyle hakaret suçundan iki kez hüküm kurulması,
2.Kabule göre de;
5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince sanık hakkında şikâyetçi polis memurlarına yönelik hakaret suçundan hüküm kurulurken öncelikle aynı Kanun'un 125 inci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmasından sonra 43 üncü maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeyerek, 43 üncü maddesinin önce uygulanması neticesinde, sonuç cezanın fazla belirlenmesi,
Nedenleriyle hukuka aykırılık bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA" (4. Ceza Dairesi 2021/9242 E. , 2023/18179 K.)
3. HAKARET SUÇU AÇISINDAN ELEŞTİRİ VE KABA SÖZ AYRIMI
Hakaret suçunun oluşabilmesi için kullanılan ifadelerin mağdurun toplum içerisindeki itibarını zedelemeye elverişli olması gerekir. Her kaba söz veya nezaket dışı ifade hakaret suçunu oluşturmaz. Söylenen sözlerin, objektif olarak kişinin şeref, haysiyet ve saygınlığını rencide edecek ağırlıkta olması aranır. Bu nedenle bir ifadenin hakaret niteliği taşıyıp taşımadığı somut olayın özelliklerine, taraflar arasındaki ilişkiye, sözün söylendiği ortama ve kullanılan ifadelerin bütününe göre değerlendirilmektedir. Her sert ifade, ağır eleştiri veya nezaket dışı söz hakaret suçunu oluşturmaz. Kullanılan ifadelerin somut olayın özellikleri, tarafların sosyal konumu, sözün söylendiği ortam ve ifade biçimi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Mesela "beni nereye atıyorsunuz lan" (18. Ceza Dairesi 2016/10761 E. , 2018/7567 K.) ile "terbiyesiz" (18. Ceza Dairesi (2016/519 E. , 2018/310 K.) gibi kelimler Yargıtay tarafından hakaret kabul edilmemiştir.
"...Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Yargılamaya konu somut olayda; sanığın duruşma sırasında davacı vekili olarak kendisine elden tebliğ edilen davalı katılan tarafın Yargıtay bozmasına karşı beyanlarını içerir dilekçesini yırtması şeklindeki eyleminin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı davranış tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden, sanığın bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA..." (18. Ceza Dairesi 2015/40784 E. , 2017/12616 K.)
"...Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Somut olayda, sanık ...'nün tanık sıfatıyla dinlendiği duruşmada mahkeme heyetine karşı "yaptığınız size yakışmıyor, ayıp ediyorsunuz" şeklinde söylediği sözlerin yakınma ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmakla, mahkeme heyetinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet kararı verilmesi hukuka uygun bulunmamıştır.
Sonuç ve Karar:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Hakaret suçundan, sanık ... hakkında, 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/12/2014 tarihli ve 2014/335 esas, 2014/390 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,..." (18. Ceza Dairesi 2015/31298 E. , 2016/3668 K.)
4. KAMUYA MAL OLMUŞ KİŞİLERİN ELEŞTİRİYE KATLANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
İfade özgürlüğü, demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biridir. Özellikle kamuoyunda tanınan, toplumun dikkatini çeken ve kamusal faaliyet yürüten kişilerin, sıradan bireylere kıyasla daha geniş ölçüde eleştiriye açık olmaları hukuk devleti ilkesinin doğal sonucudur. Çünkü kamuya mal olmuş kişiler; söylemleri, davranışları ve kararları nedeniyle toplumun değerlendirmesine, tartışmasına ve eleştirisine daha fazla konu olmaktadır.
Gerek ulusal yargı kararlarında gerekse uluslararası hukuk metinlerinde, ifade özgürlüğünün yalnızca toplum tarafından benimsenen veya rahatsızlık yaratmayan düşünceler için değil; sert, sarsıcı ve rahatsız edici nitelikteki açıklamalar bakımından da koruma altında olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle bir açıklamanın yalnızca ağır eleştiri içermesi, tek başına hakaret suçunun oluştuğu anlamına gelmemektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için açıklamanın kişinin onur, şeref ve saygınlığını doğrudan hedef alan, aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olması gerekir. Buna karşılık kamusal tartışma kapsamında kalan, düşünce açıklaması niteliği taşıyan veya eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilebilecek ifadelerin ceza hukuku yaptırımıyla karşılaşması ifade özgürlüğü bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.
Demokratik toplumlarda eleştiri hakkı, özellikle kamuoyunu ilgilendiren konular bakımından geniş yorumlanmalıdır. Kamuya mal olmuş kişilerin, toplumsal denetimin ve ifade özgürlüğünün gereği olarak daha yoğun eleştirilere katlanma yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, hukuk devleti, çoğulculuk ve demokratik tartışma ortamının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
"Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Sanık hakkında iftira suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde;
Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde ise;
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.
Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.
./..
S/2
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25. ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462) Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir.
Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
./..
S/3
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına fax ile gönderdiği ihbar dilekçesinde "..., Şüpheli-1, ... öz oğludur, Boşta, Sade çıplak yurttaş, Aileye vasıl olan dev rüşvetin genel müdürüdür. Devasa paraları evde özenle istifler, Sonra babacığının telaşlı talimatıyla evi sıfırlar, Sıfırlama sürerken 30.000.000 öro bir küsurat kaldı babacığım der Haram lokma yememiş babayı teskin eder, 10.000.000 dolar rüşveti dini bütün babanın kesin kesin talimatıyla sakın ha almamakla görevlendirilmiştir. beklenen 100.000.000 belki 85.000.000 dolardır" şeklindeki ifadelerin bulunduğu, her ne kadar müşteki ... kamuya mal olmuş kişi olsa bile siyasetçi olmadığı ve siyasetçi yakını olmasının ağır eleştirilere katlanma yükümlülüğü vermeyeceği, eleştiri sınırlarını aşarak açıkça şeref ve saygınlığına maddei mahsusa isnadı suretiyle saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
5237 sayılı Yasanın 253. maddesine göre hakaret suçunun uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek uzlaştırma yoluna başvurulması, uzlaşma sağlanmaması durumunda 7188 sayılı Yasanın 31. maddesiyle eklenen geçici ek 5 maddesi uyarınca basit yargılama hükümlerinin mahkemece değerlendirilme zorunluluğu,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA," (8. Ceza Dairesi 2021/7651 E. , 2021/19065 K.)
"TALEP :
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...'in beraatine dair, Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas, 2017/387 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, sanığın beraatine dair karar verilmiş ise de, sanığa isnad edilen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikayet veya başkaca bir soruşturma kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 03.04.2017 tarihli "Olur"u ile de sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı karikatüre ilişkin eylemi Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanununun 299/3 maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği ve sanığın sayın Cumhurbaşkanına yönelik "Kötü yazılmış bir tiyatro ve finaldeki hedefleri, Recep'i başkan yapmak. Bu dolmayı yutan yutsun da, ben yutacak kadar salak değilim" şeklindeki yazıyı ve "Verin güzellikle şu 400 dedi, millet vermedi. Sen misin vermeyen? Şimdi tezgah gayet iyi. Aldı mı bir erken seçim kararı, sen bak berekete. 400'de olur 500'de. Gelsin başkanlık sistemi de gününüzü görürsünüz. Devlet bohçacıda duvara toslayıp, tarihi görevini yaparak köşesine çekilir." biçimindeki yazıyı paylaştığının tespit edildiği, sanığın bu paylaşımları yaptığını da ikrar etmesi karşısında, mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.01.2018 gün ve 94660652-105-81-12586-2017-Kyb sayılı istemlerine dayanılarak anılan kararın 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet BaşsavcıIığının 15.01.2018 gün ve 2018/2688 sayılı tebliğnamesiyle bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I) OLAY:
Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 17.04.2017 tarih ve 2017/900 esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediği iddiasıyla Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesi 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas - 2017/387 karar sayılı ilamıyla "sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların içerik ve mahiyeti, iddianame anlatımı birlikte değerlendirildiğinde; iddia olunan ifadelerin içeriği, mağdurun konumu da düşünülerek saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olduğu ağır eleştri kapsamına girdiğini" belirterek somut olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanık hakkında Beraat hükmü kurduğu, bu karara karşı yerel Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurmaması üzerine de kanun yararına bozmaya konu edilen kararın sanık yönünden 16.10.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
II) KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların "Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağının'' belirIenmesine ilişkindir.
III) HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.
"T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)
Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)
Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.
Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde yer verilmiş olup birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde ifade edilmiştir.
Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandmlmasının gerekeceği Uluslararası ve Ulusal alanda normlara konu edilmiştir.
Bu cümleden olarak Uluslararası alanda İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; "kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir."
Anayasanın 26/2. maddesinde "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, Kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezca, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Haklan sorunu 2. baskı sy 462)
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp re'sen soruşturulan suçlardandır. Ancak kamu davası yoluyla yargılamasının yapılması Adalet Bakanının "olur"una tabi kılınmıştır. Kovuşturmanın Adalet Bakanlığının "olur"una tabi kılınması söz konusu suçun takibinin şikayete bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının feragati şahsi hakların kullanımı açısından sonuç doğurucu olup, kamu davasının düşürülmesini gerektirmez.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.
Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda kabul edilmektedir. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanamaz. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının toplumsal barışı bozucu ve kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün 2008/5-19, 2008/31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Yargılaması Yasası'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu, gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, yasa yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, Yargıtay'ın sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alabileceği hukuka aykırılıklardandır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden "Cumhurbaşkanına yönelik ağır ithamlarda ve karalamaya yönelik paylaşımlarda "bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine sanık ... hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/8874 sayılı dosyası üzerinden "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak ve Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından soruşturmaya başlandığı, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 06.01.2017 tarihinde, sanık hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan yürütülen soruşturmanın tefrikine karar vererek evrakı 2017/239 soruşturma sırasına kayıt ettiği, "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak" suçunu ise eski soruşturma dosyası üzerinden yürütmeye devam ettiği, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı "Cumhurbaşkanına hakaret" suçuna ilişkin 2017/239 soruşturma sayılı dosya üzerinden yaptığı soruşturma neticesinde, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne fezleke yazarak sanık hakkında kovuşturma izni talebinde bulunduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 03.04.2017 tarihli "Olur" yazısıyla, sanığın da kabul ettiği Facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki; "Kötü yazılmış bir tiyatro ve finaldeki hedefleri, Recep’i başkan yapmak. Bu dolmayı yutan yutsun da, ben yutacak kadar salak değilim" şeklindeki yazıyı ve "Verin güzellikle şu 400 dedi, millet vermedi. Sen misin vermeyen? Şimdi tezgah gayet iyi. Aldı mı bir erken seçim kararı, sen bak berekete. 400'de olur 500’de. Gelsin başkanlık sistemi de gününüzü görürsünüz. Devlet bohçacıda duvara toslayıp, tarihi görevini yaparak köşesine çekilir." biçimindeki paylaşımlarıyla alakalı olarak sanık hakkında kovuşturma izni verdiği, kovuşturma izninin verilmesi akabinde Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 17.04.2017 tarihli ve 2017/239 soruşturma, 2017/900 esas, 2017/612 sayılı iddianamesiyle, sanık hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediğinden bahisle Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açtığı, yapılan yargılama sonunda Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesi 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas, 2017/387 karar sayılı kararıyla, "her ne kadar sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten cezalandırılması İçin TCK 299/1 maddesi gereği kamu davası açılmış ise de sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların içerik ve mahiyeti, iddianame anlatımı birlikte değerlendirildiğinde; iddia olunan ifadelerin içeriği, mağdurun konumu da düşünülerek saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olduğu ağır efeştri kapsamına girdiğini" belirterek somut olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanık hakkında Beraat hükmü kurduğu, bu karara karşı yerel Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurmaması üzerine de adı geçen kararın sanık yönünden 16.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında;
"Kötü yazılmış bir tiyatro ve finaldeki hedefleri, Recep'i başkan yapmak. Bu dolmayı yutan yutsun da, ben yutacak kadar salak değilim" ve "Verin güzellikle şu 400 dedi, millet vermedi. Sen misin vermeyen? Şimdi tezgah gayet iyi. Aldı mı bir erken seçim kararı, sen bak berekete. 400de olur 500de. Gelsin başkanlık sistemi de gününüzü görürsünüz. Devlet bohçacıda duvara toslayıp, tarihi görevini yaparak köşesine çekilir",
Biçimindeki paylaşımların sanık ... tarafından yapıldığını kabul etmiş, ancak bu paylaşımları, mağdurun konumu da dikkate alındığında içerik itibariyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturmayan "saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olup ağır eleştri kapsamına giren" ifadeler olarak değerlendirmiştir.
Tüm bu delillerin ışığında;
Sanık ...'in, Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların, içerik itibariyle incitici ve rahatsız edici olsa da; mağdurun konumu, aynı sözler sebebiyle sanıkla alakalı "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak" suçundan ayrı bir soruşturmanın da yürütüldüğü nazara alındığında, "ağır eleştri kapsamında kalan, saygı sınırlarını aşan, nezaket dışı ifadeler olduğu, hakaret ve sövme kapsamında değerlendirilemeyeceği" anlaşılmış, bu itibarla somut olayda "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunun unsurlarının oluşmadığı, Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas, 2017/387 karar sayılı "sanığın beraatine" ilişkin kararında bir isabetsizlik görülmeyerek talebin reddine yönelik karar verilmesi uygun görülmüştür.
IV) SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE," (16. Ceza Dairesi 2018/511 E. , 2018/2459 K.)
5. HAKARET SUÇUNUN SOSYAL MEDYA VE DİJİTAL PLATFORMLARDA İŞLENMESİ
Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hakaret suçu yalnızca yüz yüze iletişim yoluyla değil, dijital platformlar aracılığıyla da sıklıkla işlenmeye başlanmıştır. Günümüzde sosyal medya uygulamaları ile mesajlaşma platformları üzerinden yapılan paylaşımlar, yorumlar, mesajlar ve görsel içerikler hakaret suçuna konu olabilmektedir.
Türk Ceza Kanunu bakımından hakaret suçunun oluşabilmesi için kullanılan ifadelerin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye elverişli olması yeterlidir. Bu nedenle hakaret içerikli sözlerin internet ortamında yazılı şekilde paylaşılması, ses kaydı veya görüntü yoluyla yayımlanması ya da sosyal medya üzerinden aleni şekilde paylaşılması da suçun oluşmasına neden olabilmektedir. Aleni işlenen hakaret suçunun cezasının 1/6 oranında artırılmasına sebebiyet verecektir.
Özellikle sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar bakımından “aleniyet” unsuru büyük önem taşımaktadır. Çünkü herkese açık şekilde yapılan paylaşımlar çok sayıda kişi tarafından görülebilmekte ve mağdurun toplum içerisindeki saygınlığı daha geniş bir çevre önünde zedelenebilmektedir. Bu nedenle hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde kanun gereği cezada artırım uygulanmaktadır.
Hakaret suçunun sosyal medya üzerinden işlenmesi bakımından anonim hesaplar da uygulamada önemli tartışmalara neden olmaktadır. Failin gerçek kimliğini gizlemesi suçun oluşumuna engel değildir. Soruşturma makamları IP kayıtları, kullanıcı bilgileri ve dijital incelemeler aracılığıyla failin tespitine yönelik araştırmalar yapabilmektedir.
Bununla birlikte sosyal medya paylaşımlarının değerlendirilmesinde ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki sınırın dikkatli şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Sert eleştiriler, düşünce açıklamaları veya kamuoyunu ilgilendiren tartışmalar her zaman hakaret suçunu oluşturmaz. Bir paylaşımın suç teşkil edip etmediği; kullanılan ifadelerin niteliği, paylaşımın bağlamı, hedef alınan kişinin konumu ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir.
"Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvuruların süreleri ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
A- Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyizinin incelenmesinde;
Temyiz edenin, temyiz davasını 09/08/2016 havale tarihli dilekçe ile geri aldığı anlaşıldığından, katılan vekilinin temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA ve tebliğnameye aykırı olarak dosyanın incelemeksizin karar mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE,
B- Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyizinin incelenmesinde ise;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
Sanık hakkında hakaret iddiası nedeni ile yapılan kovuşturmada sanığın hakaret yapılan sosyal medya adresinin kendisine ait olmakla birlikte paylaşımın kendisine ait olmadığını, iş yerinde herkese açık bilgisayarında açık vaziyette olan sosyal medya hesabında bu paylaşımı ihbarcı ...’ın yapmış olabileceği savunması karşısında; suça konu hakaret paylaşımı ile ilgili ... hakkında yapılan suç duyurusu neticesinde dava açılması durumunda dosyalar birleştirilerek tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi, dava açılmaması durumunda ise bu dosya kapsamında tanık olarak dinlenmesiyle sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme uygun olarak, sair yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA" (18. Ceza Dairesi 2016/10592 E. , 2018/4612 K.")
6. HAKARET SUÇUNUN GIYAPTA İŞLENMESİ
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında hakaret suçu, mağdurun yüzüne karşı işlenebileceği gibi gıyabında da işlenebilmektedir. Kanun koyucu, kişinin bulunmadığı bir ortamda onun onur, şeref ve saygınlığını hedef alan açıklamaların da belirli şartlar altında cezalandırılacağını kabul etmiştir.
Hakaret suçunun gıyapta işlenebilmesi için mağdurun bulunmadığı ortamda hakaret içerikli söz veya davranışların en az üç kişiyle ihtilat edilerek gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kanunda yer alan “ihtilat” kavramı, failin hakaret içerikli ifadeleri belirli sayıda kişiyle paylaşması veya onların duyabileceği şekilde açıklaması anlamına gelmektedir. Bu nedenle mağdurun yokluğunda tek bir kişiye söylenen sözler kural olarak gıyapta hakaret suçunun oluşması bakımından yeterli kabul edilmemektedir. Ya da mağduru muhatap alarak tek bir kişiye gönderilen mesaj da mağdur tarafından tesadüfen görülmüş olsa, gıyapta hakaret suçunun oluşmasına sebebiyet vermeyecektir. Bunun için bu mesajın en az üç kişiye gönderilmiş olması ya da en az üç kişinin bulunduğu bir mesaj grubuna gönderilmiş olması gerekmektedir.
Gıyapta hakaret suçunda korunan hukuki değer, kişinin toplum içerisindeki şeref, haysiyet ve saygınlığıdır. Mağdurun ortamda bulunmaması, onun toplum nezdindeki itibarı üzerinde oluşabilecek zararı ortadan kaldırmamaktadır. Özellikle kişinin arkasından küçük düşürücü ifadeler kullanılması, aşağılayıcı ithamlarda bulunulması veya toplum içerisindeki itibarını zedeleyecek açıklamalar yapılması bu suç kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Günümüzde iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte gıyapta hakaret suçunun sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden işlenmesi de oldukça yaygın hale gelmiştir. Özellikle kapalı grup mesajlaşmaları, yorumlar veya mağdurun bulunmadığı çevrim içi ortamlarda yapılan paylaşımlar bakımından ihtilat unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir.
"Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.
Somut olayda, suça sürüklenen çocuğun aralarında bulunduğu grubun slogan atarak mağdura hakaret etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin mağdurun gıyabında gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında; 01/06/2014 tarihli tutanakta imzaları bulunan polis memurlarının, ya da olay yerinde bulunan tespit edilecek diğer şahısların tanık sıfatıyla dinlenmeleri ve sonucuna göre hakaret suçunda ihtilat unsurunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle mahkumiyet hükmü kurulması,
Kanuna aykırı ve suça sürüklenen ... müdafisinin temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA" (4. Ceza Dairesi 2022/11704 E. , 2022/21671 K.)
"5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.
İnceleme konusu somut olayda; sanığın müştekinin teyzesi tarafından kullanılan telefona müştekinin gıyabında hakaret içeren mesajlar gönderdiği, müştekinin teyzesi tarafından bahse konu mesajların müştekiye gösterilmesi suretiyle müştekinin haberdar olarak şikâyetçi olduğu, yapılan yargılama neticesinde sanığın hakaret suçundan mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesin nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmesinin en tipik örneği, fiilin mağdurun yüzüne karşı işlenmesidir. Fail, bu durumda hareketi doğrudan öğrenir. Suçun huzurda işlenmiş olması mutlaka fail ile mağdurun fiilin işlendiği sırada yüz yüze olmasını gerektirmez. Şayet fail, fiili işlediği sırada mağduru hedef alan hakaretinin mağdur tarafından da doğrudan algılanabileceğini biliyor ve istiyorsa, bu durumda da suç huzurda işlenmiş sayılacaktır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmemesine rağmen, Kanun tarafından huzurda işlenmiş gibi cezalandırılan hali ise, ileti yoluyla yapılan hakarettir. TCK’nın 125/2. maddesinde, “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” demek suretiyle, tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, hakaret içeren bir mektup, telefon konuşması veya yazılı bir mesaj huzurda söylenmiş gibi cezalandırılacaktır.
İleti yoluyla hakarette, failin kullandığı vasıtalar ile mağduru hedef aldığını bilmesi ve mağdur tarafından bu fiilin öğrenileceğini istemesi gerekir. Şayet ileti mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu oluşmayacaktır. Zira, fail mağdurun hakareti öğrenmesi kastıyla hareket etmemiştir.
İleti yoluyla hakaretin, huzurda hakaret gibi cezalandırılabilmesi için sanığın iletilme kastı ile hareket etmesi gerekir. Sanığın, müştekinin gıyabında teyzesine ait telefona hakaret içerikli mesajlar gönderdiği, müştekinin teyzesinin müştekiye bahse konu mesajları göstermesi üzerine müştekinin mesajları öğrenerek şikayetçi olduğu, bu suretle sanığın iletme kastıyla hareket etmediği anlaşılmakla sanığın hakaret suçundan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur." (18. Ceza Dairesi 2019/6276 E. , 2019/12396 K.)
7. HAKARET SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ VE ALENİYET UNSURU
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde hakaret suçunun temel şeklinin yanı sıra bazı nitelikli halleri de düzenlenmiştir. Kanun koyucu, belirli kişilere karşı veya belirli saiklerle işlenen hakaret fiillerini daha ağır yaptırıma bağlayarak koruma alanını genişletmiştir ve özel düzenlemelere tabi tutulmuştur.
A. KAMU GÖREVLİSİNE GÖREVİNDEN DOLAYI HAKARET
Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Burada korunan hukuki değer yalnızca kamu görevlisinin kişisel şeref ve saygınlığı değil, aynı zamanda kamu hizmetinin itibarı ve kamu düzenidir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için mağdurun kamu görevlisi olması tek başına yeterli değildir. Hakaret fiilinin kamu görevlisinin yürüttüğü görev nedeniyle gerçekleştirilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle hakaret ile kamu görevi arasında doğrudan bir bağlantı bulunmalıdır. Örneğin görevini yerine getiren hâkim, savcı, polis memuru, öğretmen veya belediye görevlisine görevinden kaynaklı olarak yöneltilen hakaret içerikli ifadeler bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Ancak kamu görevlilerine yöneltilen her ağır eleştiri hakaret suçunu oluşturmaz. Özellikle kamusal faaliyetlerin eleştirilmesi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle eleştiri hakkı ile hakaret arasındaki sınır somut olayın özelliklerine göre dikkatli şekilde belirlenmelidir.
"5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde hakaret suçu düzenlenmiştir. Buna göre; hakaret suçunun oluşması için mağdurunun gerçek bir kişi olması, bu kişinin onur, şeref ve saygınlığına somut bir fiil veya olgu isnadı yahut sövme ile saldırı gerçekleştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Ceza adalet sistemimizde, hakaret suçunun nitelikli hallerinin kişi ve inanç bazlı olarak düzenlendiği de aynı maddenin üçüncü fıkrasında görülecektir. Ağırlaştırıcı nedenlerden bir tanesi de hakaretin kamu görevlisine görevinden dolayı yapılması durumudur ki, bu durumda mağdurun sadece kamu görevlisi olmasının yetmediği aynı zamanda hakaretin görevden dolayı yapılması gerektiği cümledeki “ve” bağlacı ile vurgulanmıştır. Öte yandan yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir.
Somut olayda, hakaret suçunun mağdurunun kamu görevlisi olduğu durumu mevcutsa da hakaret olarak kabul edilen: “kaymakamın kıçını yalıyorsun” ifadesinin, söylendiği yer, zaman ve bağlam, sanık ile katılan arasında evvele dayalı, görevi ilgilendirmeyen şahsi husumet bulunması ile birlikte değerlendirildiğinde; hakaretin mağdurun yerine getirdiği kamu görevi ile ilgili olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısı ile nitelikli halin uygulanması için gerekli olan iki şarttan biri somut olayda olmadığı için hakaretin yalın halinden cezalandırılması yoluna giden Mahkeme kararı isabetli görülmüş, suçun vasfına yönelik temyiz isteği de yukarıda kararımızda açıklandığı üzere reddedilmiştir.
IV- KARAR
Dairemizin 13/01/2020 tarih ve 2018/7181 esas, 2020/149 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, 16/03/2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi." (18. Ceza Dairesi 2020/1169 E. , 2020/6092 K.)
B. DİNİ, SİYASİ, SOSYAL VE FELSEFİ İNANÇ, DÜŞÜNCE VE KANAAT NEDENİYLE HAKARET
Kanun koyucu; kişinin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması, değiştirmesi, yaymaya çalışması veya mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranması nedeniyle hakarete uğramasını da nitelikli hal olarak düzenlemiştir.
Bu düzenleme ile düşünce ve inanç özgürlüğünün korunması amaçlanmaktadır. Demokratik toplum düzeninde bireylerin düşüncelerini açıklama, inançlarını yaşama ve kanaatlerini ifade etme özgürlüğü temel haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle kişilerin sahip oldukları düşünce veya inançlar nedeniyle aşağılanmaları, küçük düşürülmeleri veya hedef gösterilmeleri daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.
Özellikle toplumsal kutuplaşmanın yoğun olduğu dönemlerde kişilerin siyasi görüşleri veya dini inançları nedeniyle hakarete maruz kalmaları uygulamada sıkça karşılaşılan durumlardan biridir. Bu gibi hallerde cezanın alt sınırının bir yıldan az olmaması suretiyle kişilerin temel hak ve özgürlükleri ceza hukuku aracılığıyla koruma altına alınmaktadır.
C. DİNEN KUTSAL SAYILAN DEĞERLERDEN BAHİSLE HAKARET
Hakaret suçunun kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi de kanunda nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile bireylerin dini hassasiyetlerinin ve manevi değerlerinin korunması amaçlanmaktadır.
Burada önemli olan husus, kutsal değerlere yönelik açıklamanın doğrudan mağdurun onur, şeref ve saygınlığını hedef almasıdır. Suçun oluşabilmesi için kullanılan ifadelerin mağduru aşağılayıcı veya küçük düşürücü nitelikte olması gerekir.
Ancak bu düzenleme değerlendirilirken ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki hassas dengenin korunması gerekmektedir. Düşünce açıklaması veya eleştiri niteliğindeki ifadeler ile doğrudan hakaret teşkil eden söylemler birbirinden dikkatli şekilde ayrılmalıdır.
D. HAKARET SUÇUNUN ALENEN İŞLENMESİ
Hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılmaktadır. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülebilecek, duyulabilecek veya öğrenilebilecek şekilde gerçekleştirilmesini ifade etmektedir.
Özellikle sosyal medya platformları, internet siteleri, televizyon yayınları veya halka açık ortamlarda gerçekleştirilen hakaret içerikli açıklamalar aleniyet unsurunu oluşturabilmektedir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 6. Madde " ...g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar," denilerek kanun koyucu tarafından basın ve yayın yolunun tanımlanması yapılmıştır. Ayrıca 5187 Sayılı Basın Kanunu "Görevli mahkemeler ve yargılama usulü" başlıklı 27. Madde "Basılmış eserler veya internet haber siteleri yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.
Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür.
Basılmış eserler veya internet haber siteleri yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlara ilişkin davalar acele işlerden sayılır." denilmiştir. Bu bağlamda aleniyet fiilinin basılmış eserler veya internet haber siteleri yoluyla işlenmesi halinde görevli mahkemeler yönünden ve yargılama usulü bakımından bu kanun maddesinin de dikkate alınması gerekmektedir.
Alenen işlenen hakaret suçunda mağdurun toplum içerisindeki itibarı daha geniş bir çevre önünde zedelenebileceğinden kanun koyucu daha ağır yaptırım öngörmüştür. Bununla birlikte kapalı ortamlarda veya sınırlı sayıda kişinin bulunduğu alanlarda yapılan açıklamaların aleniyet oluşturup oluşturmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir.
E. KURUL HALİNDE ÇALIŞAN KAMU GÖREVLİLERİNE HAKARET
Kanunun 125. maddesinin beşinci fıkrasında, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suçun, kurulu oluşturan tüm üyelere karşı işlenmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Aslında bu madde direkt ceza yaptırımı içeren bir madde değildir. Aslında cezanın en temel hali Türk Ceza Kanunu 125. Maddenin 3-a fıkrasına bir göndermedir. Eğer hakaret suçu kurul halinde çalışan kamu görevlilerine işlenmişse, ceza yaptırımı için 3-a fıkrası uygulanacak ve ardından Türk Ceza Kanunu 125. Maddenin 5. Fıkrası gereği zincirleme suç uygulanacaktır.
"...5237 sayılı TCK.nun 125/5. maddesi, doğrudan ceza yaptırımı içeren bir madde olmayıp, sanığın, kurul halinde çalışan mahkeme heyetine görevi nedeniyle hakaret ettiği anlaşılmakla temel cezanın 125/3-a maddesi gereğince belirlenmesi gerekirken doğrudan 125/5. maddeye göre hükümlülük kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık ...'ın temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de,bu aykırılık yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye aykırı olarak, hüküm fıkrasının 1 nolu bendindeki "125/5" ibaresinin çıkartılarak yerine "125/3-a" ibaresinin, hüküm fıkrasının 2 nolu bendindeki "43/1" ibaresinin önüne gelmek üzere de "125/5"ibaresinin eklenmesi biçiminde DÜZELTİLMEK ve başkaca yönleri Yasaya uygun bulunan hüküm, bu bağlamda ONANMAK..." (4. Ceza Dairesi 2010/30968 E. , 2011/3559 K.)
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu "Zincirleme Suç" başlıklı 43. Madde " (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/6 md.) Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" denilerek zincirleme suçun tanımı yapılmıştır. Bu kanunun 2. fıkrası gereği 1. fıkra uygulanacağından kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakarette ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılacaktır.
"...Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 22.12.2005 tarihli kararı ile, adam öldürme suçuna iştirak etmekten hapis cezasına çarptırılan ve 07.02.2007 tarihinde de bu cezası Yargıtay tarafından onanan sanığın, Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne hitaben yazdığı, 23.07.2007 ve 13.08.2007 tarihli iki ayrı dilekçeyle, adı geçen Mahkeme heyetine hakarette bulunduğu olayda, eylemlerin, birden fazla mağdura yönelik ve birden fazla kez gerçekleştirilmiş olması nedeniyle, hakaret suçundan belirlenen temel cezanın, önce TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 43/1. maddesine göre artırıldığı, bu artırım üzerinden de yine aynı Kanununu 43/1. maddesine göre ikinci artırım yapılarak sonuç cezanın belirlendiği anlaşılmıştır.
Ceza Kanunumuz sistematiğinde, cezada birden fazla artırım öngörülen hallerde, ilk artırımdan sonra yapılacak ikinci artımın, temel ceza üzerinden hesaplanıp, ilk artırımın üzerine eklenmesiyle sonuç cezanın belirlenmesi biçiminde bir uygulamanın bulunmadığı, bu durumlarda, diğer tüm ceza hesaplamalarında olduğu gibi, temel ceza üzerinden yapılacak ilk artırımdan sonra belirlenen ceza üzerinden ikinci artırımın yapılarak sonuç cezanın hesaplanması gerektiği gözetilerek;
Dairemizin 17.09.2015 tarih ve 2015/5326 esas 2015/5677 sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,..." (18. Ceza Dairesi 2015/33553 E. , 2016/725 K.)
"Bu düzenleme özellikle mahkemeler, belediye meclisleri, disiplin kurulları veya çeşitli kamu kurullarına yönelik hakaret içerikli açıklamalar bakımından önem taşımaktadır. Kurulun tamamını hedef alan ifadeler nedeniyle her bir üyenin hukuki değerinin ihlal edildiği kabul edilmektedir.
Kanun koyucu bu düzenleme ile kamu kurumlarının işleyişini ve kurul halinde görev yapan kamu görevlilerinin saygınlığını korumayı amaçlamıştır.
01/04/2013 tarihli duruşma zaptına göre; sanığın, yalnızca mahkeme başkanına yönelik hakaret edip, heyete yönelik hakaret eyleminin olmadığı, sanığın, mahkeme başkanına yönelik de araya belli bir zaman aralığı girmeksizin aynı eylemin devamı niteliğindeki sözler sarf ettiğinin anlaşılması karşısında; hakaret eylemini bir kişiye karşı birden fazla kez işlediği ve ayrıca kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı işlediğinden bahisle hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle sanık hakkında fazla cezaya hükmolunması,
Kanuna aykırı, katılan sanık ...'ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle tebliğnameye aykırı olarak sanık ... hakkında verilen hüküm için başkaca yönler incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA," (18. Ceza Dairesi 2016/18735 E. , 2019/2340 K.)
8. HAKARET SUÇUNDA DAVA ZAMANAŞIMI
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçunda dava zamanaşımı, belirli bir süre içerisinde soruşturma veya kovuşturma yapılmaması halinde devletin cezalandırma yetkisinin sona ermesini ifade etmektedir. Dava zamanaşımı süresinin dolması halinde artık fail hakkında ceza yargılaması yapılamamakta, açılmış bulunan kamu davası ise düşmektedir.
Hakaret suçunun temel şekli bakımından öngörülen ceza dikkate alındığında, bu suçta uygulanacak dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi içerisinde soruşturma veya kovuşturma tamamlanmazsa dava zamanaşımı nedeniyle dosyanın düşürülmesine karar verilmektedir.
Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi gibi nitelikli halleri bakımından da, suç için öngörülen ceza miktarı dikkate alınarak aynı dava zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Ancak zamanaşımının durması veya kesilmesi nedenlerinin bulunması halinde süre yeniden hesaplanabilmektedir. Özellikle şüpheli veya sanığın ifadesinin alınması, iddianamenin kabulü veya mahkûmiyet kararı verilmesi gibi bazı usul işlemleri zamanaşımını kesen nedenler arasında yer almaktadır.
Hakaret suçunda dava zamanaşımının yanında şikâyet süresi de ayrıca önem taşımaktadır. Hakaret suçu kural olarak şikâyete bağlı suçlardan biridir. Bu nedenle mağdurun, faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyet hakkını kullanması gerekmektedir. Altı aylık şikâyet süresinin geçirilmesi halinde ve TCK 73 . Madde uyarınca "..Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez." hükmü uyarınca iki yılı geçmiş bir fiil dolayısıyla soruşturma yapılması mümkün olmayacaktır.
Özellikle sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden işlenen hakaret suçlarında zamanaşımı ve şikâyet süreleri uygulamada büyük önem taşımaktadır. Paylaşımın tarihi, mağdurun paylaşımı öğrenme zamanı ve failin tespiti gibi hususlar zamanaşımı değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır.
Sonuç olarak hakaret suçunda hem dava zamanaşımı süresinin hem de şikâyet süresinin dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. Aksi halde mağdur bakımından hak arama imkânı ortadan kalkabileceği gibi, fail bakımından da devletin cezalandırma yetkisi sona erebilmektedir.
"Sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci fıkrası, 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 125 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesine uyan kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçunun, gerektirdiği cezaların türü ve üst sınırına göre; aynı sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin, sanık hakkında Mahkemece mahkûmiyet hükmünün verildiği 18.03.2016 tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar gerçekleşmiş olması," (6. Ceza Dairesi 2023/8042 E. , 2024/4291 K.)
9. HAKARET SUÇU ŞİKAYETE BAĞLI SUÇTUR
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçu, kural olarak şikâyete bağlı suçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle hakaret suçuna ilişkin soruşturma başlatılabilmesi ve fail hakkında kamu davası açılabilmesi için mağdurun şikâyet hakkını kullanması gerekmektedir. Mağdur tarafından şikâyette bulunulmadığı sürece Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturma yapılması mümkün değildir.
Hakaret suçunda şikâyet süresi, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Altı aylık süre hak düşürücü nitelikte olup, bu süre içerisinde şikâyet hakkının kullanılmaması halinde daha sonra aynı fiil nedeniyle şikâyette bulunulması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle mağdurun hak kaybına uğramaması adına şikâyet süresini dikkatle takip etmesi önem taşımaktadır.
Türk Ceza Kanunu m.73/2 uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçunda mağdurun şikâyet hakkı belirli bir süre ile sınırlandırılmıştır. Buna göre mağdur, hakaret fiilini daha sonra öğrenmiş olsa dahi, fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra artık şikâyet hakkını kullanamayacaktır. Başka bir ifadeyle kanun koyucu, şikâyet hakkı bakımından fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayan kesin bir üst süre öngörmüştür.
Şikâyet hakkı kolluk birimlerine, Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak kullanılabilmektedir. Şikâyetin belirli bir şekle bağlı olmaması nedeniyle sözlü veya yazılı şekilde yapılması mümkündür. Ancak uygulamada ispat kolaylığı bakımından yazılı şikâyet dilekçesiyle başvuruda bulunulması daha sağlıklı kabul edilmektedir.
Bununla birlikte hakaret suçunun bazı nitelikli halleri şikâyete bağlı değildir. Özellikle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç re’sen soruşturulmakta ve mağdurun ayrıca şikâyette bulunmasına gerek bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu durumda yalnızca bireyin şeref ve saygınlığını değil, aynı zamanda kamu idaresinin saygınlığını ve kamu hizmetinin düzenli işleyişini de korumayı amaçlamıştır.
Günümüzde sosyal medya platformları üzerinden işlenen hakaret suçlarında da şikâyet süresi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle dijital platformlarda gerçekleşen hakaret fiillerinde delillerin hızlı şekilde tespit edilmesi ve yasal süreler içerisinde başvuruda bulunulması gerekmektedir.
"...Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/01/2021 tarihli ve 2020/19287 esas, 2021/303 karar sayılı ilamının "5237 sayılı TCK'nın 131/1 cümlesinde, “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır. Aynı Kanun’un 73. maddesinde, (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. (2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar hükümlerine yer verilmiş..." (4. Ceza Dairesi 2022/3660 E. , 2022/12723 K.)
10. HAKARET SUÇUNDA VAZGEÇME
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçu, kural olarak şikâyete bağlı suçlardan biri olduğundan mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi ceza yargılaması bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Şikâyet hakkını kullanan mağdur, soruşturma veya kovuşturma aşamasında şikâyetinden vazgeçebilmektedir.
Hakaret suçunda şikâyetten vazgeçme, mağdurun fail hakkında yürütülen ceza soruşturması veya kovuşturmasının devam etmesini istemediğini ortaya koyan irade açıklamasıdır. Vazgeçme beyanı kollukta, Cumhuriyet başsavcılığında veya mahkeme huzurunda sözlü ya da yazılı şekilde yapılabilmektedir.
Şikâyetten vazgeçmenin hüküm ve sonuç doğurabilmesi için sanığın da bu vazgeçmeyi kabul etmesi gerekmektedir. Sanığın kabulü halinde kamu davasının düşmesine karar verilmektedir. Ancak sanık şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmezse yargılama devam edebilmektedir. Çünkü ceza muhakemesi hukukunda şikâyetten vazgeçme, sanık bakımından beraat yerine düşme kararı verilmesine neden olabileceğinden sanığın kabulü önem taşımaktadır. Sanık yapılacak olan yargılama sonunda beraat kararı verilmesini talep edebilir.
Hakaret suçunda şikâyetten vazgeçme yalnızca ceza yargılaması bakımından sonuç doğurmaktadır. Mağdurun ayrıca manevi tazminat talep etme hakkı bulunabilmektedir. Bu nedenle şikâyetten vazgeçilmiş olması her zaman özel hukuk taleplerinden de vazgeçildiği anlamına gelmemektedir.
Bununla birlikte hakaret suçunun bazı nitelikli halleri şikâyete bağlı değildir. Özellikle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç re’sen soruşturulmakta olup, mağdurun şikâyetten vazgeçmesi tek başına davanın düşmesine neden olmamaktadır. Çünkü bu durumda yalnızca bireyin kişilik hakları değil, kamu idaresinin saygınlığı da korunmaktadır.
Uygulamada özellikle tarafların uzlaşması, özür dileme, maddi ve manevi zararların giderilmesi veya toplumsal ilişkilerin korunması amacıyla şikâyetten vazgeçme sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu yönüyle hakaret suçunda şikâyetten vazgeçme, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ceza yargılaması dışında çözülmesine imkân sağlayan önemli bir hukuki kurum niteliği taşımaktadır.
"Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında mahkemece yapılan yargılama sonunda; 01.04.2009 tarihli hüküm ile hakaret suçundan beraat, tehdit suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, O yer Cumhuriyet Savcısının kararı temyiz ettikten sonra şikayetçinin şikayetten vazgeçmesi nedeniyle mahkemece 07/05/2009 tarihinde tensip yapıldığı ve 29/05/2009 gününe bırakılan duruşmada şikayetçinin sanık hakkında şikayetten vazgeçtiği aynı duruşmada sanığın da şikayetten vazgeçmeyi kabul ettiği ve mahkemece tehdit suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hüküm ortadan kaldırılırak tehdit suçundan şikayetten vazgeçme nedeni ile kamu davasının düşürülmesine karar verildiği anlaşılmakla, sanığa atılı 5237 sayılı TCK.nun 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan olduğu, şikayetçinin 29/05/2009 tarihli celsede suçlar yönünden ayrım yapmadan sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği bu vazgeçmenin hakaret suçunu da içerdiği ve aynı celsede hazır olan sanığında şikayetten vazgeçmeyi kabul ettiğinden, bu suçtan açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ve davanın takip imkanı kalmadığından 5237 sayılı TCK.nun 73/4 ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8 maddeleri uyarınca sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE," ( 2. Ceza Dairesi 2011/30989 E. , 2013/18002 K.)
11. HAKARET SUÇUNDA MAĞDURUN BELİRLENMESİ
Türk Ceza Kanunu’nun 126. maddesinde hakaret suçunda mağdurun belirlenmesine ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. İlgili hükümde; “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” denilmektedir.
Bu düzenleme uyarınca hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir. Kullanılan ifadeler, olayın oluş şekli, açıklamanın yöneltildiği kişi, bulunduğu ortam veya kullanılan hitap biçimi dikkate alındığında mağdurun kim olduğunun tereddütsüz şekilde anlaşılabilmesi yeterli kabul edilmektedir.
Özellikle sosyal medya paylaşımlarında, televizyon programlarında, basın açıklamalarında veya kalabalık ortamlarda kişilerin isim verilmeden hedef alınması uygulamada sıkça karşılaşılan durumlardan biridir. Bu gibi hallerde kullanılan ifadelerin belirli bir kişiyi işaret edip etmediği somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Eğer açıklamanın belirli bir kişiye yöneldiği konusunda makul bir şüphe bulunmuyorsa, mağdurun ismi açıkça söylenmemiş olsa dahi hakaret suçunun oluştuğu kabul edilebilmektedir.
Bununla birlikte genel ve soyut ifadelerle yapılan açıklamalar, belirli veya belirlenebilir bir kişiyi hedef almıyorsa hakaret suçunun unsurları oluşmayacaktır. Çünkü hakaret suçunda korunan hukuki değer, belirli bir kişinin onur, şeref ve saygınlığıdır. Bu nedenle mağdurun belirlenebilir olması suçun oluşması bakımından büyük önem taşımaktadır.
"III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın hastane koridorunda iken odasında bulunan katılana "Şerefsiz" biçimindeki sözü söylemesi nedeniyle hakaret suçundan açılan davada Mahkeme, tüm dosya kapsamına göre eylemini sabit gördüğü sanık hakkında mahkumiyet kararı vermiştir.
IV. GEREKÇE
1.Mağdurun isminin açıkça zikredilmediği hakaret fiillerinde; mağdurun belirlenmesi bakımından tahmini bir değerlendirme yapılmamalı, hakaret teşkil eden sözlerde ismi geçmeyen kişinin, sözlerin ve konunun bir bütün olarak değerlendirilmesi kapsamında açıkça mağdur olarak belirlenebiliyor olması gerekmektedir. Katılan ve tanıkların ifadelerine göre isnat edilen sözlerin hastane koridorunda söylenmesi, bu anda katılanın odasında bulunması ve sanığın atılı suçlamayı inkar etmesi karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 126 ncı maddesinde belirtildiği üzere iddianameye konu edilen sözlerin duraksamaya yol açmayacak bir şekilde katılanın şahsına yönelik olup olmadığı, suçun oluşumu için gerekli olan matufiyet şartının gerçekleşip gerçekleşmediği karar yerinde açıklanıp tartışılmadan eksik incelemeyle karar verilmesi,
2.Kabule göre de
a.Temel cezanın doğrudan 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b.Kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine, 5271 sayılı Kanun'un 325 inci maddesinin birinci fıkrası ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Nedenleriyle karar hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık ile katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2021/17687 E. , 2023/25035 K.)
12. HAKARET SUÇUNDA İSNADIN İSPATI
Türk Ceza Kanunu’nun 127. maddesinde hakaret suçunda isnadın ispatı düzenlenmiştir. İlgili hükümde; “İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez.” denilerek belirli şartlar altında isnadın doğruluğunun ispat edilmesinin cezai sorumluluğu ortadan kaldıracağı kabul edilmiştir.
Hakaret suçunda kişiye belirli bir fiil veya olgu isnat edilmesi halinde, isnat edilen hususun gerçek olduğunun ispat edilmesi bazı durumlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturabilmektedir. Özellikle isnat edilen fiil nedeniyle hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunan kişiler bakımından isnadın ispatlandığı kabul edilmektedir. Bu durumda fail hakkında hakaret suçundan cezaya hükmedilmemektedir.
Bunun dışında isnadın ispatının kabul edilebilmesi belirli şartlara bağlanmıştır. Buna göre isnat edilen fiilin doğru olup olmadığının ortaya çıkarılmasında kamu yararı bulunmalı veya şikâyetçi isnadın ispatına rıza göstermelidir. Kanun koyucu bu düzenleme ile bir yandan kişilerin şeref ve saygınlığını korurken, diğer yandan kamu yararının bulunduğu durumlarda gerçeğin ortaya çıkarılmasına da imkân tanımıştır.
Ancak isnadın doğru olması her durumda hakaret suçunu ortadan kaldırmamaktadır. Kanunun ikinci fıkrasında açıkça belirtildiği üzere; ispat edilmiş bir fiilden söz edilerek kişiye aşağılayıcı, küçük düşürücü veya onur kırıcı ifadeler kullanılması halinde yine cezaya hükmedilmektedir. Başka bir ifadeyle, gerçek bir olayın aktarılması bahanesiyle kişinin şeref ve saygınlığını hedef alan saldırgan söylemlerde bulunulması hukuken korunmamaktadır.
Örneğin bir kişinin geçmişte işlediği ve mahkeme kararıyla sabit olmuş bir fiil nedeniyle toplum içinde aşağılanması, küçük düşürücü ifadelerle hedef gösterilmesi veya onur kırıcı sözlerle anılması halinde hakaret suçunun oluşması mümkündür. Çünkü ceza hukuku yalnızca gerçeğin söylenip söylenmediğini değil, kullanılan ifade biçiminin kişilik haklarını ihlal edip etmediğini de dikkate almaktadır.
Sonuç olarak hakaret suçunda isnadın ispatı kurumu; ifade özgürlüğü, kamu yararı ve kişilik haklarının korunması arasındaki hassas dengeyi sağlamayı amaçlayan önemli bir hukuki düzenleme niteliği taşımaktadır.
"Ancak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun isnadın ispatı başlıklı 127. maddesi; “(1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
(2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde, cezaya hükmedilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninde, kişiye somut isnatta bulunulması hâlinde, isnadın ispatı düzenlenmektedir. Anayasamızda da isnadın ispatına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Anayasamıza göre; kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak isnatta bulunulması durumunda, isnatta bulunan isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışında, kişilere somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması hâlinde, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için iki seçenek koşuldan birinin gerçekleşmesi gerekir.
Birinci seçenek koşul, isnadın doğruluğunun ispatında kamu yararı bulunmasıdır.
Diğer seçenek koşul ise, şikâyetçinin yani kendisine hakaret edilenin ispata razı olmasıdır.
Yine Anayasamıza göre, isnadın doğruluğunun ispat edilmiş olması, hakaret suçunun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, hakarette bulunan kişi hakkında beraat kararı verilmelidir. Madde metnindeki düzenleme yapılırken, Anayasamızın bu konuda belirlediği kurallar da göz önünde bulundurulmuştur.
Madde metninde kabul edilen sisteme göre, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için, isnadın bir suç vakıasına ilişkin olması gerekir. Yani kişiye belli bir suçu işlediğinden bahisle hakaret edilmiş olması gerekir. Ayrıca, hakaretin yapıldığı anda isnadın konusunu oluşturan suç dolayısıyla kişi hakkında henüz bir hüküm verilmemiş olmalıdır.
Bu sistemde, isnadın doğruluğunun ispatı, hakaret suçundan dolayı açılan davanın görüldüğü mahkemede yapılmamaktadır. Hakaret suçunun işlendiğinden bahisle açılan davanın görüldüğü mahkeme, yapılan somut vakıa isnadının bir suç oluşturması durumunda, bu suçun gerçekten işlenmiş olup olmadığının ortaya çıkarılmasını bekletici mesele kabul ederek, bu nedenle açılmış veya açılacak olan davanın sonucunu beklemelidir. İsnadın doğruluğunun ispatı, ancak isnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası bağlamında ilgili mahkemede söz konusu edilebilir.
İsnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası sonucunda bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde; isnat ispatlanmış addedilir ve maddenin birinci fıkrası gereğince, hakarette bulunan kişiye ceza verilmez.
Ancak, hakarete uğrayan, isnat edilen fiil dolayısıyla hakkında açılan davada kesinleşmiş bir hükümle beraat etmişse, isnat ispat edilmemiş sayılır ve hakaret eden kişi cezalandırılır. Hakarete uğrayan kişi hakkında, isnat edilen fiil dolayısıyla takipsizlik kararı veya açılan davada düşme kararı verilmiş olması hâlinde de; isnadın doğruluğu ispat edilmemiş sayılacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre; kesin hükümle sonuçlanmış bir davayla işlendiği sabit görülen bir fiilden bahisle kişiye hakaret edilmiş olması hâlinde, cezaya hükmedilir. Böylece, daha önce işlediği bir suçtan dolayı mahkûm edilmiş olan kişiye, bu suçtan bahisle hakaret edilmiş olmasının tasvip edilemez olduğu vurgulanmıştır. Hakkında başlatılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı veya açılan davada düşme veya beraat kararı verilmiş olan kişiye, soruşturma veya kovuşturma konusu fiilden bahisle hakaret edilmiş olması hâlinde, hakaret edenin cezalandırılacağında kuşku yoktur.
Bu açıklamalar çerçevesinde incelemeye konu olayda; sanığın kapatılan BDP Van İl Başkanlığı organizasyonuyla Van belediye binası önünde yapılan basın açıklamasının sunuculuğunu yaptığı, sanığın belediye binası önünde toplanan kalabalığa hitaben ''sayın Başbakanın hesap sorması gereken biri varsa öbür dönem iktidarda olan 180 trilyon parayı çalan Belediye Başkanı ... ve ...'tir'' demek suretiyle katılanlara hakaret ettiğinin kabul olunduğu, sanığın aşamalarda vermiş olduğu savunmalarında “… bu konuda Belediyemizin açtığı onlarca dava vardır ve Van ilinde derdesttir” şeklinde katılanlar hakkında beyanda bulunduğu,
Bunun dışında sanık savunmasında belirtilen hususta katılanlar hakkında açılmış soruşturma ve dava olup olmadığının sorulduğu, UYAP’ta katılanlar adına genel dava ve soruşturma raporunun dava dosyasına delil olarak sunulması ancak bu raporlarda sanık tarafından katılanlara isnad edilen olaya ilişkin bir soruşturma ya da açılmış dava olup olmadığı konusunda inceleme yapılmadığının anlaşılması karşısında, kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması nedeniyle, katılanlar hakkında isnadın doğruluğunun yöntemince araştırılması gerektiği gözetilmeyerek, eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve sanık ...’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2020/12064 E. , 2021/8907 K.)
13. HAKARET SUÇUNDA İDDİA VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI
Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesinde iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. İlgili hükümde; “Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.” denilerek belirli şartlar altında kişilerin cezai sorumluluktan korunacağı kabul edilmiştir.
Bu düzenleme ile kişilerin yargı mercileri ve idari makamlar önünde hak arama özgürlüğünü etkin şekilde kullanabilmeleri amaçlanmıştır. Çünkü tarafların dava, şikâyet, savunma veya başvuru sırasında olayları serbestçe açıklayabilmeleri, iddialarını ortaya koyabilmeleri ve gerekli değerlendirmelerde bulunabilmeleri adil yargılanma hakkının doğal bir sonucudur.
İddia ve savunma dokunulmazlığının uygulanabilmesi için ileri sürülen isnat veya değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması gerekmektedir. Ayrıca kullanılan ifadelerin görülmekte olan uyuşmazlıkla bağlantılı olması zorunludur. Başka bir ifadeyle sırf karşı tarafı küçük düşürmek, aşağılamak veya kişilik haklarına saldırmak amacıyla uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan ifadelerin kullanılması halinde bu korumadan yararlanılması mümkün değildir.
Örneğin bir dava dilekçesinde, tanık beyanında veya savunma sırasında uyuşmazlığın çözümü bakımından gerekli olan somut olaylara yer verilmesi iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilebilir. Ancak uyuşmazlıkla ilgisi olmayan, kişiyi aşağılayıcı veya doğrudan onur, şeref ve saygınlığını hedef alan ifadeler hukuki koruma kapsamında kabul edilmeyecektir.
Bu nedenle iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırsız bir hak niteliği taşımamaktadır. Kanun koyucu, bir yandan kişilerin hak arama özgürlüğünü güvence altına alırken diğer yandan kişilik haklarının korunmasını da amaçlamıştır. Böylece ifade özgürlüğü ile bireyin şeref ve saygınlığının korunması arasında dengeli bir sistem kurulmuştur.
"Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre, sanığın temyizinin hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik olduğu belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
1- TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasanın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonucunda hedeflenen, “gerçeğe ulaşma” ve “adaletin gerçekleşmesi” de söz konusu olamayacaktır.
Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; iddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddi vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.
İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması lazımdır ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.
Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.
Somut olayda; sanığın ağır ceza mahkemesinde sanık sıfatıyla yargılandığı duruşmada söylediği sözlerin, TCK'nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
2- Kabule göre de; hakaret suçunun aleni yer olan duruşma salonunda kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesine rağmen TCK’nın 125/3-a, 125/4 maddelerinin uygulanmaması,
Kanuna aykırı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." (4. Ceza Dairesi 2019/2022 E. , 2021/24259 K.)
14. HAKARET SUÇUNDA HAKSIZ FİİLE TEPKİ VE KARŞILIKLI HAKARET
Türk Ceza Kanunu’nun 129. maddesinde, hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak veya karşılıklı şekilde işlenmesi halinde uygulanacak özel hükümler düzenlenmiştir. İlgili maddede;
“Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir."
Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. hükmüne yer verilmiştir.
Kanun koyucu bu düzenleme ile hakaret suçunun her somut olayda aynı koşullar altında gerçekleşmediğini kabul etmiş ve özellikle ani gelişen olaylarda kişilerin içinde bulunduğu ruh hali ile olayın meydana geliş biçimini dikkate almıştır. Bu nedenle bazı durumlarda cezada indirim yapılmasına, bazı durumlarda ise tamamen ceza verilmemesine imkân tanınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haksız fiile tepki hali bakımından, mağdurun gerçekleştirdiği haksız bir davranışın fail üzerinde oluşturduğu etki dikkate alınmaktadır. Kişinin ağır tahrik oluşturan bir davranışla karşılaşması sonrasında anlık öfke veya tepki ile hakaret içerikli sözler söylemesi halinde mahkeme, olayın özelliklerine göre cezada indirim yapabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçebilmektedir.
İkinci fıkrada ise hakaret suçunun kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre kişi, kendisine yönelen kasten yaralama fiilinin hemen ardından hakaret içerikli ifadeler kullanmışsa hakkında ceza verilmemektedir. Kanun koyucu burada kişinin maruz kaldığı fiziksel saldırının oluşturduğu psikolojik etkiyi dikkate almıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen karşılıklı hakaret halinde ise tarafların birbirlerine karşı hakaret içerikli sözler söylemeleri söz konusudur. Bu durumda mahkeme, olayın oluş şekline, tarafların davranışlarına ve kullanılan ifadelerin niteliğine göre taraflardan biri veya her ikisi hakkında cezada indirim yapabilmekte ya da ceza vermekten vazgeçebilmektedir.
Ancak bu hükümlerin uygulanabilmesi için olayın özelliklerinin dikkatli şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü her tartışma veya karşılıklı sözlü atışma doğrudan bu madde kapsamında değerlendirilemez. Mahkeme tarafından tarafların davranışları, olayın gelişim süreci, kullanılan ifadelerin ağırlığı ve haksız fiilin etkisi birlikte incelenmektedir.
Sonuç olarak TCK m.129 hükmü, hakaret suçlarında somut olayın özelliklerinin dikkate alınmasını sağlayan ve cezanın bireyselleştirilmesine hizmet eden önemli bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
"Hakaret suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 43/2, 29, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.620,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/01/2020 tarihli ve 2019/161 esas, 2020/30 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre;
1- Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28/02/2017 tarihli ve 2014/4-757 esas, 2017/113 karar sayılı ilamında, “...5237 sayılı TCK'nın 125. maddesinin dördüncü fıkrasında hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun nitelikli bir şekli olarak kabul edilmiştir. Bu fıkraya ilişkin madde gerekçesinde, aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması şeklinde belirtilmiştir. Hakaret suçunun, belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi halinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın hakareti öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Aleniyet halinde, mağdur, hakaretin az sayıda kişi önünde gerçekleşmesine oranla, daha fazla rencide olacağı için, bu nitelikli hal kabul edilmiştir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 3. Baskı, 2016, s. 235). Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde de alenen işlendiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın hakaret fiilini apartman boşluğunda gerçekleştirdiği olayda; apartman boşluğunun herkese açık bir yer olmayıp, apartman sakinlerinin kullanımına mahsus olması ve apartman boşluğunda söylenen sözlerin herkes tarafından duyulma imkanının bulunmaması karşısında, aleniyet unsuru oluşmadığı halde hakaret suçunun alenen işlendiği kabul edilerek sanığın cezasında artırım yapılması yasaya aykırıdır. Belirtilen nedenlerle, hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında TCK'nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması yasaya aykırı olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönünden değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir....” şeklinde belirtildiği üzere, herkese açık olmayan apartman boşluğu gibi yerlerde suçun işlenmesi halinde aleniyet unsurunun gerçekleşmiş olmayacağı nazara alındığında, somut olayda müştekilerin ikametinin bahçesinde gerçekleşen eylem nedeniyle hakaret suçunun alenen işlendiğinin kabul edilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın cezasında artırım yapılmasında,
2- 5237 sayılı Kanun'un 129/1. maddesinde yer alan “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklindeki hüküm ile hakaret suçlarına özel tahrik düzenlemesi yapıldığı, somut olayda Mahkemece sanığın hakaret fiilini, müştekinin haksız eyleminden dolayı tahrik altında işlediğinin kabul edilmesine rağmen, yapılan haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren 5237 sayılı Kanun'un 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un 29. maddesinin uygulanmasında,
İsabet görülmemiştir.” denilmektedir.
I- Hukuksal Değerlendirme:
A-Bir Numaralı Talep Açısından:
5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun’un 4. fıkrasında da “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aleniyet hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir.
İnceleme konusu somut olayda; sanığın, hakaret içeren sözlerini tam olarak nerede söylediği tespit edilmeden sanık hakkında aleniyet artırımı yapılarak fazla ceza verilmesi hukuka aykırıdır.
B-İki Numaralı Talep Açısından:
Hakaret suçlarında özel tahrik hükümleri içeren TCK'nın 129. maddesinin 1. fıkrası: “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmünü içermektedir.
Genel bir tahrik hükmü olan TCK'nın 29. maddesi ise: “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
İncelenen somut olayda, mahkemece hakaret suçundan mahkum edilen sanığın, eylemini haksız tahrik altında işlediğinin kabulüyle, TCK'nın 29/1. maddesi uyarınca cezasından 1/4 oranında indirim yapıldığı ve sanığın neticeten 1.620 TL adli para cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir. Ancak yapılan haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren TCK'nın 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un genel tahrike dair 29. maddesinin uygulanması, hukuka uygun görülmemiştir.
II-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1-Hakaret suçundan sanık ... hakkında, Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/01/2020 tarihli ve 2019/161 esas, 2020/30 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2021/466 E. , 2021/11294 K.)
""Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret" başlıklı 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi hâlinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir" şeklindeki düzenleme nazara alındığında, karşılıklı hakaret halinde bazen yalnız bir tarafın, bazen ise her iki tarafın yararlanabileceği hakaret suçuna özel, şahsi bir cezasızlık ya da cezada indirim hali öngörüldüğü, karşılıklı hakaret hükmünün uygulanabilmesi için karşılıklı olarak işlenen suçların aynı Kanun'un 125 inci maddesinde yer alan tanıma uygun hakaret suçundan ibaret olması, ilk hakareti gerçekleştiren kişinin haksız olması, hakaretlerin karşılıklı olması ve karşılıklı hakaretler arasında illiyet bağının bulunması şartlarının gerçekleşmesi gerektiği, bu şartların varlığı halinde, mahkemece, olayın mahiyetine göre taraflardan birisi veya her ikisi hakkında verilecek cezadan indirim yapılabileceği gibi 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi gereğince ceza verilmesinden de vazgeçebilir.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda; dosya içeriğine göre ilk hakaret eyleminin sanık tarafından gerçekleştirildiği ve bir kısım tanıkların katılanın da sanığa hakaret ettiğini beyan ettikleri kabul edilmesine rağmen; olayın mahiyetine göre sanık hakkında verilecek cezadan 5237 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca indirim yapılabileceği gözetilmeden " ilk hakaret edenin sanık olduğundan şüphe bulunmadığı, olayı başlatan ve hakaret eden sanığın TCK'nun 129/3 maddesinden yararlandırılmasının yerinde olmadığı" şeklindeki kanuni olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkeme kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2021/33870 E. , 2024/6051 K.)
15. KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET
Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesinde kişinin öldükten sonra hatırasına karşı işlenen fiiller özel olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, yalnızca yaşayan kişilerin değil, ölümden sonra da kişinin manevi değerlerinin ve hatırasının korunmasını amaçlamıştır.
İlgili maddeye göre:
“(1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.
(2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bu düzenleme ile ölümden sonra kişinin saygınlığının korunması hedeflenmiştir. Kişinin yaşamı sona ermiş olsa dahi, toplum içindeki itibarı ve hatırasına yönelik saldırılar ceza hukuku kapsamında yaptırıma bağlanmıştır. Özellikle kişinin anısına yönelik aşağılayıcı, küçük düşürücü veya onur kırıcı ifadeler kullanılması bu suçun oluşmasına neden olabilmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kişinin hatırasına hakaret suçu düzenlenmiş olup, suçun oluşabilmesi için hakaret içerikli fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekmektedir. Ayrıca fiilin alenen işlenmesi halinde cezanın artırılacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Böylece, merhumun hatırasının toplum önünde daha geniş şekilde zarar görmesi durumunda daha ağır yaptırım öngörülmüştür.
İkinci fıkrada ise ceset veya kemiklere yönelik tahkir edici fiiller ayrıca suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre, bir ölünün cesedine veya kemiklerine yönelik saygısız ve aşağılayıcı davranışlarda bulunulması da bağımsız bir suç teşkil etmektedir. Bu düzenleme, insan onurunun ölümden sonra da belirli bir saygı çerçevesinde korunması gerektiği anlayışına dayanmaktadır.
Sonuç olarak TCK m.130 hükmü, kişinin ölümünden sonra dahi hatırasının ve bedensel bütünlüğüne ilişkin saygının korunmasını sağlayan önemli bir ceza hukuku düzenlemesi niteliğindedir.
16. HAKARET SUÇUNDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA KOŞULU
Türk Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasına ilişkin koşullar düzenlenmiştir. Bu düzenleme, hakaret suçunun hangi hallerde re’sen, hangi hallerde ise şikâyete bağlı olarak ele alınacağını belirlemektedir.
İlgili maddeye göre:
“(1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.
(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.”
Bu hüküm uyarınca hakaret suçu kural olarak şikâyete bağlı bir suç niteliği taşımaktadır. Ancak kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçlarında şikâyet şartı aranmamaktadır. Bu durumda Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturma ve kovuşturma yapılabilmektedir. Kanun koyucu bu düzenleme ile yalnızca bireyin değil, kamu hizmetinin ve kamu idaresinin saygınlığını da koruma altına almıştır.
Şikâyete bağlı olan hakaret suçlarında ise mağdurun şikâyet hakkını kullanması gerekmektedir. Şikâyet yapılmadığı sürece soruşturma ve kovuşturma başlatılması mümkün değildir. Bu yönüyle hakaret suçu, mağdur iradesine bağlı olarak ceza yargılamasına konu olan suçlar arasında yer almaktadır.
Mağdurun şikâyet etmeden önce ölmesi halinde veya suçun ölmüş bir kişinin hatırasına karşı işlenmesi durumunda ise şikâyet hakkı belirli yakınlara tanınmıştır. Buna göre ölenin ikinci dereceye kadar üstsoyu, altsoyu, eşi veya kardeşleri şikâyet hakkını kullanabilmektedir. Bu düzenleme ile kişinin ölümünden sonra da itibarının ve hatırasının korunması amaçlanmıştır.
Sonuç olarak TCK m.131 hükmü, hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasına ilişkin usulü belirleyen, şikâyet şartını ve bu şartın istisnalarını ortaya koyan önemli bir düzenleme niteliğindedir.
17. HAKARET SUÇUNDA UZLAŞMA
7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile hakaret suçuna ilişkin önemli değişiklikler yapılmış, özellikle uzlaştırma ve önödeme kurumları bakımından yeni bir sistem benimsenmiştir. Yapılan değişiklikler sonrasında hakaret suçunun bazı halleri uzlaştırma kapsamından çıkarılarak ön ödeme kapsamına alınmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.253/3 hükmünde yapılan değişiklikle, Türk Ceza Kanunu m.125/2 kapsamında düzenlenen ve “mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle” işlenen hakaret suçlarında uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Böylece özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital iletişim araçları üzerinden işlenen hakaret suçları bakımından uzlaştırma hükümlerinin uygulanması sona erdirilmiştir.
Bunun yanında TCK m.75 hükmünde yapılan değişiklik ile; ileti yoluyla işlenen hakaret suçları ile TCK m.125/3-b ve 125/3-c bentlerinde düzenlenen dini, siyasi, sosyal veya felsefi düşünce ve kanaat nedeniyle işlenen hakaret suçları ile kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenen hakaret suçları ve alenen işlenen hakaret suçları ön ödeme kapsamına alınmıştır.
Yeni düzenleme ile kanun koyucu, hakaret suçlarından kaynaklanan soruşturma ve kovuşturma yükünü azaltmayı amaçlamıştır. Özellikle sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçlarının uygulamada yoğun şekilde ceza yargılamasına konu olması nedeniyle Cumhuriyet başsavcılıkları, uzlaştırma büroları ve mahkemeler bakımından ciddi bir iş yükü oluştuğu görülmektedir. Bu nedenle bazı hakaret suçlarının uzlaştırma kapsamından çıkarılarak ön ödeme kapsamına alınması tercih edilmiştir.
Sonuç olarak, mevcut düzenlemeler çerçevesinde hakaret suçlarında uzlaştırma hükümleri her durumda uygulanmamaktadır. Özellikle TCK m.125/2 kapsamında ileti yoluyla işlenen hakaret suçlarında uzlaştırma yolu kapatılmış olup, bu suçlar bakımından önödeme hükümleri uygulanmaktadır. Bu nedenle hakaret suçlarında hangi usul hükümlerinin uygulanacağının belirlenebilmesi için suçun işleniş şekli ve ilgili kanun maddesinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
"B. Kamu görevlilerine Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5271 sayılı Kanun'un 286/3-a-1. maddesi uyarınca hakaret suçunun temyize tabi olduğu ve kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakaret eyleminin uzlaşmaya tabi bir suç olmadığı anlaşılarak, mahkemece uygulanan hükümler bakımından herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır." (2. Ceza Dairesi 2023/2842 E. , 2023/1810 K.)
18. HAKARET SUÇUNDA ÖNÖDEME
Önödeme kurumu, ceza muhakemesi usullerinden farklı olarak alternatif çözüm yöntemleri arasında yer almaktadır. Her ne kadar uzlaştırma ile benzer yönler taşısa da, önödemede mağdur ile fail arasında bir anlaşma süreci bulunmamakta; süreç doğrudan Cumhuriyet savcılığı veya mahkeme tarafından yürütülmektedir.
Bu yönüyle önödeme, taraf iradesine dayalı bir uzlaşma mekanizmasından ziyade kanunda belirlenen şartların gerçekleşmesi halinde uygulanması zorunlu olan özel bir muhakeme usulü niteliği taşımaktadır.
Bu kapsamda soruşturma makamı tarafından şüpheliye, kanunda belirtilen esaslara göre belirlenen miktarın ödenmesine ilişkin bir teklif sunulmaktadır. Şüphelinin, tebligatın yapılmasından itibaren on gün içinde belirlenen miktarı ödemesi halinde hakkında kamu davası açılmamakta ve soruşturma kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sona ermektedir. Başka bir ifadeyle, mağdurun ayrıca onayı aranmaksızın failin önödeme yükümlülüğünü yerine getirmesi ceza muhakemesinin sona ermesine neden olmaktadır. Buna karşılık, şüphelinin önödeme teklifini kabul etmemesi veya yükümlülüğü süresinde yerine getirmemesi halinde genel hükümlere göre kamu davası açılarak yargılama süreci devam etmektedir.
Önödeme hükümlerinden yararlanan kişi bakımından ayrıca önemli bazı sonuçlar doğmaktadır. Bu kapsamda ödenen adli para cezası adli sicile işlenmemekte, verilen kararlar yalnızca kendilerine özgü ayrı bir kayıt sisteminde tutulmaktadır. Bunun yanında, önödeme kapsamındaki bir suçun belirli süre içerisinde tekrar işlenmesi halinde fail aynı imkândan yeniden faydalanamamaktadır.
Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu bakımından önödeme hükümleri uygulanmamaktadır. Çünkü bu suç tipi yalnızca kamu görevlisinin kişisel şeref ve saygınlığını değil, aynı zamanda kamu idaresinin itibarı ve kamu hizmetinin düzenli işleyişini de korumaktadır. Bu nedenle kanun koyucu, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen hakaret fiillerini önödeme kapsamı dışında bırakmış ve soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülmesini kabul etmiştir.
Hakaret suçları bakımından önödeme kurumunun önem kazanmasının temel nedenlerinden biri, sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yoğun şekilde kullanılmaya başlanmasıdır. Günümüzde sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştirilen hakaret içerikli paylaşımlar sebebiyle çok sayıda kişi mağdur olabilmekte, bazı durumlarda ise anonim hesaplar veya sahte kimlikler nedeniyle faillerin tespiti güçleşebilmektedir. Dijital alanın sınır aşan yapısı ve sosyal medya platformlarının çoğunlukla yurt dışında bulunması da soruşturma süreçlerini zorlaştırabilmektedir.
Öte yandan sosyal medya ortamında kişilik hakları, özel hayatın gizliliği ve bireylerin manevi değerleri ciddi saldırılarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bunun yanında gerçek kimliğiyle paylaşım yapan kişiler bakımından ifade özgürlüğünün sınırları konusunda farklı tartışmalar ortaya çıkabilmekte, bazı durumlarda kamu otoritesinin müdahalesi eleştiri konusu olabilmektedir.
Ayrıca uygulamada bazı kişilerin bilinçli şekilde sosyal medya tartışmalarını büyüterek hakaret veya tehdit içerikli cevaplar almaya zemin hazırladığı, sonrasında ise ceza şikâyetleri, uzlaşma süreçleri veya şikâyetten vazgeçme yöntemleri üzerinden maddi menfaat elde etmeye çalıştığı yönünde değerlendirmeler de yapılmaktadır. Özellikle yurt dışında bulunan veya kimliğini gizleyen kişiler bakımından soruşturma süreçlerinin etkisiz kalabilmesi, uygulamada ayrı bir tartışma konusu oluşturmaktadır.
Bu nedenlerle kanun koyucu, hakaret suçlarının belirli türlerinde önödeme kurumunu genişleterek hem yargı mercilerinin iş yükünü azaltmayı hem de uygulamada ortaya çıkan kötüye kullanımları sınırlandırmayı amaçlamıştır.
19. HAKARET SUÇUNDA CEZANIN ERTELENMESİ
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçunda, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının belirli şartların varlığı halinde ertelenmesi mümkündür. 5237 sayılı TCK'nın 51. Maddesi gereği adli para cezası ve güvenlik tedbirlerinin uygulanması kararı hakkında cezanın ertelenmesi kararı verilemeyecektir. Cezanın ertelenmesi, mahkeme tarafından verilen hapis cezasının ceza infaz kurumunda derhal infaz edilmemesi ve sanığın belirli bir denetim süresi içerisinde yeniden suç işlememesi şartıyla cezanın sonuç doğurmamasını ifade etmektedir.
Hakaret suçunda cezanın ertelenebilmesi için öncelikle hükmedilen hapis cezasının iki yıl veya daha az süreli olması gerekmektedir. Bunun yanında sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, yargılama sürecindeki davranışlarıyla yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede olumlu kanaat oluşması ve mağdurun uğradığı zararın giderilmiş olması gibi hususlar da değerlendirilmektedir.
Mahkeme tarafından cezanın ertelenmesine karar verilmesi halinde sanık hakkında bir denetim süresi belirlenmektedir. Bu süre içerisinde kişinin kasıtlı yeni bir suç işlememesi ve mahkemenin yüklediği yükümlülüklere uygun davranması gerekmektedir. Denetim süresinin sorunsuz şekilde tamamlanması halinde ertelenen ceza infaz edilmiş sayılmaktadır. Ancak denetim süresi içerisinde yeni bir kasıtlı suç işlenmesi durumunda ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infazına karar verilebilmektedir.
Hakaret suçunda cezanın ertelenmesi kurumu, özellikle ilk kez suç işleyen kişiler bakımından cezanın bireyselleştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılma amacı taşımaktadır. Bu nedenle mahkemeler, somut olayın özelliklerini, suçun işleniş biçimini ve sanığın kişisel durumunu dikkate alarak cezanın ertelenip ertelenmeyeceğine karar vermektedir.
20. HAKARET SUÇUNDA CEZANIN ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçunda hükmedilen kısa süreli hapis cezalarının belirli şartlar altında adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. 5237 sayılı TCK'nın 49. Maddesi "...(2) Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır." hükmü konulmuştur. Kısa süreli hapis cezalarının 5237 sayılı TCK'nın 50. Maddesi gereği "(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;..." adli para cezasına çevrilebilecektir. Kanun koyucu, özellikle kısa süreli hapis cezalarının infazı yerine alternatif yaptırımların uygulanabilmesine imkân tanıyarak cezanın bireyselleştirilmesini amaçlamıştır.
Hakaret suçunda mahkeme tarafından verilen hapis cezasının kısa süreli olması halinde, bu ceza adli para cezasına çevrilebilmektedir. Kısa süreli hapis cezası, bir yıl veya daha az süreli hapis cezalarını ifade etmektedir. Mahkeme, sanığın kişilik özelliklerini, sosyal ve ekonomik durumunu, suçun işleniş biçimini ve yargılama sürecindeki tutumunu dikkate alarak hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilmeyeceğini değerlendirmektedir.
Adli para cezası belirlenirken, öncelikle mahkeme tarafından gün sayısı tespit edilmekte, ardından sanığın ekonomik ve şahsi durumu dikkate alınarak bir günlük miktar belirlenmektedir. Böylece toplam adli para cezası hesaplanmaktadır. Mahkeme gerekli görmesi halinde adli para cezasının taksitler halinde ödenmesine de karar verebilmektedir.
Hakaret suçunda hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, sanığın doğrudan ceza infaz kurumuna girmesini engelleyen önemli bir ceza hukuku kurumudur. Ancak adli para cezasının süresinde ödenmemesi halinde, belirli şartlar altında bu ceza yeniden hapis cezasına çevrilebilmektedir.
Özellikle ilk kez suç işleyen kişiler bakımından adli para cezasına çevirme uygulaması, failin topluma yeniden kazandırılması ve kısa süreli hapis cezalarının olumsuz etkilerinin önlenmesi amacı taşımaktadır. Bununla birlikte mahkeme her somut olayın özelliklerini ayrı ayrı değerlendirerek karar vermektedir.
"1-Sanığın, mağdur ...’e yönelik hakareti üzerine polislerin olay yerine gelmesi, polisler geldikten sonra da polislerle birlikte mağdur ...’e yönelik hakaret eylemine devam etmesi karşısında, bir suç işleme kararı ve kastıyla tüm mağdurlara yönelik olarak gerçekleştirdiği eyleminin bütün halinde TCK’nın 125/3-a, 125/4, 43/2. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, yerinde olmayan gerekçeyle hakaret suçundan iki kez hüküm kurulması,
2-Sanığın, mağdur ...’e yönelik hakaret suçunda temel ceza olarak adli para cezası tercih edildiği halde sanığın, mağdur polislere yönelik hakaret suçunda farklı bir gerekçe sunmadan seçimlik cezalardan hapis cezasının tercih edilmesi suretiyle kararda çelişkiye düşülmesi, seçimlik ceza öngören hakaret suçunda tercih edilen hapis cezasının da sonradan adli para cezasına çevrilmesi suretiyle TCK’nın 50/2. maddesine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı ve sanık ... müdafisinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2020/14849 E. , 2022/15289 K.)
21. HAKARET SUÇUNDA HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumuna ilişkin düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi’nin 2025/98 Esas ve 2025/149 Karar sayılı kararıyla Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 31.12.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olmakla birlikte, kararın yürürlüğe girmesi dokuz ay süreyle ertelenmiştir. Bu nedenle, belirtilen süre sona erinceye kadar HAGB’ye ilişkin mevcut hükümler uygulanmaya devam edecektir. Yasama organının bu süre içerisinde yeni bir yasal düzenleme yapması öngörülmektedir. Aksi halde, erteleme süresinin sonunda HAGB kurumuna ilişkin mevcut hükümler yürürlükten çıkacaktır.
Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen hakaret suçunda, belirli şartların varlığı halinde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilmesi mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkeme tarafından sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen bu hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden özel bir ceza muhakemesi kurumudur.
Hakaret suçunda HAGB kararı verilebilmesi için öncelikle sanık hakkında hükmedilen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olması gerekmektedir. Bunun yanında sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede olumlu kanaat oluşması ve mağdurun uğradığı zararın giderilmiş bulunması gibi şartlar da dikkate alınmaktadır.
Mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde sanık belirli bir denetim süresine tabi tutulmaktadır. Bu süre içerisinde sanığın kasıtlı yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılmakta ve dava düşmektedir. Böylece sanık hakkında mahkûmiyet hükmü hukuki sonuç doğurmamaktadır.
Ancak denetim süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi veya mahkeme tarafından belirlenen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, daha önce açıklanması geri bırakılan hüküm mahkeme tarafından açıklanarak infaz süreci başlamaktadır.
Hakaret suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, özellikle ilk kez suç işleyen kişiler bakımından cezanın bireyselleştirilmesi ve kişilerin topluma yeniden kazandırılması amacı taşımaktadır. Bu nedenle mahkemeler, somut olayın özelliklerini, sanığın kişisel durumunu ve suçun işleniş biçimini dikkate alarak HAGB kararı verip vermeyeceğini değerlendirmektedir.
"1-Sanığın atılı hakaret suçunu inkar etmesi, kolluk görevlisi ...’un ifadesinde, sanığın hakaret ettiğini duymadığını beyan etmesi, “Beyaz Kod” ihbar tutanağında, sanığın hakaretinden söz edilmemesi, hastane çalışanı olan ...’un ifadesinde, hakaret içeren sözlerin neler olduğunu hatırlamadığını belirtmesi, mahkemede sanığın hakaret ettiğini söyleyen hastane güvenlik görevlisi ...’nin olaydan hemen sonra verdiği kolluk ifadesinde, sanığın hakaretinden söz etmemesi, katılan ...’in mahkemedeki ifadesinde, sanığın hakaretine dair bir beyanının bulunmaması ve hakaret edenlerin suçun diğer failleri olduğunu belirtmesi karşısında, sanığın hakaret suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve cezalandırmaya yeterli delillerin neler olduğu açıklanmadan, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
2-Kısmi kabule göre de;
a)Rahatsızlanan sanığın olay gecesi gittiği hastanede acil servis doktoru olarak görev yapan katılan tarafından haklı bir neden ileri sürülmeden kendisine ilaç yazılmayıp, kendisini aile hekimine yönlendirilmesine sinirlenerek eylemlerini gerçekleştirmesi karşısında, olayın çıkış sebebi ve gelişimi üzerinde durularak hakaret suçunda TCK'nın 129, tehdit suçunda ise TCK'nın 29. maddelerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının tartışılmaması,
b)Hakaret suçundan netice cezanın 11 ay 20 gün olarak belirlenmesinden sonra, ertelemeye dair hüküm fıkrasında netice cezanın 1 yıl 8 ay olarak gösterilmesi suretiyle cezanın süresine dair hüküm fıkrasında çelişkiye düşülmesi,
c)6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle, CMK’nın 231/8. maddesinde yapılan değişikliğin suç tarihi itibariyle yürürlükte olmaması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel bir sabıkası bulunmayan sanık hakkında suçlardan doğan maddi bir zararın bulunmaması, manevi zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel teşkil etmemesi nedeniyle CMK’nın 231/6-b maddesinde açıklanan "kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları" irdelenip sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği yönünde nasıl bir kanaate varıldığı açıklanmadan, “öncesinde hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması” nedeniyle koşullarının oluşmadığından söz edilerek, yerinde olmayan gerekçeyle hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık ...’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye kısmen uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA," (4. Ceza Dairesi 2019/7388 E. , 2021/28765 K.")
HAKARET SUÇUNDA AVUKATIN ÖNEMİ
Hakaret suçu, uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri olup, özellikle sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte ceza yargılamalarında önemli bir yer edinmiştir. İlk bakışta basit bir suç gibi görünse de, hakaret suçunun oluşup oluşmadığının tespiti çoğu zaman ayrıntılı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu nedenle hakaret suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde avukat desteği büyük önem taşımaktadır.
Hakaret suçlarında en çok tartışılan hususların başında, kullanılan ifadelerin hakaret niteliğinde olup olmadığı gelmektedir. Bir sözün eleştiri kapsamında mı kaldığı, kaba hitap olarak mı değerlendirilmesi gerektiği yoksa kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek düzeyde hakaret teşkil edip etmediği çoğu zaman hukuki yorum gerektirmektedir. Bu noktada avukat, somut olayın özelliklerini değerlendirerek müvekkilinin haklarını en etkili şekilde savunabilmektedir.
Özellikle sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçlarında delillerin tespiti ve korunması ayrı bir önem taşımaktadır. Paylaşımların silinmesi, hesapların kapatılması veya içeriklerin değiştirilmesi gibi durumlar nedeniyle delillerin zamanında toplanması gerekmektedir. Avukatın süreci yakından takip etmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesine katkı sağlamaktadır.
Hakaret suçları bakımından şikâyet süresi, önödeme, uzlaştırma kapsamı dışında kalan haller, dava zamanaşımı, cezanın ertelenmesi, adli para cezasına çevrilmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi birçok hukuki kurum da önem arz etmektedir.
Bu süreçlerin doğru yönetilememesi halinde taraflar açısından telafisi güç hak kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında hakaret suçundan zarar gören kişiler, ceza yargılamasının yanı sıra manevi tazminat talebinde de bulunabilmektedir. Ceza ve özel hukuk süreçlerinin birlikte yürütülmesi gereken bu tür durumlarda avukat desteği, hukuki taleplerin doğru şekilde ileri sürülmesi bakımından önemli bir rol oynamaktadır.
Sonuç olarak hakaret suçu, yalnızca birkaç söz veya paylaşımın değerlendirilmesinden ibaret olmayıp; ifade özgürlüğü, kişilik hakları, ceza hukuku ve usul hukuku kurallarının birlikte ele alınmasını gerektiren bir suç tipidir. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, hakların etkin şekilde korunması ve sürecin sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşımaktadır.



Yorumlar